Alphan Telek yazdı: Çoğunluk

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Soruyorum:

Ev alabiliyor musunuz?

Araba alabiliyor musunuz?

Tatil yapabiliyor musunuz?

Birikim yapabiliyor musunuz?

İşsizseniz ya da gençseniz kolay iş bulabileceğinizi düşünüyor musunuz?

Ne zamandır işsizsiniz, kendinizi umutsuz vaka ilan edenlerden misiniz?

İşe yaramaz mı hissediyorsunuz?

Çalışıyorsanız maaş dışında sizi güçlü tutan bir geliriniz var mı? (Birikim, gayrimenkul, sosyal yardım, aile yardımı)

Asgari ücretle geçinenlerden misiniz?

Milyonlarca EYT’liden biri misiniz yoksa?

Sokakta güvercin tedirginliğiyle yürüyenlerden misiniz?

Son zamanlarda öfkeli misiniz, “Yeter artık” diyen ama bir çıkış göremeyenlerden misiniz?

Siyasetçilere güvenmeyenlerden misiniz? Kim olursa olsun yeterince beğenmeyenlerden misiniz?

Bu soruları uzatabilirim. Ama bu cevaplarda ortaklaşan yaklaşık 70 milyon güvencesiz vatandaş var. Bir çoğunluktan bahsediyorum.

Neden 80 değil? Çünkü Türkiye’nin yüzde 10’u gerçekten iyi yaşıyor. Hele ki Türkiye’nin yüzde 1’i işte onlar Türkiye’nin oligarkları. Bazısı İslamcı görünüyor, bazısı değil. Deniyor ya: “İhracatı yükselteceğiz”. Herkesi asgari ücretle hale getir, ürettiğini tüketemez hale getir, getir ki dışarıya satılabilsin. AKP ilk yıllarda çeşitli etkilerle kısmi bir refah sağlamıştı. Şimdi onu geri alıyor, toplumla yaptıkları anlaşmayı çöpe atıyorlar. On milyonlarca insanın yani çoğunluğun dertleri mi, onların umurunda değil.

Peki kim bu çoğunluk? Arasında bebeği aç kalmasın diye onu gün boyu şekerli suyla besleyen anne var.

Üniversiteyi yeni bitirmiş ama iş bulamayan, bulsa da asgari ücrete bulan ve ömrü boyunca bunun bedelini ödeyecek olan genç erkek ve genç kadın var.

Hak ettiği halde emekliliğine erişemeyen EYT’li var.

65 yaşını geçmiş ama bu ülke ona bakamadığı için evlere temizliğe giden yaşlı kadın ve “Evlatlarımız ne yapsın, onlar da kendi derdinde” derken bu onursuz çıkışsızlığı kaldıramayan yaşlı amcamız var.

Annesi ve babasıyla ters düşen onların yaptığını onaylamayan ve yeni bir Türkiye isteyen başörtülü genç kız var.

Kimliğinin artık siyasetçilerce sömürülmemesini talep eden, yeter diyen, ve dahası onurlu bir yaşam isteyen Kürt var.

Ama en nihayetinde onurlu ve yaşanabilir bir hayatı, geleceği arzu eden birbiriyle temel olarak büyük bir sorunu olmayan, bütün kriz anlarında birbiriyle dayanışan ve sefaletin, baskının, acı çekmenin ne olduğunu bilen büyük bir çoğunluk var. Deneyimleri ortak, dilleri ortak, düşünceleri ortak, küfürleri bile ortak.

Peki ya azınlık?

Bu çoğunluğun karşısında onların ufak sorunlarını kendi çıkarları için büyüten, sömüren ve kelimenin gerçek anlamıyla bu çoğunluğu bölen ve bölmek isteyen bir azınlık var. Bu azınlık sadece iktidardakilerden oluşmuyor. Her yerdeler. Solda da, sağda da, kuzeyde de, güneyde de, çeşitli meslek dallarında da varlar. İçinde makam ve güç sevdalısı siyasetçi, içinde gözünü para ve servet hırsı bürümüş iş insanı, içinde işini doğru yapmayan ve kendi pozisyonunu korumak için insanları sömürmek isteyen gazeteci, medyacı, akademisyen var.

Azınlık çok kurnaz. Politika yapmak ve vitrinde olmak için yeterli sermayesi var, zamanı var. Çoğunluktan pay kapmak istiyorlar, içine girerek değil, onu bölerek. Anca bu şekilde çoğunluğun kaynaklarını yönetebilir ve kendini gerçekleştirebilir.

Şimdi siz söyleyin, çoğunluk bizsek, bütün yaşanmışlıklara rağmen ortaksak, neden bu azınlığa izin veriyoruz, her söylediklerini ciddiye alıyoruz? Bir kere CHP’nin Kadıköy İlçe Başkanlığı’nda bir seminer veriyordum, Sarı Yelekliler üzerine. Salonu dolduran insanlar verdiğim cevaplara şaşırıyordu, hoşlarına gittiğini de anlıyordum. Çünkü hep aynı şeylerle ikna edilmişler. Farklı bir bakış açısını küçümsemeyin, farklılık varsa siyaset vardır. Dönüşüm vardır.

Dünya dönüşürken, Türkiye zorlu krizlerden geçerken insan olarak kalan bu çoğunluğun birbirini tanıması, siyaset yapması (hakkını istemesi ve bunun için mücadele etmesi) ve en nihayetinde devlette temsil edilmesi şarttır. Yoksa çeşitli maskeler altında bizi bölmeye devam edecekler. Bunun sonu mu?

Lübnan’ı bilirsiniz. Üç beş şarlatan, yani kendi çıkarlarına bağlı farklı kimliklerin oluşturduğu ülke azınlığı kendileri var olsun diye bütün ülkeyi ateşe attılar ve şimdilerde kimsenin kalmak istemediği ülkedir Lübnan. Eğer biz ortaklığımızı görmez ve dirayetli durmazsak, o azınlık bu ülkeyi Lübnan’a çevirir. Ve biz bunu istemiyoruz. Bu ülke bütün değerleriyle, örfüyle, ananesiyle, yaşlısıyla genciyle bütün dünyaya özgür ve adil bir cumhuriyeti bu topraklarda paylaşabileceğinin dersini vermeli. Ama olay çoğunlukta başlıyor. Azınlıkta değil.

Alphan Telek’in önceki yazıları:

“Geçinemeyenler” – Öfkeli, geleceksiz ve prekarya

Alphan Telek’in yazısını Dilek Şen seslendirdi:

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus