Cinsel taciz her yerde: Gösteri sanatlarında çalışan kadınların yüzde 82’si tacize uğradı, tanıklar seslerini çıkaramıyor

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Dissensus Araştırma ve Gösteri Sanatlarında Kadın Grubu işbirliği ile hazırlanan “Gösteri Sanatlarında Cinsel Taciz, Cinsel İçerikli Mobbing ve Cinsel Saldırı Araştırması”nda görev alan antropolog Nükhet Sirman, oyuncu, senaryo ve oyun yazarı Sedef Ecer ve İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi Genel Başkan Yardımcısı Av. Birsen Baş Topaloğlu, Medyascope’a konuştu. Araştırmanın, gösteri sanatlarında çalışan ve bu alanda yaşanan taciz deneyimlerinin ardından bir araya gelen oyuncu, senarist, dansçı, yazar, yönetmen, dramaturg ve akademisyen kadınlardan oluşan bir grup tarafından talep edildiğini aktaran Sirman, cinsel içerikli mobbinge maruz kalanların sayısının yüksek olduğunu belirtti.

Cinsel taciz çoğunlukla kadınların ve LGBTİ+’ların karşılaştığı bir sorun. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sonuçlarından biri olan taciz, gösteri sanatlarında da karşımıza çıkıyor. Dissensus Araştırma ve Gösteri Sanatlarında Kadın Grubu işbirliği ile hazırlanan “Gösteri Sanatlarında Cinsel Taciz, Cinsel İçerikli Mobbing ve Cinsel Saldırı Araştırması” da bu durumun bir kanıtı.

Dissensus Araştırma, internet üzerinden 12-27 Mayıs 2021 tarihleri arasında gösteri sanatları alanında çalışanlar arasında cinsel taciz, cinsel içerikli mobbing ve cinsel saldırı gibi eylemlerin ne kadar yaygın olduğunu, nasıl işlediğini, bu tür davranışların engellenmesi için nelerin yapıldığını ya da yapılabileceğini araştıran bir anket düzenledi. Ankete 552 kişi katıldı.

Araştırmaya katılan kadınların yüzde 82’si tacize uğradığını belirtti

Nükhet Sirman araştırmanın, gösteri sanatlarında çalışan ve bu alanda yaşanan taciz deneyimlerinin ardından bir araya gelen oyuncu, senarist, dansçı, yazar, yönetmen, dramaturg ve akademisyen kadınlardan oluşan bir grup tarafından talep edildiğini belirtti.

Araştırmada, gösteri sanatları alanına mensup kişilerin yüzde 16’sı hiç tacize uğramadıklarını, kadınların yüzde 82’si ise tacize uğradıklarını söyledi.

Araştırma sonucuna göre cinsel içerikli mobbinge uğrayanların oranının yüksek olduğunu söyleyen Sirman, “Araştırmada, ‘Benim dediğimi yapmazsan sana iş vermem’ şeklinde mobbingin çok yüksek olduğu ortaya çıktı” dedi.

“Gösteri sanatlarındaki kadınlar genellikle meşhur olmadıkları dönemde tacize uğruyor”

Bir oyuncu olarak araştırma hakkındaki düşüncelerini paylaşan Sedef Ecer de Fransa’da başlayan ve bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yankı bulan, “MeToo” hareketinden sonra birçok kadın oyuncunun da tacize uğradığını açıkladığını vurguladı.

Gösteri sanatlarına mensup kadınların, genellikle güçlü ve meşhur olmadıkları dönemde tacize maruz kaldığını söyleyen Ecer, bu durumun nedenlerini şöyle açıkladı: “Genç kadın oyuncular için ‘etki altında olmak’ diye bir şey var. Bir yönetmen, menajer size, ‘Oyun almak için bunu denemek istiyorum’ dediği zaman bunun sınırı 17-18 yaşlarındaki bir genç kadın için her zaman net olmayabiliyor.”

“Mobbing ile karşılaşmadığını söyleyenlerin sayısı anket ilerledikçe düşüyor”

Araştırmaya katılanların eğitim seviyelerinin yüksek, gelirlerinin ise düşük olduğunu belirten Sirman, “Bu insanların arasında yaşadıklarına ‘cinsel içerikli mobbing’ diyen kadınların sayısı çok yüksek. Bu anket tüm oyunculara ulaştırılabilecek olsa daha düşük çıkacaktır. Fakat şöyle bir şey ortaya çıkıyor, ‘Hiç mobbing ile karşılaşmadım’ diyenlerin sayısı anket ilerledikçe düşüyor çünkü onlar da karşılaştıkları şeyin mobbing olduğunu sorulardan anlıyor” diye konuştu.

Sirman, psikolojik şiddetin çok yaygın olduğunu, cinsel taciz ve mobbing vakalarının iş çıkışı sosyalleşme dahil her alanda sıklıkla görüldüğünü belirtti.

“Tanıklar ses çıkaramıyor”

Kişinin, tacizi kendisinin deneyimlemesinin dışında başkasının yaşadıklarını da görmesi ya da duymasından etkileneceğinin belirtildiği araştırmaya göre, tacize tanıklık etme oranı yüzde 84.

“Tanıklık çok fakat tanıklar ses çıkaramıyor” diyen Sirman, konu hakkında şunları söyledi: “O kadar hiyerarşik ve birkaç kişinin iki dudağı arasında olan bir iş biçimi ki ‘Ben de işimi kaybederim’ korkusuyla tanıklar da ağzını açamıyor.” Araştırmada da bu durum, “Taciz tanıklıklarının, ‘herkesin bildiği sır’ olarak paylaşıldığı yorumunu yapabiliriz” denilerek açıklandı.

Taciz edenin cinsiyetini, pozisyonunu, mesleğini, statü farklılıklarını da incelediklerini belirten Sirman, “Gösteri sanatları, bedensel yapılan bir iş. Biz bunun altını çizmeye çalıştık. Bunu yaparken de hiyerarşilere dikkat etmeye çalıştık” dedi.

Araştırmaya göre cinsel tacizde bulunanların yüzde 58’i, tacize uğrayanlara görece daha yüksek bir pozisyonda.

“Oyuncu, sınırı çizemeyeceği durumda kalıyor”

Ecer ise rıza sınırını belirlemenin genç bir oyuncu için net olamayabileceğini, bunun belli bir yaşa ve şöhrete ulaştıktan sonra kolaylaştığını söyledi.

“Paris’te Son Tango” filminin senaryosuna oyuncu Maria Schneider’ın haberi olmadan tecavüz sahnesi eklendiğini hatırlatan Ecer, “Kimsenin böyle bir şey yapmaya hakkı yok ama bizim mesleğimizde sınırlar açık olduğu için böyle şeyler olabiliyor. Oyuncu, sınırı çizemeyeceği durumda kalıyor” dedi.

Cinsel tacize uğrayanların yüzde 65’i şikâyette bulunmamış

Araştırma sonucuna göre, katılımcıların yüzde 65’i eğitim sırasında, yüzde 64’ü de çalışma hayatında tacize uğradığı halde hiç şikâyette bulunmamış. Sirman, katılımcıların yüzde 21’inin “Kendim baş ederim” dediğini, birçoğunun ise damgalanmaktan korktuğunu söyledi.

“Ast-üst ilişkisi şikâyet etmeyi zorlaştırıyor çünkü sonunda para kazanamamak var”

Ecer, tacize uğrayan kişilerin ekonomik şartlar ve hiyerarşik ilişkiler nedeniyle tepki gösteremediğini belirterek şöyle konuştu: “Bu başka mesleklerde olduğu gibi ast-üst ilişkisinden kaynaklanıyor. İşini kaybetme korkusu, yeni bir iş bulamama korkusu. Aynı şey fabrikada çalışan bir kadın için de geçerli. Bunun sadece bizim mesleğe ait bir şey olduğunu düşünmüyorum. Ast-üst ilişkisi olduğu sürece şikâyet etmek zorlaşıyor çünkü sonunda para kazanamamak var. Maalesef kadınların sürekli karşı karşıya kaldığı bir durum.”

“Mağdur giyim tarzından veya hareketlerinden dolayı suçlanabiliyor”

Avukat Birsen Baş Topaloğlu ise konu hakkında şu yorumda bulundu: “Eğitim hayatında veya çalışma hayatında tacize uğrayan kadınlar çoğunlukla bu durum duyulursa sektörde bir daha iş bulamam ve eğitim hayatım etkilenir endişesiyle şikâyette bulunmuyor. Fail genel de mağdurun amiri, patronu veya öğretmeni olduğundan hiyerarşik baskı nedeniyle de korkuyor. Ailesi ve çevresi duysun istemiyor çünkü bu onda ikincil mağduriyetlere sebep olabiliyor. Ayrıca kendilerine inanılmayacağı endişesi de var. Yine mağdur giyim tarzından veya hareketlerinden dolayı suçlanabilmekte, hatta mağdurun kendisi bile kendini suçlayabiliyor.”

Topaloğlu, kadınların şikâyetten vazgeçme nedenlerini ise Bulunduğu sektörde çoğunlukla başvuru mekanizması olmuyor veya olsa bile mağdur bilmiyor ya da başvuru mekanizmasının bir işlevi yok. Yargılama prosedürünün uzun sürmesi, delil veya tanık bulamayacağı ve suçu kanıtlayamayacağı endişesi de kadınların şikâyetten vazgeçmesine ve şikâyetin etkili olamayacağına inanmasına sebep oluyor” diyerek açıkladı.

“Araştırmaya göre, tacize karşı çıkanların yüzde 33’ü olumsuz sonuçla karşılaşmış”

Nükhet Sirman, araştırmaya göre tacize karşı çıkanların yüzde 33’ünün olumsuz sonuçla karşılaştığını dile getirdi. Buna karşılık cinsel tacizin Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak düzenlendiğini ve şikâyete tabi bir suç olduğunu belirten Topaloğlu, tacize maruz kalan kişilerin izlemesi gereken yolu şöyle anlattı:

“Faili ve fiili öğrenmeden itibaren altı aylık süre içinde şikâyetin yapılması gerekir. Tacizin aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanmak veya bu suçun eğitici tarafından işlenmesi, posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle işlenmesi gibi kanunda sayılı nitelikli hallerinde ceza yarı oranında arttırılarak verilir.”

“Cinsel tacize uğramak işçiye haklı fesih hakkı verir”

Mağdurun, maddi ve manevi zararlarının karşılığı olarak tazminat talep edebileceğini söyleyen Topaloğlu sözlerine, “Ayrıca cinsel tacize uğramak işçiye haklı fesih hakkı da verir. Kanuni düzenlemeler genel olarak yeterli aslında, sorun uygulamadan, soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin uzunluğundan kaynaklanıyor” diye devam etti.

“Bir suçu ifşa etmek, suç değil”

Nükhet Sirman araştırmaya göre birçok insanın cinsel tacizle mücadelede ifşayı etkili mekanizma olarak gördüğünü, fakat ifşanın etkisinin az olduğunu belirtti.

Kişinin kendisine yönelik işlenen bir suçu ifşa etmesinin suç olmadığını aktaran avukat Topaloğlu, ifşa yönteminin neden tercih edildiğini, “İfşa yöntemi resmi mercilere şikâyet etmekten daha kolay ve hızlı” diyerek açıkladı.

“Hukuksal alanda mücadele öncelikli olmalı”

İfşanın linç boyutuna varmaması gerektiğinin altını çizen Topaloğlu, “Hukuksal alandaki mücadeleden vazgeçip ifşayı onun yerine koymak doğru değil. Sosyal medyadan suçu-suçluyu ifşa etmenin resmi mercilerde şikâyet yerine geçmeyeceğini bilmemiz lazım. Hukuksal alanda mücadelenin öncelikli olması gerekir” dedi.

“Eşitlikçi-yatay bir yapıya ihtiyaç var”

Araştırma sonucuna göre hem eğitim hem iş alanında ciddi bir taciz biçimi olduğunu ve bunun küçümsenmemesi gerektiğini söyleyen Sirman, “Bu taciz biçimi genellikle cinsel içerikli mobbing üzerinden. Cinsel içerikli mobbing ve psikolojik şiddet biçimleri çok çeşitli. Bunlar fiziki şiddetten daha tehlikeli, insanları yalnızlaştırıyor ve etkisiz hale getiriyor. Onun için bu, psikolojik diye küçümsenmemesi gereken şiddet biçimi” diye konuştu.

Sirman son olarak, gösteri sanatlarında eşitlikçi-yatay bir yapıya ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus