Kılıçdaroğlu aday olursa seçilebilir mi?

Ruşen Çakır, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu‘nun “Beş muhalefet partisinin genel başkanı teklif ederse cumhurbaşkanı adayı olurum” açıklamasının ardından, “Kılıçdaroğlu aday olursa seçilebilir mi?” sorusuna yanıt aradı.

Yayına hazırlayan: Emine Bıçakçı

Merhaba, iyi günler. Bugün ikinci kez karşınızdayım, ilk yayında da söylediğim gibi, Kılıçdaroğlu’nun aday olması durumunda şansını ele almak istiyorum. Aslında bu, birçok vesîleyle gündeme gelen, Kemal’le yaptığımız “Haftaya Bakış”larda ya da dört kişi yaptığımız “Adını Koyalım”larda da bir şekilde bahsettiğimiz ve önümüzdeki günlerde de bahsetmeye devam edeceğimiz bir husus. Ben zâten Haziran ayında –bir yıl olmamış, ama yaklaşık bir yıl önce– “Kemal Kılıçdaroğlu muhâlefetin ortak aday olursa” diye bir başka yayın yapmıştım. Şimdi yaptığım yayında aslında benzer şeyleri konuşmak durumundayım. O yayında söylediklerime baktığımda, bunların büyük bir kısmının halen geçerli olduğunu düşünüyorum; fakat birtakım önemli gelişmeler var. Öncelikle o yaptığım yayında, daha Meral Akşener “Ben başbakanlığa tâlibim” dememişti. Meral Akşener “Ben başbakanlığa tâlibim” dedikten sonra, muhâlefetin ortak aday ihtimalleri daha da azaldı –Meral Akşener önemli bir isimdi zîra; şu hâliyle bakıldığı zaman üç isimden ibâret– yani adayın CHP’den olma ihtimâli neredeyse kesin gibi, CHP’den olması hâlinde de Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş isimlerinden başka isim yok; arada sırada dolaşıma sokulan bazı isimler oluyor, ama onlar çok kısa zamanda unutulup gidiyor. Ve Kılıçdaroğlu adının şu anda daha fazla ön planda olduğunu düşünüyorum. Bunu düşünmemin nedeni, daha fazla konuşuluyor olması. Şahsen bana sorulan sorularda da –dışarıdan, örneğin geçtiğimiz günlerde Türkiye ve Türkiye dışından bir grup insanla bir sohbet yaptık Zoom üzerinden– en çok sorulan soru Kılıçdaroğlu: “Hakîkaten oluyor mu? Olmak istiyor mu? Olur mu? Olursa kazanır mı?” Soruların hepsi aynı.

Şimdi, başta Kılıçdaroğlu’nun adaylığı meselesinin zikredildiği ilk zamanlardaki –ki yaklaşık bir yıl öncedir, bunu daha önce de belirttim, tekrar söyleyeyim– güvendiğim bazı isimler, Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday olmak istediğini, aday olmaya kendini hazırladığını söylediklerinde, bana da inandırıcı gelmemişti. Çünkü o tarihlerde Kılıçdaroğlu’nun kamuoyu yoklamalarında Erdoğan’a karşı şansı hiç yok gibiydi; buna karşılık Meral Akşener’in, Ekrem İmamoğlu’nun, Mansur Yavaş’ın farklı anketlerde çok daha öne çıktıkları, hatta geçtikleri görülüyordu, ama Kılıçdaroğlu yoktu; dolayısıyla olacak gibi gelmedi. Ama sonra Kılıçdaroğlu, bunu ısrarla söylemeye başladı. İşin ilginç tarafı, Erdoğan Kılıçdaroğlu’na hep, “Hadi çık karşıma” dedikçe, Kılıçdaroğlu doğrudan cevap vermiyordu ve belli bir aşamadan sonra cevap vermeye ve “Evet, çıkarım” demeye başladı — “Tabii bir mutâbakat olursa” diye ekleyerek. En son bugün Reuters’e yaptığı bir açıklamada da, “Muhâlefet parti liderleri anlaşırlarsa, ben aday olurum” diye tekrar söyledi. İstikrarlı bir şekilde sorulduğu zaman: “Evet, neden olmasın?” diyor; ama kendi kararı gibi değil de bir mutâbakat olursa aday olabileceğini, olmak istediğini söylüyor aslında. 

Şimdi, ilk soru: Bir kere Kılıçdaroğlu istiyor mu? Bildiğim kadarıyla istiyor, bayağı bir istiyor ve bir anlamda bunu bir jübile gibi görüyor siyâsette. Özellikle muhâlefet, “Güçlendirilmiş Parlementer Sistem”de anlaşmalarını haftaya pazartesi günü Ankara’da duyuracaklar — yine 28 Şubat günü, mâlûm. Orada kamuya açık bir yerde bu mutâbakat metni de okunacak, liderler tekrar birlikte fotoğraf verecekler, birlikte katılacaklar. Böyle bir durumda Kılıçdaroğlu istiyor. İkinci soru, buna bağlı olarak birçok kişinin inandığı ya da inanmak istediği bir şey var: “Kılıçdaroğlu aslında bunun olmayacağını biliyor; ama blöf yapıyor, iktidarı oyalıyor, gerçek adayı söylemeyerek ya da saklayarak onun yıpranmasını istemiyor” gibi bir önerme var, yani bir yaklaşım var. Bunun doğru olduğunu sanmıyorum, ortada blöf yapacak bir şey yok; benim gördüğüm kadarıyla Kılıçdaroğlu son âna kadar kendi adaylığını zorlayacak. Peki o zaman, “Olur mu?” sorusu geliyor. İşte orada “Son âna kadar” sözü önemli. Muhtemelen seçim olayı netleştiği zaman; ya da seçim netleşmese bile muhâlefetin “Artık adayımızı açıklama zamanı geldi, daha fazla gecikmeyelim” dediği bir anda, Kılıçdaroğlu’nun –anladığım kadarıyla ve çevresinden edindiğim izlenime göre– o anda birtakım hesaplar yapıp –artık kamuoyu yoklamalarına, başka şeylere bakarak– bir karar vereceğini ve bâriz bir şekilde kazanma şansının çok düşük olduğunu görmesi durumunda adaylık konusunda ısrar etmeyeceğini düşünüyorum. Yani “Her halükârda olacak, ne olursa olsun olacak” –diyelim ki Ekrem İmamoğlu, Erdoğan’a karşı 56’ya 44 önde gözükürken, Kılıçdaroğlu 50-50 gözükürse, buna rağmen şansını deneme riskine gireceğini sanmıyorum. Ama düşündüğüm şu: O âna kadar Erdoğan’a karşı bir üstünlük kazanacağını düşünüyor ve bunun için çalışıyor. Özellikle son dönemde evinden yaptığı videoların bir anlamıyla iktidarı sarsan, kamuoyunu da belli anlamlarda hareketlendiren değişik videoların, onun aynı zamanda cumhurbaşkanlığı adaylığına bir tür yatırımı olduğunu da düşünmek lâzım. Bugün îtibâriyle –nasıl bir yıl önce bu çok anlamsız geliyorduysa–, bugün, “Neden olmasın? Galiba olabiliyor” noktasına geldik. Demek ki arada geçen süre içerisinde bir şeyler değişti. Muhtemelen Kılıçdaroğlu seçimin çok erken olmasını tercih etmeyecektir ve seçim ânında –diyelim ki normal zamanda yapılacak bir seçim sürecinde– Erdoğan’ın daha fazla güç kaybedeceğini, kendisinin daha da güçleneceğini hesaplıyor olsa gerek. Nitekim son araştırmalarda CHP’nin oylarında bir artış olduğu söyleniyor; buna karşılık İYİ Parti’nin oylarında –bir ara çok yükseldiğini görmüştük, öyle deniyordu kamuoyu araştırmalarında– belli bir gerileme olduğu söyleniyor. Bunu da önemli bir not olarak düşmekte yarar var. Nasıl önemli bir not? Meral Akşener’in “Ben başbakanlığa tâlibim” demesi CHP’ye yönelik ilgiyi hareketlenmesine -yani Meral Akşener’in cumhurbaşkanı olmama ihtimali-, CHP’ye olan ilgiyi bir ihtimal artırmış olabilir; ama bir diğer husus da, gerek İYİ Parti’nin, gerek “Ömer’in Yolu” başlığıyla Hz. Ömer üzerinden yaptığı reklam kampanyasının, gerekse değişik konularda bâzı İYİ Parti sözcülerinin arada yaptıkları –HDP konusu başta olmak üzere, ama CHP konusunda da yaptıkları– çıkışların İYİ Parti’nin “merkez sağ” iddiasını aşındırdığını düşünüyorum — ki bu hafta içerisinde bu konuda ayrıca bir değerlendirme yapma düşüncesindeyim. Bu, İYİ Parti’nin “merkez sağ” imajının, “merkez sağ”a yerleştiği imajının zedelenmesi, bir anlamda CHP’ye; ama esas olarak da DEVA Partisi’ne yarıyor olabilir. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu’nun adaylığı ihtimâli bence her geçen gün daha fazla artıyor; zaman geçtikçe daha da artabilir — bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Bu arada, diğer adı geçen isimlerden Ekrem İmamoğlu‘nun politik alanda kendini göstermek için birçok fırsatı değerlendirdiğini görüyoruz. Ne derece etkili olduğu konusunda farklı yorumlar var; ama Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmanın ötesinde bir motivasyonla hareket ettiği ortada. Mansur Yavaş’ın ise bu aday adaylığının iptal olduğu anlamına gelmiyor; ama siyâsî konulara girmekten yine çok ciddî bir şekilde imtinâ ediyor. Yani şu hâliyle bakıldığı zaman, açık bir şekilde adaylığa “Neden olmasın? İistiyorum” diyen bir Kılıçdaroğlu, açık bir şekilde söylemeyen, ama hareketleriyle bunu gösteren İmamoğlu ve göstermeyen, açıkça da söylemeyen, ama yarın öbür gün aday olması kendisine bir şekilde önerilirse muhtemelen “hayır” demeyecek olan bir Mansur Yavaş var — böyle bir tabloyla karşı karşıyayız. 

“Kazanır mı?” sorusu tabii en önemli soru. Başlığa da bunu çıkarttık. Birçok kişi “kazanmaz” diyor, “zor” diyor, “çok zor” diyor, “Erdoğan’a yapılacak bir kıyak” diyor vs.. Sâdece kamuoyu araştırmalarına bakarak mı bunu söylüyorlar emin değilim — onun etkisi olduğu muhakkak. Bir diğer olay da tabii Kılıçdaroğlu’nun şu âna kadar girdiği seçimlerde Erdoğan karşısında başarısız olması var; hattâ bir çok seçimde bizzat kendisinin çıkmaması var; birisinde Ekmeleddin İhsanoğlu’nu diğerinde Muharrem İnce’yi çıkardılar; ama tek başına bunlar karşılar mı çok emin değilim. Özellikle son yerel seçimlerdeki başarıyı, aynı zamanda Kılıçdaroğlu’nun başarısı, Erdoğan karşısındaki zaferi olarak görmek lâzım; çünkü o stratejinin esas mîmârı oydu. Dolayısıyla oraya bir başka türlü bakılmalı; o zamandan bu zamana her türlü fırsatı tam olarak değerlendirdi mi çok emin değilim; ama en son seçim yerel seçim seçimde Kılıçdaroğlu’nun bayağı ciddî bir ön aldığını, öne çıktığını görmek lâzım. Bir diğer nokta da şu — özellikle vurgulamak istiyorum: Vaktizamânında Muharrem İnce’nin yarattığı o havadan –ki ne kadarını Muharrem İnce kendisi yarattı, ne kadarı zâten kendiliğinden oluştu, bilmiyorum–, yarattığı havadan hareketle Muharrem İnce’yi neredeyse kazanacakmış gibi gören, en azından “Erdoğan ikinci tura kalacak ve ikinci turda da kazanabilir” diye düşünen ve “Ya, bir dakika! Muharrem İnce’nin kampanyası çok da akıl kârı değil” diyenleri de Erdoğancılıkla falan suçlayanlar, seçim gecesi ne haldeydi biliyorsunuz. Onların büyük bir kısmının, “Kemal Kılıçdaroğlu kesinlikle kazanamaz, kesinlikle kötülük yapıyor, bu ısrârından vazgeçmesi lâzım” diyor olmalarını bir not düşmek istiyorum şahsen. Bunu şerhi düşerken, “Kılıçdaroğlu kazanır” diye bir iddiam yok; ancak insanların birtakım klişelerle, birtakım basit görüngülerle hareket edip çok net birtakım cevaplar veriyor olmasının –yani nasıl söyleyeyim? “Efsunlanmak” da diyebiliriz, birisi olumlu birisi olumsuz anlamda– yani böyle bir sabit fikirli, “Bu iş oluyor” ya da “Bu böyle olursa kesinlikle olmaz” yaklaşımının ötesinde, değişen koşulları da öngörebilmek gerekiyor. Dolayısıyla “Olmaz, kesinlikle olmaz, baştan yanlış” önermelerinin çok aceleci önermeler olduğunu, çok fikrisâbit önermeler olduğunu düşünüyorum. Nitekim, bunu bir yıl önce söyledikleri ile aynı dozda söyleyemiyor olmaları da kendilerine herhalde bunu gösteriyordur. Bu söylediklerimden, “Kılıçdaroğlu en iyi adaydır” gibi bir önerme çıkartmak isteyenlere, bunun doğru olmadığını söylemek isterim — zâten bu benim işim de değil; bu, partilerin kendilerinin işi. Nitekim şimdi verilen bir fotoğraf var –12 Şubat’tı değil mi?– verilen fotoğraf var ve 28 Şubat’ta verilecek olan –ki muhtemelen, bir aksilik olmazsa ben de orada olmaya, Ankara’da olmaya çalışacağım, uzun zaman sonra tekrar Ankara’ya bu vesîleyle gitmiş olurum diye umuyorum– orada verilecek olan bir fotoğraf var. Fotoğraf üzerinde çok konuşuldu, çok tartışıldı; özellikle HDP bağlamında çok da eleştiri yapıldı; ama anladığım kadarıyla altı lider orada birçok konuda –adaylık meselesi konuşulmamış öğrendiğim kadarıyla ama birçok konuda– bu ittifakı güçlendirme açısından mutâbık kalmışlar. Şimdi, önümüzdeki dönemde adaylık meselesinden ziyâde, özellikle pazartesi günü Ankara’da Bilkent Otel’de –ki Bilkent Otel de acayip bir yer; yani her şey orada oluyor–, 28 Şubat gibi mânîdar bir günde Bilkent Otel’de yapılacak olan toplantı, her ne kadar güçlendirilmiş parlamenter sistem konusundaki ortak mutâbakat raporunu açıklamak gerekçesiyle olsa da, bir anlamda yeni bir ittifakın lansmanı gibi olacak — öyle gözüküyor. Tabii son anda birileri çıkabilir, ama anladığım kadarıyla o altı parti büyük ölçüde yollarına devam edecek. İşte, bunun öne çıkıyor olmasıyla berâber, o büyük resmin veriliyor olmasıyla berâber, bu sefer adaydan ziyâde bu ortaklığı konuşuyor olabiliriz. Ve önümüzdeki günlerde muhtemelen şöyle bir şey karşımıza çıkabilir: Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı adayı, ama diğer parti liderleri de o yeni yönetimde, yeni iktidarda birtakım sorumlulukları, yetkileri olacak kişiler— cumhurbaşkanı yardımcısı ya da kabinede bakan falan gibi, muhtemelen çok gecikmeden lanse edilecekler anladığım kadarıyla. O zaman işte, sâdece Kılıçdaroğlu değil; bütün bu ekibi konuşuyor olacağız. O zaman bu sorulara vereceğimiz cevaplar daha değişik olabilir; yani şu âna kadarki olay, “Erdoğan’a karşı Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a karşı İmamoğlu, kim kazanır, kim kazanmaz, fark ne kadar olur?” tartışması yerine, belli bir aşamadan sonra –muhtemelen 28 Şubat‘tan sonra– Erdoğan’a karşı Kılıçdaroğlu ya da İmamoğlu ya da Mansur Yavaş ve o diğer beş partiyi konuşuyor olacağız. 

Burada, HDP meselesine tekrar gelecek olursak, HDP ve onunla berâber hareket etmeye eğilimli olan sol partilerin ittifak arayışları unutmayalım ki daha çok milletvekili seçimi için –daha çok değil, tamâmen onun için– yoksa cumhurbaşkanlığı seçiminde aday çıkartmamaları –ya da muhtemelen HDP bir aday çıkaracaktır ilk turda–, ikinci tura kaldığında ise Kılıçdaroğlu ya da HDP seçmeninin oyunu alabilecek bir başka adaya oy vermeleri bekleniyor, benim gördüğüm kadarıyla böyle bir oyun planı var. Tekrar söyleyecek olursak: Milletvekili seçimlerine altı parti muhtemelen birlikte girecek, altı parti muhtemelen ittifak hâlinde birlikte girecek ve yine bu altı parti bir cumhurbaşkanı adayı ve cumhurbaşkanı adayının ekibini oluşturacak. Bu arada HDP, yanında bazı sol partilerle birlikte bir ittifak halinde milletvekili seçimine girecek ve muhtemelen bir cumhurbaşkanı adayı çıkaracak. Bir ihtimal, ilk turda aday bile çıkarmayabilir ve o zaman da HDP milletvekili seçiminde kendi listesini; ama cumhurbaşkanlığı seçiminde de Erdoğan’ın karşısındaki adayı destekleyecektir — ama bunu düşük ihtimal olduğu kanısındayım. HDP‘nin kendi adayını göstermesi durumunda, seçim –eğer sistem değişmezse ki yüzde 50  artı 1 oy değişmeyeceğe benziyor, her ne kadar Erdoğan değiştirmek istese de galiba değişmeyecek– o zaman da ikinci tura kalacak. İkinci turda da Erdoğan, ne yapıp ne edip HDP seçmeninin kendisine oy vermesini ya da en azından sandığa gitmemesini sağlamaya çalışacak. Benim gördüğüm böyle bir plan var ve böyle bir planın içerisinde Kılıçdaroğlu’nun aday olma ihtimâli her geçen gün artıyor. Kılıçdaroğlu’nun seçilme ihtimâli için de artık önümüzdeki günlerde sâdece kendisinin kişisel performansı, kişisel duruşu, imajı değil; o ittifakın birlikte hareket edebilmesi ve bir şekilde de HDP’nin örtülü ya da dolaylı desteğini alabileceğini göstermesi gerekiyor — an îtibâriyle durum, benim gördüğüm kadarıyla bu. Ama dediğim gibi bu soruyu daha çok soracağız, seçim ânına kadar ve “Kılıçdaroğlu ile bu iş olmaz” diyenlerin sesi çıkmaya devam edecek. Bir başkası açık bir şekilde Kılıçdaroğlu’na ek olarak “Evet, ben de adayım” demediği müddetçe, esas olarak konuşacağımız isim –adaylığını deklare eden tek isim olduğu için– Kılıçdaroğlu olmak durumunda. Bir yıl önceden bugüne çok şey değişti; Kılıçdaroğlu’nun adaylık ihtimali arttı –seçilme ihtimali arttı mı bilmiyorum–, aday olma ihtimâli, ortak aday olma ihtimâli arttı. Ama en önemlisi, 12 Şubat’ta o verilen fotoğraf ve 28 Şubat’ta o fotoğrafın daha güçlü bir şekilde tekrarlanacak olması, muhâlefete belli bir dinamizm getirdi — evet, böyle toparlamak mümkün. 

Kapatmadan önce, desteklerinizi ve katkılarınızı Medyascope’a vermenizi ve bizim bağımsız ve özgür gazetecilik yapmamıza, daha iyi bir şekilde, daha güçlü bir şekilde yapmamıza yardımcı olmanızı rica ediyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus