Muhalefetin altılı zirvesi neden çok fazla heyecan yaratmadı?

Ruşen Çakır, altı muhalefet partisinin 28 Şubat’ta Ankara Bilkent Otel’de güçlendirilmiş parlamenter sistem ile ilgili açıkladığı mutabakat metnini değerlendirdi. “Muhalefetin altılı zirvesi neden çok fazla heyecan yaratmadı?”, “Muhalefet tabanının beklentileri neydi?”, “Zirve beklentileri ne derece karşıladı?”, “Muhalefetin önündeki temel açmazlar neler?” sorularına yanıt aradı.

Yayına hazırlayan: Betül Gökce 

Merhaba iyi günler. Bugün “Medyascope’a Sorun” yayınında, Ukrayna savaşını nasıl ele aldığımızı anlattık. Arkadaşlarımızla berâber, orada ben bize getirilen bâzı eleştirileri cevapladım. Yayın yapmayı düşünmüyordum, fakat onun öncesinde Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu burada Tarık Çelenk’in konuğuydu, Ukrayna savaşını konuştular. Yayından sonra Hoca’yla muhabbet ettik biraz, kendisiyle çok önceden beri tanışırız, yıllar öncesinden beri.  Ve tabii ki dönüp dolaşıp pazartesi günkü zirveyi, Bilkent Oteli’ni konuştuk. Oradaki sohbet ve tartışmanın ışığında, bu yayın fikri ortaya çıktı bende. Aslında daha önce yapmam gereken bir şeydi. İzleyenler bilir, pazartesi günü Ankara’daki zirveyi izledikten sonra ilk izlenimlerimi anlatmıştım. 

Aradan geçen zaman içerisinde –ki bir hatâ olmadı, ama beş gün içerisinde biraz daha netleşti durum– bu zirvenin ne derece etkili olduğu, heyecan yarattığı üzerine, şimdi Ahmet Davutoğlu’yla yaptığımız sohbetten de faydalanarak bazı şeyler söylemek istiyorum. Özellikle şunu vurgulamak isterim — Ahmet Bey’e de bunu söyledim, daha doğrusu ben Ahmet Bey pek demem, Hoca derim, Hoca’ya da bunu söyledim: Biz sosyal medya üzerinden yayın yapan bir platform olarak, aslında her gün yaptığımız yayınlarla bir tür küçük çaplı kamuoyu araştırması yapıyoruz. Yaptığımız yayınların ne kadar izlendiği, bu izlenen yayınlara özellikle Youtube üzerinden özellikle ne kadar like ya da dislike geldiği… bunların hepsinin bir anlamı oluyor. 

Yorumlar çok önemli. Özellikle Youtube’da yapılan yorumlar çok önemli oluyor ve yorumların sayısı, kalitesi ve perspektifi çok öğretici oluyor. Örneğin Gelecek ve DEVA partilerinin ilk kuruluşlarında yaptığımız yayınlar çok fazla övgü görmüş. Çok fazla yorumlara neden olmuştu. Ya da Sedat Peker dönemindeki yayınlar gibi vs.. Bunlardan bir şeyleri artık ölçebildiğimizi ve ölçebildiğimi düşünüyorum. Bu zirve hakkında şahsen benim yaptığım yayınlara gösterilen ilgi, açıkçası bu yayının başlığının cevâbı. Pek bir heyecan yaratmadı. Ne kadar izlendiğini şu anda tam hatırlamıyorum, onun da bir anlamı var. Çok fazla izlenmedi belki, ama çok da fazla tepki gelmedi. Bazen öyle yayınlar oluyor, az kişi izliyor ama çok tepki geliyor. Çünkü az insanın ilgisini çeken, ama çok tartışmalı bir konuyu ele alıyorsunuz meselâ. 

Burada insanlar çok fazla heyecan duymadılar. Özellikle kendini muhâlefette gören insanlar çok fazla heyecanlanmadılar. Hattâ benimle dalga geçenler oldu. “O kadar diyordun, büyük resim, büyük resim, işte oldu, ne oldu peki?” falan diye dalga geçen izleyiciler de oldu. Şimdi, bunun üzerine düşününce, tabii birtakım nedenler var. Öncelikle, “İnsanlar ne bekliyordu ve altı muhâlefet lideri o insanların beklentilerini ne ölçüde karşılayabildi?” sorusu var. İşin içerisinde, fotoğrafta HDP’nin yer almaması, bu muhâlefet partilerinin içerisinde yer almaması boyutu var, o apayrı bir husus. Tabii ki önemli bir husus; ama şu hâliyle bakıldığı zaman, o altı parti imzâladılar, bir araya geldiler, salona birlikte girdiler, salondan birlikte çıktılar, aynı anda imzâladılar, daha ne yapsınlar? Ve “Güçlendirilmiş parlamenter sistem” dediler, daha ne yapsınlar? 

Aslında daha yapılacak çok şey var belli ki. Bugün aklıma gelen ve Ahmet Hoca’ya da söylediğim bir husus. Meselâ diyelim ki şöyle olsaydı: Salon tıka basa doluydu, çok sayıda insan da bunu canlı yayında, televizyonlarda, Youtube’da, şuradan buradan izliyordu. Ve neyi biliyorduk biz? Güçlendirilmiş parlamenter sistem konusunda 6 parti mutâbakata vardı ve liderleri bunu imzâlayacak. Tamam, imzâladılar. Ardından meselâ Kılıçdaroğlu deseydi ki: “Bir dakika, biz size bunu söyledik; fakat size bir sürprizimiz var. Şu andan îtibâren Millet İttifakı…” –ya da adı değişmiş de olabilir, hiç önemli değil– “…burada gördüğünüz altı parti olarak bir başka mutâbakata vardık. Seçimlere birlikte giriyoruz. ve onun da zaptını altı parti olarak şu anda imzâlıyoruz” deseydi, Türkiye o andan îtibâren hep bunun konuşurdu. Ukrayna savaşını tabii ki  insanlar çok önemsiyorlar, ama bu zirve o savaşın gölgesinde bu kadar kalmazdı.

Şunu da özellikle vurgulamak lâzım: Bilkent Zirvesi’ne Erdoğan başta olmak üzere iktidar sözcülerinin ve iktidar medyasının ve iktidar destekçilerinin çok da fazla sessiz kaldığını gördük, çok büyütmediler bu olayı — hâlâ bunun üzerine kıyâmeti koparıyor olurlardı. Çünkü açık söylemek gerekirse, muhâlefette olan insanların, Erdoğan’ın artık ülkeyi yönetmesini istemeyen insanların en büyük beklentisi parlamenter sistem falan değil, tabii ki onu da istiyor olabilirler, fakat öncelikle şunu görmek istiyorlar: Erdoğan gidecek mi? Bu iktidar sona erecek mi? Herkes gidecek diyor — ben dâhil. Peki nasıl gidecek? Yerine kim gelecek? Kim onlar? Hâlâ bu sorunun cevâbı verilebilmiş değil. İnsanlara deniyor ki: “Bekleyin, seçim daha belli değil, durun bakalım seçim belli olsun, seçim kanunu belli olsun, o zaman bakarız. Sonuçta bu bir seçim ittifakı olacak. Seçim belli olmadan seçim ittifakı ilan etmenin anlamı yok. Adayı açıklamanın anlamı yok, yıpratılır” vs.. 

Bunların hepsi belli yerlerde meşrû îtirazlar olabilir; fakat özellikle kendini muhâlefette hisseden ve bu ittifaktan memnun olmayan insanların beklentisi, bir an önce birilerinin kendilerine bu iktidârı değiştirebileceklerini göstermesi. Onun dışındaki bütün çıkışlara, bir yerden sonra öylesine bir bakılıyor, ediliyor, eh işte tamam, eyvallah, güçlendirilmiş parlamenter sistem olur, neden olmasın? Ama nasıl yapacaksınız? 

Hâlâ bu soru ortada. Benim artık klasikleşmiş önermem: Erdoğan’ın kaybettiği belli; peki kazanan kim? Şu hâliyle baktığı zaman insanlar: O altı parti gerçekten birlikte seçime girecek mi? Nasıl girecek? Adayı kim olacak? Aralarındaki sorunları hallettiler mi? Birtakım noktalarda –güçlendirilmiş parlamenter sistem dışında tabii– mutâbakata vardılar mı? Çok kritik birtakım sorular var; belli ki ondan dolayı bu iş gecikiyor. Birtakım siyâsî hesaplar var; değişik partilerin ve değişik liderlerin değişik beklentileri var. Meselâ ortada çok ciddî bir soru var: Millet İttifakı kaç partiyle oluşacak? Ondan sonra: Cumhurbaşkanı ya da başkan adayı kim olacak? Diyelim ki Kılıçdaroğlu. Diğer liderler burada cumhurbaşkanı yardımcısı olarak yer alacak mı? Alacaksa kim hangi alanlarda etkili olacak? Mesela dış politikayı kim belirleyecek? Geçiş süreci var, ama olsun. Ekonomiyi kim yürütecek? Babacan mı hakîkaten? Ki Kılıçdaroğlu’nun AB büyükelçilerine Babacan adını zikrettiği söyleniyor. 

Tüm bunların hepsinin önemi var. Hepsi çok ciddî şekilde insanların merak ettiği hususlar; ama öncelikle merak ettiği husus, en baştaki husus: “İttifakta kimler var?” sorusunun hâlâ cevâbı yok. Önceden şikâyet ediyorduk: “Teker teker görüşüyorlar, bir araya gelip görüşmüyorlar” diye. Bir yemek yediler 12 Şubat’ta. Sonra 28 Şubat’ta bunu açıkladılar. Şimdi 27 Mart’ta DEVA Partisi’nin ev sahipliğinde bir daha yemek yiyecekler. Niye DEVA Partisi diye soracak olursanız, biliyorsunuz hep alfabetik sırayla gidiyorlar, Cumhuriyet Halk Partisi, DEVA Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi, İyi Parti ve Saadet Partisi. Dolayısıyla davetler de sırayla verilecek. Ayda bir buluşacaklar gibi gözüküyor. DEVA Partisi’nin ev sahipliğinde yine yemek yiyecekler, nisan ayının sonunda bu sefer Demokrat Parti belli ki ev sahipliği yapacak, böyle gidecek ve zaman akıp gidiyor. Ülkede çok ciddî bir ekonomik kriz var, her gün insanlar benzin istasyonlarında ucuz olduğunu sandıkları benzinden ya da yakıttan, akaryakıt alma kuyruklarına giriyorlar, ülke savaşla kuşatılmış durumda, savaş Türkiye’yi istese de istemese de etkiliyor, ne kadar dışında kalsa da daha da etkileme ihtimâli çok yüksek. Çok muazzam bir yoksullaşma var. Sınıf farkları giderek açılıyor, gelir adaletsizliği giderek derinleşiyor vs.. Ve bütün bu süre içerisinde, Erdoğan, kulis haberlerine yansıdığı kadarıyla baktığımızda, kapalı toplantılarda ekonomik sorunları çözmenin o kadar da kolay olmadığını îtiraf ediyor; kamuoyuna yaptığı açıklamalarda tam bu netlikte olmasa bile birtakım şeyleri artık reddedemiyor. Ve böyle bir yerde, bu iktidarla bu işin olmayacağını düşünen insanların sayısı artıyor belki; ama bu iktidârın nasıl değişeceği sorusunun cevâbını hâlâ bu insanlar alamıyorlar. 

Dolayısıyla ilk gün yaptığım yayını hatırlıyorum. Bayağı pozitif şeyler söylemiştim. Gerçekten ben çok daha sorunlu bir toplantı olmasını bekliyordum. Sonuçta altı parti kamuya açık bir şekilde bir araya geliyor. Kim bilir ne ârızalar çıkar diye bekliyordum, çıkmadı. Ama bir sürpriz de çıkmadı. Yani benim dediğim sürprizin çıkması zaten mümkün değildi; yani, kalkıp da, “Biz artık birlikte ittifakın içerisindeyiz” çıkışını yapmaları zâten çok mümkün değildi; ama insanların en azından bir iki gün konuşabileceği bir malzeme de çıkmadı. O altı partiyi destekleyen ya da altı partiden korkanların üzerinde konuşabileceği çok fazla bir şey çıkmadı. Tabii ki orada dile getirilen hususlar, eksiklere rağmen genel anlamıyla olumlu şeylerdi; ama şu andaki âcil beklentinin bu olmadığı ortada. Bunu nasıl aşacaklar? Şimdi ne yapacağız? 27 Mart’ı bekleyeceğiz. 27 Mart’ta bakalım ne çıkacak diye bekleyeceğiz, ama 27 Mart’a kadar Türkiye birçok açıdan, stratejik açıdan, ekonomik, siyâsî açıdan birçok şeyi yaşıyor olacak. Arada muhtemelen Kılıçdaroğlu yine bir iki videoyla nokta atışları yapacak. Meral Akşener yine grup toplantılarında birtakım dikkate değer çıkışlar yapacak. Gelecek ve DEVA partileri düzenli bir şekilde yaptıkları açıklamalarla devam edecekler vs.. Ama tüm bunların hepsi toplu halde muhâlefetin iktidârı terlettiği izlenimi yaratmaya yetmeyecek. Evet, bir fırsatı daha kaçırdılar demek biraz haksızlık olabilir; ama asıl ellerinde bir fırsatın olduğunun farkına varmayan ya da farkına varmakla birlikte bunun gereğini yapamayan bir muhâlefet inisiyatifinin söz konusu olduğu kanısındayım. Belli ki kendi içlerindeki birtakım meselelerden kaynaklanıyor bu sorunlar. Bakalım bunları nasıl ve ne zaman aşacaklar. Evet söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus