Cengiz Özdemir yazdı: Beşiktaş’tan Tophane’ye bir yürüyüş-1

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Bundan birkaç sene evvel Beşiktaş’ta yapılan metro kazılarında çok şaşırtıcı bazı mezarlar bulundu. Kurgan tipi bu mezarlar yaklaşık 3 bin 500 yıllıktı. Şehrin bu kadar merkezi bir yerinde bu kadar eski mezarların bulunması hem çok şaşırtıcı hem çok öğreticidir. Elbette bu kazılarda üst katmanlarda Bizans ve Osmanlı eserlerine de rastlandı. Bu güzel havalarda Beşiktaş’tan Tophane’ye doğru yaklaşık iki-üç kilometrelik bir yürüyüş yaptığınızda ayakta kalan yüzlerce eseri görebilirsiniz ama bunun belki 10 katı yok olup gitmiş eser size fısıldar. Şimdi o fısıltılara kulak vererek bu kısa yolculuğu gerçekleştirelim.

Beşiktaş denizci semtidir. Semtin Bizans devrinde “Aya Mamas” köyü adıyla anıldığını kaynaklar yazar. Muhtemelen birkaç kulübeden oluşan bir balıkçı köyüydü. “Aya Mamas” isminden önce Pagan devirlerde “İasonion”, “Dafne”, “Sergion” gibi isimler anılmış. İason da bir denizciydi. Acaba ne gibi bir bağları vardı diye düşünmeden edemiyor insan. Beşiktaş’ın kaderi Barbaros Hayrettin Paşa’nın buraya yaptırdığı Kaptan-ı Derya yalısı, medresesi, mescidi ve türbesinden sonra değişmiş. Bugünkü Beşiktaş Meydanı’na konuşlanan bu yapı topluluğundan günümüze sadece Barbaros’un türbesi kalmış. Sinan eseridir. Türbe meydana yadigar kalmakla beraber; Osmanlı donanması bahar aylarında Haliç’ten çıkıp Akdeniz’e açılmadan evvel mutlaka Hızır Hayrettin Paşa’nın bu türbesini ziyaret edip, az ötede inşa edilen Sinan Paşa Camii’nde namaz kılıp, bazen Boğaz’ın dört muhafızından biri kabul edilen Yıldız tepesindeki Yahya Efendi dergahını ziyaret edip, sefere öyle çıkarlarmış. Beşiktaş’ın kaderini değiştiren Barbaros Türbesi mutlaka görülmeli, vakit varsa Deniz Müzesi’ne uğrayıp Zülfikar ve altı köşeli yıldız sancağına nazar edilmelidir.

Türbenin tam karşında Sinan Paşa Camii vardır. Sinan Paşa gayet asabi mizaca sahip, ağabeyi Rüstem Paşa ile birlikte Osmanlı sarayına devşirme gelen bir Hırvatmış. Ağabeyi saraya damat olurken kendisi biraz gölgede kalmış. Bu camiyi de Sinan’a yaptırmış. Cami 15. yy. erken Osmanlı mimarisinin en özgün eserlerinden biri kabul edilen Edirne Üç Şerefeli Camii’nin plan tipine çok benzer. Kare planlı ana mekanın iki yanına iki koridor yerleştirerek dikdörtgen bir yapı elde etmiş ve kendinden 100 yıl önce yaşayan iki ustaya (Mimar Müsliiddin ve Şehabettin ustalar) selam göndermiş.

Sinan Paşa, adaşının inşa ettiği bu caminin bitişini göremeden ölüvermiş. Beşiktaş’ın tam karşısında Üsküdar’da yengesinin yaptırdığı Mihmimah Sultan Camii’sinin haziresine gömülmüş. Başucunda “Daldı rahmet denizine Kapudan” yazar. Çok güzel değil mi?

Sinan Paşa sadece cami yaptırmamış tabii, bir de caminin tam karşısına çifte hamam yaptırmış. Bu çifte hamam camiye akar olsun diye yapılmış. Reşat Ekrem Koçu bu caminin yanındaki köprüden dolayı buraya halk arasında köprü hamamı dendiğini yazar. Ne olmuş bu hamama derseniz “kör kazma” kurbanı olmuş. 1956-57 Menderes iskan hareketleri sırasında “yola verilmiş”. Bu yola verilmiş ifadesini çok manidar bulurum. Yıktık demenin kibarcası ve gerekçeli hali gibi. 600 metrekare alana yayılan bu hamam devrin görkemli yapılarından biri ve Beşiktaş’ı dümdüz eden onlarca yapının en bilinenidir.

Fındıklı yönünde Dolmabahçe Sarayı eski devirlerde “Beşiktaş sahil sarayı” olarak bilinen bir yapıydı. III. Selim devrinde İstanbul’da yaşamış Antonio İgnatio Melling gravürlerinden bu sahil sarayının tamamının ahşap olduğunu görebiliyoruz. O dönemden ahşap malzeme ile yapılmış neredeyse hiçbir yapı günümüze ulaşmamıştır (bir iki istisna hariç). Bu devasa saray Sultan Abdülmecit devrinde yıkılarak yerine günümüzdeki Dolmabahçe Sarayı inşa edildi. Bazılarına göre mimarı bazılarına göre müteaahhiti Garabet Amira Balyan ve oğlu Nigoğos Balyan tarafından inşa edilmişlerdir. Bu saray Osmanlı’nın zihniyet değişiminin bir kavşak noktasıdır. Tarihin bir ironisi olarak Kırım Savaşı’nın hemen sonunda hizmete açılmış lakin 12 yıl gibi uzun süren inşanın sonunda Sultan Mecit sarayın keyfini pek süremeden bu dünyadan göçmüştür.

Sarayın Avrupa’daki muadillerine göre daha mütevazi olduğu düşünülse de devleti epeyce borca soktuğu kesindir. O dönemde Osmanlı üzerindeki nüfuzu hızla artan İngiltere’nin kraliçe eliyle hediye ettiği devasa avize dönemin ruhunu da özetler. Viktorya dönemiyle başlayan bağımlılık ilişkilerini bize fısıldayan bir semboldür. Topkapı Sarayı gibi topografyaya yayılmış, onunla didişmeyen, rekabet etmeyen bir yapı değildir. Monoblok, tahakküm eden bir kuvvet gösterisi gibidir. Lakin modernizm merkeziyetçiliktir, kontroldür. Osmanlı modernleşmesi de 17. yy.’dan başlayıp, 18. yy.’da hızlanıp II. Mahmut ile birlikte 19. yy.’da doruk noktasına ulaşan bir merkezileşme hareketidir. Saray bu tahakküm ve merkezileşme merakının bir sembolüdür. Topkapı Sarayı mimari kurgusuzluğuyla adem-i merkeziyetçi bir dünyayı temsil ederken, Dolmabahçe modern merkezi devleti temsil eder.

Devam edecek…

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus