Popülizm neden yükseliyor? Macaristan seçimleri gerçekten liberal demokrasinin zaferi mi? Orbán gitti ama popülizm bitmedi mi? Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, artan eşitsizlikten yapay zekâya uzanan küresel dönüşümün demokrasiyi nasıl zorladığını anlattı.
Siyasetname programında Senem Görür Yücel’in sorularını yanıtlayan siyaset bilimci Ersin Kalaycıoğlu, son dönemde Avrupa’daki seçimler üzerinden popülizm tartışmalarını değerlendirdi. Kalaycıoğlu, popülizmin tek başına bir kriz başlığı olmadığını vurgularken, teknolojik dönüşüm, gelir eşitsizliği ve siyasal sistemdeki yapısal sorunların demokrasiyi daha derinden sarstığını söyledi.
“Demokrasinin başındaki tek bela popülizm değil”
Kalaycıoğlu’na göre son yıllarda Avrupa’da artan seçimler ve popülist hareketlerin görünürlüğü, demokrasinin karşı karşıya olduğu daha geniş krizleri perdeleyebiliyor.
“Demokrasinin sorunlarının katlanmaya devam ettiği bir yıl geçirdik” diyen Kalaycıoğlu, özellikle Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık’ta yaklaşan seçimlerin belirleyici olacağını ifade etti.
Ancak bu sürecin sadece popülizmle açıklanamayacağını belirten Kalaycıoğlu, sanayi devriminden bugüne uzanan ekonomik dönüşümün yeni bir eşitsizlik dalgası yarattığını vurguladı. Yapay zekâ ve otomasyonun iş gücü üzerindeki etkisine dikkat çekerek, “insan emeğinin anlamını yitirdiği bir noktaya gidiyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
Eşitsizlik, yoksulluk ve “günah keçileri” siyaseti
Programda gelir dağılımındaki bozulmanın popülizmi besleyen temel dinamiklerden biri olduğu vurgulandı.
Kalaycıoğlu, Türkiye’de en zengin yüzde 1’in gelirin yaklaşık dörtte birini aldığını, benzer eşitsizliklerin ABD’de de görüldüğünü belirterek, bu durumun toplumda “hesap sorma” arayışını güçlendirdiğini söyledi.
Bu ortamda popülist söylemin devreye girdiğini ifade eden Kalaycıoğlu, popülizmin dünyayı “saf halk” ve “yoz elitler” şeklinde ikiye bölen basitleştirici bir yaklaşım olduğunu anlattı.
“Popülizm ideoloji değil, bir zihniyet”
Kalaycıoğlu, popülizmin klasik ideolojiler gibi kapsamlı bir düşünce sistemi olmadığını vurguladı.
“Popülizm, kalın bir ideoloji değil, daha çok bir zihniyet” diyen Kalaycıoğlu, bu yaklaşımın çoğulculuğu reddettiğini ve toplumu siyah-beyaz bir ikiliğe indirgediğini belirtti.
Bu anlayışın lider merkezli olduğunu ve kurumları dışladığını söyleyen Kalaycıoğlu, popülist hareketlerin iktidara geldiğinde çoğu zaman otoriterleştiğini ifade etti.
Macaristan: Popülizm popülizmi mi yendi?
Programda Macaristan seçimleri de detaylı şekilde ele alındı.
Viktor Orbán’ın 16 yıllık iktidarının ardından seçimleri kaybetmesini değerlendiren Kalaycıoğlu, bunun “liberal demokrasinin zaferi” olarak okunmasının tartışmalı olduğunu söyledi.
Peki Orbán gitti ama popülizm bitmedi mi?
“Eski popülizm yeni popülizme yenildi” diyen Kalaycıoğlu, Orbán’ın zamanla popülist bir hareketten otoriter bir yönetime dönüştüğünü, onu yenen hareketin ise yine popülist özellikler taşıdığını ifade etti.
Kalaycıoğlu’na göre popülist partiler iktidara geldiklerinde iki temel sorunla karşı karşıya kalıyor:
Bir yandan iktidarın sağladığı avantajlar, diğer yandan ise “iktidarın maliyeti”.
Kalaycıoğlu bu durumu şöyle özetledi: Popülist partiler vaat ettikleri radikal değişimleri gerçekleştiremediklerinde destek kaybediyor; gerçekleştirmeye çalıştıklarında ise otoriterleşiyor.
“Asıl risk: Oligarşi ve plutokrasi”
Programın sonunda Kalaycıoğlu, demokrasiler için en büyük riskin popülizmden ziyade ekonomik güç yoğunlaşması olduğunu söyledi.
Büyük sermaye sahiplerinin siyaset ve medya üzerindeki etkisinin arttığını belirten Kalaycıoğlu, bu durumun demokrasileri “oligarşik” yapılara dönüştürme riski taşıdığını vurguladı.







