İnsan kaçakçıları “mülteci turizmini” Medyascope’a anlattı: Irak Kürtler’i İstanbul üzerinden Belarus’a nasıl kaçırılıyor?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Belarus-Polonya sınırındaki göçmen krizi devam ediyor. Sınırdaki göçmenlerin bir kısmı Irak’a döndü ancak binlerce göçmen hâlâ sınır bölgesinde büyük bir trajedi yaşıyor. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün, Belarus’a seyahat etmek isteyen ve oturum izni olmayan Irak, Yemen, Suriye vatandaşlarına bilet satılmaması ve uçağa alınmaması kararının ardından vizesi ile bileti olan birçok göçmen İstanbul’dan ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nden Avrupa’ya göçmenin yollarını arıyor. Medyascope muhabiri İbrahim Yayan, İstanbul’dan Belarus’a gitmeye çalışan göçmenler, göçmenlerin Belarus vizesi almasına yardımcı olan aracılar ve acentelerle konuştu.  

“Pasaportları Irak’tan gönderiyorlar, aracılarla Ankara’dan vize alındıktan sonra pasaportlar Irak’a gönderiliyor”

Medyascope‘a konuşan ve soyadını vermek istemeyen Engin, yedi senedir Aksaray’da hizmet veren bir seyahat acentesinin ortağı. Belarus’a gitmek isteyen yüzlerce Iraklı’ya hizmet verdiklerini belirten Engin, “Belarus, kolayca vize vermeye başlamadan önce uçak bilet fiyatları 200-300 dolar, vize ücretleri 120 dolardı. Uçak doluluk oranları ise yüzde 20 civarındaydı. Belarus kolayca vize vermeye başladıktan sonra vize ücreti 1.000 dolara kadar çıktı. Uçak bilet fiyatları ise 1.400 dolara dayandı. Tabii turist vizesi alabilmek için otel rezervasyonu da yaptırmak gerekiyor. Belarus’a gitmek isteyen kişiler otel ücretlerini de ödedi. Yani Belarus’a gitmek isteyen bir Iraklı’nın cebinden en az 2.500-3.000 dolar para çıktı. Belarus bu işi resmen ticarete dökmüş. Kısa sürede çok büyük para kazandılar” dedi.

Belarus’a seyahat etmek isteyen kişilere sadece Belarus’un Ankara Başkonsolosluğu’ndan vize verildiğini belirten Engin, “Konsolosluktan vize alma işlemi garip bir şekilde gerçekleşiyor. Göçmenler bizden, onlar adına vize almamız için talepte bulundu. Biz de göçmenlerden pasaportları toplayıp Ankara’ya gittik. Bizi konsolosluktan içeri almadılar. ‘Sizi kim gönderdi?’ diye sordular. Sonradan konsolosluğun bir Iraklı ile anlaştığını öğrendik. O kişinin adını verebilseydik biz de vize alabilecektik. Bu işlemi yapabilen başka kimse var mı bilmiyorum. Bize söylenen sadece bir kişi. Aracılar pasaportları toplayıp o adama götürüyorlar. Soruşturduk fakat kimse bu arkadaşın ismini vermedi. İşlerinin sekteye uğramasını istemediler sanırım.  Bir de şahit olduğum bir şey var, Irak’tan çok sayıda pasaport İstanbul’a geldi. Buradan bir aracı vasıtasıyla Ankara’daki konsolosluğa gönderildi. Vizeler alındıktan sonra pasaportlar tekrar Irak’a gönderildi. Pasaport sahipleri Türkiye’ye girmeden Ankara Başkonsolosluğu’ndan vize aldılar. Seyahat edecek kişinin imzası olmadan vize alabilmesi buradaki ticari yaklaşımı açıkça gösteriyor” diye konuştu.

Seyahat acentesinde Engin ile sohbet etmeye devam ederken içeriye orta yaşlı, bakımlı bir erkek girdi. Acente çalışanı içeriye giren kişiye gülerek, “Arkadaş gazeteci, kaçakçıları arıyor” dedi. Kendisini Mehmet* olarak tanıtan şahıs, “En büyük kaçakçılar Aksaray’da. Ben daha yeniyim” diye konuştu.

“Kaçakçılar devletten daha organize”

Mehmet’i görüntülü röportaj için ikna ediyoruz ama saçlarına fön çektirmek istediğini söyleyerek acenteden ayrıldı. Yaklaşık yarım saat sonra dönen Mehmet, 25 Iraklı için Ankara’dan nasıl vize aldığını anlatmaya başladı: “Kasım ayının başında Aksaray’da göçmen yoğunluğu olduğunu gördüm. Benim acentem falan yok. Bu insanlara yardım etmek istedim. ‘Toplayın arkadaşlarınızı yanıma gelin’ dedim. 25 kişinin pasaportunu alıp Ankara’ya gittim. Vizelerini çıkardım, geldim.”

Acente çalışanı Engin araya girdi: “O işi geç. Biz gittik bizi içeri almadılar.”

Mehmet: “Vallahi içeri kadar girdim. Hatta içeride sarışın bir bayan vardı.”

Acente çalışanı Engin: “Meri* hanım”

Mehmet devam etti: “Evet Meri hanım. Onunla konuştum, kadın bana birinin telefon numarasını verdi. ‘Pasaportları o getirsin’ dedi. Ben de gittim bu adamı buldum. Pasaportları verdim. O da konsolosluğa gidip hızlıca vizeleri aldı. Pasaportları teslim aldım ve İstanbul’a geldim. Arkadaşların gidiş-dönüş uçak biletlerini de aldım. Ben vizeleri cebimden ödedim. Geldim pasaportları verdim, paramı aldım.”

Bu süreçte ne kadar para kazandığını açıklamak istemeyen Mehmet, “Benim yaptığım iş kaçakçılık değil. Bu iş legal bir iş. Bu kişilerin vizesi, uçak bileti, otel rezervasyonu var. Ben sadece onlara yardımcı oldum. Asıl kaçakçılar devletten daha organize. O insanlar Irak’tan Almanya’ya kadar bir paket sunuyorlar. Buradan Belarus’a, Belarus’tan Polonya’ya, oradan da Almanya’ya. Her sınırda adamları var. Bazı kaçakçılar kendilerine o kadar güveniyorlar ki  göçmenler Almanya’ya vardıktan sonra paralarını alıyorlar. Bu yüzden batan çok kaçakçı da oldu. Bu civardalar (gülerek)” dedi.

Mehmet’e vizeleri alması konusunda yardımcı olan kişiye ulaştık ve hakkındaki iddiaları sorduk. Kendisi vizelerin alınmasına aracı olduğu iddialarını yalanladı. Seyahat sigortası işi yaptığını söyledi ancak sigorta şirketinin ismini vermedi.

“Belavia uçak bilet ücretlerini henüz iade etmedi”

Mehmet acenteye geldiğinde sorduğu sorulardan biri de uçak bileti ücretlerinin iade edilip edilmeyeceği oldu. Acente çalışanı, “Biz gerekli yazışmaları yaptık. Belavia henüz olumlu dönüş yapmadı. Muhtemelen bu paraları hiçbir zaman alamayacaklar. Çünkü bir yandan uçaklar kalkıyor. Yalnızca Irak, Suriye ve Yemenliler binemiyor” diye konuştu.

“Şengal’den geldik, orada hiçbir şeyimiz kalmadı”

Mehmet’in vize almasına yardım ettiği göçmenlerden biri çok zor durumda olduklarını söyledi. Ailesiyle beraber Belarus’a gitmek için İstanbul’a gelen göçmen, “12 bilet aldık. Vize masrafları ve yedi günlük otel ücretiyle beraber kişi başı 2.500 dolar ödedik. Şengal’de hiçbir şeyim kalmadı. Evimi, arabamı, bahçemi sattım. Ya bizi Belarus’a göndersinler ya da paralarımızı geri versinler. En azından memleketimize döneriz. Burada sıkıştık kaldık” dedi.

Bir başka göçmen ise “Irak’tan Urfa’ya, Urfa’dan İstanbul’a geldik. Tüm belgelerimiz hazırdı ama havalimanından geri çevirdiler. Çok fazla arkadaşım orada. Erken gidenler gitti, biz üç arkadaş burada kaldık. Irak’ta bir ofis bize yardım etti. Geri dönünce paramızı geri vereceklermiş. Ben 3.000 dolar ödedim, otobüs biletlerimizi aldık. Yarın memleketimize geri dönüyoruz” diye konuştu.

“Irak’ta hayat yok”

Irak’tan geçim sıkıntısı yüzünden ayrıldığını söyleyen bir başka göçmen Baran, “Yunanistan’a kaçmaya çalışırken yakalandım. 27 gün Edirne’de hapis yattım, delirecektim. ‘Irak çok güzel’ diyorlar ama yalan. Irak’ta hayat bitmiş. Ben orada elektrik işi yapıyordum. Altı tane çalışanım, arabam ve evim vardı. Artık hiçbir şeyim kalmadı. Son bir yıldır çok sıkıntı yaşadım, geçinemiyordum. 1 litre zeytinyağı 1.000 Irak Dinarı’ydı. Şu anda 2 bin 500 dinar. Tavuğun kilosu 3 bin dinardı. Şimdi 5.500 dinar. Orada hayat artık çok pahalı. Son dönemde bir ay içinde 10 gün çalışıp 20 gün evde oturuyorduk. Siyasi yönetim petrol paralarını sadece kendilerine ayırıyor. Babam devlette çalışıyordu. Dört yıl maaş vermediler. Sonrasında maaşları yarıya düşürdüler. Seçim zamanı maaşları zamanında yatırdılar ama seçimler bitti artık ödemezler. Avrupalılar, ‘Irak Kürdistan Bölgesi cennet gibi. Özgür ve güvenli bir yer’ diyorlar ama yalan. Şu anda yöneticilerimiz Mesut ve Neçirvan hakkında yanlış bir şey konuşsan bir daha gün yüzü göremezsin. Malını mülkünü elinden alırlar. Bunların partisinin adı ‘Kürdistan Demokrat Partisi’ ama demokrasi falan yalan. İsimleri ‘Kürdistan Diktatör Partisi’ olmalıydı” dedi.

“Hayallerimde ne Kürtler ne Irak ne de onların dili olsun istemiyorum”

Kendisine Türkiye vatandaşlığı verildiği takdirde Irak’a asla dönmeyeceğini belirten Baran, şöyle devam etti: “Türkiye güzel bir yer. Burada kalmak isterim. Ürdün ya da Kuveyt de olur. Irak’a dönmek istemiyorum. Yarın bir gün yabancı biriyle evlenmek isterim. Kürt olsun istemem. Büyük hayaller kurmak isterim. Hayallerimde ne Kürtler ne Irak ne de onların dili olsun isterim. Bir insan kaç yıl yaşayabilir ki? 60 olsun. Ben 34 yaşındayım. Kaldı şurada 26 yıl. 26 yılda ne yapabilirim ki? Bir hayat kurabilir miyim kendime, bir hayal kurabilir miyim? Hayır ama Avrupa’ya gitsem kendim için çalışırım. Eşimin, çocuklarımın hayat garantisi olur, Irak’ta öyle değil. Orada çalışıp ömrünün sonuna kadar hayallerinin kölesi oluyorsun. Babam 40 yıldan fazla işçi olarak çalıştı. Peşmerge olarak görev yaptı. Yarın ölürse cehenneme gitmez. Cennete gitsin, zaten biz cehennemi dünyada gördük. Allah büyüktür, ne yapalım.”

“Yukarıdan birilerini tanımıyorsan hayat zor”

Büyükbabasının 14 yıl Peşmerge olarak görev yaptığını söyleyen Baran, “Büyük babamın ayağında platin vardı. Platin çok pahalı bir şey. Öldükten sonra gelip ayağından platini çıkardılar. İşte bizim halimiz budur, bizi mahvetmişler. Irak’ta insan olma, hayvan ol. En azından acırlar sana. Eğer yukarıdan birilerini tanımazsan hayatın zor geçer oralarda. Hayat işte, ne yapalım. Kendini öldürsen cinayet, öldürmesen yine hayatın anlamı yok. Yavaş yavaş ölmek çok kötü. İnsan bir kerede ölmeli, değil mi? dedi.

(*) Şahısların isteği üzerine isimleri değiştirilmiştir.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus