Jürgen Klopp: “Belki de rüya görüyorum”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Liverpool’un 30 yıllık İngiltere Premier Lig şampiyonluk hasretini gidermeden önce, 2018/2019 sezonu Şampiyonlar Ligi şampiyonluğundan sonra Alman teknik direktör Jürgen Klopp’un Players’ Tribune’e (24 Eylül 2019) yazdığı “Maybe I Am Dreaming/Belki de rüya görüyorum” yazısını Medyascope Spor Servisi’nden Kubilayhan Kavrazlı çevirdi.

Belki de rüya görüyorum

Biraz utanç verici bir hikayeyle başlamalıyım. Çünkü bazen dış dünyanın futbolculara ve menajerlere biz tanrıymışız gibi bakmasından korkuyorum. Ben, Hıristiyan olarak tek bir Tanrı’ya inanıyorum ve sizi temin ederim ki Tanrı’nın futbolla hiçbir ilgisi yoktur. Gerçek şu ki hepimiz sürekli başarısız oluyoruz. Ve ben de genç bir antrenörken çok başarısız oldum.

Bu o hikayelerden biri.

2011’e geri dönmeliyiz. Borussia Dortmund’u yönetiyorum. Takımım Bayern Münih ile oynayacaktı. Ligde çok önemli bir maçtı. 20 yıldır Münih’te kazanamamıştık… Filmlerden çok ilham alıyorum, bu yüzden ne zaman çocukları motive etmem gerekse aklıma hep Rocky Balboa gelirdi. Bence Rocky 1, 2, 3 ve 4’ü dünyanın her yerindeki devlet okullarında göstermeliler. Alfabeyi öğrenmek gibi olmalı. Bu filmleri izliyorsanız ve bir dağın tepesine tırmanmak istemiyorsanız, o zaman bir sorun var demektir.

Bayern ile oynamadan önceki gece, takım konuşmamız için tüm oyuncularımı otelde topladım. Çocukların hepsi oturuyordu. Bütün ışıklar kapalıydı. Onlara durumun gerçeğini anlattım: “Dortmund Münih’te en son kazandığında, çoğunuz hâlâ Pampers’ın (bebek bezi markası) içindeydiniz.”

Sonra video ekranında Rocky IV’ten bazı sahneleri oynatmaya başladım. Ivan Drago’nun olduğu… Bana göre bir klasik. 

Drago koşu bandında koşuyor ve büyük bilgisayar monitörlerine bağlı ve bilim adamları onu inceliyor. Hatırladın mı? Çocuklara, ”Görüyor musunuz? Bayern Münih, Ivan Drago’dur. Her şeyin en iyisi! En iyi teknoloji! En iyi makineler! O durdurulamaz!”

Sonra Rocky’nin Sibirya’da küçük kütük kulübesindeki eğitimini görüyorsun. Çam ağaçlarını kesiyor ve karda kütükler taşıyorarak dağın tepesine doğru koşuyor.

Ben de çocuklara, “Görüyor musunuz? Bu biziz. Biz Rocky’yiz. Biz daha küçüğüz, evet. Ama tutkumuz var! Bir şampiyonun kalbine sahibiz! İmkansızı yapabiliriz !!!!!”

Devam ediyordum ve sonra bir noktada, tepkilerini görmek için çocuklara baktım. Onların sandalyelerinden ayağa kalkıp Sibirya’da bir dağa tırmanmaya hazır olmalarını ve kesinlikle delirmelerini bekliyordum.

Ama herkes orada oturmuş ölü gözlerle bana bakıyordu.

Tamamen boş.

Cırcır böcekleri…

Bana bakıyorlar, Bu çılgın adam neden bahsediyor?

Sonra anladım, Bekle, Rocky IV ne zaman çıktı, 1980 gibi bir şey? Bu çocuklar ne zaman doğdu?

Sonunda, “Bir dakika bekleyin çocuklar. Rocky Balboa’nın kim olduğunu biliyorsanız lütfen elinizi kaldırın.”

Sadece iki el kalktı. Sebastian Kehl ve Patrick Owomoyela.

Diğer herkes, “Hayır, üzgünüm patron.”

Tüm konuşmam – saçmalık! Bu sezonun en önemli maçı. Belki de bazı oyuncuların hayatlarının en önemli maçı. Ve antrenör son 10 dakikadır Sovyet teknolojisi ve Sibirya hakkında bağırıyor! Hahahah! Buna inanabiliyor musun?

Tüm konuşmama sıfırdan başlamak zorunda kaldım.

Görüyorsun ya, bu gerçek hikaye. Aslında hayatta olan da budur. Biz insanız. Bazen kendimizden utanırız. Bu böyle. Futbol tarihindeki en büyük konuşmayı yaptığımızı düşünüyoruz ve aslında tamamen saçma sapan konuşuyoruz. Ama ertesi sabah kalkıp tekrar gidiyoruz.

Bu hikayenin en tuhaf yanı ne biliyor musunuz? 

Açıkçası maçı kazandık mı kaybettik mi emin olamıyorum. Bu konuşmayı 2011’de 3-1 kazanmadan önce yaptığımdan oldukça eminim ve bu kesinlikle çok daha iyi bir hikaye anlamına geliyor! Ama yüzde yüz emin olamıyorum.

Bu, futbolla ilgili insanların her zaman anlamadığı bir şeydir.

Sonuçlar, unutuyorsun… Hepsini karıştırıyorsun.

Ama o çocuklar, hayatımdaki o zaman ve o küçük hikayeler… Onları asla unutmayacağım.

Futbolda kazandığım her şey çevremdekiler sayesinde mümkün oldu

Dün gece FIFA tarafından verilen en iyi erkek teknik direktör ödülünü kazandığım için onur duyuyorum ancak tek başıma bir kupa ile sahnede durmaktan gerçekten hoşlanmıyorum. Bu oyunda başardığım her şey sadece çevremdekiler sayesinde mümkün. Sadece oyuncularım değil, ailem, oğullarım ve bu işin başından beri benimle olan herkes…

Dürüst olmak gerekirse, 20 yaşımdayken gelecekten biri gelip bana hayatımda olacakları söylese, buna inanmazdım. Eğer Michael J. Fox uçan kaykayıyla gelip bana neler olacağını söyleseydi, bunun imkansız olduğunu söylerdim.

20 yaşındayken hayatımı tamamen değiştiren anı yaşadım. Ben de hâlâ çocuktum ama aynı zamanda daha yeni baba olmuştum. Dürüst olalım, mükemmel bir zamanlama değildi. Gündüzleri amatör futbol oynuyor ve üniversiteye gidiyordum. Okul parasını ödemek için sinemada gösterilecek filmlerin saklandığı bir depoda çalışıyordum. Dışarıdaki gençler için DVD’lerden bahsetmiyoruz. Bu, her şeyin hâlâ sinemada olduğu 80’lerin sonuydu. Kamyonlar yeni filmleri almak için sabah 6’da gelirdi ve biz o devasa metal bidonları yükleyip boşaltırdık. Dürüst olmak gerekirse oldukça ağırdılar. Ben-Hur gibi dört makaralı bir şey göstermemeleri için dua ediyor olurdunuz. O gün senin için kötü bir gün olurdu.

Her gece beş saat uyur, sabah depoya gider, gündüz derse giderdim. Geceleri antrenmana gider, sonra eve gelirdim ve oğlumla biraz zaman geçirmeye çalışırdım. Çok zor bir zamandı. Ama bana gerçek hayatı öğretti.

Genç yaşta çok ciddi bir insan olmak zorunda kaldım. Bütün arkadaşlarım gece beni bara gitmem için ararlardı ve vücudumdaki her kemik “Evet! Evet! Gitmek istiyorum! derdi. Ama tabii ki gidemedim çünkü artık sadece kendim için yaşamıyordum. Bebekler sizin yorgun olmanızı ve öğlene kadar uyumak istemenizi umursamıyorlar.

Futbol sefalet ve nefret yayması gereken bir şey değil, aksine çocuklar için ilham ve neşe kaynağı olmalı

Dünyaya getirdiğin başka bir küçük insanın geleceği için endişeleniyorsan, bu gerçek bir endişedir. Bu gerçek bir zorluk. Bir futbol sahasında ne yaşanırsa yaşansın bununla kıyaslanamaz.

Bazen insanlar neden hep güldüğümü soruyorlar. Bir maçı kaybettikten sonra bile bazen hâlâ gülümsüyorum. Çünkü oğlum doğduğunda futbolun ölüm kalım olmadığını anladım. Hayat kurtarmıyoruz. Futbol sefalet ve nefret yayması gereken bir şey değil. Futbol, özellikle çocuklar için ilham ve neşe kaynağı olmalı.

Küçük bir yuvarlak topun birçok oyuncumun hayatı için neler yapabileceğini gördüm. Mo Salah, Sadio Mané, Roberto Firmino ve oğlum gibi gördüğüm oyuncuların kişisel yolculukları kesinlikle inanılmaz. Almanya’da genç bir adam olarak karşılaştığım zorluklar, üstesinden gelmek zorunda olduklarıyla karşılaştırıldığında hiçbir şeydi. Kolayca vazgeçebilecekleri pek çok an oldu ama bırakmayı reddettiler.

Onlar tanrı değil. Sadece hayallerinden asla vazgeçmediler.

Bence futbolun yüzde 98’i başarısızlıkla başa çıkmak ve yine de gülümseyebilmek ve ertesi gün oyunda neşe bulabilmekle ilgili.

Bir gecede Mainz’daki arkadaşlarımın patronu oldum

En başından beri hatalarımdan ders alıyorum. İlkini asla unutmayacağım. 2001 yılında 10 yıldır oyuncu olduğum Mainz’daki görevi devraldım. Sorun şuydu ki, bütün çocuklar hala benim arkadaşımdı. Bir gecede onların patronu oldum. Bana hâlâ “Kloppo” diyorlardı.

İlk maçın kadrosunu açıklamam gerektiğinde, gidip her oyuncuya yüzüne söylemenin doğru olduğunu düşündüm.

Bu çok kötü bir plandı çünkü odalar iki kişilikti.

Yani hayal edebilirsiniz. İlk odaya geçiyorum ve birinin yatağına oturuyorum. Birine dönüyorum ve “Yarın başlıyorsun” diyorum.

Sonra diğerine dönüp “Maalesef yarın başlamıyorsun” diyorum.

İkinci oyuncu gözlerimin içine bakıp “Ama… Kloppo…neden?” diye sorduğunda planımın ne kadar aptalca olduğunu anladım

Çoğu zaman cevap veremedim. Tek gerçek cevap, “Sadece 11 oyuncu başlatabiliriz”.

Ne yazık ki, bunu sekiz kez daha yapmak zorunda kaldım – Dokuz çift kişilik oda, 18 futbolcu. Yatakta oturan iki adam. “Başlıyorsun veya başlamıyorsun….”

Her seferinde, “Ama… Kloppo… neden?”

Hahahah! Dayanılmazdı!

Bu, bir menajer olarak berbat adımlar attığım pek çok hatadan ilkiydi… Ne yapabilirsin? Hatandan bir şeyler öğrenmeye çalış.

Geçen sezon Şampiyonlar Ligi’nde Barcelona’ya 3-0 yenilmek, akla gelebilecek en kötü sonuçtu. İkinci ayağa hazırlanırken takım konuşmam çok basitti. Bu sefer Rocky yoktu. Çoğunlukla taktiklerden bahsettim. Ama onlara gerçeği de söyledim. “Dünyanın en iyi iki forveti olmadan oynamalıyız” dedim. Dış dünya bunun mümkün olmadığını söylüyor. Ve dürüst olalım, muhtemelen imkansız. Ama eğer siz varsanız ve benimleyseniz bir şansımız var.

Buna gerçekten inandım. Futbolcu olarak teknik kapasitelieriyle ilgili değildi. İnsan olarak kim oldukları ve hayatta üstesinden geldikleri her şey hakkındaydı.

Eklediğim tek şey, “Başarısız olursak, en güzel şekilde başarısız olalım” oldu.

Tabii bu sözleri söylemek benim için kolay. Ben sadece taç çizgisinden bağıran adamım. Oyuncuların bunu gerçekten yapması çok daha zor. Ama o çocuklar ve Anfield’daki 54.000 kişi sayesinde imkansızı başardık.

Futbolun güzel yanı, tek başına hiçbir şey yapamamaktır. Herhangi bir şey, inan bana.

Ne yazık ki, Şampiyonlar Ligi tarihindeki en inanılmaz an… Onu gerçekten görmedim. Belki bu bir futbol menajerinin hayatı için iyi bir metafordur, bilmiyorum. Ama Trent Alexander-Arnold’un zekice hareketini tamamen kaçırdım.

Topun kornere çıktığını gördüm.

Trent’in onu almaya gittiğini gördüm. Shaqiri’nin ise onu takip ettiğini gördüm.

Ama sonra bir değişiklik yapmaya hazırlandığımız için arkamı döndüm. Asistanımla konuşuyordum ve… bilirsin, bunu her düşündüğümde tüylerim diken diken oluyor… Sadece sesi duydum.

Sahaya döndüm ve topun kaleye girdiğini gördüm.

Yedek kulübesine döndüm ve Woodburn’e baktım. “Az önce ne oldu?” dedi.

Ben de “Hiçbir fikrim yok!” dedim.

Anfield – boof – kesinlikle çıldırıyordu. Asistanımı zar zor duyabiliyordum ve o bağırıyordu, “Yani…”

Hahahah! Bunu söylediğini asla unutmayacağım! Bu her zaman benimle olacak.

Hayal edebilirsiniz? 18 yıl antrenörlük yaptım, milyonlarca saat maç izledim ve bir futbol sahasında olabilecek en inanılmaz şeyi kaçırdım. O geceden beri muhtemelen Divock’un gol videosunu 500.000 kez izledim. Ama şahsen ben sadece topun fileye çarptığını gördüm.

Maçtan sonra küçük antrenman odama gittiğimde bir yudum bira bile içmedim. Buna ihtiyacım yoktu. Orada bir şişe su ile sessizce oturdum, sadece gülümsedim. Kelimelerle anlatamayacağım bir duyguydu. Eve döndüğümde ailem ve arkadaşlarım bizim evde kalıyorlardı ve herkes büyük bir parti havasındaydı. Ama duygusal olarak o kadar yorgundum ki tek başıma yatağa girdim. Bedenim ve zihnim tamamen boştu.

Hayatımın en iyi uykusuydu.

En iyi an, ertesi sabah uyandığım ve “Hâlâ doğru. Gerçekten oldu” dediğim andı.

Benim için sinemadan daha ilham verici tek şey futbol. Sabah uyandın ve sihir tamamen gerçekti. Aslında Drago’yu devirdin. Gerçekten oldu.

Liverpool sokaklarında Şampiyonlar Ligi kupasını aldığımız haziran ayından beri bunu düşünüyordum. O günkü duyguları anlatacak kelime bulamıyorum. Otobüse biniyorduk ve ne zaman geçit töreninin bitmesi gerektiğini – Liverpool şehrinde daha fazla insan olamayacağını – düşündüğümüzde bir köşeyi dönüyorduk ve geçit töreni devam ediyordu.

O günkü tüm duyguları, tüm heyecanı, tüm sevgiyi şişeye biriktirip havaya atsaydın dünya daha iyi bir yer olurdu.

O günkü duyguyu aklımdan çıkaramadım. Futbol bana hayatımda her şeyi verdi. Ama gerçekten dünyaya geri vermek için daha fazlasını yapmak istiyorum. Benim için söylemesi kolay, tabi. Ama gerçekte nasıl bir fark yaratırsınız?

Futbol sahasında olan hiçbir şey gerçek bir sorun değil

Geçen yıl boyunca Juan Mata, Mats Hummels, Megan Rapinoe ve diğer birçok futbolcunun ”Common Goal” hareketine katıldığını görmek beni gerçekten etkiledi. Yaptıkları işi bilmiyorsanız; bu inanılmaz. 120’den fazla oyuncu, dünya çapındaki futbol STK’larını güçlendirmek için kazançlarının yüzde 1’ini vermeyi taahhüt etti. Güney Afrika, Zimbabve, Kamboçya, Hindistan, Kolombiya, Birleşik Krallık, Almanya ve diğer birçok ülkede genç futbol programlarını desteklemeye şimdiden yardımcı oldular.

Bu sadece dünyanın en zengin futbolcuları için bir şey değil. Kanada kadın milli takımından ilk 11’in tamamı kampanyaya katıldı. Futbolcular; Japonya, Avustralya, İskoçya, Kenya, Portekiz, İngiltere, Gana’dan katıldı…. 

Bundan nasıl ilham almazsın? Futbolun olayı bu.

Ben sadece bunun bir parçası olmak istiyorum. Bu yüzden yıllık maaşımın yüzde 1’ini Common Goal’a adadım ve umarım futbol dünyasından çok daha fazla insan bana katılır.

Dürüst olalım çocuklar. Son derece şanslıyız. Dünyanın her yerinde hayatta bir şansa ihtiyacı olan çocuklara bir şeyler geri vermek ayrıcalıklı insanlar olarak bizim sorumluluğumuzdur.

Gerçek sorunlarımız olduğunda nasıl olduğunu unutmamalıyız. İçinde yaşadığımız bu balon gerçek dünya değil. Üzgünüm ama futbol sahasında olan hiçbir şey gerçek bir sorun değil. Bu oyunun gelir ve kupalardan daha büyük bir amacı olmalı, değil mi?

Hepimiz bir araya gelip, dünyada olumlu bir fark yaratmak için kazandığımızın yüzde 1’ini verirsek neler başarabileceğimizi bir düşünün. Belki ben safım. Belki de ben çılgın yaşlı bir hayalperestim.

Ama bu oyun kimin için?

Bu oyunun hayalperestler için olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz.

Yazan: Jürgen Klopp

Çeviren: Kubilayhan Kavrazlı

Editör: Doğa Üründül

Kaynak: https://www.theplayerstribune.com/articles/jurgen-klopp-liverpool-fc

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus