Levent Köker ile Hukuk ve Demokrasi (48): “Yeni bir ‘Yetmez ama evet’ dalgasıyla mı yoksa ‘İktidar değişir ama otoriterlik baki kalır’ gerçeğiyle mi karşı karşıyayız?”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

“Kemal Can’ın GazeteDuvar’daki ‘Ehven-i şer mecburiyeti’ başlıklı yazısı, bugün yeniden bir ‘Yetmez ama evet’ (YAE) akımıyla karşı karşıya olup olmadığımızı tartışmaktaydı. İlginç bir nokta olarak da bugünkü YAE akımına mensup olanların, 2010’daki YAE’cileri en ağır şekilde eleştiren kesimler içinden çıkmasıydı. Bugünkü, terim yerindeyse, YAE 2.0’ı meydana getiren görüşler yumağı aslında şunu ifade ediyor: Türkiye’de rekabetçi otoriter bir rejim var. Bu rejimin niteliği gereği değişmesi, değiştirilmesi çok zor ama imkansız değil. Dolayısıyla, ‘ne yaparsak yapalım, bu iktidar gitmez’ boşvermişliğine karşı, bu kadar zor bir işi başarmak için harekete geçmiş ve başarma yönünde de ilerleyen muhalefeti desteklemek en doğru tavırdır. Bu yönüyle, YAE 2.0’ın 10 yıl öncekinden farklı olarak daha fazla demokrasi talep ettiği için değil, iktidar değişimi arzusuyla bu pozisyonu savunduğu görülüyor. Böyle görünüyor çünkü muhalefetin istediği iktidar değişikliğini gerçekleştirmesi halinde vaat ettiği ‘parlamenter sistem’in demokratik olup olmayacağı konusunda bir belirlilik yok. Aksine, hem muhalif blokta ve hem de YAE 2.0’da ‘güçlendirilmiş parlamenter sistem’ demokratikleşme ile özdeş gibi görülüyor. Oysa, cumhuriyetin 100 yıllık tarihinin uzunca dönemleri parlamenter ama demokratik olmayan yönetimlerle yüklü.

Bu nedenle, asıl sorulması gereken sorulardan kaçmamak gerek: Türkiye’nin bugünkü otoriter rejiminin oluşmasındaki temel sebebler nelerdir? Bu sebebler üzerinde kafa yormadan, sadece yasama-yürütme ilişkilerini değiştirerek ve belki yargı bağımsızlığı yönünde bazı düzenlemeler yaparak otoriterliği tasfiye edemezsiniz. O yüzden insanın aklına geliyor: ‘İktidar değişir ama otoriterlik baki kalır’ mı acaba? Çünkü Türkiye’nin bugünkü otoriterliğinin gerisinde Kürt sorunu, son dönemlerde siyaseten kullanılmakta olan Diyanet’te açığa çıkan İslamcılık sorunu, Türkiye’nin 1923’ten sonraki sosyal gelişmesinde artık iyice kendisini belirginleştiren sınıfsal sorun veya ‘neoliberalizmle entegre olmuş kapitalizme uygun otoriter rejim sorunu’… Bu gibi temel sorunlara yönelmeyen bir parlamentarizm savunusunun kanımca otoriterliği tasfiye etme ihtimali çok kuvvetli görünmüyor. Korkarım, varacağımız nokta, ‘iktidar zor da olsa değişir ama otoriterlik baki kalır’ noktasıdır.”

Levent Köker, Hukuk ve Demokrasi’de yorumladı…

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus