“Hocaefendi, Fethullah Gülen’e yenildi”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Bu yayını, yurtdışında yaptığı haber ve analizlerle Gülen ve yapılanmasını ciddi bir biçimde içeriden sorgulayan gazeteci Ahmet Dönmez’in yakınlarda kaleme aldığı “’Hocaefendi’, ‘Fethullah Gülen’e yenildi, hepimiz yenik sayıldık” başlıklı yazısından hareketle yaptım.

Yayına hazırlayan: Sara Elif Su Balıkçı 

Merhaba, iyi günler. Bu yayının başlığını bir başka gazeteciden ödünç aldım, Ahmet Dönmez’den. Aslında onun kaleme aldığı yazının başlığı daha uzun: “Hocaefendi Fethullah Gülen’e yenildi, hepimiz yenik sayıldık.” Şimdi, “Hepimiz yenik sayıldık” demesinden de anlaşılıyor ki –bilmeyenler için– Ahmet Dönmez’in kendisi de Fethullahçı bir gazeteciydi; bu hareketin içerisinde yer almış, gazetecilik yapmış birisiydi; uzun süredir yurtdışında yaşıyor ve yurtdışında gazetecilik yapmaya devam ediyor. Önce Fethullahçılar’a yakın olarak bilinen bazı yerlerde yazdı; ama birtakım sorgulayıcı yayınları üzerine, yazıları üzerine, sorunlar yaşadı, adı çıktı; bir şekilde dışlandı anladığım kadarıyla. Bütün detaylara hâkim değilim; ama bayağı takip etmeye çalıştığım birisi, çok ilginç şeyler söylüyor ve sonunda iyice yalnızlaştı, ama yazmaya devam ediyor. 

Bu yazı –başlığını “çaldığım” yazı diyeyim–, bir yazı dizisinin otuz altıncı bölümünün başlığı; otuz altı yazı kaleme almış ki, bunların her biri, print etmeye çalışıp çıktısını aldım, ben küçülttüm karakterleri ama bu son yazı yine de on altı mı on sekiz sayfa mı ne oldu. Normalde, biz eski kafalılar, hâlâ önümüzde kâğıtları görmeyi tercih ediyoruz ekrandan bakmak yerine ve bu yazı dizisinin başlığı da şu: “Cemaat içeriden adım adım 15 Temmuz’a nasıl sürüklendi?” Çok ilginç şeyler yazdı. Orada, her biri çok ilginç iddialar dile getirdi; anladığım kadarıyla bunu bitirmek üzere ve en son dün ya da önceki gün çok önemli bir yazı çıktı. Kendi imkânlarıyla Patreon üzerinden yayınlıyor bunları. Bu yazıyı kaleme aldı: “Hocaefendi Fethullah Gülen’e yenildi.” “Ne demek bu?” diye başlıyor. “İkisi farklı mı? İki ayrı Fethullah Gülen mi var? Evet, belki daha fazla” diyor ve örneklerle Fethullah Gülen’in nasıl en azından ikili oynadığını, içeriden birisi olarak anlatıyor. Bir yanda her şeyi reddeden, hakkındaki bütün suçlamaları reddeden, ama öte yandan da suçlama konularının hemen hemen hepsiyle alâkası olan birisi. Mesela diyor ki: “ ‘Adil Öksüz, ben bilmiyorum Adil diye birisini’ diyor. Halbuki yıllarca yanında bulunmuş birisi” diyor. Kendi talimatıyla yazılan Bylock’u, “ ‘Bal yok mu ne diyorsunuz ona” diye bilmezden geliyor” diyor ve örnekleri sürdürüyor. 

Burada resmettiği iki ayrı Fethullah Gülen’den bahsediyor ve yazı o dizisinin ilk bölümlerinde bir tasvirini tekrarlıyor, bir üçgenden bahsediyor, bu Fethullahçı yapılanmayı bir üçgen olarak tarif ediyor. Bir yanda, “Hizmet Hareketi” dediği, bu eğitim, medya vs. değişik alanlarda yasal faaliyet yürütenler… Çok sayıda insan var bunun içerisinde: öğrenciler, öğretmenler, şunlar bunlar. Bir köşede de kendi tabirleriyle “mahrem yapı”, yani yasadışı, gizli yapı var ve diyor ki: “Bunu üçgen haline getiren kişi ise Fethullah Gülen.” Yani “Hem Hizmet Hareketi denen yerde o var, hem de mahrem yapı denen yerde o var.” Yani diyor ki: “Hizmet Hareketi diye tarif ettiği yerde münzevî bir din âlimi olarak ve dinin özünde var olan güzel hasletlere dayalı olarak konuşuyor. B köşesinde, öteki tarafta ise bir siyasî hareketin lideri olarak konuşuyor.” 

Bütün bunlar bana, benim sekiz yıl önce Vatan gazetesinde bir dizi halinde yazdığım, “Cemaatin sivil kanadı, sivil olmayan kanadı” yazılarını hatırlattı. O tarihte, Fethullahçılar’la Erdoğan yönetimi arasında çok ciddi birtakım kırılmalar yaşanmaya başlamıştı ve ayrı ayrı, birbirlerine karşı birtakım hareketlere girişmişlerdi ve İstanbul’da ben, Fethullahçılar’ın sosyal bilimler alanında çalışan bir grup ismiyle, çoğu genç kadrolarıyla sohbet toplantısı gibi bir şey yapmıştık. Orada bayağı kıran kırana bir tartışma olmuştu. Orada da kendilerine söylemiştim ve bana çok kızmışlardı; sonra yazdım, daha da kızdılar ve bana karşı bir tür karalama kampanyaları da yaptılar. Orada söylemeye çalıştığım, bu yapının ikili bir yapı olduğu; bir yanda sivil toplum içerisinde faaliyet gösteren ve çok sayıda insana ulaşan bir yapı olduğu, ama diğer yanda sivil olmayan, onların “mahrem yapı” diye tanımladığı yapının aslında birçok şeye müdahil olduğu, devlet içerisinde şeffaf olmayan bir şekilde hareket ettiği ve sivil yapının sivil olmayan yapının kontrolüne girmekte olduğunu ve onu yok etme ihtimalinin çok yüksek olduğunu söyledim — ki o tarihte hâlâ Erdoğan’la işbirliği içerisindeydiler ve bu tür yaklaşımlara karşı her iki taraf birden çok ciddi bir karalama kampanyası yürütüyordu. 

Ahmet Dönmez içeriden birisi, ama sorgulayıcılık yapan birisi, olayın adını başka türlü koyuyor: “Hocaefendi Fethullah Gülen’e yenildi. Hocaefendi kim? Dinî olan, sivil topluma yönelik faaliyet yapan, herkese hitap eden, ağlayan, vaazlar veren, dinî birtakım yorumlarda bulunan biri. Ama Fethullah Gülen kim? O gizli gizli her şeyi baştan sona tertip eden biri”. Yazısında bunun örneklerini de vermiş; daha önceki yazılarında da vardı, ama beni izleyenler de bilir, bu hareketin içerisinde Fethullah Gülen’den habersiz yaprağın kımıldaması mümkün değil. Hele alengirli işlerde, hele bu tür devlet içerisinde örgütlenme vs. gibi işlerde. Şimdi, Fethullahçılığın 15 Temmuz’la ilişkisini sorgulayan bu yazı dizisinin –ki her bir bölümü uzun olan bu yazı dizisinde– Fethullah Gülen’in doğrudan bu işin içerisinde olduğunu, en azından istese engelleyebileceğini, çünkü bu işin içerisinde çok ciddi bir şekilde Fethullah Gülen’in kontrolündeki insanların bulunduğunu söylüyor. Diyor ki mesela: “Nasıl bitirebilirdi 15 Temmuz’u? İki ihtimal var; birisi içinde değil, birisi de içinde. Diyelim ki bu bir tuzaktı, Cemaat’i” diyor, “Fethullahçılığı hedef alıyor”. Öyle diyorlar ya? Fethullahçılar, “Bizi oyuna getirdiler, bizi de kullandılar, bu bir tuzaktı vs.” diyorlar. “O zaman,” diyor Ahmet Dönmez çok açık bir şekilde, “en azından Gülen kendi cemaatini dışarıda tutabilir ve oynanan oyunu boşa çıkarabilirdi. Hiç değilse askerî hareketliliğin ilk başladığı anlarda bir canlı bağlantıyla operasyonu deşifre edebilirdi. Tayyip Erdoğan’ın daha sonra Face Time’la yaptığının bir benzerini yapabilirdi” diyor. Zaten ikinci şık, kendisinin bir kalkışmasıysa, bu onun başlattığı bir şey olduğu için zaten bunu durduramazdı. Yani bu onun bakış açısı. 

Her iki ihtimalle de biliyoruz ki Fethullahçılar kendilerini böyle savunuyorlar: “Bunun bizimle alâkası yok, bu bir komplo” vs.. Neydi? Kontrollü darbe, şu bu… Sonradan Erdoğan’ın olağanüstü hâl ilan etmesi ve otoriterliğini pekiştirmesinden hareketle de bunun doğrulandığını, bunları doğruladığını söylüyorlar. O zaman da diyor ki: “O zaman kardeşim, bu size yönelik bir komploysa, neden baştan itibaren bu tutumu takınmadınız?” Ve çok açık bir şekilde Fethullah Gülen’in bu darbenin başarılı olmasını istediğini söylüyor. “Hangi Gülen?” lâfı, Atilla İlhan’ın zamanındaki kitaplarını hatırlatır; bilenler bilir, hâlâ satılıyor –Hangi Sol?, Hangi Batı?, Hangi Seks? diye–, bizim ortaokul yıllarımızda çok okuduğumuz kitaplardı; hatta Atilla İlhan gazetede köşe yazardı ve o köşedeki yazılarını derlerdi ve ben de o tarihte, ortaokul öğrencisi olarak kendisine bir soru yollamıştım mektupla ve o soruya gazetede cevap vermişti, kitaba da koymuştu. Hangi Sol kitabında, benim de orada nâçizâne bir sorum vardır, genç bir solcu olarak. Şimdi burada, hangi Gülen? Bence –ki anladığım kadarıyla, Ahmet Dönmez de öyle diyor– ama bu ikilemi birlikte koyması da işi daha ilginç kılıyor; bence birden fazla Gülen yok, Gülen aslında bir kişi, o kişi de başlığa çıkarttığımız: Hocaefendi’yi yenen Fethullah Gülen. 

Aslında Hocaefendi yok. Aslında bir Fethullah Gülen var, dinle tabii ki bir ilişkisi var, Nurculuğun içerisinden geliyor ve burada vaazlar üzerinden etrafında bir çember oluşturuyor, gençlere ulaşıyor, birtakım yerlerden paralar bulup onlara yönelik birtakım kurslar açıyor ve adım adım ilerleyen bir siyasetçi, ama siyasetçinin ötesinde, siyasî hedefleri olan, onun ötesinde de bir istihbarat servisi yönetir gibi inşa ediyor bunu. Buradaki tabii, istihbarat servisi nedir? Bir devletin istihbarat servisi vardır, birçok servisin yanında istihbarat servisi vardır; yani açık ordusu vardır, polisi vardır, yargısı vardır, eğitim kurumları, okulları vardır, hastaneleri vs. istihbarat servisi de vardır ve herkesin bir yeri vardır ve istihbarat servisinin yeri o ülkedeki demokrasiyle, şununla bununla bağlı olarak kimi yerlerde çok güçlüdür, kimi yerlerde zayıftır. Mesela BAAS rejimleri aynı zamanda istihbarat rejimleridir, otoriter rejimlerde çok önem kazanır. Mesela bugünün Türkiye’sinde de, özellikle Erdoğan’ın son dönemlerinde bunun çok ciddi bir şekilde öne çıktığını görüyoruz. Fethullah Gülen’de baştan itibaren böyle bir şey var ve bana göre bütün bu sivil yapılanma, yani Hocaefendi titriyle yaptığı bütün faaliyetler aslında o arkadaki mahrem yapıyı ve onun faaliyetlerini örtme, gizleme, ama aynı zamanda onun faaliyetlerine maddi imkân bulma, onun faaliyetlerine kadro bulma ve onun faaliyetlerine ilişki bulma yeri. Bakın, okullar kuruyor, bu okulların sayesinde bu okullardaki bazı öğrencileri “mahrem yapı” dedikleri yapıya alıyor, yani oradan esas yapılanmasına insanları devşiriyor. Hepsini değil, bir kısmını devşiriyor. O kurduğu ilişkiler üzerinden bir ekonomik hareketliliğe giriyor, para kazanılıyor, birtakım sermayeler birikiyor ya da sermaye sahiplerine ulaşma imkânı oluyor. Diyelim ki okullara kaynaklar sağlıyorlar, ya da medyaya kaynaklar sağlıyorlar, medyaya reklam alıyorlar, şunu yapıyorlar, bunu yapıyorlar ve o kaynakların önemli bir kısmı da o mahrem yapıya taşınıyor. Sonra o mahrem yapıdaki insanlar kritik birtakım yerlerde paralel bir devlet örgütlenmesine gidiyorlar: orduda, istihbaratta, askerde, maliyede, milli eğitimde, diyanette vs. Ve o yapılanmanın içerisinden yeni kurulan birtakım olanaklar da bu sefer diğer sivil yapıya aktarılıyor. 

Böyle çok ilginç, karşılıklı birbirini besleyen bir olay var; fakat buradaki temel husus şu — ki Ahmet Dönmez bunu baştan itibaren çok isabetli bir şekilde bence belirtiyor: Sivil yapıda olan insanlar, öğretmenler, öğrenciler, şunlar bunlar, o mahrem yapı denen, sivil olmayan yapı hakkındaki şeyleri katiyetle kabul etmiyorlar; tanımıyorlar, bilmiyorlar, bilmek dahi istemiyorlar, kabullenmek istemiyorlar; ondan bîhaberler ya da inandırıcı gelse bile inanmak ya da açıkça buna inandıklarını söylemek istemiyorlar; fakat mahrem yapı denen yapı bütün bunların hepsini biliyor: Nerede kaç okul var? Bu okullarda kaç kişi okuyor? Orduda ne kadar örgütlüler? Emniyette ne kadar örgütlüler? vs. En önemlisi, Fethullah Gülen bunların hepsini biliyor ve buradaki hareketlerin hepsini, görevlendirmeleri, görevden almaları, terfi ettirmeleri, şunları, bunları, yer değiştirmelerin hepsini kendince birtakım kıstaslarla Fethullah Gülen yapıyor. Dolayısıyla ortada bir Hocaefendi yalanı ve çok ciddi siyasî hırsları olan, planları olan ve bunun için her türlü komployu yapabilecek olan ve yapmış olan bir Fethullah Gülen gerçeği var. Dolayısıyla burada Fethullah Gülen, Hocaefendi’yi yeniyor; ama bu arada kendisi de yeniliyor — işin ilginç tarafı o. Bunun sonucunda da, “Hepimiz yenik sayıldık” demesi de, bunun faturasını binlerce kişi ödüyor, cezaevine giriyor, işinden oluyor; kimisi Meriç Nehri’nden ya da Ege’den karşı tarafa geçmeye çalışırken hayatını kaybediyor, kimisi kaçtığı yerlerde çok kötü yaşam koşulları içerisinde kalıyor vs.. 

Bir diğer soru da şu tabii: Fethullah Gülen başarılı olmuş olsaydı bu insanlar bundan ne derece istifade edeceklerdi? Zaten burada şöyle bir soru var: Başarılı olsaydı ne olacaktı? Belli ki Türkiye’nin başına geçmek istiyordu. Ne olacaktı? Nasıl bir şey elde edecekti? Türkiye’yi nereye sürükleyecekti? Bu insanları nereye sürükleyecekti? Bu apayrı bir muamma, bunu yaşayıp göremedik, iyi de oldu, en azından böyle bir şeyin direğinden dönmüş olduk. Gerçekten direğinden dönmüş olduğumuzu düşünüyorum; çünkü Fethullah Gülen bu şeylerinde pekâlâ başarılı olabilirdi. Burada kalktı bir şey denedi; kendisi başarısız oldu ve buna karşılık, başarısız olmaya aday, aslında ciddi bir şekilde gerilemekte olan Tayyip Erdoğan’a bir tür hayat öpücüğü vermiş oldu. Tayyip Erdoğan’ın 2015 Haziran’ında aslında iktidarı kaybetmiş olan, sonra 2015 Kasım’ında bir şekilde, arada yaşanan o terör ortamının ardından tekrar iktidarını elinde tutabilen Erdoğan’ın iktidardaki ömrünü uzatmış oldu ve sonuçta başlığa dönecek olursak: “Hepimiz yenik sayıldık” diye söylerken burada, Ahmet Dönmez’in cevap verdiği, yani referans verdiği şey, onun peşinde olup ona Hocaefendi olarak inananlar. Onun peşinden kimisi çok saf, kimisi tam olarak saf olmasa da, birazcık bir şeylerden şüphelense de yine de peşinden gidenler vs.. Bunların hepsi yenik sayıldı, yenildiler gerçekten; ama bir de şu var: Fethullah Gülen’in bu hırsları neredeyse elli yıldır inşa ettiği, belki elli yıldan daha fazladır inşa ettiği bu acayip yapılanmanın Türkiye’ye çok büyük bir zararı oldu, hepimizden çaldı. Bunun vebalinin çok büyük olduğunu biliyorum. Dinî konularla biraz, biraz değil tabii ki çok fazla ilgili biri olarak, herhalde kendisi hepimizden fazla biliyordur ve umarım bunun bir karşılığı olacaktır, burada ya da orada. İnşallah o günleri bir şekilde görürüz, duyarız ya da yaşanır; görmesek de duymasak da yaşanmasını temenni ederek bitirmek istiyorum. Evet, çok ilginç. 

Bir not da şu: Normal şartlarda, Türkiye biraz normal bir ülke olsaydı, bu yazı dizisinden hareketle keşke Ahmet Dönmez’le bir yayın yapabilseydik, ama umarım çok geç olmayan bir tarihte bunu da gerçekleştirebileceğimiz günler gelecektir. Bu türden içten sorgulamaların çok değerli olduğunun farkındayım. Şunun da farkındayım: Onun bu yazdıklarını bir şekilde gündeme taşıyarak, bir anlamda zaten dışlanmış halini daha da zor durumda bıraktığımın farkındayım; çünkü Fethullahçılar’da, bana selam bile vermek birçoklarının gözünde ihanetin daniskası, ama artık o kadar yazıyı yazdığına göre, bu yazılar üzerine birilerinin bir şey söylemesini engelleyebilecek durumu yok. Ama açıkçası engellemek istediğini de sanmıyorum. Dolayısıyla bu sorgulamaların artmasını, bu tür yüzleşmelerin artmasını ve Hocaefendi diye peşinden giden insanların Fethullah Gülen duvarına çarptıklarını bilip, buna göre kendilerine yeniden bir şekil vermelerini, belki de hayata yeniden başlamalarını temenni ediyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus