Alphan Telek yazdı – Doktorların göçü: Neden şimdi?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

2019 yılının Mart ayıydı. Mesleğinin henüz başında olan genç bir doktor vardı karşımda. Masasının üstünü kaplayan tıbbi kitaplar, ayraçlar, renkli kalemler, kitap sayfalarına alınmış notlar yoğun bir çalışma temposunu anlatıyordu. 

Fizyonomi, kardiyoloji ve diğer tıbbi alanlardaki kitaplar masayı kaplıyordu. Ama bunların arasında kendini hemen gösteren üç-beş farklı kitap dikkatimi çekmişti. Yabancı dil hazırlık kitapları. 

“TUS’ta İngilizce de mi çıkıyor” diye sormuştum. “Bunlar TUS için değil, yurtdışına yerleşmek ve orada doktor olmak istiyorum” demişti. Her şeyi belirlemişti kafasında, İngiltere’de bağlantıları vardı. Bugünlerde İngiltere’de yapılan sınava girdi. Muhtemelen bu yıl içinde göçmüş olur. 

Son yıllarda bu ülkeden göçen binlerce doktordan biri gibi. Bunu planlayan ve bunu gerçekleştirecek olan binlerce doktor gibi. Bunu tercih etmek zorunda bırakılan ve bu zorunlu tercihi kafasında durmaksızın döndüren ve fırsat olsa bunu yapacak milyonlarca genç gibi. 

Bir cumhuriyet hikâyesi

Peki doktorlar neden göçüyorlar? Neden bu toprakları terk ediyorlar?

Cumhuriyetin 100 yıl önce kurulurken öğretmenler ve sanatçılarla birlikte en çok anlam ve görev yüklediği gruplardan biridir doktorlar. 

Cumhuriyet tarafından kurulan Hıfzıssıhha Enstitüsü ve azimli doktorlar Türkiye’nin dört bir yanında ellerinden geleni yaptılar. Salgın hastalıklara çare buldular. Türkiye’de cüzzamın yok olmasında Türkan Saylan ve onun gibi cumhuriyetçi doktorların azmini nasıl göz ardı edebiliriz? 

1980’den sonra ise yeni bir cumhuriyet toplumuna geçtik. 2002 kırılma noktası oldu. 2011’de Hıfzıssıhha kapatıldı, ondan çok önce Türkiye’de sağlık sistemi değiştirildi. Salgın döneminde tanışma fırsatı bulduğum değerli hocamız Prof. Dr. Kayıhan Pala’nın IstanPol için kaleme aldığı “Türkiye’de Sağlık Alanında Eşitsizlikler” raporu durumu bütün vahametiyle gözler önüne seriyor. Semt semt, ilçe ilçe, il il Türkiye’de sağlık sistemi nasıl piyasalaştırılmış. İşin bir yanı bu. Diğer yanı tarikatlar, cemaatler. 

Uzun lafın kısası mı, bir zamanlar cumhuriyetin gözbebeği olan doktorlar, öğretmenler bilim insanları ya da sanatçılar bugün memnun değiller. Denizin ortasında kalan kazazedeler misali parçalara tutunmuş hayatta kalmaya çalışıyorlar.

Tezler

Yalçın Küçük’ün “Aydın Üzerine Tezler” adlı devasa çalışmasında sıradışı bir tespitle karşılaşmıştım. “Bir ülkede iç savaş olduğunun en net göstergesi aydınların ölmesidir” derdi.

Günümüz için bir tez kaleme alalım. Bir ülkenin otoriterleştiğinin en net göstergesi ise o ülkenin nitelikli insanlarının göçüdür. 

Bu noktada iktidarı destekleyenlere sormak istiyorum. Bu bir suçlama değil. Tartışmak istiyorum, samimiyetle. Aynı ülkenin evladıyız. 

Bu göçü umursuyor musunuz, yoksa umursamıyor musunuz?

Neden gidiyorlar sizce?

Batı’nın ajanı oldukları için mi? Yeterince iman sahibi olmadıkları için mi? Cevabınız ne olurdu? Neden gitsinler? Neden gidelim?

Gidiyorlar çünkü…

Umutlarını kestikleri için gidiyorlar, Her gün sinirlenmekten, öfkelenmekten bıktıkları için gidiyorlar. 

Ülkede kurulan ve hepimizi etkileyen bu sistemden bıktıkları için gidiyorlar.

Bu ülkede kendilerine bir gelecek olmadığını düşündükleri için gidiyorlar.

Farklı düşünceye tahammülü olmayan insanlar tarafından bıçaklanmaktan, aşağılanmaktan korktukları için gidiyorlar.

Bu insanlarla karşılaştıklarında yargı ve hukuk sisteminin doğru işleyip işlemeyeceğinden emin olmadıkları ve hatta şüphe ettikleri için gidiyorlar.

Ülkede onlara dur kardeşim gitme, bir yolunu bulacağız diyen ve bunun yolunu hepimize gösteren bir siyasal muhalefet olmadığı için gidiyorlar. 

Zorunlu tercih

Zannediliyor ki bu bireysel bir karar. Geride kalanlara paralarını veririz, gerekirse soruşturma açar sustururuz diyenleri de biliyorum. 

Ama hatırlatalım: Huzur ortamını ve toplumsal barışı, ekonomik refahı kimse satın alamaz. 

O inşa edilir. Siyaset ve toplum tarafından. 

Doktorların, sosyal bilimcilerin, bilim insanlarının yurtdışına göçü onların kontrolünde değil. Otoriterleşen sistem onları, beni, bizi buna zorladı. Zorluyor. 

Bazı okuyucular sorularıma kızıyor. “Anladık, çözümün ne” diyorlar. Ben siyasal bir parti değilim. Üyesi de değilim. Olsaydım ona göre davranırdım. 

Ama bildiğim şu: Biz bize benzeriz. O yüzden “Artık hepimiz prekaryayız” diyorum, beş yıldır. Çözüm de burada saklı. 

Alphan Telek’in önceki yazıları:

“Geçinemeyenler” – Öfkeli, geleceksiz ve prekarya

Çoğunluk

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus