Dr. Günter Seufert: “Alman Dışişleri’nde Yeşiller etkili olursa Türkiye’nin işi zorlaşacak”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Almanya’da Angela Merkel’in 16 yıllık şansölyeliğinin ardından yapılan federal seçimlerde Sosyal Demokratlar en büyük rakipleri Hıristiyan Demokratik Birliği’ni geride bıraktı. Ancak koalisyon hesaplarında en büyük kozlardan biri, seçimi en çok oy alan üçüncü parti olarak tamamlayan Yeşiller’in elinde. Kurulacak koalisyonun ikinci büyük ortağı olması beklenen Yeşiller içinden Almanya’nın yeni dışişleri bakanının çıkması, Almanya’nın dış politikasında Yeşiller’in etkili olması bekleniyor. Berlin merkezli Center for Applied Turkey Studies’in (CATS-Uygulamalı Türkiye Çalışmaları Merkezi) direktörü Dr. Günter Seufert’e göre, Türkiye’nin meselelere bütüncül bakmak yerine parça parça masaya getirme stratejisini Yeşiller’in dış politikada etkili olacağı bir Almanya’ya karşı sürdürmesi güç.

Tüm koalisyon senaryolarında, Yeşiller Partisi’nin hükümet ortağı olacağı düşünülüyor. Yeşiller’in hükümette yer alması Türkiye-Almanya ilişkilerini değiştirir mi?

Nasıl bir hükümet olacağı şimdilik belli değil. Yeşiller’in potansiyel iki koalisyon ortağı var. Birincisi Sosyal Demokratlar (SPD), ikincisi Hıristiyan Demokratlar (CSU/CDU). Eğer SPD’yle koalisyon kurulursa, Olaf Scholz, SPD’nin sağ kanadından gelen bir isim. Almanya’nın uzun vadeli çıkarlarına bakıyor, ideolojik bakmıyor. Bu bakımdan Türkiye’yle ilişkiler Scholz’tan ötürü zor bir döneme girmeyebilir. Yeşiller’e gelirsek, Türkiye hükümetine karşı çok daha eleştirel bir tutumları var, silah ticareti konusunda, insan hakları sorunları konusunda… Yeşiller’in programlarına bakarsanız, Kürt sorununun çözümüne dair de beklentileri var. Bunların Türkiye tarafından karşılanması çok daha zor. Bu hemen Almanya’nın Türkiye siyasetinde bir değişikliğe yol açar mı, ondan emin değilim. Türkiye’yle iyi geçinmek sırf Almanya’nın isteği değil. Avrupa Birliği (AB) içinde İtalya, İspanya, Polonya’nın da isteği bu yönde. Almanya’da Yeşiller daha sert bir Türkiye siyaseti geliştirmek istiyorsa AB üyelerini de buna ikna etmek zorunda. Bu bakımdan AB’nin Türkiye siyasetinin hemen değişeceğini tahmin etmiyorum. Ama hava biraz değişecek, Almanya’dan bazı eleştiriler daha yüksek sesle gelecek. Büyük ihtimal, silah ticaretinde bazı sınırlamalar söz konusu olacak.

Büyük ihtimalle Yeşiller kurulacak hükümette yer alacak. Yeşiller insan hakları ve Kürt sorunu konusunda, Türkiye’nin askerileşmiş dış siyasetine daha yüksek sesle karşı çıkacak. AB içinde Yeşiller’in siyasetinin ne kadar etkili olacağını bilmiyoruz. Ama Türkiye-Almanya ilişkilerinin havasını biraz değiştirebilir. Daha sert bir rüzgar esebilir.

Koalisyonda Yeşiller’den bir isim dışişleri bakanı olursa, ki öyle bir ihtimal çok yüksek –Yeşiller, koalisyonun ikinci büyük ortağı olacak ve genelde Almanya’da ikinci büyük ortak dışişleri bakanlığını alıyor– o zaman Türkiye, CDU/CSU-Yeşiller koalisyonu için zor bir konuya dönüşecek. Çünkü Türkiye’ye bakışları çok farklı. Mesela, AB’nin Almanya liderliğinde Türkiye’yle yaptığı bir mülteci anlaşması var. Yeşiller bu anlaşmaya çok daha eleştirel bakıyor. Ama Hristiyan Demokratlar bu anlaşmanın devamını istiyor çünkü onlar AB’nin sınırlarını mültecilere mümkün olduğunca kapatmak istiyor. Yeşiller daha insani bir yaklaşımla bu anlaşmayı sorguluyor. Ancak Almanya toplumundaki havaya bakarsak, Yeşiller’in açık sınır siyaseti toplumda pek destek görmüyor. Bu daha dar bir çevrenin insani kaygılarından ötürü ortaya atılan bir talep. Ama bunu siyasette geçerli kılmak çok zor olacak. Söylemde, tartışmalarda daha sert rüzgarlar esebilir. Bilmediğimiz şu, bu tartışmalar Türkiye’nin dinamiklerini ne kadar etkileyecek? Çünkü şu anda Türkiye’de yeni bir tartışma başladı, başka bir çözüm sürecinin mümkün olup olmadığı konuşuluyor. Hükümetteki AK Parti de aslında bir arayış içinde çünkü oyları azalıyor ve belki de Kürtler’in oylarına ihtiyaçları var. Almanya’da bir siyaset değişimi olursa ve dışarıdan talepler gelirse, bunun Türkiye’de nasıl etkiler yaratacağını bilemiyoruz. Çünkü hem milliyetçi bir karşı çıkış olabilir hem de çözüm süreci zaten düşünülüyorsa olumlu bir etki de yapabilir. Şu anda kestiremiyoruz.

Angela Merkel’in güçlü liderliği, Türkiye-AB ilişkilerinin Almanya üzerinden kurulmasını, Almanya’nın arabulucu rolü üstlenmesini sağlıyordu. Almanya’da Merkel döneminin bitmesi Türkiye-AB ilişkilerine nasıl etki yapacak?

Merkel hükümeti, son iki senede AB’nin Türkiye’ye yönelik ortak bir siyaset oluşturmasına yardımcı oldu. AB içinde kesin bir ayrım vardı. Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti, Fransa, bir noktaya kadar Avusturya daha sert yaklaşımlarda bulundu. İspanya, İtalya, Polonya gibi devletler daha yumuşak durdu. Almanya bu yumuşak kampın liderliğini yaparken, nispeten yumuşak bir Türkiye siyaseti benimsedi. Yeni hükümet bunu yapabilir mi ya da yapmak istiyor mu? Soru bu. Birincisi, yeni başbakan AB içinde aynı otoriteye sahip olmayacak. Bu otoritenin yavaş yavaş oluşması lazım. Hem de Scholz ve SPD ile Yeşiller, öyle yumuşak bir siyaseti sürdürmek istiyor mu? Bu da ikinci soru. Almanya’nın ekonomik ve güvenlik çıkarları, bu siyaseti bir yere kadar sürdürmesini gerekli kılıyor. Ama toplum içinde, Sosyal Demokratlar’ın ve Yeşiller’in seçmenlerinde Türkiye’ye çok daha eleştirel bir bakış söz konusu. Bu bakımdan hem Avrupa seviyesinde hem de Almanya toplumu seviyesinde bu siyasetin problemsiz devam etmesi kolay olmayacak.

Türkiye-AB ve Türkiye-Almanya ilişkileri söz konusu olduğunda, çözüm bekleyen en büyük sorunlar hangileri? Kıbrıs, Doğu Akdeniz, mülteci krizi ya da Gümrük Birliği?

Almanya, Yunanistan ve Kıbrıs için mülteci sorunu en önemlisi. AB bu iş birliğinin devam etmesine, Türkiye’ye yeni ödemeler yapmaya hazır. Bugün-yarın ödenecek meblağlar ortaya çıkacak çünkü Komisyon içinde artık karar verildi. Hem Almanya hem de AB bu sürece devam etmek istiyor. Öyle gözüküyor ki Türkiye de buna devam etmek istiyor. Çünkü Türkiye’de ilginç bir değişim oldu. Daha önce AB’nin kendi mülteci sorununu dışarı attığı, Türkiye’ye yüklediği konuşuluyordu. Şimdi Afgan mülteciler söz konusu olunca Türkiye’de de ona benzer bir diskur ortaya çıktı: “Mülteciler en iyisi Pakistan’da, İran’da kalsın.” Demek ki Türkiye de artık mülteci sorununu dışarı atıyor. Bu belki çok insani bir yaklaşım değil ama siyaseten çok daha mümkün. Hem Avrupa hem de Türkiye toplumu içinde mülteci akınlarına karşı bir direnç söz konusu. Bu bakımdan orta ve uzun vadede bu siyaset hakim olacak. Bu şekilde, AB, Almanya ve Türkiye arasındaki eski görüş ayrılıkları bir yere kadar giderilmiş olacak ve bu üçlü aslında Afgan mülteciler söz konusu olduğunda aynı siyasete yönelecek ve birbirini destekleyecek. Bu bakımdan büyük bir beraber çalışma alanı ortaya çıkıyor. Bu alanda AB’yle beraber çalışmak Türkiye’nin de çıkarına.

Gümrük Birliği’ne gelince, bu daha çok Türkiye’nin talebi. Şu anda Türkiye bir ekonomik ve mali krizin içinde, sıcak paraya ihtiyacı var. Gümrük Birliği’nin yeniden müzakere edilmesi, uluslararası yatırımcılara “Ekonomik ilişkiler sağlam ve daha da derinleşecek” mesajı verecek. Bu tabii yatırımcılar için çok önemli bir mesele. Ama Gümrük Birliği’nin müzakere edilmemesi ve ilişkilerin her daim gergin olması, Türkiye’yi yatırımcıların gözünde emniyetsiz bir ülke yapıyor. Birkaç senedir Türkiye bu yüzden bastırıyor. Ekim 2020’ye kadar AB aslında Gümrük Birliği’nin yeniden müzakere edilmesine “hayır” dedi çünkü Türkiye’de demokratikleşme ve insan hakları konularında bir gelişme yoktu. Ama Mart 2021’de Avrupa Konseyi başka bir karar verdi. “Türkiye dış siyasetinde biraz daha ılımlı hale gelir ve gerginlikleri azaltırsa biz müzakerelere başlamaya hazırız” mesajı verdi. Bu büyük bir siyaset değişimi. AB’nin bir nevi, “Türkiye’nin demokratikleşmesine fazla bakmayacağız ama dış siyasette bizi rahatsız etmeyin” gibi bir mesaj veriyor. Tabii artık Türkiye’nin kararı… Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve Yunanistan’la ilişkiler gibi konularda Türkiye askerileşmiş dış siyasetine devam ediyor mu, etmiyor mu? Bundan sonrası Türkiye’nin kararı. Ama Türkiye biraz daha yumuşak bir dış siyaset yaparsa AB adım atacak.

Türkiye dış politikadaki sorunlarını bütüncül yaklaşmadan, parça parça çözmeye çalışıyor. SPD’li Olaf Scholz liderliğinde, Yeşiller’in de yer alacağı bir koalisyon Almanya’da iktidara gelirse Türkiye aynı yaklaşımı sürdürebilir mi?

Türkiye gerçekten yeni bir siyaset mi takip ediyor, emin değilim. Bu aslında Türkiye’nin çoktandır yaklaşımı: Meseleleri kompartmentalize etmek. “Bazı konularda anlaşamıyoruz ama işimize bakalım, ilişkiler iyi yürüsün.” Türkiye’nin AB’ye dediği aslında uzun yıllardır bu. “Biz Gümrük Birliği’ni halledelim, mülteci siyasetini beraber yürütelim ama insan haklarına bakmayalım.” Bu aslında yeni bir siyaset değil. AB’den böyle bir yaklaşıma olumlu cevap gelir mi? Bu da yine Almanya’daki hükümet değişikliğiyle ilgili. Çünkü Merkel hükümeti son senesinde buna hazırdı: “İç meselelere fazla bakmayalım, dış siyasette olumlu davranıyorsanız o zaman ekonomik ilişkileri sürdürelim, derinleştirelim ve mülteci meselesinde beraber hareket edelim.” Yeşiller hükümete gelirse, o zaman Yeşiller’den en azından retorik seviyesinde daha ilkesel bir davranış bekleyebiliriz. Ekonomik ilişkileri sürdürmek ve derinleştirmek istiyorlar ama aynı zamanda Türkiye’nin içteki durumuna da bakıyorlar. İnsan hakları, hukuk devleti, Kürt meselesi… Türkiye’nin gerçekten böyle bir yaklaşımı [dış politika sorunlarını parça parça çözmek] varsa ki geçmişte vardı bunu Yeşiller’le daha zor yürütecek.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus