İSTANBUL (Medyascope, Ajanslar) – Bulgaristan’da 19 Nisan’da düzenlenen genel seçimleri, resmî olmayan sonuçlara göre eski cumhurbaşkanı Rumen Radev’in liderliğindeki İlerici Bulgaristan (Progressive Bulgaria) Partisi kazandı. Peki hem eski düzen karşıtı söylemiyle hem de Rusya’ya yakınlığı tartışmalarıyla öne çıkan Rumen Radev kimdir?
Haberin özeti:
- Rumen Radev, 19 Nisan’da yapılan genel seçimleri kazanarak Bulgaristan siyasetinde yeniden öne çıktı.
- İlerici Bulgaristan Partisi, oyların yüzde 45’ini alarak parlamentoda 135 sandalye kazandı.
- Radev, eski düzen karşıtı yolsuzlukla mücadele söylemiyle geniş bir destek topladı.
- Rusya’ya yakınlığı tartışılan Radev, Avrupa ile Rusya arasında denge aramaya çalışıyor.
- Seçim zaferiyle birlikte seçmenlerin beklentilerini karşılayıp karşılayamayacağı büyük bir sınav olacak.
Bilmeniz gerekenler
Bulgaristan’da yapılan genel seçimlerinin ardından ülke siyasetinin merkezine yeniden Rumen Radev yerleşti.
Eski Cumhurbaşkanı Rumen Radev’in öncülüğündeki İlerici Bulgaristan (Progressive Bulgaria) koalisyonu, seçim gecesi gelen ilk sonuçlarla birlikte açık ara öne çıktı.
Bulgaristan Devlet Televizyonu’nun paylaştığı resmi olmayan sonuçlara göre İlerici Bulgaristan Partisi oyların yüzde 45’ini alarak 240 sandalyeli parlamentoda mecliste 135 sandalye kazandı.
Sandıkların kapanmasından kısa süre sonra parti merkezinin önünde konuşan Radev, sonucu “umudun çaresizlik üzerindeki, özgürlüğün korku üzerindeki zaferi” diye tanımladı.
Peki Rumen Radev kimdir?

Siyasete üniformadan gelen bir isim
18 Haziran 1963’te Sovyetler Birliği döneminde kurulan Bulgaristan’ın güneyindeki Dimitrovgrad şehrinde doğdu.
Askeri kariyerine 1987’de başlayan Radev, ülkesindeki eğitimi sonrası ABD’deki seçkin Hava Harp Koleji’nden mezun oldu. “Bulgaristan’ın en tecrübeli savaş uçağı pilotu” unvanıyla korgeneral olan Radev, 2014’te Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na atandı ve bu görevi iki yıl sürdürdü.
Aslında Radev, Bulgaristan siyasetinin klasik parti kadrolarından yetişmiş bir isim değil. Eski bir MiG-29 savaş pilotu ve Bulgar Hava Kuvvetleri Komutanı olarak tanınan Radev, devlet içindeki kariyerini siyasi meşruiyete dönüştüren figürlerden biriydi.
62 yaşındaki Radev, 2016 ve 2021’de iki kez cumhurbaşkanı seçildi ve Ocak 2026’ya merkez sol parti olarak tanımlayan İlerici Bulgaristan Partisi’ni kurana kadar bu görevde kaldı.
Bulgaristan’da cumhurbaşkanlığı makamının büyük ölçüde sembolik niteliği, Radev’e günlük siyasi çekişmelerin dışında kalma imkânı verdi. Bu mesafe, yıllardır aynı yüzleri ve aynı tıkanıklıkları izleyen seçmen açısından Radev’i daha bağımsız ve daha temiz bir figür haline getirdi.
Ocak ayında cumhurbaşkanlığından istifa ederek parlamento yarışına girmesi de, sembolik makamdan doğrudan siyasi iktidar mücadelesine geçtiğini gösterdi.
Radev’in yükselişinde Bulgaristan’daki siyasi yorgunluk belirleyici oldu. Komünizmin 1989’daki çöküşünden bu yana ülke çok sayıda hükümet gördü fakat bunların çoğu vaatlerini yerine getiremeden iktidardan düştü.
NATO ve Avrupa Birliği (AB) üyeliğine rağmen Bulgaristan, ekonomik refah ve kurumsallaşma bakımından Avrupa’nın en kırılgan ülkelerinden biri olmaya devam etti. Son yıllarda kamuoyunda, yolsuzlukla iç içe geçmiş bir elitin cezasızlık duygusuyla ülkeyi yönettiği algısı daha da güçlendi. Radev tam da bu atmosferde, sisteme mesafeli ama devleti bilen bir figür olarak öne çıktı.
Yolsuzluk karşıtı söylemle destek topladı
Radev’in seçim kampanyasının merkezinde yolsuzlukla mücadele vardı.
Eski Başbakan Boyko Borisov’un GERB pPrtisi ile Delyan Peevski’nin temsil ettiği siyasi-ekonomik ağın Bulgar kurumları üzerindeki etkisine karşı sert bir dil kullandı. “Oligarşi” diye tanımladığı bu yapıyı dağıtma sözü verdi. Seçime giderken de ülkenin artık “Peevski-Borisov modeli”nden kurtulması gerektiğini savundu. Bu söylem, yalnızca muhalif kesimlerde değil, yıllardır değişmeyen güç dengelerinden bunalan daha geniş seçmen gruplarında da karşılık buldu.
Seçim akşamı ortaya çıkan tablo, bu söylemin güçlü bir karşılık bulduğunu gösterdi. Siyasi bilimci Daniel Smilov da yeni parlamentoda güçlü bir yolsuzluk karşıtı çoğunluk oluşacağını, bunun da GERB ve DPS’nin Bulgaristan siyasetindeki belirleyici ağırlığını sona erdirebileceğini söyledi. Radev’in başarısı, yalnızca kendi partisinin yükselişi olarak değil, aynı zamanda yıllardır ertelenen yargı ve güvenlik reformları için yeni bir zemin oluşması ihtimali olarak da yorumlandı.
Radev’i dikkat çekici kılan unsurlardan biri, çok farklı toplumsal kitlelere aynı anda hitap edebilmesi. Yaşlı kuşaklar, daha muhafazakâr ve Rusya’ya yakın seçmenler kadar genç, Avrupa yanlısı ve iş dünyasına yakın kesimler de Radev çevresinde toplanabildi. Bu geniş çekim alanı, kullandığı siyasi dilin esnekliğinden kaynaklandı. Yolsuzlukla mücadele, kurumsal onarım ve toplumsal refah vurgusu yapan Radev, aynı zamanda barış, egemenlik ve ulusal çıkar gibi daha geleneksel başlıkları da güçlü biçimde öne çıkardı.
Sofya’da 10 binden fazla kişinin katıldığı mitingde “mucize vaat etmiyoruz ama kural vaat ediyoruz” derken de bu dengeyi korumaya çalıştı.
Bu çizgi, kadro tercihine de yansıdı. Parti listelerinde spor dünyasından isimler ve teknokratlar yer aldı. Radev’in ekibindeki bazı isimler kendilerini açık biçimde pragmatik ve ekonomik kalkınma odaklı olarak tanımladı. Böylece Radev, bir yandan eski düzen karşıtı bir toplumsal öfkeye seslenirken, öte yandan ülkeyi yönetebilecek teknik kapasiteye sahip bir ekip kurduğu mesajını vermeye çalıştı. Bulgaristan gibi sık sık hükümet krizleri yaşayan bir ülkede bu denge, seçmen açısından ayrıca önem taşıdı.
Esas tartışma konusu: Rusya’ya yakınlığı
Rumen Radev’in en çok tartışılan yönlerinden biri, Rusya’ya yakın görülen siyasi çizgisi. Bulgaristan’ın Rusya ile derin kültürel, dini ve dilsel bağları bulunduğu sık sık hatırlatılıyor; Radev’in de bu dili konuşabildiği belirtiliyor.
Cumhurbaşkanlığı döneminde yaptığı açıklamalar nedeniyle uzun süredir “Rusya’ya yakın” bir lider olarak anılıyor. Ukrayna savaşının ardından Avrupa’daki siyasal fay hatlarının sağ-sol ekseninden Doğu-Batı eksenine kaydığı bir dönemde, Radev’in bu konumu daha görünür hale geldi.

Radev, Bulgaristan’ın Ukrayna’ya askeri destek vermesine karşı çıktı. Avrupa Birliği’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarını eleştirdi, Kremlin ile yapıcı diyaloğun önemine işaret etti. Geçici hükümetin Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile güvenlik anlaşması imzalamak için acele ettiğini savundu.
Bulgaristan’ın euro bölgesine katılması kararının da referanduma götürülmesi gerektiğini söyledi; zamanlamanın ülke açısından uygun olmadığını öne sürdü. Seçim kampanyasında Kremlin yanlısı bir YouTube kanalına verdiği demeçte, Rusya ile ilişkileri yeniden kurmak için “çok önemli bir bağ” olmak istediğini söylediği de aktarıldı.
Buna rağmen Radev’in çizgisi, Bulgaristan’ı NATO ya da Avrupa Birliği’nden koparmaya dönük açık bir kopuş programı olarak görülmüyor. Bazı uzmanlar, Viktor Orbán benzeri radikal bir rota izlemeyeceğini, daha çok Slovakya Başbakanı Robert Fico’ya benzeyen bir tutum alabileceğini düşünüyor. Bu yaklaşım, Avrupa Birliği çizgisine eleştirel duran ama tamamen veto siyaseti yürütmeyen; özel sektörün Ukrayna’ya yönelik savunma üretimine ise engel çıkarmayan bir dengeyi işaret ediyor.
Avrupa ile Rusya arasında denge arıyor
Radev’in siyasi gücü biraz da bu ikili pozisyondan geliyor. Bir tarafta Avrupa Birliği fonlarına, yatırımlarına ve ekonomik entegrasyona ihtiyaç duyan bir ülke var. Diğer tarafta ise Rusya ile tarihsel bağlarını tümüyle reddetmeyen, Batı çizgisine de bütünüyle teslim olmayan bir siyasal zemin bulunuyor.
Uzmanlara göre Radev’in seçmen tabanı ikiye bölünmüş durumda. Bu da Radev’e Rusya’ya açık biçimde yönelmek için sınırsız bir alan tanımıyor. Desteğini korumak istiyorsa, Avrupa ile ilişkileri koparmadan daha egemenlikçi ve daha eleştirel bir çizgi kurmak zorunda.
Bu tablo, Bulgaristan’ın son yıllardaki dış politika gerilimleriyle de doğrudan bağlantılı. Ülke bir yandan Avrupa’ya mühimmat ve patlayıcı tedarik eden önemli bir üretim merkezi haline geldi, diğer yandan iç siyasette Rusya’ya yakın söylemlerin ağırlığını koruduğu bir alan olmaya devam ediyor. Radev, Ukrayna’ya silah desteğine karşı çıkarken aynı zamanda Bulgar savunma sanayisinin büyümesini de sahiplenebilen bir lider profili çiziyor. Bu durum, Radev’in siyaset tarzının ideolojik olmaktan çok pragmatik olduğu yorumlarını güçlendiriyor.

Eski düzeni bitirebilecek mi?
Radev’in siyasi başarısının merkezinde, Bulgaristan’da uzun süredir devam eden “eski düzen” yorgunluğu bulunuyor. Arka arkaya yapılan sekiz genel seçim, kurulamayan istikrarlı hükümetler, zayıf koalisyonlar ve reformların sürekli ertelenmesi, seçmende güçlü bir bıkkınlık yarattı. Bu nedenle seçimde oy kullanan birçok kişi için Radev yalnızca bir aday değil, statükoya itirazın adı haline geldi. Sandığa katılımın yüzde 50 civarına yükselmesi de önemliydi. Bu oran, son yıllardaki düşük katılım eğiliminin kırıldığına işaret etti.
Radev de bu sonucu ahlaki bir zafer olarak sundu. “Bugün tüm Bulgar vatandaşlarına ülkemizi geri alalım çağrısı yapıyorum” diyerek kampanyasını yalnızca seçim yarışı değil, ülkenin yeniden sahiplenilmesi olarak çerçeveledi. Bu dil, hem yolsuzluk karşıtı seçmenleri hem de devletin yeniden ciddiyet kazanmasını isteyen daha muhafazakâr kitleleri buluşturdu. Radev’in başarısı bu nedenle yalnızca ideolojik bir kayış değil; temsil krizi yaşayan Bulgar siyasetinde yeni bir merkez kurma girişimi olarak görülüyor.
Radev’in önündeki asıl sınav ne?
Rumen Radev için seçim zaferi tek başına yeterli değil. Asıl mesele, yıllardır yıpranmış kurumları gerçekten dönüştürüp dönüştüremeyeceği.
Yolsuzlukla mücadele, yargı reformu, güvenlik kurumlarının yeniden yapılandırılması ve siyasi istikrarın sağlanması gibi başlıklarda seçmenin beklentisi yüksek.
Ancak bazı uzmanlar, Radev’in politikalarını bilinçli biçimde muğlak tuttuğunu, bu nedenle iktidarda nasıl davranacağının hâlâ tam olarak net olmadığını söylüyor. Bu nedenle önünde yalnızca hükümet kurma değil, farklı seçmen kümelerine verdiği birbirinden farklı sözleri yönetme sınavı da bulunuyor.
Yine de açık olan bir şey var: Rumen Radev artık Bulgaristan siyasetinde geçici bir figür değil. Asker kökenli, kurumsal meşruiyeti yüksek, sistem karşıtı ama devletçi bir dille konuşabilen, Rusya ile Avrupa arasında denge arayan ve yolsuzluk karşıtı öfkeyi arkasına alan bir lider olarak ülkenin yeni güç merkezine dönüştü.
Bulgaristan’da seçmenin verdiği mesaj da bu yüzden yalnızca bir parti tercihi değil, eski siyaset tarzına açık bir itiraz ve yeni bir yön arayışı oldu.
Kaynak: NYT, Financial Times, BBC








