Türkiye İnsan Hakları Vakfı: “İnsan hakları mekanizmalarını yeniden tartışmaya açmak gerekiyor, AB’nin ihlallere sessiz kalmasının sebebi devletlerarası güç ilişkileri”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Türkiye’deki insan hakları mücadelesinin, uluslararası insan hakları mekanizmalarıyla ilişkili olarak nasıl dönüştüğünü ortaya koyan bir araştırma hazırladı. Araştırmaya göre Türkiye’de insan hakları mücadelesi, devlet “apolitik, tarih dışı ve bağlamsız” bir insan hakları rejimi yaratmaya çalıştığı için, toplumsal muhalefetin bir parçası. Araştırmada “Avrupa Birliği’nin (AB) ihlallere sessiz kalmasının sebebi devletlerarası güç ilişkileri” olduğu belirtilirken, sosyal medyanın yan yana gelme refleksini azalttığına dikkat çekildi.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), 1990’lardan bu yana Türkiye’de insan hakları mücadelesinin, uluslararası insan hakları mekanizmalarıyla ilişkili olarak nasıl dönüştüğünü bir araştırmayla ortaya koydu. “Türkiye’de İnsan Hakları Mücadelesinin Değişim Hatları- İnsan Hakları Derneği Örneğinde Uluslararası Mekanizmalar, Yerelleşme ve Dayanışma” başlıklı araştırma, Türkiye’de insan hakları hareketi ve uluslararası insan hakları mekanizmaları konusunda geniş bilgi ve deneyime sahip sekiz savunucuyla mülakat, 30 insan hakları savunucusuyla derinlemesine mülakat ile gerçekleştirildi.

“Avrupa’daki ve dünyadaki insan hakları örgütlerine benzemiyoruz”

Araştırmada, Türkiye’de “devletin apolitik, tarihdışı ve bağlamsız” bir insan hakları rejimi yaratmaya çalışmış olmasına karşın” İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) politik karakter taşıdığı tespitine yer verildi. Vakfın araştırmasında insan hakları alanında geniş deneyime sahip katılımcılardan biri, İHD’nin verilerine yer verdi. Vakfın raporunda, İHD’nin uzun yıllardır devam eden siyasi karakteri ve işlevi, “Biz Avrupa’daki ve dünyadaki insan hakları örgütlerine benzemiyoruz çünkü biz aynı zamanda demokrasi mücadelesi de yürüten bir kuruluşuz. Yani biz toplumsal muhalefetin bir parçasıyız” sözleriyle tarif edildi.

“Başvuruculardan biri gece kulübü ya da pavyon işletiyor”

Araştırmaya göre ilk kuşak İHD üyeleri ve genel olarak hak savunucuları içinde, insan hakları idealleri ilkeleri ve dilinin kabulüne rağmen, yıllar içinde sol siyasetin ilkeleri, Türkiye’nin Kürt ve Ermeni meselesi, kadın ve LGBTİ+ bireylere yönelik tutumlar gibi konular İHD içerisinde kırılmalara ve ayrılmalara yol açtı. Araştırmaya dahil olan bir insan hakları savunucusu İHD’nin resmedilenin dışında farklı konularla da ilgilendiğini şu örnekle anlattı:

“2006 yılının yaz döneminde Maraş’tan bir başvuru geldi. Başvurucu gece kulübü işletiyor ya da pavyon gibi bir yer işletiyor. Elektrik kesintisi nedeniyle belediyeyi arıyor.. Bu kişi kendisinin kişilik haklarına hakaret edildiğini, kendisine ayrımcı davranıldığını söylediğinde, ben de ‘Bu konuyla mı ilgileneceğiz’ diye içimden geçirirken, yönetim kurulu başkanımız Yusuf Alataş’a da, ‘Böyle bir başvuru geldi ama ne yapacağız ki’ falan dedim. O da, ‘Hayır biz insan hakları derneği olarak her konuyla ilgileniriz, kişisel meselelerle de yani kişiliğine, kişiye yönelik hak ihlalleri, bu gibi hakaretlerle de ilgileniriz’ dedi. Nitekim o başvuruyu devam ettirmişti.”

“Sürgündeki kişilerin etkisi büyük”

Araştırmaya göre Türkiye’de insan hakları dilinin kurulması için bir yandan hak perspektifini meşru kılmak için çalışıldı, diğer yandan da bu çalışmaları küresel insan hakları prosedürleri ile uluslararası ağ ve örgütlenmelere bağlamanın yolu arandı. Araştırmada, İHD’nin kuruluşundan itibaren uluslararası ağların parçası olabilmesinde, politik karakteri ile de yakından bağlantılı olan Batı ülkelerinde sürgündeki kişilerin etkisinin büyük olduğu kaydedildi.

“Kuruluşunda avukatlar ve doktorların önemli yer tuttuğu söylenebilir”

Araştırmada, İHD’nin ilk yıllarında yoğun şekilde odaklandığı konuların işkence ve kötü muamele olduğu hatırlatılarak “İHD’nin kuruluşunda avukatlar ve doktorların önemli yer tuttuğu söylenebilir. Bu kişilerin mesleki birikimleri ve ağları da İHD’nin genişlemesinde etkili olmuştur” bilgisi paylaşıldı. Araştırmaya katılan bir insan hakları savunucusunun sürece dair şunları söylediği aktarıldı:

“Acaba dünyada neler oluyor, bu konuda çalışanlar ne yapıyor? Bu konuda bilgi almak, bilgi edinmek, ilişki kurmak üzere kafamızda bir düşünce gelişti… Bu konuda yurtdışı ilişkiler için, yurtdışına Türk Tabipleri Birliği adına gitti, ondan bilgi alabiliriz dedi. Biz de hemen onunla telefonlaştık, bu konuda dünyadaki en önemli uluslararası derneğin, kuruluşun adresini elde ettik. Bu, Dr. Inge Genefke tarafından kurulan IRCT (International Rehabilitation Council for Torture Victims) dediğimiz, Uluslararası İşkence Görenlerin Tedavi Merkezi idi…”

“Vedat Aydın’ın Kürtçe konuşması kırılma noktası oldu”

İHD içerisinde siyasi ideolojik gerilimlerin en önemlilerinden birisinin Vedat Aydın’ın İHD 3.Olağan Genel Kurulu’nda Kürtçe konuşması ile açığa çıktığına dikkat çekilen araştırmada, 1990 yılından başlayarak ciddi bir mücadele ile derneğin Kürt meselesi konusunda perspektif üretmeye başladığı dile getirildi. Katılımcılardan birinin sürece dair şöyle konuştuğu aktarıldı:

“Onlar da yolda öğrendi bunu. Hakikaten çok güvendiğim insan hakları savunucuları olan divanda terk edenler, bu genel kuruldan kısa bir süre sonra Vedat Aydın’ın bedeni işkence edilmiş ve öldürülmüş olarak bulununca oturup bir daha düşündüler biz ne yapıyoruz diye fakat böyle bir gerilim ve mücadele süreci oldu…”

“AB’nin ihlallere sessiz kalmasının sebebi devletlerarası güç ilişkileri”

Avrupa Birliği’nin, (AB) inşa ettiği insan hakları rejimi ve mekanizmalarının yaklaşık son 10 yıldır Türkiye’de yaşanan ihlaller karşısında etkisiz kalmasının nedenleri de araştırmada yer alan başlıklardan biri. Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala davalarının hatırlatıldığı raporda, ihlaller karşısında sessiz kalınmasının sebebinin devletlerarası güç ilişkilerinde aranması gerektiği kaydedilerek, insan hakları hukukunun uygulanması ve uygulamada sürdürülen diplomasinin, devletlerarası güç ilişkileri bakımından çelişkiler yarattığına dikkat çekildi. Barış sürecinin sonlanmasıyla savunma yapmanın koşullarının kalkmış olmasına dair şu bilgilere yer verildi:

“2014’te bütün bu alanlar ve AB’nin devletle aralarındaki iletişim tamamen koptu. En zararsız görülen, psikiyatri hastanelerinde incelemeler yapan, devlet korumasındaki çocuklarla ilgili çalışan, örneğin Gündem Çocuk gibi, örneğin Ruh Sağlığında İnsan Hakları Derneği gibi, devlet açısından çok da fazla düşmanlaştırılmamış, çok da tehlikeli görülmeyen derneklerle bile bütün iletişim kesildi ve bütün kapılar kapandı.”

“Sosyal medya, yan yana gelme refleksini yok ediyor”

Araştırmada, sosyal medyanın dayanışma üzerindeki olumsuz rolü, hızla yan yana gelme refleksinin özellikle yeni kuşaklar arasında tam anlaşılamadan sönümlendiği vurgusuyla ele alındı. Araştırmaya katılan bir insan hakları savunucusunun, sosyal medyada yer alan bilgi akışını, genç kuşağın dayanışma şekli halinde ele alarak tepkinin dönüştürülemediğine işaret ettiği aktarıldı. Eskiden bilgi akışının az ama bilgiyle zaman geçirmenin daha fazla olduğuna dikkat çeken insan hakları savunucusu, “Hızlı bilme olayının sıkıntılı bir süreç olduğunu düşünüyorum. Dayanışmayı da bozan bir şey olduğunu düşünüyorum” diyerek bu durumun kişiler ve kurumlar arası ilişkiyi de değiştirdiğine dikkat çekti.

Çalışma kapsamında mülakat yapılan hak savunucuları, uluslararası insan hakları mekanizmalarının içinde bulunduğu tıkanmanın, insan hakları mücadelesini zayıflattığını ifade ederek çözüm önerilerini şöyle sıraladı:

“İnsan haklarının gerçekleştirilmesinin metodolojisi üzerine tartışmak ve yeni yollar aramak, insan hakları mekanizmalarını yeniden tartışmaya açmak gerekmektedir.

Mekanizmalardaki boşluklar ve aksayan yerler tespit edilmeli, bunların giderilmesi için çaba sarf edilmelidir.

Savunucular ve örgütler, uluslararası mekanizmalarda tanımlanmış ve hâlihazırda mevcut olan müdahil olma yöntemlerini etkin kullanmalıdır: Örneğin AİHM dosyalarına müdahillik gibi.

Devletlerin insan hakları savunusunu kısıtlamak amacıyla kullandığı yöntemleri izlemek ve uluslararası örgütlere raporlamak gerekli. Örneğin devlet tarafından organize edilen sivil toplum örgütleri (GONGO) veya devletler yoluyla yayılan dezenformasyonu bozucu rapor ve bilgi notları gibi.

Uluslararası insan hakları örgütleri ve savunucuları arasındaki ilişki ve dayanışmayı, uluslararası mekanizmalardaki aksaklıkların giderilmesi için de harekete geçirmek gerekir.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus