İSTANBUL (Medyascope) – Türkiye, son iki gündür öğrencilerin okullara düzenlediği silahlı saldırıları konuşuyor. Saldırıların ardından gençlerin şiddete bu kadar meyilli olmasının nedeni şiddet içerikli video oyunlara ve ana akım televizyon kanallarındaki dizilere bağlandı, hatta yasaklanması ve kaldırılması çağrıları yapıldı. Peki şiddet içerikli video oyunlar ve mafya temalı diziler, saldırgan davranışlarını artırıyor mu?
Haberin özeti:
- Okullarda yaşanan silahlı saldırıların ardından şiddet içerikli video oyunları ve mafya dizileri yeniden tartışmanın odağında.
- Bu haber için konuşulan uzmanlar: Yaşar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sinan Alper ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü’nden Dr. Aylin Dağsalgüler.
- Sinan Alper, video oyunları ile saldırganlık arasında görülen ilişkinin doğrudan nedensellik anlamına gelmediğini vurguladı.
- Bilimsel araştırmalar, oyunlarla kısa vadeli saldırganlık arasında sınırlı ilişkiler bulsa da gerçek hayattaki şiddeti yalnızca bunlarla açıklamıyor.
- Peki diziler? Aylin Dağsalgüler’e göre dizilerde asıl sorun, şiddetin gösterilmesinden çok normalleştirilmesi, mafyatik karakterlerin estetize edilmesi ve cezasızlığın sıradanlaştırılması.
- Uzmanlar, okul saldırıları gibi vakalarda aile ortamı, ruh sağlığı, dijital zorbalık, sosyal çevre ve silaha erişim gibi birçok faktörün birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin altını çiziyor.
Bilmeniz gerekenler

Türkiye’nin gündeminde Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da, öğrencilerin okula düzenlediği silahlı saldırılar var. Kahramanmaraş’ta Ayser Çalık Ortaokulu’na düzenlenen saldırıda, saldırgan İsa Aras Mersinli dahil 10 kişi hayatını kaybetti. Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde düzenlenen saldırıda ise 10’ü öğrenci, 16 kişi yaralandı.
Yaşananların ardından sosyal medyada TikTok başta olmak üzere sosyal medya platformları, şiddet içerikli filmler ve şiddet içerikli video oyunlar ve diziler hedefte, yasaklanması için çağrılar yükseliyor.
Peki şiddet içerikli video oyunlar gençlerde saldırgan davranışlarını artırabilir mi, araştırmalar bu konuda ne diyor?
Bu konuya dair görüşlerine başvurduğumuz Yaşar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sinan Alper, şiddet içerikli video oyunlarının saldırgan davranışları artırıp artırmadığı konusunda 2000’lerin başından itibaren Amerikan Psikoloji Birliği (APA) dahil çeşitli kurumların bu alana özel komisyonlar kurduğunu hatırlatıyor ve ilk çalışmaların genel olarak şiddet içerikli oyun oynama ile gerçek hayattaki saldırganlık arasında bir korelasyon gösterdiğini söylüyor. Ancak Alper’e göre burada asıl mesele, korelasyonun ne anlama geldiğini doğru okumak:
“X ve Y değişkenleri var. Biri artınca diğeri de artıyor gibi gözlemliyoruz ama gerçekten X ve Y aynı anda artıyorsa ve aynı kişilerde ikisi de yüksekse bu X’in Y’ye sebep olduğu anlamına mı gelir? Her zaman değil. Öyle olmak zorunda değil, burada da böyle bir durum var. Örneğin bir genç hem bir yandan oyunlar oynuyor olabilir, hem de bir yandan saldırgan olabilir ama bu ikisi birbirine sebep olan şeyler olmak zorunda değil. Çocuk, evde aile içi şiddete maruz kalıyor olabilir, şiddete maruz kaldığı için de bu oyunları oynuyor olabilir.”
Bilimsel çalışmalar ne diyor?
Bilimsel literatürde bu konuda tamamen tek sesli bir tablo yok. Şiddet içerikli oyunlarla saldırganlık arasında ilişki bulan çalışmalar olduğu gibi, uzun vadeli etkinin zayıf ya da belirsiz olduğunu savunan daha yeni çalışmalar da var.
Craig A. Anderson ve Karen E. Dill’in 2000 tarihli çalışması, şiddet içerikli video oyunları oynayan katılımcıların laboratuvar ortamında daha yüksek saldırganlık düzeyleri sergileyebildiğini ortaya koymuştu.
APA da 2020’de yayımladığı değerlendirmede, şiddet içerikli oyun kullanımı ile saldırgan sonuçlar arasında küçük ama güvenilir bir ilişki bulunduğunu, ancak bunun kitlesel saldırılar ya da ağır şiddet suçlarını açıklamak için yeterli olmadığını vurguladı.
Buna karşılık özellikle son yıllarda yayımlanan bazı boylamsal çalışmalar ve meta-analizler, uzun vadeli etkinin ya çok zayıf kaldığını ya da nedensel olarak net biçimde gösterilemediğini savunuyor. Royal Society Open Science’ta yayımlanan 2020 tarihli bir araştırma, uzun dönemli çalışmaların gençlerde saldırgan oyun içeriği ile saldırgan davranış arasında güçlü bir bağ kurmadığını belirtirken, Oxford Üniversitesi araştırmacılarının 2019 tarihli kayıtlı raporu da ergenlerde şiddet içerikli oyun oynama ile saldırgan davranış arasında anlamlı bir ilişki saptamadı.
Stanford Brainstorm Lab araştırmacılarının 2023’te aktardığı değerlendirmeye göre video oyunları ile gerçek hayattaki silahlı şiddet arasında nedensel bir bağ yok. Araştırmacılar, “agresyon” ile kitlesel saldırılar ya da ağır şiddet eylemleri arasındaki farkın da özellikle gözetilmesi gerektiğini vurguluyor.
Bu çalışmaların ortak vurgusu, aile ortamı, ruh sağlığı, kişilik özellikleri ve sosyal çevre gibi değişkenlerin en az oyun içeriği kadar, çoğu durumda daha da belirleyici olduğu yönünde.
Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’daki gibi bireysel saldırılarda çocukları ve gençleri şiddete yönelten aile içi ilişkiler, madde bağımlılığı, incellik, kadın düşmanlığı gibi kültürel akımlar, eğitim sistemi ve genetik faktörleri de incelemek gerekiyor. Alper, “Saldırganın ailesi, çevresi ve yakınları toz kondurmamak adına ‘normal bir çocuktu’ gibi yorumlar yapabiliyor ama biraz derinlemesine bakıldığında aslında mutlaka bazı işaretler olduğu, bazı sinyaller olduğu ama bunların ciddiye alınıp üzerine gidilmediği görülüyor” diyor.
Uzmanların dikkat çektiği bir başka nokta da tartışmanın yalnızca “şiddet içerikli oyunlar” başlığına sıkışmaması gerektiği. Çocukların ve gençlerin ekranla kurduğu ilişkinin niteliği, çevrimiçi rekabet kültürü, dijital zorbalık, aile ortamı ve psikolojik destek mekanizmaları da en az içerik kadar belirleyici görülüyor. Bu nedenle tartışmayı yalnızca oyunların varlığına ya da yasaklanmasına indirgemek, daha geniş toplumsal ve psikolojik tabloyu gözden kaçırma riski taşıyor.

Diziler kaldırıldı diyelim… her şey düzelecek mi?
Okul saldırılarının ardından video oyunlarıyla birlikte özellikle mafya temalı televizyon dizileri de hedef tahtasında. Sosyal medyada çok sayıda kullanıcı Yeraltı, Eşref Rüya, Taşacak Bu Deniz, Teşkilat, Uzak Şehir, Halef gibi dizilerin toplumda ciddi bir sorun haline geldiğini belirterek, kaldırılması çağrısında bulunuyor.
RTÜK Üyesi İlhan Taşcı da “Mafya dizileri okul saldırılarında etkili mi?” başlıklı X paylaşımında, haftanın 7 günü televizyonlarda mafya temalı dizilerin ekrana geldiğini ve şiddetin normalleştiğini belirterek, ifade özgürlüğü korunarak kamu sağlığını önceleyen düzenlemeler yapılması gerektiğini söyledi:
“Bu durum özellikle çocuklar ve gençlerin sürekli bu içeriklere maruz kalmasına ve oradaki tipleri kendilerine rol model almalarına neden olabiliyor. Silah kullanımının yoğun ve açık biçimde gösterilmesi, suç figürlerinin zaman zaman meşrulaştırılması ve hatta kahramanlaştırılması özellikle çocuklar ve gençler açısından ciddi bir risk oluşturmaktadır. Bu çerçevede, medya içeriklerinin toplumsal ve ruhsal etkilerinin; çocuk psikiyatrisi, çocuk-ergen psikolojisi ve psikiyatri alanlarında uzmanların katkısıyla, bilimsel ve çok disiplinli bir yaklaşımla ivedilikle incelenmesi büyük önem taşımaktadır.”
Peki bu saldırıların sadece diziler üzerinden konuşulması ve faturanın dizilere kesilmesi ne kadar doğru?
Bu konuya ilişkin görüşlerine başvurduğumuz İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü’nden Dr. Aylin Dağsalgüler, “En kolay suçlanacak, en görünür ana akım, televizyon ekranındaki şeyler. Suçlaması çok kolay. Çünkü sonuçta devletin de bir ceza kesmesi gerekecek birilerine” diyor.
Televizyondaki şiddet temsilinin elbette tartışılması gerektiğine ancak bir toplumsal şiddet olayını yalnızca dizilere bağlamanın diğer toplumsal ve psikolojik değişkenleri görünmez kıldığına vurgu yapan Dağsalgüler, medya etkileri üzerine 1960’lardan bu yana uzanan geniş bir araştırma külliyatı bulunduğunu ancak bu araştırmaların en sert dönemlerinde bile “bir şeyi izliyorsun ve sonra gidip aynısını yapıyorsun” gibi doğrudan bir ilişki kurmadığını söylüyor.
Dizilerde asıl sorun şiddetin gösterilmesi mi, normalleştirilmesi mi?
Dağsalgüler’e göre ekrandaki temel mesele yalnızca şiddetin varlığı değil, şiddetin “tatlılaştırılması” ve normalleştirilmesi.
Asıl tehlikenin şiddet uygulayan karakterlerin birkaç dakika sonra sempatik, komik ya da hayranlık uyandıran figürlere dönüşmesinde yattığını düşünen Dağsalgüler, “Bizde bu aşırı normalleşmeye neden oluyor. Bizim ekranımızdaki esas sorun da bu” sözleriyle, şiddetin estetize edilmesine ve gündelikleştirilmesine dikkat çekiyor.
Dağsalgüler, bu tür dizilerin etkisini tarif ederken “özenme” kavramından çok “normalleşme” kavramının daha açıklayıcı olduğu görüşünde. “Özenmekten ziyade bunu normalleşmek olarak okuyabiliriz” diyen Dağsalgüler, özellikle cezasızlık duygusunun bu anlatılarda merkezi bir yer tuttuğunu belirtiyor. Bir karakterin hikâye içinde cinayet işlemesinin dramatik açıdan mümkün olduğunu ancak bunun sonrasında hiçbir yaptırımla karşılaşmamasının ciddi bir sorun yarattığını vurguluyor:
“Bir sürü şey oluyor. Bir hikâyenin içinde, bir dramanın içinde böyle birisinin cinayet işlemesi gerekiyor olabilir. Ama bunun cezası yok sonradan. O işlediği yanına kâr kalıyor. Bu da bir problem.”
Tartışmanın daha geniş bir çerçeveden ele alınması gerektiğine vurgu yapan Dağsalgüler, “akran zorbalığı, dijital zorbalık, çevrimiçi gruplar ve gençlerin ekran dışında kurduğu ilişkiler de en az dizi içerikleri kadar dikkate alınmalı” diyor.

“Diziler bu vesileyle kendisine çeki düzen vermeli”
Şiddet tek başına yasaklanacak bir unsur olmadığına ancak Türkiye ekranında şiddetin dozu, biçimi ve özellikle kadına yönelik şiddetin sunuluşu uzun süredir ciddi bir sorun olduğuna dikkat çeken Dağsalgüler, “Dizilerin bu vesileyle biraz da olsa kendisine çekidüzen vereceklerse eğer, verecek olması da pozitif bir şeydir” diyor ve özellikle kadına karşı şiddetin yoğun biçimde işlendiği yapımlar için daha ciddi bir tartışma yürütülmesi gerektiğini düşünüyor.
Sorunun çözümü için ne yapılmalı?
Alper, bu tarz saldırıların ardından insanların kolaya kaçtığını ve “Yapalım bitsin” ya da “Tuşa basalım olsun” gibi hap çözümler beklediğini, ancak sorunların “tek tuşluk” olmadığına vurgu yaptı.
Sorunun hem güvenlik hem de psikolojik destek boyutu bulunduğunu söyleyen Alper, bir çocuğun silaha erişiminin nasıl bu kadar kolay hale gelebildiğinin sorgulanması gerektiğini belirtti ancak yalnızca silaha erişimi engellemenin de tek başına yeterli olmayacağını vurguladı.
Asıl önemli olanın, hangi çocukların ve gençlerin bu tür ağır şiddet davranışlarına daha yatkın olabileceğini anlamak olduğunu söyleyen Alper, okul psikolojik danışmanlık servislerinin ve erken uyarı mekanizmalarının bu nedenle kritik olduğunu anlattı. “Bu kadar büyük bir olay olmadan önce bunun sinyali mutlaka oluyor” diyen Alper, intihar vakalarında olduğu gibi bu tür saldırılarda da önceden gelen işaretlerin çoğu zaman ya ciddiye alınmadığını ya da gözden kaçtığını ifade etti.
Alper, şiddet içerikli oyunlar üzerinden yürüyen tartışmanın daha geniş bir toplumsal ve psikolojik çerçevede ele alınması gerektiği görüşünde.
- Avrupa Birliği’nden terörle mücadelede yeni adım: Terör paylaşımları bir saat içinde kaldırılacak
- Avustralya’da hükümet sosyal medya düzenlemesinde geri adım atmadı: Facebook ülkeden yapılan haber içerikli paylaşımları kaldırmaya hazırlanıyor
- Avustralya’da şiddet görüntüleri yayınlayan sosyal medya platformları cezalandırılacak








