Öfkeli Genç Türkler ve Türkiye’de milliyetçiliğin dönüşümü

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Göçmenlere ilişkin tartışmalar ile kamuoyunda görünür hale gelen “Öfkeli Genç Türkler” ya da milliyetçi muhalif gençler, Türkiye siyasetinde önemli bir gündem maddesi olmaya devam ediyor. Mevcut iktidar ile arasına çizgi çeken, bir yandan da “milli değerlerini korumak istediklerini” belirten gençlerin daha seküler ve şehirli kimlikleri, Türk milliyetçiliğinin içinden geçtiği dönüşümü de işaret ediyor. Medyascope’tan Mehmet Yaşar Altundağ, Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Berk Esen, Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İlker Aytürk, KONDA Araştırma Genel Müdürü Bekir Ağırdır ve TamgaTürk kurucusu Bahadırhan Dinçaslan ile hem Öfkeli Genç Türkler’i hem de Türk milliyetçiliğinin yaşadığı dönüşümü konuştu.

Bir grup genç, İstanbul’un çeşitli yerlerine “Öfkeli Genç Türkler” imzalı “Hudut namustur” pankartı astıktan sonra 17 Ağustos’ta gözaltına alınmış, ardından Öfkeli Genç Türkler kamuoyunda gündem olmuştu. İlerleyen süreçte, pankart asan altı kişiden biri olan Semir Yapıcı evinin önünde saldırıya uğramış, Ahmet Çakmak ise Ülkü Ocağı Genel Merkezi’nde alıkonulmuştu.

Medyascope olarak Öfkeli Genç Türkler’e kendilerini nasıl bir siyasi pozisyonda tanımladıklarını, neye öfkeli olduklarını, milliyetçilik anlayışlarını, mülteciler ve Kürt siyaseti üzerine düşüncelerini sormuştuk.

Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Berk Esen, Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İlker Aytürk, KONDA Araştırma Genel Müdürü Bekir Ağırdır ve TamgaTürk kurucusu Bahadırhan Dinçaslan, ailesi şehre göç etmiş ya da şehirde doğmuş milliyetçi gençlerin, muhafazakârlığa, sekülerizme, Kürt siyasetine ve göçmenlere yönelik düşüncelerine ilişkin sorularımızı yanıtladı.

“Öfkeli Genç Türkler’in arkasında derin bir dönüşüm var”

Bahadırhan Dinçaslan

TamgaTürk kurucusu Bahadırhan Dinçaslan, “Öfkeli Genç Türkler” kavramsallaştırmasının çok yeni ve geçici bir şey olduğunu söylüyor. Bir ay önce bu kavramın bir akademisyen tarafından sosyal medyada kullanıldığını ve bazı gençler tarafından da sahiplenildiğini söyleyen Dinçaslan, milliyetçilikte çok daha derin bir dönüşümün yaşandığını düşünüyor: “İYİ Parti’nin de kısmi tezahürü olduğu, muhalif milliyetçiler diye bir realite var. Fakat bunların genç olanlarında farklı bir meyil görüyoruz. Milliyetçiliği daha farklı algılıyorlar. Klasik muhafazakâr neşriyatla çelişen, hatta kavga eden tarafları var.”

Genç muhalif milliyetçilerin evrensel değerlere daha bağlı olduğunu, daha seküler bir düşünce ve yaşam tarzına sahip olduğunu söyleyen Dinçaslan’a göre yeni nesil milliyetçilikte bireyselleşme daha ön planda: “Milliyetçiliğin en önemli problemlerinden biri çok kolektivist, çok baskıcı olarak görülmesiydi. Bir kağan olacaktı, her şeyi bilecekti, her şeye yetkisi olacaktı. Eski milliyetçiliğin ikonografik hayali buydu. Fakat yeni gelen gençlikte bunların farklı olduğunu görüyorum.”

Siyasetbilimci Dr. Berk Esen ise Öfkeli Genç Türkler’in özelliklerini şöyle anlattı: “Onları bir araya getiren birkaç temel prensip var: Seküler hayat tarzlarına sahipler, sadece Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarından değil, mevcut düzenden oldukça rahatsızlar. Ellerinde mevcut düzeni değiştirecek güç olmadığı için de oldukça öfkeliler.”

Berk Esen, yaşam standartlarının giderek düşmesini, iktidarın seküler yaşam tarzına müdahalesini ve ülkede göçmen sayısının artmasını, gençlerin öfkesinin temel faktörleri olarak gördüğünü söyledi. Esen’e göre milliyetçi muhalif gençlerin öfkesi, iktidar dahil birkaç aktöre yöneldi. En başta AKP iktidarının bu öfkenin hedefi olduğunu söyleyen Esen, göçmenlerin ve dış politika üzerinden de muhalefetin öfkenin hedefi olduğunu belirtti.

Gençlerin sahip olduğu milliyetçilik neden dönüşüm geçiriyor?

İlker Aytürk

Siyasetbilimci Doç. Dr. İlker Aytürk’e göre ise Türk milliyetçiliğinin dönüşümünün arkasında çok basit demografik gerekçeler var. 1980’lerde birçok milliyetçinin ve ülkücünün köyden veya taşradan kentlere göçtüğünü söyleyen Aytürk, günümüzde iki nesildir şehirde yaşamış veya şehirde doğmuş gençlerin milliyetçiliğinin, kırsal değerlerden beslenen milliyetçilikten farklılaştığı görüşünde: “İki nesildir kentli olan milliyetçi olan gençlik var. Sadece kendileri değil, anne babaları da kentli. Yavaş yavaş kırsaldan uzaklaşan, geleneksel değerlerden uzaklaşıyor bu gençler. Daha sekülerler, bu çok önemli bir şey. Büyük ölçüde büyük şehirlerde yaşıyorlar. İstanbul, Ankara, Edirne, Bursa…

MHP hâlâ taşranın geleneksel değerleriyle yönetiliyor”

Şehirlerde büyümüş milliyetçi gençlerin dönüşümleriniAytürk şöyle anlattı: “Daha iyi eğitimliler, çoğu üniversite mezunu veya üniversitede okuyor. Bu gençler hayatta bu tarz geleneksel bağlar olmadan da ayakta durabilecek durumdalar. Milliyetçi Hareket Partisi’ne baktıklarında artık altı-yedi yıldır özdeşleşebilecekleri bir şey görmüyorlar. MHP hâlâ taşranın ve kırın geleneksel değerleriyle yönetiliyor. Altı-yedi yıldır AKP’yle de bir koalisyon yapıyorlar. İYİ Parti’nin MHP’den kopuşunun gerekçesi de bu.

Bahadırhan Dinçaslan da genç Türk milliyetçiliğinde yaşanan dönüşümün benzer bir sebepten kaynaklandığını düşünüyor. Türkler’in yaşadığı en büyük problemi “şehirli olamamak” olarak değerlendiren Dinçaslan, şehirli Türk kavramının şimdiye dek az rastlanır bir kimlik olduğunu söyledi: “Şehirli Türk, şimdiye denk eşine az rastlanır bir şeydi. Köyden kente göçle beraber kentte yaşayan ailelerin ilk çocuklarının milliyetçiliğinden bahsediyoruz. Köyden kente göçen ailelerin şehirde doğan ilk çocuklarından bahsediyoruz. Bu nesil teknolojiyle barışık, şehirde büyümüş, köyde bağlantısı kalmamış bir nesil. Komünist tehlikeyi ensesinde hisseden çocuğun milliyetçiliğiyle şehirde büyüyen çocuğun milliyetçiliği farklı olacaktır.”

“Türkiye’nin her geçen gün daha da kötüye gitmesine öfkeliler”

Milliyetçi muhalif gençlerin neden öfkeli olduğu sorusunun üstüne gidilmesi gerektiğini söyleyen Dinçaslan, bu öfkeyi yaratan en önemli sebeplerden birinin, gençlerin yaşam kalitesindeki düşüş olduğunu belirtti. Ancak Dinçaslan’a göre, gençlerin yaşam kalitesindeki düşüşten kaynaklı öfkelerinin arkasında sadece kendi yaşamlarının kötüye gitmesi değil aynı zamanda dünyanın her yerindeki yaşıtlarının hayatlarını, kendi hayatları ile karşılaştırması yatıyor: “Türkiye’nin her geçen gün daha da kötüye gitmesine öfkeliler. Eğlenemiyorlar, arkadaşlarıyla gezmek, bir bira içmek çok pahalı, oyun konsolları pahalı.”

“Nasıl bir hayat kaçırdıklarının farkındalar”

Bekir Ağırdır

KONDA Araştırma ve Danışmanlık Şirketi Genel Müdürü Bekir Ağırdır’a göre de ekonomik sebepler, biriken öfkede rol oynuyor: “Kaçırdıkları hayattan dolayı öfkeliler. Yaşı 15-29 arasında değişen nüfusun dörtte üçü baba harçlığıyla geçiniyor. Türkiye’nin gençleri enflasyon işsizlik gibi problemleri babalarının onlara verdikleri harçlıklarla aşmaya çalışıyorlar.

Ağırdır, yaşanan hayal kırıklığının ötesinde teknolojinin gelişmesi ve küreselleşmeyle beraber gençlerin kaçırdıklarının da farkında olduğunun altını çiziyor: “Bir yandan mahallelerinden çıkamıyorlar, bir yandan da nasıl bir hayat kaçırdıklarının farkındalar. Bundan sonra da kaçıracaklarına olan inançları pekiştiği oranda öfkeleri artıyor.”

“İslamcılar ve solcular tarafından bir ‘Türksüzleştirme’ kampanyası yürütülüyor”

Öte yandan, Dinçaslan’a göre milliyetçi gençlerin öfkelerinin arkasındaki tek sebep yaşam kalitelerindeki düşüş değil. Dinçaslan, öfkelerinin arkasında Türkiye’deki Türk kimliğinin saldırı altında olduğu yönündeki düşüncelerin ve hissiyatların da altını çiziyor: “Türk kimliğine yönelik bir saldırı olduğu için reaksiyon gösteriyorlar, İslamcılardan ve solculardan bir ‘Türksüzleştirme’ kampanyası gerçekleştirildiğini görüyorlar. Türkiye’de tabiri caizse bir haçlı seferi var. Dini hırsla Türk kimliğine saldırı var.”

Dinçaslan sözlerine şöyle devam ediyor: “Abdullah Öcalan’ın zamanında kanaat önderi olarak takdir edilmesine öfkeliler. Medyascope’a da öfkeliler mesela. Fransıza Fransız denirken Türk’e Türkiyeli denmesine öfkeliler. Medyanın işgaline öfkeliler yani.”

Berk Esen ise muhalif milliyetçilerin “Türksüzleştirme” ve Türk kimliğinin Türkiye’de yaşamanın giderek zorlaştığına dair fikirlerine katılmadığını belirtiyor: “Türklerin çoğunluk olduğu ve HDP’nin yoğun bir saldırı altında olduğu bir ortamda Türk olmanın mahcubiyet yaratması söz konusu olamaz. Azınlık olmak hâlâ çok zorluk yaratan bir durum.”

“Ulusal kimliklerin ve değerlerin zayıflaması, bu değerleri korumak isteyenlerin tepkilerini artırıyor”

Fakat Esen, bu hissiyatlarının ve öfkelerinin arkasında dünyada son 20-30 yıldır yaşanan bir dönüşüme dikkat çekiyor: “Asıl ifade etmek istedikleri şey, daha sol literatürde, belirli medya kanallarında, akademinin görece daha kaliteli olduğu yerlerde Türk kimliğinin gittikçe daha az görünür olması.” Esen’e göre küreselleşme sonucu ulusal kimliklerin ve değerlerin de zayıflaması, bu değerleri korumak isteyenlerin tepkilerini artırıyor: “Bütün bu sürecin arkasında arkasında küreselleşmenin ulus devletleri gittikçe zayıflatması da var. 1970’lerin sonundan beri ulus devletler zayıfladı. Seyahat kolaylaştı, eğitim olanakları da arttıkça kozmopolitik seküler bir yaşam tarzı oluştu ve doğal olarak muhafazakâr bir yaşamdan uzaklaşma oldu.”

Berk Esen

“Sağ popülizm zirvede, bunu besleyen damarlardan en önemlisi ‘tepkisel milliyetçilik'”

Berk Esen, dünyada yaşanan bu dönüşümler sonucunda milliyetçi ve muhafazakârların da bir reaksiyon gösterdiği görüşünde: “Tepkisel milliyetçiliğin son beş-on senede ortaya çıktığını görüyorum. Sadece Türkiye’de değil birçok ülkede. Sağ popülizm gerçekten zirvede ve bunu besleyen damarlardan en önemli birisi, ‘tepkisel milliyetçilik.’ Türkiye’de muhafazakâr popülizm olduğu için bu damar çok işleyememişti, tepkisel milliyetçilik damarı Türkiye’de muhalefete girişti.”

“Mültecilere yönelik tepkinin oluşmasındaki temel dinamik ekonomi”

Mültecilere yönelik tepkinin oluşmasındaki temel dinamiğin ekonomi olduğunu belirten Bekir Ağırdır, enflasyon, geçim sıkıntısı ve işsizlik gibi sorunlar büyüdükçe gençlerin göçmenlere olan bakışının olumsuz bir yöne kaydığını savunuyor. Öte yandan siyasetçilerin de kendi sorumluluğunu azaltmak için “bir öcü oluşturmalarının” kolaylarına geldiğinin altını çiziyor:

“Birileri diyor ki ‘Sen iş bulamıyorsun çünkü Suriyeliler geldi, çünkü Kürtler geldi senin işini aldı.’ İnsanların önüne hep bir öcü getiriliyor. Göçmenler denecekti, Kürtler denecekti, Beyaz Türkler, köylü muhafazakârlık denecekti. Hep bir öcüye ihtiyacı var bu politikanın.”

“Seküler üst-orta sınıfın göçmen karşıtlığının nedeni, toplumun dokusunun değişeceği korkusu”

Anketlerde çok yüksek çıkan göçmen karşıtlığının farklı nedenleri olduğunu düşünüyor Berk Esen. Farklı sınıflardan gelen, Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşayan farklı kişilerin, mültecilere yönelik olumsuz duygu ve düşüncelerinin arkasındaki çoklu dinamikleri şöyle açıklıyor: “Sığınmacı ve göçmen karşıt çok popüler, neredeyse yüzde 80’in üzerinde. Göçmen karşıtlığının nedenlerine de bakarsanız aslında arkasında çok farklı nedenlerin yattığını görürsünüz. Seküler-üst orta sınıfların korkusu toplumun dokusunun değişeceğinden kaynaklanıyor. Milliyetçiler ise Türk ulusal kimliğinin zedeleneceği endişesi yaşıyor. Bunları ayrıştırmak lazım, Kadıköy’de 55 yaşındaki teyze tepki gösterirken kiralar yükseldiği için, iş bulamadığı için tepki göstermiyor. Daha uzun vadeye yönelik bir korkudan dolayı tepki gösteriyor ve bu konuda yüzde yüz haksız demem. Altındağ’da evine beş dakika mesafedeki Suriyeliler’in evine saldıranların kaygısıysa bambaşka, daha ekonomi temelli.”

“Ortada bir nefret olduğunu düşünmüyorum”

Bahadırhan Dinçaslan, Suriyeliler’e ve göçmenlere yönelik tepkinin birçok sebepten kaynaklandığını, bu sebepleri haklı bulduğunu söylüyor: “Ortada bir nefret olduğunu düşünmüyorum. Türkiye pogromlar ve katliamlar ülkesi. Nefret olsaydı her gün bir Suriyeli öldürüldü. İnsanlar toplu bir Suriyeli avına çıkmadı. Ortada, ‘Ben Suriyeli istemiyorum’ tavrı var. Bunu istememekte de son derece haklılar. Toplam 8 milyon nüfustan bahsediliyor, nüfusun çok önemli bir bölümü. Türkiye’nin içerisinde 8 milyon insanın yer değiştirmesi bile büyük bir tansiyon yaratır.” 

Türkiye’nin modernleşme sürecinde yaşadığı iç çatışmaların ülkenin dinamiklerini fazlasıyla olumsuz etkilediğini söyleyen Dinçaslan sözlerine şöyle devam ediyor: “Batılılaşma sürecinde olan bir ülke Türkiye. Bu süreç çok sancılı geçiyor. Bir ileri, bir geri ve şu an geri durumundayız. Bu yaşanırken gelişimini tam olarak yaşayamamış, kültürel olarak geride olan çok kalabalık ve homojen bir şekilde dağıtamayacağımız, entegre edemeyeceğimiz bir kitlenin gelmesine hayır demek bu ülkeye vatandaşlık bağıyla bağlı, vergi veren ve ‘Bu ülkede sorumluluklarım kadar haklarım var’ diyen herkesin hakkıdır.”

Avrupa Birliği’nin hazırladığı raporlara da değinen Dinçaslan, AB Komisyonu raporlarında teröristlerin mülteci, mültecilerin terörist olabileceğine dair tehlikeye işaret ediyor. Savaşın ve insani krizin olduğu coğrafyalardan gelenlerin arasında sivil-terörist ayrımının zor olduğunu söyleyen Dinçaslan, ayrıca yaşadıkları travma sonucu radikalleşme eğilimi tehlikesinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini söylüyor.

“Göçmen karşıtları, şiddet olaylarını öngördüğü için göçmen karşıtlığı yapıyor” 

“Altındağ’da Suriyeli göçmenlerin maruz kaldığı şiddet olaylarına milliyetçi muhalifler mi sebep oldu?” sorusuna Bahadırhan Dinçaslan şöyle cevap veriyor: “Hiçbir kanaat önderi böyle bir şey demedi. Şiddet olaylarının yaşanabileceğini ifade ettiler. Bir satranç oyunu oynadığımızı düşünelim, ‘Beyaz kazanır’ dediğimde beyaz, ben bunu söylediğim için kazanmıyor. Bu örnekte olduğu gibi göçmen karşıtları da şiddet olaylarını öngördüğü için göçmen karşıtlığı yapıyor.” 

Dinçalsan, Ümit Özdağ’ın Twitter hesabından bir Afgan’ın marketinin fotoğrafını paylaşmasının ardından gelen tepkiler üzerinden bir örnek veriyor: “Kendisi, Suriyeli kaçak göçmen karşıtlığı konusunda kanaat lideri. Fakat Suriyeli kaçak göçmen karşıtı ve Özdağ’ı seven insanlar bile bu paylaşımına, ‘Gereksiz’ dedi.”

Berk Esen; Tanju Özcan ve Ümit Özdağ vb. liderlerin açıklamalarının artık ırkçılık seviyesine geldiğini söylüyor. Esen, göçmenlere yönelik öfkeyi artırmadan bu konuda bütüncül çözümler üretmede Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve özellikle İYİ Parti’ye çok fazla sorumluluk düştüğünü belirtiyor: “Göç konusunda CHP ve İYİP’in üzerine birçok sorumluluk düşüyor. Bu çok büyük bir sorun olduğu için temkinli hareket etmek gerekiyor. Bu kadar sağ ve otoriter bir iktidar karşısında çok sola da düşemezler.”

“İYİ Parti’nin seküler, modern bir milliyetçi kimliği yaratması gerekiyor”

Esen özellikle İYİ Parti’nin, milliyetçi tabanın göçmen karşıtı fikirlerini manipüle etmeden insan haklarına saygılı, Türkiye’nin çıkarlarına saygı duyan yeni bir göçmen politikası oluşturmada kritik bir role sahip olduğunun da altını çiziyor: “Burada önemli rol İYİP’e düşüyor. İYİP’in seküler, vatandaşlık ilişkisine dayalı, modern bir milliyetçi kimliği yaratması gerekiyor. Bu öfkeyi daha sağlıklı bir tepkiye dönüştürebilir. Bu insanları dışlamak doğru değil ama öfkeyi manipüle etmek de doğru değil.  Ama İYİP’in sorumlu bir göçmen politikası oluşturması gerekiyor.”

“CHP ve İYİ Parti iyi bir hat açtı, ılımlı sağ merkez pozisyonlarının hepsini onlar alıyor”

Esen, son dönemde muhalefet içinde özellikle sığınmacılar konusunda daha sert tutumlar takınan Tanju Özcan ve Ümit Özdağ konusundaki görüşlerini de şöyle paylaşıyor: “Tanju Özcan’ın çıkışlarını ırkçı görüyorum, açıklamaları artık ırkçılık seviyesine geldi. CHP ve İYİ Parti iyi bir hat açtılar. Ilımlı sağ merkez pozisyonlarının hepsini onlar alıyorlar. Dolayısıyla geriye kalan siyasetçiler fevri ve sert çıkışlar yaparak kendilerine ancak ayrı bir yer bulabiliyor. Ben bunların tutacağını düşünmüyorum ama bu insanların yapacağı ırkçı tepkiler toplum nezdindeki öfkeyi artırabilir.”

Bahadırhan Dinçaslan’a göre öfkenin bir başka boyutu da adaletsizlik hissiyatından kaynaklanıyor. Uluslararası bir sorun olan mülteciler konusunda yükün büyük bir bölümünün Türkiye tarafından paylaşılması, vatandaşların öfkesini oluşturan sebeplerden de biri: “Mülteci alınacaksa neden en çok alıyoruz, madem Almanya bu konuda çok hassas neden sorumluluk almıyor, dünyanın enayisi biz miyiz’ Öfkenin bir tarafı bu. Öfkenin diğer bir yanındaysa fon tartışması var. Kategorik olarak fon almak kötü bir şey değil ama Avrupa’da mülteci varlığını istemeyip Türkiye’de mülteci olmasına ses çıkarmayan yerlerden fon almanın oluşturduğu bir tepki var. Alman kamu kuruluşu DW’nin, Yunanistan’ın sınırlarına gelen sığınmacılara yönelik geliştirdiği silah haberi Almanya’da yayımlanıyor ama Türkiye’de yayımlanmıyor. Türkiye’ye karşı bu kadar mugayir tutum: ‘Mülteciler gelsin, iyi olur’ denmesi öfke yaratıyor. Suriyeliler’e karşı bir nefret yok ama ‘Suriyeliler kalsın, vatandaş olsun’ diyenlere karşı bir nefret var. Saldırı olacaksa bu tarz insanlara olur.”

“Kürt meselesinde sert tutum devam edecek”

Geçen ay Medyascope’ta yayınlanan Öfkeli Genç Türkler röportajından yola çıkarak sorduğumuz, yeni nesil genç milliyetçilerin “Kürt sorunu ve HDP” konusunda kafalarının karışık olup olmadığı sorusuna İlker Aytürk’ün cevabı, röportajın ortaya çıkardığından daha farklı bir dönüşümü işaret ediyor. 

Aytürk’e göre yeni nesil, seküler ve şehirli genç milliyetçiler, Kürtler konusunda daha yumuşak bir tavır takınmayacaklar. Milliyetçiler, Kürt kimliğini ve sorununu kabul etse bile bu konular için ortaya getirecekleri çözüm önceki politikalardan farklılaşmayacak:

“Ben, burada bir softliner durumunun yaşanacağını zannetmiyorum. Ben, bu kişilerin Kürt meselesi konusunda yumuşak davranacaklarını düşünmüyorum. ‘Evet burada bir sorun var’ dese bile buna ne çözüm bulacağız sorusuna verecekleri cevaplar pek farklılaşmayacak. Kadın hakları, muhafazakârlık, şehirlilik gibi meselelerde daha yumuşak olsa bile Kürt meselesinde hâlâ sert tutum alacaklarını düşünüyorum.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus