Oğuzhan Asiltürk sonrası Milli Görüş ve Saadet Partisi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk dün koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti. Necmettin Erbakan’ın Milli Görüş yürüyüşünde hep yanında olan, en güvendiği isimlerin başlarında gelen Asiltürk son aylarda partisini Cumhur İttifakı’na yanaştırmaya çalıştı ama başarılı olamadı.

Yayına hazırlayan: Sara Elif Su Balıkçı

Merhaba, iyi günler. Millî Görüş hareketinin önde gelen isimlerinden Oğuzhan Asiltürk, dün koronavirüse yenik düştü, 86 yaşında hayatını kaybetti. Bir iddiaya göre tedbir almıyordu, aşı olmamıştı, her neyse. Allah rahmet eylesin diyelim. Kendisi Türk siyasî hayatında en az görünüp, en etkili olan ya da şöyle söyleyelim: Görünmesiyle etkisi arasındaki farkın en yüksek olduğu isimlerden birisiydi. Necmettin Erbakan’ın 1969’da fiilen Türkiye siyaset sahnesine soktuğu Millî Görüş hareketinin hep kurmaylarından birisi oldu. Bir inşaat mühendisi, Erbakan gibi İTÜ’den mezun olmuş bir isim. Malatyalı bir isim, Hekimhanlı ve siyaseten popüler bir isim olmamaya baştan itibaren ya dikkat etti ya da böyle bir tercih yaptı, öyle söyleyelim. Bu hareketi izlemeye çalışan bir gazeteci olarak kendisiyle çok çok az karşılaştım, gazetecilerin olduğu yerlere de pek gitmezdi, seçim mitinglerinde Erbakan’ın yanında pek olmazdı, olsa bile hep geri planda kalırdı; ama Millî Görüş hareketinin, yani Milli Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi, Refah Partisi, Fazilet Partisi ve nihayet Saadet Partisi, bütün bu partilerin oluşumlarında, gelişmesinde, parti dışı odaklarla ilişki kurmasında –bu başka partiler olabilir, devletin birtakım kurumları olabilir vs. – çok kritik öneme sahip birisiydi bir anlamda Erbakan’ın kara kutusu olarak da görülüyordu. Millî Görüş Hareketinin içinde ya da çevresinde yer alan kişilerin çok fazla eleştirisine mâruz kalan birisiydi. 

Bu kara kutu özelliği, şeffaf olmaması, görünür olmaması nedeniyle kendisine çok şeyler atfedilirdi. Bunların büyük bir kısmının abartılı ve komplo teorisi olduğunu düşünüyorum; fakat şunu net bir şekilde söylemek lâzım: Oğuzhan Asiltürk, başka birtakım isimler gibi, Erbakan’ın bu hareketi oluşturmasında ve yol almasında olmazsa olmaz isimlerden birisiydi, onu çok net olarak söyleyebilirim; fakat ardından Erbakan’ın 2011 Şubat’ında hayatını kaybetmesinden sonra, ne Oğuzhan Asiltürk ne diğerleri –Şevket Kazan ya da Recai Kutan, Temel Karamollaoğlu vs. hiçbirisi– Erbakan’ın yerini alamadı. Bu aslında çok zor bir olaydı; fakat şunu biliyoruz ki MHP’de de Alpaslan Türkeş’in ölümünün ardından, MHP’nin bu kadar güçlü bir liderin ardından yeni bir lider çıkartamayacağı söyleniyordu; ama Devlet Bahçeli yıllardır fiilen bu hareketin başında. Kimilerinin gözünde hâlâ lider değil; ama en azından partinin Genel Başkanı ve MHP denince akla artık Devlet Bahçeli geliyor. Ama Türkiye’de Saadet Partisi’nin hep belli bir oy oranının ötesine gidememesi nedeniyle zaten Millî Görüş Hareketi çok ciddi bir şekilde etkisini yitirdi ve burada da bu şahıslardan hiçbiri bunu değiştiremedi — ya da bir grup halinde, ki Saadet Partisi’nde bir Yüksek İstişare Kurulu var; ama bu İstişare Kurulu’na baktığımız zaman, çok az sayıda isim kaldı. Hayatını kaybedenlere Oğuzhan Asiltürk de eklendi, Ahmet Tekdal da daha önce hayatını kaybetmişti, Süleyman Arif Emre de 2019’da, Şevket Kazan Mart 2020’de hayatlarını kaybettiler — sayı giderek azalıyor. Şu anda Yasin Hatipoğlu, Mustafa Kamalak, Temel Karamollaoğlu var, Recai Kutan da var; ama Recai Bey –ki kendisini daha yakından tanıma imkânım oldu–, sağlık durumları yüzünden bu tür kurumlarda etkili bir şekilde var olmasına uzun zamandan beri izin vermiyor diye biliyorum. Dolayısıyla bu Millî Görüş Hareketinin gelenekçi kanadındaki ağabeylerin içerisinde yaşları nedeniyle, tabii ki sağlık durumları nedeniyle bir yaprak dökümü söz konusu ve bunun en sonuncusu da Oğuzhan Asiltürk oldu.

Oğuzhan Asiltürk’ü bir kere bir seçimde izleme şansına ya da şanssızlığına uğradım diyeyim: 1991 genel seçimlerinde. O genel seçimlerde Milliyetçi Çalışma Partisi –ki sonradan Milliyetçi Hareket Partisi adını aldı– Islahatçı Demokrasi Partisi’yle birlikte seçime girmişlerdi ve ben de o seçim sürecinde İç Anadolu’da ittifakın kampanyasını izlemiştim. En son cumartesi günü, son gün miting günü –siyasî yasaklar öğle saatlerinde başlardı–, cumartesi sabahı Malatya’daydım ve orada birinci sırada olan Oğuzhan Asiltürk’ün yaptığı konuşmayı izleyip dinledim. Oğuzhan Asiltürk, Erbakan’ın her mitingde yaptığı âdil düzen anlatısını aktarmaya çalıştı; ama bir kere Oğuzhan Bey’in sesi bir siyasetçi için çok uygun olan bir ses değildir, ince bir sesi vardır ve bu tür şeyleri yapmaya pek alışkın olmadığı için çok başarılı bir konuşma olmamıştı 91’deki konuşma; fakat sonrasında şehir turu attılar, çiçekler attılar onu hatırlıyorum. O tarihte Refah Partisi, Milliyetçi Çalışma Partisi’ni de yanına aldığı zaman, Turgut Özal’a rağmen, Turgut Özal’ın Malatyalı olmasına rağmen, Malatya’nın en güçlü partisi olmaktaydı. Orada bir görmüşlüğüm, izlemişliğim var; onun dışında zaten pek ortada olan birisi değildi. Şimdi, Erbakan’ın vefatının ardından, 2011’de ölümünün ardından Millî Görüş Hareketi’nin liderinin kim olacağı meselesi adı konmadan net bir şekilde gündemde oldu. Kimse buna açık açık tâlip olamadı; çünkü Erbakan’la özdeşleşmiş bir hareket var ve gerçekten de o hareketin ideolojik perspektifine baktığımız zaman, Erbakan’ın dışında kimsenin böyle bir çerçeveyi çizebileceğini sanmıyorum. Zaten demin verdiğim örnekte, Oğuzhan Asiltürk’ün âdil düzeni anlatamaması olayında olduğu gibi, birçok yerde insanlar bunu yapamıyorlar, yani Millî Görüş’ü anlatma konusunda — bu tamamen Erbakan’ın kafasındaki bir şeydi. Ondan birtakım şeyleri tekrar ediyor olabilirlerdi; ama en başarılıları bile çok zorlanıyordu. Bu tamamen Erbakan’a özgü bir şeydi. Bir de Erbakan, teoriyi oluşturmanın dışında, liderlikte de çok baskın birisiydi. Dolayısıyla Erbakan’ın ardından, liderlik tartışması değil de parti genel başkanlığı tartışması söz konusu oldu. Burada, biliyoruz, Numan Kurtulmuş’un hamleleri var, onun sonra etkisizleştirilmesi söz konusu, burada bir Prof. Mustafa Kamalak’ın getirilip parti içerisindeki iktidar savaşlarını dondurma çabası var ve en sonunda da Temel Karamollaoğlu’nun partinin genel başkanı olup, burada etkili bir profil çizmesi var. İşte o andan itibaren –bu arada tabii ki Süleyman Arif Emre, Şevket Kazan gibi isimlerin, Arif Tekdal’ın hayatlarını kaybetmesi de önemli, Recai Kutan’ın sağlık nedenleri yüzünden etkili olamaması da önemli–, belli bir aşamadan sonra Oğuzhan Asiltürk kendini daha fazla göstermeye başladı. 

Biz bunu Asiltürk’ün Erdoğan’la temasları üzerinden okuduk. Saadet Partisi’ni Cumhur İttifakı’nın yanına çekme çabalarıyla gördük; tabii ki bu gözüküyordu ve onun aslında o zamana kadar birlikte çok fotoğraf vermediği Recep Tayyip Erdoğan’la, sonra bir “ağabey” profiliyle tabii ki, birçok kez yan yana olması ve bu yan yana oluşların hepsinin de basına servis edilmesinin nedenini, dün Kemal Can “Haftaya Bakış”ta da söyledi: İstenirse bu görüşmeler kapalı da yapılabilirdi; ama belli ki her iki taraf da bunun bilinmesini istiyordu. Erdoğan tabii ki istiyordu; çünkü Saadet Partisi’ni yanına çekmek, Saadet Partisi’nin kendisini olmasa bile kadrolarını yanına çekmek istiyordu, böyle bir ihtiyacı vardı — hâlâ var, ama artık iyice zorlaştı. Erdoğan’ın ihtiyacının tabii ki oy olma yönü var; ama oy almanın ötesinde, Erdoğan’ın Saadet Partisi’nin sembolik önemine, sembolizmine ihtiyacı var. Şöyle ki, Erdoğan rakiplerini hep şeytanîleştirerek seçim kampanyası oluşturuyor; terörle, dinsizlikle, şununla bununla, hainlikle vs. özdeşleştiriyor; ama Saadet Partisi’nin de yer aldığı bir Millet İttifakı’nı, dilimize iyice yerleşmiş tâbirle “ötekileştirmesi” çok zor oluyor, özellikle yeni konularda bunu yapabilmesi çok zor oluyor. Saadet Partisi Millet İttifakı’na, oy kadar, oyun da ötesinde bir meşruiyet, yani çoğulcu bir yapı olduğunu gösterme imkânı sağlıyor ve bunu Erdoğan’ın bozması gerekiyordu ve bu anlamda Oğuzhan Asiltürk’e ihtiyacı vardı. Oğuzhan Asiltürk’ün de birlikte hareket etmeye ihtiyacı vardı; çünkü tek başına parti içerisindeki dengelerle partideki gücünü pekiştirmesi mümkün değildi. Parti yönetimine kendisinin gelmek istediğini sanmıyorum; ama kendisinin uygun göreceği birisini partinin başına geçirmek istediği söyleniyordu Oğuzhan Asiltürk’ün. Bu gücü parti içerisindeki dengelerle yapamadığı için, parti dışından yapmaya razı oldu –öyle diyelim– ve kendisine destek verecek olanlara bir anlamda iktidar ortaklığı vaat etti. Yani şöyle bir şey: Zaten oy oranı düşük olan bir parti ve muhalefet içerisinde konumlandığı zaman burada insanlar fedakârlıkla bu parti için ellerinden geleni yapıyorlar, ama karşılığında hiçbir şey alamıyorlar. 

Burada Oğuzhan Asiltürk, onları kısa yoldan iktidara taşımayı vaat etti ve bu sayede de kendini güçlendirmeye çalıştı. Burada çok önemli bir ayrıntı var tabii ki: İstanbul Sözleşmesi’nin en çok gündemde olduğu bir zamanda Oğuzhan Asiltürk dedi ki: “Ben Erdoğan’la görüştüm, bu iş bitecek.” Ve bitti de. Burada da hem kendine bir güç atfetmiş oldu, yani Erdoğan’ı İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçiren isim ya da isimlerden biri olarak; öte yandan kendi tabanının içerisinde İstanbul Sözleşmesi’nden rahatsız olanlar olduğunu biliyoruz, ama rahatsız olmayanların, tam tersine savunanların olduğunu da biliyoruz, orada bence bir hesap hatası yaptı Oğuzhan Asiltürk, özellikle Saadet Partisi için çok önem arz eden kadınların İstanbul Sözleşmesi’ne o kadar karşı olduğunu söylemek çok gerçekçi değil; ama bunu yaparak şunu gösterdi Oğuzhan Asiltürk: Hem kendisinin Erdoğan üzerinde de bir gücü olabildiğini, hem de Erdoğan’ın Saadet Partisi’nden geldiği öne sürülen talepleri yere getirebileceğini gösterdi. Oğuzhan Asiltürk’ün en son Kıbrıs’a gitmiş olmasını da bir yere iyice yazmak lâzım — devlet protokolüyle; artık devlet Erdoğan ve Oğuzhan Asiltürk orada. İki kere İçişleri Bakanlığı yapmış birinden bahsediyoruz: ilki, Ecevit’le yapılan koalisyonda Milli Selamet Partisi’nin, ardından Milliyetçi Cephe hükümetinde İçişleri Bakanlığı, sonrakinde de Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı yapmış birisi — özellikle İçişleri Bakanlığı’nı ayrıca not düşmekte yarar var. Bu arada, Oğuzhan Asiltürk’ün Ergenekon-Balyoz süreçlerinde operasyonlara karşı tutumunu ve tasfiye edilenlerin anti-Amerikan subaylar olduğunu vurgulamış olmasını da not etmek lâzım. 

Millî Görüş Hareketi’nin devletle olan bu ilişkisinin aslında tam olarak ortaya çıkmadığını düşünüyorum. Millî Görüş Hareketi’ni bazıları devlet karşıtı olarak, laiklik üzerinden devlet karşıtı olarak okumaya çalışır ve buradan hareketle de asker karşıtı vs. görürler; ama Erbakan’ın birçok konudaki tutumu Oğuzhan Asiltürk’ün işte bu Ergenekon-Balyoz süreçleri, hatta 28 Şubat süreçlerindeki tutumları ve bu hareketin ana kadrolarının devlet konusundaki aşırı hassasiyeti, yani şöyle söyleyeyim, devlete toz kondurmamaları ve bu anlamda da aslında Türkiye’de Kemalist-Atatürkçü bilinen çevrelerle aslında benzer hassasiyetlere, kırılganlıklara sahip olduklarını da özellikle not düşmek lâzım. Şimdi, Oğuzhan Bey hayatını kaybetti; 86 yaşında, koronavirüs nedeniyle hızlı bir şekilde, bir anda oldu ve şu haliyle bakıldığı zaman Saadet Partisi’ni Cumhur İttifakı’na taşıma projesinin artık bittiğini söyleyebiliriz. Tabii ki onunla birlikte hareket eden bazı isimler bunu bir şekilde sürdürmek isteyecektir; ama bunların hiçbirinin isim olarak ağırlığı olmadığı için bu çok etkili olmayacaktır. Kaldı ki Oğuzhan Asiltürk, Saadet Partisi yönetimini eline geçirmiş olsaydı bile, ya da Saadet Partisi yönetimini Cumhur İttifakı’yla işbirliğine ikna etmiş olsaydı bile, bu, Saadet Partisi’nin tamamıyla onlarla birlikte gideceği anlamına gelmiyordu. Bu aslında birçok parti için söz konusu. Örneğin Meral Akşener de, İYİ Parti olarak kendileri istese bile tabanlarının, seçmenlerinin Cumhur İttifakı’na oy vermeyeceğini bizimle olan yayınında, Medyascope stüdyosunda söylemişti, birçok yerde de bunu tekrar söyledi. Dolayısıyla şu anda partilerin tabanlarıyla tavanları arasında çok ciddi sorunlar var, kopukluklar olabiliyor ya da bazı somut konularda, özellikle Erdoğan’a bakış, siyasî iktidara bakış konularında çok ciddi farklılıklar olabiliyor. Bir diğer husus da tabii ki, Oğuzhan Asiltürk, belli bir aşamadan sonra aslında Saadet Partisi’ni bir yere taşıyarak, yani Cumhur İttifakı’na doğru taşıyarak aslında kendisini, bir tür Erbakan’dan sonra Millî Görüş Hareketi’nin lideri olarak tanımlatmak ve hayata belki de böyle veda etmek istiyordu bana göre; fakat bu olamadı. Tam tersine, onca yıllık Millî Görüş Hareketi’ne verdiği emekler, yaptığı bakanlıklar, oynadığı kilit roller vs. –ki bunların büyük bir kısmının perde arkasını bilmiyoruz, o da bilinsin istemedi, – bunların yerine açık açık yaptığı birtakım görüşmelerle –ki Oğuzhan Asiltürk’ün görüşmeleri genellikle kapalı olurdu, ilk defa açık bir şey yaptı, Erdoğan’la yaptı– başarıya ulaşamadı ve Oğuzhan Asiltürk artık hep böyle hatırlanacak ve “Saadet Partisi’ni, Millî Görüş’ü Cumhur İttifakı’na taşımaya çalışırken koronavirüsten hayatını kaybetti” diye hatırlanacak — ki bu aslında acı bir durum, ama siyasetçilerin hepsinin kaderinde böyle bir şey var: Geçmişte yaptıklarından ziyade, en son durumları daha fazla dikkat çekiyor, hafızalarda kalıyor, dolayısıyla siyaset hatayı hiç kaldırmıyor. Son yapılan hata, geçmişteki birçok doğruyu pekâlâ ortadan silip süpürebiliyor.

Evet, Oğuzhan Asiltürk Millî Görüş Hareketi’nin en önde gelen isimlerinden birisi olarak hayata veda etti, geride Millî Görüş’ün gelenekçi kanadının ağabeylerinden çok azı kaldı. Oğuzhan Asiltürk’ün vefatından bir gün önce, Temel Karamollaoğlu İYİ Parti’yi ziyaret edip, orada çok net bir şekilde Millet İttifakı’yla yan yana duracakları mesajını vurgulu bir şekilde vermişti; dolayısıyla Saadet Partisi’nin şu anda Erdoğan’dan uzakta, Millet İttifakı’na yakında olduğunu söylemek mümkün; fakat Millî Görüş Hareketi’nin artık bir daha eski günlerine dönmesinin mümkün olmadığını, daha doğrusu Erbakan’dan sonra –ki Erbakan’ın son dönemlerinde de böyle olmuştu ama–, özdeşleşmiş olduğu Erbakan’da sonra Millî Görüş’ün pek bir geleceğinin olmadığının şu anda son bir tescilini yaşamış olduk. Tekrar, Oğuzhan Asiltürk’e rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus