Serhat Güvenç yazdı: NATO’nun 70 yıllık müttefiki

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

2022, Türkiye’nin NATO’ya katılışının 70. yılı. Tam tarih vermek gerekirse 18 Şubat 1952’de Türkiye ve Yunanistan, birlikte, NATO’ya üye olarak kabul edildiler. Bu, iki ülkenin Truman Doktrini ile başlayan yol arkadaşlığının en önemli kilometre taşlarından biriydi. Türkiye’nin NATO üyeliğin 60. yılı nedeniyle Uluslararası İlişkiler Dergisi özel bir sayı hazırlamıştı. O sayıda yer alan çalışmalardan birinde değerli hocam Bilge Criss, Türk ve Yunan bayraklarının SHAPE’de göndere çekildiği gün çekilmiş bir fotoğraftan hareketle, NATO’ya üyeliğinin Türkiye için anlamını şöyle ifade etmiştir:

“Resimdeki Türkiye Paris Büyükelçisi … Numan Menemencioğlu’dur. Osmanlı’nın son döneminde Viyana’da ikinci katip Menemenlizade Numan Bey’den, İkinci Dünya Savaşı sırasında Dışişleri Bakanı, Dışişleri Müsteşarı ve sonrasından Paris Büyükelçisi (1944-1956) Menemencioğlu tarihsel devlet geleneğinin simgesidir… [Dış politikada devamlılığın, varoluş sorununun, geçmişten alınan dersler çerçevesinde bu defa eşit koşullarda kurumsal aidiyet kazanmanın canlı kanıtıdır.”

Numan Menemencioğlu

İktidar bileşenlerinin dilinden düşmeyen beka (varoluş), 70 yıl öncesiyle süreklilik arz eden bir sorun/kaygı olarak karşımızda duruyor. Ancak NATO üyeliğinin, iktidarın kurguladığı beka sorununa çare olamayacağı da ortada. Hatta tam tersine, ittifakların sadece çıkar birliğine değil, ortak değerlere dayanması gereğinin giderek daha sık ve yüksek sesle dile getiriliyor. Demokrasi, insan haklarına saygı ve hukukun üstünlüğü gibi konuları içeren bu değerler, iktidar seçkinleri açısından beka meselesini çözmek bir yana ağırlaştırma potansiyeli taşıyor.

Öte yandan AKP iktidarının NATO üyeliğini Türk dış politikasında özerklik arayışlarının önünde engel olarak görme eğilimi de hafiflemişe benziyor. Resmi çevrelerde gözlemlenen bu eğilim henüz kamuoyunda karşılık bulmuş değil. Prof. Dr. Mustafa Aydın’ın koordinasyonunda yürütülen Türk Dış Politikası Kamuoyu Algıları 2021 Araştırması‘nın bulgularına göre, kamuoyunca NATO hâlâ Türkiye’nin güvenliği açısından önemli. Diğer yandan aynı araştırma sonuçlarına göre kamuoyu bu konuda giderek daha kuşkucu bir algıya sahip. Örneğin, “Türkiye’nin NATO üyeliği devam etmelidir” diye düşünenlerin oranı 2019’da yüzde 60,8 iken, 2020’de yüzde 55,2’ye, 2021’de ise yüzde 54’e düşmüştür. “NATO üyeliğinin Türkiye’ye katkısı olduğunu” düşünenlerin oranı 2019’da yüzde 50,3 iken, 2020’de büyük düşüşle yüzde 40,2’ye inmiş, 2021’de ise biraz toparlanarak yüzde 45,6’ya yükselmiştir.

“NATO üyeliğinin en önemli katkısı” ise komşulardan Türkiye’ye yönelecek bir saldırı durumunda destek bağlamında algılanmaktadır. Araştırma kapsamında görüşüne başvurulanların yüzde 52,4’ü bir saldırı durumunda NATO’nun Türkiye’yi destekleyeceğini düşünmekte. Bu oran geçtiğimiz iki yıla kıyasla yükselmiştir. Bu konuda “NATO’ya güven” 2019’da yüzde 43,7, 2020’de ise yüzde 33,9 olarak ölçülmüştür. En çarpıcı değişim ise “NATO üyeliğinden çıkılması”nı savunanlarda yaşanmıştır. NATO üyeliğinin sonlandırılmasını destekleyenler 2019’da yüzde 14,3 düzeyindeyken, 2020’da yüzde 18,8’e yükselmiş; 2021’de ise ciddi bir düşüşle yüzde 7,8’e inmiştir. Bu sayılardan Türkiye kamuoyunda NATO karşıtlığının henüz kritik kitleye sahip olmadığı anlaşılmaktadır.

Bu durum ise medya ve siyasette gözlemlenen Batı karşıtı dille bir uyumsuzluğa işaret etmektedir. NATO üyeliğinin Türkiye’ye getirdiği katkı ve külfet bir dizi başlık altında ele alınabilir. Ancak en büyük katkısı, Bilge hocanın “eşit koşullarda kurumsal aidiyet” olarak ifade ettiği durumdur. Her ne kadar siyasi patron ABD olsa da, NATO yatay bir örgütlenmedir. Tüm üyeler eşit söz ve oy hakkında sahiptir. Bu nedenle Türkiye, ABD ile ilişkilerindeki güç asimetrisinden doğan dengesizliği bazı dikenli konuları ikili müzakere etmek yerine, NATO çerçevesine taşıyarak telafi edebilmektedir. Üstelik NATO gibi çok taraflı kurumlar, Türkiye’nin kendi sıkletindeki (akranındaki) devletlerle işbirliği yapmasını kolaylaştırmaktadır. Son dönemde gözlenen Türkiye-Polonya yakınlaşması böyle bir örnektir. Türkiye-Polonya ilişkilerinin tarihsel geçmişinin de bu gelişmedeki rolü elbette yadsınamaz ancak NATO, bu ilişkilerin daha da ilerlemesi için uygun ortamı sağlamaktadır.

NATO’nun Baltık Hava Devriyesi örneğini ele alalım. Bundan 30 yıl önce bağımsızlıklarının kazanan üç küçük Baltık devletinin hava kuvveti yoktur. NATO, bu ülkelerin hava savunma sorumluluğunu Baltık Hava Devriyesi adıyla yürütmektedir. Türkiye, bu NATO görevine iki kez katkı sağlamıştır. İlk kez 2006 yılında Litvanya’da konuşlanarak bu görevi yerine getiren Türk Hava Kuvvetleri, 15 yıl aradan sonra, ikinci kez 2021 yılında bu kez Polonya’da konuşlanarak bu görevi yerine getirmiştir. Görev aynı olmakla birlikte bir Baltık ülkesi yerine, Polonya’da konuşlanmak, Türkiye’yi Rusya ile ilişkilerinde daha az zora sokacak bir seçenektir.

Öte yandan Türkiye’nin, özellikle ABD ile ters düştüğü pek çok konuda NATO genel sekreterlerinin Türkiye’yi doğrudan karşılarına almaktan kaçınması, yine Türkiye’nin eşit koşullarda kurumsal aidiyete sahip olmasının sonucudur. Hangi ülkeden olursa olsun, NATO genel sekreteri tüm üyeler adında ve tüm üyelerin çıkar ve itibarını gözeterek konuşmak zorundadır. Üstelik Türkiye, ittifakın ilk kuşak üyeleri arasındadır. Federal Almanya’dan iki, İspanya’dan 30, Polonya’dan ise 47 yıl önce NATO’ya üye olmuştur. Zaman zaman katıldığımız toplantılarda bu hususun gerek Türk gerekse yabancı katılımcılar tarafından göz ardı edildiğine tanıklık ettiğim oldu. Kökleri 19. yüzyıla dek uzanan bir güvenlik arayışının sonucu olan NATO üyeliğini hâlâ içselleştirilememiş oluşu Türkiye’yi diğer müttefiklerden ve üyelik peşinde koşan ülkelerden (Ukrayna gibi) ayırmaktadır.

10 yıl önce editörlüğünü yaptığım özel sayının teması “Değişim, Dönüşüm ve Süreklilik”ti. Bu yıl bir özel sayı hazırlayacak olsam teması “Değişim, Dönüşüm ve Kırılma” olurdu. Türkler, NATO’nun değerini yeniden keşfededursun, Türkiye’nin iradesi dışında yaşananlar NATO’nun geleceğini 10 yıl öncesine göre daha kuşkulu hale getiriyor. ABD’nin Afganistan’dan apar topar çekilerek müttefiklerini zor durumda bırakması, Fransa’ya AUKUS çerçevesinde atılan kazık ve nihayet Almanya’nın NATO’nun Ukrayna’ya taahhüt ettiği silah yardımını engellemesi, ittifak üyeleri arasında sadece değerler değil çıkarlar açısından da makasın açıldığını gösteriyor.  

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus