Kılıçdaroğlu’dan “helalleşme” çağrısı: Türkiye hazır mı?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu son kısa videosunda Türkiye’ye helalleşme çağrısı yaptı. Bu çağrı anlamlı mı? Türkiye buna hazır mı? Kılıçdaroğlu çağrısına karşılık bulabilir mi?

Yayına hazırlayan: Sara Elif Su Balıkçı

Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye’nin gündemini bayağı belirlemeye başladı — özellikle evinden yaptığı kısa videolarla. Bunlardan birisinde, hatırlanacaktır, bürokratlara seslenmiş ve tarih vermişti; verilen tepkilerden, onun epey etkili olduğunu gördük. Daha önce siyasî cinayet endişesinden bahsetmişti, suikastlardan bahsetmişti, o da çok etkili olmuştu. Şimdi, en son dün yaptığı konuşmada “helâlleşme”den bahsetti ve bir helâlleşme yolculuğuna çıktığını, başlattığını söyledi. Çok çarpıcı, yaklaşık beş dakikalık bir videoda Kılıçdaroğlu, Türkiye’de çok ciddi acılar olduğunu, insanların birbirleriyle sorunları olduğunu ve bunların giderilmesi gerektiğini söylüyor. 

Oradan, onun ağzından birtakım cümleleri aktaracağım; ama onun öncesinde şunu özellikle vurgulamak lâzım: Kılıçdaroğlu birinci tekil şahıs konuşuyor. Her ne kadar “Lideri olduğum parti de geçmişte hatalar yaptı vs.” dese de, hep, “Kemal Kılıçdaroğlu olarak bana sadece iktidarı devralmak yetmiyor” diyor mesela, “ben bu ülkeme bir miras bırakmak istiyorum, ben bu ülkenin artık huzura kavuşmasını ve önüne bakabilmesini istiyorum. Ben, bundan sonraki yüz iktidarın da bu ülkeye ve insanına iyi gelmesini istiyorum.” Sürekli bir “ben” hâli var. Bu, tabii ilk başta bir kendini beğenmişlik, kendini öne çıkartmak olarak görülebilir — bence öyle değil. Tam tersine, Kılıçdaroğlu uzun bir süre, CHP’nin başına geldiği andan itibaren kendisinden de bahsetti, fakat esas olarak partisinden bahsetti. Kendini çok fazla bir lider olarak öne çıkartmamaya başladı; ama bir süredir kendini, Kemal Kılıçdaroğlu olarak kendini öne çıkartıyor, özellikle bu yaptığı videolarda.

Bunun bir yönü, tabii ki cumhurbaşkanlığı adaylığını istiyor olması ve buna bir hazırlık olması. Yani, cumhurbaşkanı adaylığının sonuçta güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişten sonra Cumhurbaşkanı’nın sembolik bir anlamı olacağını biliyoruz; fakat o kendini bugünden bir lider olarak sunması gerektiğinin farkında, artık daha iddialı olmak durumunda, birincisi bu. İkincisi, tabii ki kendisine çok ciddi bir özgüven gelmiş durumda. Artık, ben diye bahsedebileceği bir noktaya geldi. Bunun bir yönü, Erdoğan’ın alabildiğine zayıflaması, toplumsal desteğini kaybetmesi tabii ki; ama bir diğer yönü de Kılıçdaroğlu’nun onun karşısında muhalefeti örgütleyebilmesi. Bu, referandumdan itibaren başlayan, Adalet Yürüyüşü’yle devam eden, yerel seçimlerle artık iyice zirveye çıkan bir husus. Şu hâliyle İYİ Parti’yleymiş gibi gözüküyor; fakat bir şekilde bunun içerisinde değişik muhalefet partilerinin ve çevrelerinin olduğunu görüyoruz. Burada bir tür tarihî uzlaşmayı sağlama gayretinde Kemal Kılıçdaroğlu. Onun bu ağırlığı vermesi sayesinde İYİ Parti’nin çok güçlendiğini biliyoruz; CHP’nin oyları fazla artmamış olabilir, ama İYİ Parti’nin güçlendiğini ve Millet İttifakı’nın, muhalefetin artık Cumhur İttifakı’na ciddi bir şekilde fark atmaya başladığını görüyoruz. Bu arada, tabii ilginç başka bir şey daha çıkıyor: “Kemal Kılıçdaroğlu aday olursa kesinlikle kaybeder” diyenlerin sayısı azalıyor. Hâlâ tabii ki –daha önce yayınlarda çok değindik–, İmamoğlu’nun, Mansur Yavaş’ın ve hatta Meral Akşener’in Kılıçdaroğlu’ndan daha fazla popüler olduğu muhakkak; ama yine de Kemal Kılıçdaroğlu kendi popülaritesini de artırıyor.

Şimdi, helâlleşme meselesi çok kritik bir mesele. Gerçekten, Türkiye’nin bam teline basmış durumda Kılıçdaroğlu. Diyor ki; “Mâlûm, demokrasiyi yok ettiler, devletin kurumlarını yok ettiler” vs. “sadece AKP iktidarından bahsetmiyorum. Biz dahil geçmişteki tüm iktidarlardan bahsediyorum. Neden bu devlete her gelen iktidar sürekli yıpratıyor? Bunun önemli bir nedeni var, ülkemiz yaralı insanların ülkesi, farklı topluluklar çok farklı yaralar taşıyor; o kadar ağır yaralarımız var ki ruhlarımız acı çekiyor, o kadar incinmişiz ki hiçbirimiz geleceğe bakamıyoruz, geçmişe takılı kaldık. Her iktidara gelen de bu yaraları kullandı, istismar etti, derinleştirdi, tarihimizde de en çok AK Parti hükümetleri yaptı, insanları birbirine düşürdü, nefreti körükledi, halkımız kavga ettikçe bir grup insan zenginleştikçe zenginleşti.” Evet, bu tespit gerçekten çok sahici bir tespit. Türkiye’nin bu parçalanmış yapısı, Türkiye’nin birbiriyle sorunlar yaşayan kesimleri, etnik kimlikler, yaşam tarzı farklılıkları, mezhep farklılıkları, bütün bunlar, hatta kuşaklar arası farklılıklar, tabii ki toplumsal cinsiyet meselesi, bütün bunlar bir vâkıa ve modern demokrasilerin en önemli özelliği, bu tür çelişkileri, bu tür çatışmaları, çekişmeleri ne kadar giderirlerse o kadar başarılı oluyorlar; ama Türkiye’de, Kılıçdaroğlu’nun da bahsettiği gibi önce herkese demokrasi vaat edenler, daha sonra bu çatışmaların yarattığı rüzgârın üzerinde sörf yapmayı tercih ediyorlar ve genellikle yaptıkları tabii, sayıları çok olanların tarafında yer alıp sayıca az olanların daha fazla acı çekmesini, mağdur olmasını mümkün kılıyorlar. Böyle bir olay var. 

Kılıçdaroğlu’nun bunu bugün söylüyor olması stratejik anlamda çok önemli. Zira, Erdoğan ve Bahçeli, yani iktidar ve iktidar ortakları sadece ve sadece kendi tabanlarına sesleniyorlar ve kendi tabanlarını muhalefetten uzak tutmaya çalışıyorlar. Kendi tabanlarından kayışı engellemeye ve sorgulamayı iptal ettirmeye çalışıyorlar ve bu nedenle de Kılıçdaroğlu’nun bahsettiği o fay hatları üzerinde çok ciddi bir şekilde yürüyorlar. Kimi zaman açık kimi zaman örtülü bir şekilde, başta Kürt sorunu olmak üzere birçok sorunu bir beka söylemiyle Türkiye’nin gündeminde tutuyorlar ve kutuplaşma var oldukça iktidarlarını koruyabileceklerini düşünüyorlar. Kılıçdaroğlu da bu helâlleşme çağrısıyla gösteriyor ki, Türkiye’nin kendi kabuğunu kırabilmesi ancak kutuplaşmadan uzaklaşmasıyla mümkün olur.  Zira, bu kutuplaşmanın taraflarından ve sayıca daha fazla olduklarını var saydığımız kesimde Kılıçdaroğlu’nun Alevi olmasından tutun, CHP’nin Cumhuriyet’in kurucu partisi olmasına kadar bir yığın çatışma noktası görüyorlar ve ona uzak duruyorlar, yani kutuplaşma ânında CHP’nin başını çektiği bir hareketin ülkede çoğunluğu kazanması çok fazla mümkün değil. Kazansa bile, belli bir anda iktidara gelse bile, o iktidarı muhafaza etmesi ve ülkede bir demokrasi inşa etmesi de mümkün değil. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu bu kutuplaşmayı aşmak için bir helâlleşme çağrısı yapıyor ve hem kendisinin özeleştirisini dile getiriyor hem de karşı tarafın da kendisine doğru gelmesini istiyor. Böyle bir, karşılıklı gidip gelme, helâlleşme. Yani, “Helâlliğinizi istiyorum” demiyor, “Birbirimizle helâlleşelim” diyor ve bu aslında kutuplaşmayı aşma çağrısı.

“Bunu ne derece samimiyetle yapıyor?” diye bir soru geliyor tabii ki akla. Bu samimiyeti aslında uzun bir süredir Kılıçdaroğlu’nda görüyoruz. Uzun bir süredir, kimileri açık kimileri örtülü bir şekilde, özellikle muhafazakâr kesimle çok ciddi ilişkiler kuruyor, kurmaya çalışıyor. Her vesileyle, gittiği her yerde o bölgenin, ilin, ilçenin birtakım muhafazakâr kanaat önderleriyle buluşmaya çalışıyor; sadece kapalı toplantılarda da bulunuyor — ki bunların bazılarını da sağcı bilinen çevreler örgütlüyorlar. Kimi zaman da toplantılarda çok açık mesajlar veriyor, yanında başörtülü kadınlar, partililer vs., yönetimde yer alanlar dahil… Böyle bir şeyi uzun zamandır yapıyor. Bunu sadece bir dindarlık, yani muhafazakârlara yönelik olarak görmemek lâzım. Bir diğer ayağıyla da aslında Kürtlere yönelik olarak da birtakım verdiği mesajlar ve kurduğu temaslar var; çünkü özeleştiri bahsinde, en azından en son olarak yaptığı, dokunulmazlıkların kaldırılması meselesindeki tutumu hâlâ HDP tabanında çok canlı bir şekilde hafızalarda yer ediyor.

Şimdi, bence samimiyetini çok fazla sorgulamak anlamlı değil. Ben samimi olduğunu düşünüyorum. Tabii, burada bir başka soru var. Kılıçdaroğlu bunu böyle yapıyor ama, CHP buna hazır mı? İşte orada çok ciddi soru işaretleri var. Tam olarak hazır olduğunu söyleyemem; fakat şunu söylemek mümkün: Eğer iktidara böyle gelinecekse buna razı olacak çok CHP’li var — öyle söyleyeyim. Yani Kılıçdaroğlu’nun bu çizgisini, bu stratejisini belki içselleştirmeseler de pragmatist nedenlerle kabul edeceklerdir, bunu özellikle vurgulamak lâzım. Başka türlü iktidara gelemiyor, başka türlü iktidarda kalınamıyor düşüncesiyle istemeye istemeye olsa da Kılıçdaroğlu’nun bu açılımına, helâlleşme açılımına ses çıkartmama eğiliminin çok güçlü olacağı kanısındayım. 

Bir diğer husus, Türkiye buna hazır mı? Yayınımızın da başlığı bu. Buna ne cevap verelim? Yani, Kılıçdaroğlu elini bazı çevrelere uzatıyor, diyor ki: “Gelin görüşelim”. En sonunda zaten neydi Mevlânâ’nın sözü? “Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait, şimdi yeni şeyler söylemek lâzım” diye bitirmiş konuşmasını. Burada da insanlara diyor ki: “Hadi gelin, benim hakkımda eleştirel bakabilirsiniz, bana kızgın olabilirsiniz, şu olabilir, bu olabilir, ben de hata yaptım, biz de hata yaptık, ama herkes hata yapıyor, bu kırgınlıkları giderelim”. Böyle bir yaklaşım.

Şimdi, buna tabii ki hiçbir şekilde itibar etmeyecek olanlar var ve “Kılıçdaroğlu böyle yapıyor, numara yapıyor, poz yapıyor ve bu aslında Kılıçdaroğlu’nun zor durumda olduğunu gösteriyor” diye düşünenler var. Bu, açıkçası bana biraz fukara tesellisi gibi geliyor. Aslında onların da, hele çok ciddi bir şekilde, fanatik bir şekilde CHP karşıtı olan ve Kılıçdaroğlu karşıtı olan kesimlerin, bu helâlleşmedeki samimiyeti ve ciddiyeti anlamamaları mümkün değil. Anladıkları için bunu önemsiz göstermeye çalışıyorlar. Mesela bugün, Yeni Şafak’ta bir yazar var –kendisi İslâmcı falan değil–; sözde –sözde lafını ben de kullandım, ama ona hakikaten yakışıyor–, sözde liberal Atilla Yayla oturmuş, “CHP helâlleşemez, hatta CHP kapatılmalıdır” diye yazı yazmış. “CHP kapatılmalı” diye ilk yazan kimdi? Mehmet Barlas. Bunlara baktığımız zaman, bunlar aslında Kılıçdaroğlu’nun “Gelin helâlleşelim” dediği insanlar değil. Çünkü biliyoruz ki Kılıçdaroğlu iktidara gelirse, Mehmet Barlas için hiçbir şeye el uzatmaya gerek yok, kendisi zaten yazılacaktır o ve onun gibi olan insanlar, her devrin insanları. Kılıçdaroğlu’nun derdi başka insanlarla; ama şu anda iktidarın en kayıtsız şartsız destekçisi, devşirmelerinin, “Olur mu böyle bir şey? CHP boş konuşuyor ve zaten CHP kapatılmalıdır” demeleri aslında Kılıçdaroğlu’nun bu yaptıklarının çok ciddi bir şekilde karşılığı olduğunu gösteriyor. Bunu biliyorum, çok örnek duyuyorum, bizzat tanık olduklarım var.

Özellikle dindar çevrelerde Kılıçdaroğlu’na kulak kabartanların sayısı her geçen gün artıyor. Bunun en önemli nedeni tabii ki Erdoğan’ın artık güven vermemesi, Erdoğan’ın artık toparlanma emâreleri verememesi. Erdoğan hâlâ çok güçlü bir çekim merkezi olarak orada duruyor olsa, zaten Kılıçdaroğlu bunları yapamazdı, yine eskisi gibi Erdoğan’la kavga eden bir CHP lideri olarak kalırdı. Erdoğan’ın gücünü kaybetmesiyle beraber insanlar, geleceğe bakan insanlar, karşılarında muhalefeti görüyorlar ve orada Kılıçdaroğlu’nun bu çabalarını genel olarak yakından izliyorlar ve onu samimi bulanların sayısının her geçen gün arttığını düşünüyorum ve bu da özellikle iktidarı çok ciddi bir şekilde rahatsız ediyor. 

Şimdi, devşirmelerden panik sesleri geliyor. Bakalım Erdoğan ne diyecek? Bu helâlleşme çağrısına, acaba buna bir cevap verecek mi? O bir kırılma noktası olacak. Çok rahatsız olduğunu tahmin ediyorum, çünkü tam can evinden yakalamış durumda, zira Türkiye helâlleşmeye çoktan hazır. Türkiye aslında hep bu tür kavgaları, her ne kadar kavganın tarafı olsalar da bazı durumlarda insanlar, bu tür kavgaları aslında istemeyen, sükûnet isteyen, normal bir şekilde hayatlarını yaşamak isteyen insanların ülkesi. Bu çatışmaların peşinden gidiyor olabilirler; fakat her zaman için tercihleri çatışmaların durulmasından yana olacaktır. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu, CHP’nin eskiden var olan, kendini kendi tabanına sıkıştırmış ve ana muhalefet halini kabullenmiş kaderinin dışına çıkmaya çalışarak, bence gerçekten akıllıca bir strateji izliyor. Bundan ne derece sonuç alır? 

Oylara nasıl yansıyacağını kestirmek mümkün değil; ama Erdoğan iktidarının sonunu hızlandıracağını düşünüyorum bir kere. Buradan, Kılıçdaroğlu’nun söylediklerinden etkilenip Erdoğan çizgisinden uzaklaşanların tercihi CHP olmayabilir, ama muhalefette başka yerler arayacaklardır. Bu arada şunu da söyleyeyim: Özellikle muhalefetin ikinci büyük gücü olan İYİ Parti, her ne kadar oyları sürekli artıyor olsa da ya da öyle deniyor olsa da, bu kutuplaşma meselesinde tamamen bir devekuşu politikası izliyor. Sanki böyle bir şeyler yokmuş gibi, sanki tek mesele Erdoğan’mış gibi bir tutum izliyor. 

   En son yaptıkları Ömer kampanyasını görüyorsunuz, afişler var. Bir tane, ayıp olmasın diye belki konulmuş bir Bülent Ecevit ve onun dışında silme bir Türk sağının isimleri peş peşe dizilmiş. Böyle bir tabloyla Türkiye’de kutuplaşmayı –tabii ki bir yerde Fatih bir yerde Atatürk var, onları ayrı bir kenara koymak lâzım–, esas olarak bakıldığı zaman böyle bir tablo tüm Türkiye’yi kapsayan bir tablo değil. Zaten Ömer kullanımının özellikle Alevileri çok memnun edeceğini de ayrıca sanmıyorum, onu da not düşeyim. Dolayısıyla, İYİ Parti kutuplaşmayı dert edinen bir parti hüviyetinde değil; çünkü kutuplaşmayı kendisine dert edinirse, kendi tabanı içerisinde de ya da kendi seçmeni içerisinde de birilerini rahatsız edeceğini düşünüyor olabilirler — ki bence, böyle düşünüyorlarsa eğer yanlış yapıyorlardır. 

Onların da dokunmadığı bir alanda, bütün Türkiye’yi toplumsal barışa çekebilme misyonunu Kemal Kılıçdaroğlu üstlenmişe benziyor. Burada tabii, onun bir yolculuğa çıkmaya karar verdim demesi de başlı başına ilginç. Bütün bu dört buçuk dakikalık video üzerine saatlerce konuşsak yeridir aslında, kendisiyle de bunu, orada söylediği birçok cümleyi soru cevap şeklinde didik didik etmek de çok iyi olur, her ne kadar kendisiyle pek görüşemiyor olsak da, belki bir gün değerlendirir ve bunları konuşuruz. Ama her kim yaparsa yapsın, bu Kılıçdaroğlu’nun helâlleşme çağrısının kendi siyasî kariyeri için evet, CHP için daha fazla, ama Türkiye için belli anlamlarda çok önemli bir çıkış olduğu kanısındayım ve bu anlamıyla bakıldığı zaman, çok kaba kaçacak ama açık söyleyeyim: “Helâl olsun” demekten başka bir şey gelmiyor. Bunun sonuç alıcı bir şey olacağını sanıyorum; sonuç alıcı olduğunu, zaten sonuç almakta olduğunu gözlüyorum; bir de zaten deminden beri de söylediğim, birtakım iktidarın devşirmelerinin, kraldan çok kralcıların birdenbire, nereden çıktıysa CHP’nin kapatılması gibi bir abes çağrı üzerinden çaresizliklerini gösteriyor olmalarını da CHP’nin, Türkiye’nin gündemini, Kılıçdaroğlu CHP’sinin Türkiye’nin gündemini ciddi bir şekilde belirlemeye başladığını ve Erdoğan iktidarını çok ciddi bir şekilde sarstığını gösteriyor. Zaten, Bahçeli’nin de son dönemde yaptığı bütün açıklamalarda, hepsinde tek hedefinin CHP ve Kılıçdaroğlu olduğunu biliyoruz, Anadolu’ya partilileri CHP’yi teşhir etmek için yolladığını da biliyoruz. Evet, ilginç bir çıkış, önemli bir çıkış bu video, helâlleşme videosu. Türkiye’nin buna ihtiyacı olduğunu, Türkiye’nin buna hazır olduğunu ve bunun bir karşılığı olacağını düşünüyorum özetle. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus