Spektrum (20) – Mikis Theodorakis’in ardından

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope’un her hafta dünya gündemini meşgul eden bir konunun enine boyuna incelendiği podcast programının 20. bölümünde bu hafta, dün (2 Eylül) hayatını kaybeden dünyaca ünlü Yunan besteci Mikis Theodorakis’in hayatını ele aldık.Nasıl bir çocukluk geçirdi? Siyasi mücadelesi nasıl başladı? İşgale nasıl kafa tuttu? Kaç kez işkenceye maruz kaldı? Müzik ve siyaseti nasıl yan yana götürmeyi başardı? Hayatı boyunca “komünist” kimliğiyle bilinmesine rağmen, son yıllarda sağ partilerin dikkatini nasıl çekti? Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde nasıl bir rol oynadı? Bu bölümümüzde bu sorulara yanıt aradık. 

Medyascope’tan herkese merhaba. 

Dünyaca ünlü Yunan besteci Mikis Theodorakis hayatını kaybetti. Theodorakis’in vefatı sadece Yunanistan’daki sevenlerini değil, bütün dünyayı yasa boğdu. Çünkü idealistti, halkların barışından ve demokrasiden yanaydı. Bu özelliklerini de her fırsatta yaptığı müzikler ve aktivist ruhu ile gösteriyordu. 

Nasıl bir çocukluk geçirdi? Siyasi mücadelesi nasıl başladı? İşgale nasıl kafa tuttu? Kaç kez işkenceye maruz kaldı? Müzik ve siyaseti nasıl yan yana götürmeyi başardı? Hayatı boyunca “komünist” kimliğiyle bilinmesine rağmen, son yıllarda sağ partilerin dikkatini nasıl çekti? Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde nasıl bir rol oynadı? 

Spektrum’un 20’nci bölümünde, radikal, entelektüel ve halkın sesi olarak hafızalara kazınan Mikis Theodorakis’in hayatını anlatacağım. Ben Senem Görür, Spektrum’a hoş geldiniz. 

20 haftadır sizlere dünyanın dört bir yanından farklı gelişmeleri aktarmaya çalışıyorum. Kimi zaman konumuz protestolar oldu, kimi zaman darbe girişimleri, kimi zaman ise iklim felaketleri… Bugün ise çok yakın bir yere götüreceğim sizi, Yunanistan’a. Programın rotasını kültür ve sanata doğru çizeceğim. 

Sadece komşu Yunanistan değil, bütün sanat dünyası dün (2 Eylül) bir ustayı sonsuzluğa uğurladı. Ünlü Yunan besteci Mikis Theodorakis, 96 yaşında hayata gözlerini yumdu. Vefatını resmi sitesinden paylaşılan bir yazı ile öğrendik. Ölüm sebebi de kalp kriziydi. Zaten Theodorakis uzunca bir zamandır kalbiyle savaşıyordu. 2019 yılında kalbine pil taktırmıştı fakat bu sefer bir kez daha başaramadı ve hayata gözlerini yumdu. 

Vefatından sonra ilk açıklama Yunanistan Kültür Bakanı’ndan geldi. Bakan Lina Mendoni, “Bugün Yunanistan’ın ruhunun bir kısmını kaybettik. Öğretmen, entelektüel, radikal Mikisimiz gitti” dedi. Başbakan Kiryakos Miçotakis, “Evrensel bir Yunan” dediği besteciyi sonsuzluğa uğurladıklarını söyledi ve Theodorakis’in müzik mirasının ve kriz anlarında halka verdiği hizmetin asla unutulmayacağını sözlerine ekledi. Vefatı sonrası ülkede bayraklar yarıya indi, üç günlük yas ilan edildi. Her ülke böyle değil tabii, sanata va sanatçıya verilen değer değişiyor. Kimileri milli yas ilan ediyor, kimileri ise taziye mesajı bile göndermiyor.

Birçoğumuz Theodorakis’i, Anthony Quinn’in başrolünde oynadığı “Zorba” filmi için bestelediği sirtaki ile tanıyoruz. Fakat “Zorba” eserlerinden sadece biri, bunun yanı sıra “Z” ve “Serpiko” başta olmak üzere 30’a yakın film müziği besteledi. Bestelediği şarkılar The Beatles, Shirles Bassey ve Edith Piaf’ın da aralarında bulunduğu ünlü şarkıcılar tarafından icra edildi. 1969 yılında “Z” ile orijinal film müziği dalında BAFTA ödülünü aldı. 1983 yılında ise Lenin Barış Ödülü’ne layık görüldü. 

Şimdi gelin, hayat hikayesinin derinliklerinde kalmış anılarına dönelim.

Theodorakis’in hayat öyküsü Türkiye’ye çok yakın bir yerde başladı, Sakız Adası’nda. 1925 yılında Sakız’da hayata gözlerini açan Theodorakis’in annesi İzmirli, babası ise Giritli’ydi. İzmir ve Girit, Theodorakis’in hayatı boyunca yaptığı tüm müziklerde etkisini göstermiş; zaten o da her fırsatta bestelerindeki Anadolu ve Bizans ezgilerini harmanlamaya gayret etmişti. Bu iki yer, Theodorakis için sadece müzik alanında etkili değildi. Theodorakis, tarih boyunca kötü giden Türk-Yunan ilişkilerini bir nebze olsun yumuşatabilmek için de çalıştı. Hem de yakından tanıdığımız bir isimle, Zülfü Livaneli’yle. Fakat bu, ileriki dakikaların konusu. 

Theodorakis ilk bestelerini üretmeye başladığında 13 yaşındaydı, müziğe olan ilgisini daha da geliştirmek için Paris ve Atina’da klasik müzik eğitimi aldı. Ergenlik dönemleri ile birlikte siyasete olan ilgisi de boy gösterdi. 16 yaşından gün alır almaz siyasi mücadelenin içinde buldu kendini. 1941 yılında ülkesini işgal eden güçlere – yani Almanya, İtalya ve Bulgaristan üçlüsüne – kafa tuttu. Fakat 1942 yılında tutuklandı ve bu tutukluluk, işkence ve gözaltı halleri hayatının belirli dönemlerinde devam etti. 

Daha sonra ülkesinde iç savaş patlak verdi. Bu dönemde Yunanistan Komünist Partisi liderliğinde oluşturulan işgal karşıtı Milli Kurtuluş Cephesi’nin üyesi oldu. Halkı için savaşmayı kendine görev bildi. 1946 yılında ölümü çok yakından tattı. Polisin saldırısı sonucu ölü zannedildi ve sokak köşelerinde bırakıldı. Sağlığına yeniden kavuşmasıyla birlikte apar topar sürgüne gönderildi. Önce İkaria Adası’nda sonra da Markoniso’da aldı soluğu. Burada da türlü türlü işkencelere maruz kaldı.

1950 yılında ise Atina Konservatuarı’ndan mezun oldu ve şimdi hepimizin yakından tanıdığı eserlerini icra etmeye başladı. 1953 yılında eşi Mirto ile hayatını birleştirdi ve Fransa’dan bulduğu burs ile Paris Konservatuarı’na girdi. 1960’lı yıllarda ise hem müzikle uğraştı hem de siyasi hayatına devam etti.

1960’lar hem Türkiye hem de Yunanistan için çalkantılı yıllardı. Türkiye’de ordunun siyasete müdahil oluşunun ilk temelleri atılmaya başlamıştı. Yunanistan’da da 1967 yılında Yorgo Papadopulos komutasındaki Albaylar Cuntası iktidara el koymuştu. Bu durum, hem ülkeye hem de Theodorakis’in sanatsal faaliyetlerine bir darbeydi. Askerlerin Yunanistan’da yaptığı ilk iş, kültür ve sanata müdahale etmek oldu. Theodorakis ev hapsinde tutuldu, eserlerinin dinlenmesi ve satılması yasaklandı. Sadece o değil, o muhteşem bestelerini dinleyenler de risk altındaydı artık. Fakat Theodorakis yılmadı, cunta karşıtı devrimci harekete destek verdi. Aylar sonra tutuklandı ve Atina’nın kuzeyindeki Oropos’ta bulunan bir esir kampına gönderildi. Burada dövülerek öldürüldüğüne yönelik söylentiler çıkınca, cunta yönetimi “Hayır, öldürmedik” demek için Theodorakis’i yabancı gazetelere çıkardı.

Theodorakis, cezaevinde kaldığı dönem boyunca müziğe sarıldı, beste yapmaktan hiçbir zaman vazgeçmedi. Cezaevinden çıktığında ise eşi Mirto, oğlu George ve kızı Margarita ile birlikte Mora Yarımadası’ndaki Zatouna Köyü’ne yerleşti. Sonrasında ise Fransa’ya gitti. 1970 ile 1974 yılları arasında cuntanın gerçek yüzünü tüm dünyaya göstermek için bir dizi çalışmaya girişti. O dönemdeki tek gayesi, ülkesindeki insan hakları ihlallerini bütün dünyaya duyurmaktı. Bu yüzden birçok ülkeye bir dizi ziyaret düzenledi, liderler ile konuştu ve uluslararası konser kampanyası başlattı.

Yunanistan’daki darbe yönetimi bitince, Theodorakis evine döndü. Bu sefer kafasında ciddi bir biçimde siyaset yapmak vardı. Bu yüzden 1980’li yıllarda milletvekilliğini denedi. 1981’den 1986’ya kadar gönülden bağlı olduğu Komünist Partisi’nde milletvekilliği yaptı. Daha sonra bağımsız aday olarak sağcı Yeni Demokrasi Partisi’nden seçimlere katıldı, 1990 yılında ise şimdiki Başbakan Kiryakos Miçotakis’in babası Konstantin Miçotakis hükümetinde Kültür Bakanlığı görevini üstlendi, Mart 1992’de istifa etti. Aynı yıl Yunanistan Devlet Televizyonu’ndaki koronun yönetmenliğini üstlendi ve o dönemden itibaren artık siyasi kariyeri değil, müzisyen kariyeri ön plandaydı.

Hayatının son dönemlerinde sağ cenahın ilgisini çekmiş olsa da Theodorakis kendisini her zaman komünist olarak tanımlamış ve hayatındaki en güzel yıllarını Komünist Parti (KKE) ile yaşadığını her fırsatta dile getirmişti.

Ölümünün ardından Yunanistan Komünist Partisi Genel Sekreteri Dimitris Kuçubas’a yazdığı mektup sosyal medyada paylaşılmaya başladı. O mektubu Aytek Soner Alpan, Türkçe’ye çevirdi ve Twitter hesabından paylaştı. Mektupta şu satırlar yer alıyor:

“Yoldaş Dimitri,

Şu anda, hayatımın sonunda, hesap vaktinde, ufak detaylar hafızamdan siliniyor ve geriye ‘kallavi meseleler’ kalıyor.

Böylece görüyorum ki hayatımın en kuvvetli ve olgun yıllarını KKE bayrağı altında geçirmişim.

Bu nedenle bu dünyadan komünist olarak göçmek istiyorum.

Sevgiler…”

İdealleri uğruna hapse atılan Theodorakis’in yaptığı besteler, Yunanlar’ın kaybettikleri özgürlüklerin bir hatırlatıcısı oldu. Ne yardan geçti ne serden derler ya, o da ne müzikten geçti ne politikadan. Hatta o da 1970 yılında The New York Times gazetesine verdiği demeçte, “Her zaman iki sesle yaşadım, biri politik biri müzikal” demişti.

Yukarıda bahsetmiştim ya Theodorakis, Türk-Yunan ilişkilerinin geliştirilmesi için de önemli rol oynamaya çalıştı. 1983 yılında müzisyen ve yazar Zülfü Livaneli ile tanıştı. İkili Türkiye ve Yunanistan’da konserler verdi ve iki farklı albüm kaydetti. Hatta 1986 yılında Türk-Yunan Dostluk Derneği’ni birlikte kurdu. Türk-Yunan Dostluk Derneği, kurulduğu dönem hem Yunan hem de Türk milliyetçileri tarafından olumsuz karşılandı. Aslında Theodorakis’in ideali, iki ülkedeki meslek gruplarını ve derneklerini bir araya getirerek, birbirine bu kadar yakın olan fakat ayrı kalan bu iki ülkenin ilişkilerini geliştirmek olmuştu.

1999 yılında 16 Ağustos’u 17 Ağustos’a bağlayan gece saat 03:02’de Gölcük büyük bir depremle sarsılmıştı. 45 saniye süren depremde 17 binden fazla kişi hayatını kaybetti, 50 bine yakın kişi de yaralandı. Aynı yılın eylül ayında ise Yunanistan’ın başkenti Atina 6.0’lık bir depremle sarsılmıştı. Komşu iki ülkeyi derinden sarsan bu depremler, iki ülke arasında bir deprem diplomasisi oluşturmuş ve iki ülkenin ilişkileri biraz da olsun rayına girer gibi olmuştu. Bu depremlerden sonra yaraların sarılması için Theodorakis de çok uğraşmıştı. Livaneli ile birlikte hem Yunanistan’da hem de Türkiye’de konserler vermişti. Bu detaylara, Zülfü Livaneli’nin 2012 yılında yazdığı, “Sevdalım Hayat” kitabından ulaşmak da mümkün.

Theodorakis’e birçok siyasi de hayrandı… Hatta sokakta dinlenmesi yasak olsa bile bazı polisler bile Theodorakis’in bestelerini mırıldanıyordu… 

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, başbakanlık yaptığı dönemde Atina’da Theodorakis’in evini ziyaret etmişti. Hatta bu ziyaret Türkiye’de çok yankı bulmuştu. Fakat Theodorakis’i ziyaret eden çok sayıda siyasi vardı. 

Kendisinin siyaset ve müzik dışında bir diğer merakı da üzüme olan merakıydı. Sevenlerinin anlattığına göre Atina’daki evinde bir şarap mahzeni ve üç ayrı fıçı bulunmaktaymış. Fıçıların ismi de sırayla Marx, Lenin ve Engels’miş…

Hayatının son evrelerini evinde geçirmeyi tercih etti, anılarını kitap haline getirdi. Şüphesiz ki, anıları ve eserleri birçok ülkede ilham kaynağı oldu. 

Gördüğünüz gibi Theodorakis’in hayatı maceralarla dolu…

Kimi onu Yunanistan’ın Beethoven’ı, kimi ise Yunanistan’ın Mozart’ı olarak tanımlıyor. Gün gelince yüz karası, gün gelince Yunanistan’ın sembol ismi sayılsa da, herkesin kabul ettiği bir gerçek var ki, o da “halkın sesi” olması… Dünyada da müziği ile insanları birleştirmesi, dostluğun, barışın ve demokrasinin elçisi olması.

Dostluğa, demokrasiye ve sanata katkı sağlayanlar asla unutulmaz.. Sadece Theodorakis değil, Rasim Öztekin, Ferhan Şensoy, Turgay Yıldız ve diğerleri asla unutulmayacak. Ferhan Şensoy’un kızı Müjgan Ferhan Şensoy’un da dediği gibi: “Hayat babamınki gibi bir inatla yaşanmalı, inadına sağlık babacığım.” İnadınıza sağlık ustalar. 

Böylece Özgün Özgül ile birlikte hazırladığımız 20’nci Spektrum’un da sonuna geldik. 

Bizi sosyal medya hesaplarımızdan takip etmeyi ve yayınlarımızı izlemeyi unutmayın.

YouTube’daki katıl butonu ya da Patreon üzerinden de Medyascope’a katkıda bulunabileceğinizi tekrar hatırlatarak; haftaya yeni bir bölümde yeniden görüşmek dileğiyle diyelim. 

Hoşça kalın.  

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus