Erdoğan-Karamollaoğlu: Acı bir fotoğraf

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

AKP lideri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün SP Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nu yanındaki koltuk yerine uzağındaki kanepeye oturttu. Bu görüntünün çok derin siyasi anlamları var.

Yayına hazırlayan: Sara Elif Su Balıkçı

Merhaba, iyi günler. Bugün, bir fotoğraf üzerine bir şeyler söylemek istiyorum. “Acı fotoğraf” dedim, iç burkuyor aslında. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu dün Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Külliye’de kabul edildi ve bir fotoğraf ortaya çıktı. Bu fotoğrafta çok açık bir şekilde, ortada boş bir koltuk var ve kanapede –diyelim– Temel Karamollaoğlu oturuyor, Erdoğan yanına oturtmamış. Hatta, bir de başka bir fotoğraf var; belli ki Temel Karamollaoğlu koltuğa oturmaya niyetlenmiş, ama Erdoğan kendisine koltuğu değil de kanapeyi gösteriyor.

Şimdi bunun üzerine bir şeyler söyleyeceğim, ama önce arkadaşlarımdan bir özür dilemeliyim. Dün burada, Medyascope’ta arkadaşlar büyük bir heyecanla bunu bana söylediler ve “Bir şey yapalım mı?” diye sordular. Ben de, “Ya, kim bilir ne olmuştur; böyle olaylara çok da girmemek lâzım” dedim, yapmadık. Daha sonra akşam eve gidince, sosyal medyada bir yerde fotoğrafı birden önümde gördüm ve orada nasıl bir yanlış yaptığımı gördüm. Bu olayın basit bir hata falan olmadığı, fotoğrafın kendisi çok bâriz; yani gazeteci refleksimi ilk arkadaşlar söylediği zaman hayata geçirmediğim için pişmanım.

Evet, burada alenen, Erdoğan istenmeyen bir misafiri ağırlıyor belli ki, olay bu. Erdoğan Temel Karamollaoğlu’nu istememiş, ama kabul etmiş. Şimdi bilmiyorum, başka muhalefet liderleri de başvuruyor mu Erdoğan’la görüşmek için, Erdoğan bunları ret mi ediyor; çünkü birlikte fotoğrafları yok. Ne Kemal Kılıçdaroğlu’nun ne Meral Akşener’in Erdoğan’la birlikte, böyle baş başa fotoğrafları yok. Buna karşılık, mesela Devlet Bahçeli’nin var ve Devlet Bahçeli nerede oturuyor? Tabii ki yanında oturuyor, hatta Ekrem İmamoğlu da daha önce gitmişti, o da yanında oturmuştu, bunu biliyoruz. Normali bu yani, protokol bu. Kenarda görüyorsunuz, Temel Bey’in oturduğu, oturmak durumunda kaldığı kanapeyi görüyorsunuz. Normalde eğer bir konuk ağırlıyorsanız ve tek başına gelmişse, oturacağı yer orası. Tabii, bunları konuşurken aklımıza hemen Nisan ayındaki olay geliyor, o olay büyük skandal olmuştu — Avrupa’da özellikle. Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel’le, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Leyen birlikte Erdoğan’ı ziyaret etmişlerdi ve Erdoğan yanına Charles Michel’i oturtup, karşısındaki kanapeye Ursula Von Der Leyen’i oturtmuştu — görüyorsunuz, Mevlüt Çavuşoğlu’nun karşısında Ursula Von Der Leyen. Avrupa Konseyi ile Avrupa Komisyonu neredeyse birbirlerine denk yapılar. Dolayısıyla Von Der Leyen’in eşit olduğu kişi Mevlüt Çavuşoğlu değil. Normal şartlarda, burada olması gereken, bir başka tek kişilik koltukla da hanımefendiyi oturtması gerekiyordu. Burada tabii gerek Erdoğan’a, ama esas olarak da Charles Michel’e yönelik çok eleştiriler olmuştu.

Bu olay sadece bir protokol meselesi mi? Değil; Temel Karamollaoğlu’nun yaşadığı çok siyasî bir mesele. Neden siyasî bir mesele? Hatırlayalım: Geçtiğimiz günlerde koronavirüs nedeniyle hayatını kaybeden Saadet Partisi’nin Yüksek İstişâre Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk, açık bir şekilde Saadet Partisi’ni Cumhur İttifakı’nın yanına taşımak istedi ve Erdoğan tarafından çok ciddi bir şekilde ağırlandı. Şöyle efsane fotoğraflar bile var Külliye’nin önünde. Yani, buradaki samimiyeti ve iddiayı görüyorsunuz; deminki Karamollaoğlu fotoğrafıyla bunun arasında dağlar gibi fark var. Oğuzhan Asiltürk’ün, Erdoğan’ın Kuzey Kıbrıs ziyaretinde de onur konuğu olarak uçağa alındığını biliyoruz; bir kere de Erdoğan kendisini evinde ziyaret etmişti. Oğuzhan Asiltürk Saadet Partisi’ni Cumhur İttifakı’na taşıyacaktı; ama hem başaramadı, hem de ömrü yetmedi. Temel Karamollaoğlu da başından itibaren Cumhur İttifakı’na girme konusuna hep eleştirel baktı, mesafeli baktı. 

Dolayısıyla, Saadet Partisi’nde Temel Karamollaoğlu, Erdoğan’ın tercih ettiği kişi değildi; ama artık Oğuzhan Asiltürk olmadığına göre, Erdoğan’ın başka bir alternatifi de yok. Eğer Saadet Partisi’ni muhatap alacaksa ve onu yeniden kazanmak isteyecekse, Temel Karamollaoğlu’nu bir şekilde muhatap alması gerekiyor. Nitekim, “Temel Karamollaoğlu Erdoğan’la sarayda görüşecek” diye haber geldiğinde, “Allah Allah! Ne oluyor? Yeniden Cumhur İttifakı’na yanaşma meselesi mi var Asiltürk’ün ardından?” sorusu da beraberinde geldi; ama kısa bir süre içerisinde Saadet Partisi’nin üst düzey isimleri açık bir şekilde şunu dediler: “Bu, Cumhurbaşkanı’nı değil AKP –ya da AK Parti– Genel Başkanı’nı ziyaret”. Yani, Temel Bey orada Cumhurbaşkanı Erdoğan’la değil, AK Parti lideri Erdoğan’la buluşmaya gidiyor. Tabii bunu niye burada yapıyorlar? Mesela Muharrem İnce’yle de buluşmuştu Erdoğan; o AKP Genel Merkezi’nde olmuştu. Tabii ki sarayda yapılan bir ağırlamada, işler bayağı bir siyâseten karışmış belli ki. Baştan tatsız başlamış bir görüşme; ama onun ötesinde, tabii bu olay çok derin. Bence derin; belki birçok izleyiciye çok anlamlı gelmeyebilir, ama İslâmî hareketi, Millî Görüş hareketini izleyen insanlar, bilen insanlar için bu gelinen nokta çok ilginç bir nokta. O fotoğraf gerçekten o hareketin içinde olan insanlar için ya da dışından önemseyen insanlar için çok çarpıcı bir fotoğraf.

Erdoğan’ın herkese ihtiyacı var, Saadet Partisi’ne daha fazla ihtiyacı var; çünkü Saadet Partisi’nin muhalefette yer alması durumunda, kendi tabanının da muhalefete kaymasının bir meşruiyeti oluyor. Saadet Partisi’nin de yer aldığı bir ittifakı siz bölücülükle, din düşmanlığıyla, şununla bununla suçlayamazsınız. Suçlamasına belki suçlarsınız da, hiç inandırıcı olmaz. Nitekim daha önce, Oğuzhan Asiltürk’ü vs. böyle kazanmaya çalıştı. Oradan, en azından Saadet Partisi’ni olmasa bile içinden bir grubu koparmaya çalıştı. Sembolik olarak çok ihtiyacı var; semboliğin de ötesinde, rakam olarak da çok ihtiyacı var. Artık her şey elinden kayıyor Erdoğan’ın. En son Devlet Bahçeli –bence orada Kılıçdaroğlu’na eleştiri için de söyledi, ama bu bir tür, hani “Allah söyletiyor” denir–, kendisini muhalefette tanımladı Devlet Bahçeli. Muhalefetin ne kadar önemli olduğunu söyledi ve buradan da hemen akıllara “Acaba Bahçeli Erdoğan’ı bırakacak mı?” sorusu geldi. Nitekim Ahmet Davutoğlu katıldığı bir yayında, açık açık, Devlet Bahçeli’nin ekonomik nedenler yüzünden –yani ekonomik nedenlerden kasıt: Ekonominin kötü gidişi yüzünden– Erdoğan’a desteğini çekeceğini ve erken seçimin kaçınılmaz hâle geleceğini söyledi; aleni bir şekilde, bunu bir yayında söyledi. 

Böyle bir ortamda, Erdoğan’ın herkese ihtiyacı var, Saadet Partisi’ne daha çok ihtiyacı var; ama oradan bir karşılık alamıyor, oradan karşılık alamadığı zaman da hemen mesafeyi koyuyor. Çok ilginç bir durum. Normal şartlarda hiç kabul etmezdi, bizim haberimiz bile olmazdı, Saadet Partililer, “Başvurduk ama kabul etmedi” derlerdi belki; o da çok fazla bir haber olmazdı, ama bu fotoğraf gerçekten haber ve bu fotoğraf tabii ki bize neyi gösteriyor? İktidarı gösteriyor. İktidar her şeyin ötesinde. Normal şartlarda, o hareketin içerisinden gelen birisi için Temel Karamollaoğlu Erdoğan’ın ağabeyi. “Abi” lâfını daha çok kullanırlar Millî Görüş hareketinde. “Temel Abi” diyordur herhalde, arkasından ya da yüzüne karşı konuşurken. Onun içerisinde yetişmiş birisi; ama sonra o, bütün gücü elinde toplamış, öteki taraf da küçük bir partinin lideri; ama saygı yine de beklenen bir şey — saygı yok. O fotoğraf gerçekten Temel Karamollaoğlu’nun –kimsenin, ama Temel Karamollaoğlu’nun fazladan– hak etmediği bir fotoğraf.

Ben, Temel Bey’i Sivas katliamının hemen ardından Sivas’ta görmüştüm. O zaman belediye başkanıydı, kendisine benzeyen birisinin fotoğrafından hareketle o da suçlanmıştı ve ben Milliyet gazetesi adına Sivas’a gittiğimde kendisiyle çok uzun bir röportaj yapmıştım, tam sayfa yayınlanmıştı katliamdan kısa bir süre sonra. O zamandan beri tanışırız, burada da çok yayına çıkarttığımız oldu. Millî Görüş hareketi içerisinde farklı bir yeri vardır. O hareketin içerisinde en kibar, karşısındakini en çok dinleyen –Recai Bey de öyledir, şu anda onun da sağlık durumu pek iyi değil; onlar dışa çok açık isimleridirler– ve kendini çok yetiştirmiş, iyi eğitimli ve de aslında ilk gençlik yıllarında merkez sol, CHP içerisinden gelmiş birisidir. 

Sonuçta bu fotoğrafı hak ettiğini sanmıyorum. Bu fotoğraf aynı zamanda, Türkiye’de İslâmî hareketin en önemli merkezlerinden olan Millî Görüş’ün nasıl hazin bir noktaya geldiğini de bize gösteriyor. Sonuçta, muhalefetteyken söylenen şeylerin, bütün o ideallerin şunların bunların, ahlâkı her şeyin önüne çıkartma iddiasının, bütün bunların nasıl iktidarla beraber ve de iktidar olup iktidarı korumak için… Şimdi Erdoğan’ın geldiği nokta o. İktidar elden kayıyor, bunun verdiği büyük bir öfke var, bunun verdiği büyük bir tedirginlik var ve sonunda aslında o zamana kadar, yakın bir zamana kadar çok da önemsemediği bir partiye bir şekilde ihtiyacı var; ama buradan karşılık alamayacağını görünce de hemen kendisinin iktidarını gösteriyor, kendisinin gücünü gösteriyor. Fakat baktığımız zaman, o fotoğrafa tekrar bakalım: O fotoğrafta açıkçası kim güçlü, kim güçsüz? Bu soruyu soralım. Bakıldığı zaman, orada bence Temel Karamollaoğlu kazanan olmayabilir, ama Erdoğan’ın kaybeden birisi olduğu açık bir şekilde ortada. Muhtemelen, Temel Karamollaoğlu da, seçim ne zaman yapılacaksa o zaman yaklaştığında, büyük bir ihtimalle muhalefet bloku içerisinde yer alacak. 

Bir iddiaya göre Saadet Partisi, DEVA ve Gelecek ile bir ittifak yapacakmış. Böyle bir şey olabilir tabii; ama bunun çok bir anlamı olacağını sanmıyorum, çünkü Millet İttifakı, gerek Kılıçdaroğlu’yla CHP, gerekse İYİ Parti’yle Akşener gerçekten istim üzerinde ve onunla birlikte hareket ediyor olmanın birçok avantajı var. Zaten şu anda süren, “güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüş” çalışmalarında da birçok konuda görüşüp tartışarak anlaştıklarına da tanık oluyoruz; dolayısıyla orada kenarda bir ittifakta yer almak yerine, pekâlâ Millet İttifakı’nda –ki Saadet Partisi daha önce yer almıştı biliyorsunuz–, yer alabilir; ama her halükârda şunu da görüyoruz ki Saadet Partisi ve Temel Karamollaoğlu kaybeden Erdoğan’a küçük de olsa, işe yarayıp yaramayacağı belli de olmasa –ki büyük bir ihtimalle yaramayacak–, bir can kurtaran simidi atmaya pek hevesli değil ve Erdoğan da sonuçta bunun verdiği tedirginlik ve kızgınlıkla, açıkçası saygısızlık yapıyor Temel Karamollaoğlu’na. Bu fotoğrafı da tarihe geçiriyor. Benim gibi dışarıdan gözlemcilere de on beş, yirmi dakika bunun üzerine konuşma imkânı yaratıyor. Birçok kişinin söyleyeceklerini merak ediyorum; özellikle bu hareketin içerisinde yer alan Saadet Partili ve hatta AKP’li, AKP’nin özellikle de İslâmî hareket kökenlilerin içini burkan bir fotoğraf olduğu kanısındayım. Ben, dışarıdan birisi olarak rahatsız oldum, içeriden olanlar kim bilir ne kadar rahatsız olmuşlardır. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus