Sizin ikinci parti tercihiniz hangisi?

Ruşen Çakır, Barometre TR’nin araştırmasından yola çıkarak seçim anketlerini ve seçmenin ikinci parti tercihini değerlendirdi.

Yayına hazırlayan: Sara Elif Su Balıkçı

Merhaba, iyi günler. Ankara’daki bir grup tarafından her ay “PanoramaTR” diye bir araştırma yapılıyor. O araştırmaların başındaki Hatem Ete’yle bugün saat 20:00’de bir yayınımız olacak, “Seçim Barometresi” diye. Orada, araştırmadan hareketle, yaklaşan seçimin siyâsî analizini yapacağız, kapsamlı bir yayın olacak; ancak ben, yaptıkları son araştırmanın içerisinden bir bölümü bugün bu yayın için seçtim ve akşam bunu konuşmayacağız: İkinci parti tercihleri. Bu, ilk başta anlamsız gelebilir. “İkinci partiniz hangisi?” diye sorduk başlıkta. 

Burada kastedilen tam olarak şu: Bâzı anketlere katılanlara, “Oy verdiğiniz parti dışında kendinizi en yakın hissettiğiniz ikinci parti hangisi?” diye soruluyor, burada da sorulmuş. Bu bulgular bana çok ilginç geldi. Bunların üzerinden bâzı şeyler söylemek istiyorum. Bu ikinci parti olayı, aslında tüm dünyada, ama Türkiye’de de siyâseti anlamakta çok ciddî ipuçları verebilir. Şimdi, baktığımız zaman en yüksek oran MHP’de gözüküyor — şaşırtıcı. Aynı araştırmada MHP’nin oyu son seçimde aldığına göre bayağı geride; ama burada ikinci parti tercihinde birinci sırada MHP, ikinci sırada İYİ Parti, üçüncü sırada CHP, dördüncü sırada AKP gözüküyor — ki ilk üç parti yüzde 10 ve üzeri, AKP’de yüzde 5 gözüküyor. Çok ilginç bir rakam.

Burada, MHP’nin yüksek çıkmasının sebebi çok basit aslında. MHP, AKP’ye oy veren seçmenin –bu ankete göre tabii ki– 100 seçmenden 48’inin ikinci partisi ve AKP de hâlâ birinci parti –birçok araştırmada da bunda da birinci parti– çıktığı için ve yüzde 48’i MHP gözüktüğü için, MHP en çok tercih edilen ikinci parti olarak gözüküyor. MHP’yle AKP arasındaki bu yakınlık çok çarpıcı. MHP seçmenine sorulduğunda, ikinci parti seçeneğinde AK Parti’yi söyleyenlerin oranı ise yüzde 37. Bir tarafta yüzde 48, bir tarafta yüzde 37; ama MHP seçmeninin meselâ bir İYİ Parti’ye, hattâ CHP’ye, hattâ DEVA’ya ikinci parti olarak bir ilgisi bile olabiliyor. Büyük Birlik Partisi (BBP) zâten var, Zafer Partisi de var meselâ; ama bir blok hâlinde neredeyse yarısının AKP’yi ikinci parti olarak görmediğini görüyoruz.

Burada ilginç bir durum var, Erdoğan’la Bahçeli’nin yaptığı kader birliği –ne kadar süreceğini bilmiyoruz; ama şu hâliyle kader birliği gibi gözüküyor– belli ki tabanda da bayağı benimsenmiş. Özellikle AKP tabanından insanların MHP’yi ikinci parti olarak görüyor olması çok anlamlı. Şöyle ki, Türkiye’de öteden beri, özellikle çokpartili hayâta geçişten beri, milliyetçi-muhâfazakâr seçmen diye bir konsept vardır ve bu milliyetçi-muhâfazakâr seçmen birlikte anılır; ama ayrı ayrıdır ve çok ciddî geçirgenlikler vardır. Özellikle İç Anadolu’da, Doğu Anadolu’da, Karadeniz’de çok olan bir şeydir. Meselâ 73 seçiminde Milli Selâmet Partisi (MSP) bu coğrafyada çok güçlü bir parti olarak çıkarken, bir sonraki seçimde MSP’nin gerilediğini, MHP’nin yükseldiği görülüyor. Seçmen üç aşağı beş yukarı aynı, ama muhâfazakârlıktan milliyetçiliğe doğru kaydığını görürüz.

80’lerden sonra Refah Partisi bu coğrafyada, yani Doğu Anadolu, İç Anadolu, Karadeniz başta olmak üzere Türk sağının oy deposu olarak bilinen yerlerde inisiyatifi bayağı ele geçirdi ve MHP’nin kalesi olarak bilinen birçok yer, daha sonra Refah Partisi’nin çok daha güçlü olduğu yerler oldu. Meselâ bir Sivas, Kayseri, Erzurum gibi; Malatya, Elâzığ gibi. Şimdi, burada bakıyoruz ki bu geçişkenlik hâlâ var. Bir ara bayağı bir yollar ayrılır gibi olmuştu. Özellikle, AKP’nin iktidârının ilk yıllarında MHP muhâlefetteyken ve de Çözüm Süreci gibi bir olay varken, yani Kürt sorununu barışçıl yollarla çözme konusunda AKP bir inisiyatif almışken, tabanlar bayağı bir ayrılmıştı; ama 2015 Haziran seçiminden sonra tekrar bir yakınlaşma oldu ve bakıyoruz ki MHP ve AKP tabanı arasında bayağı bir yakınlaşma var — ama en çok AKP seçmeninin ikinci parti olarak MHP’yi gördüğünü görüyoruz. MHP seçmeninin daha bir aklı dışarılarda olabiliyor. Yani, Cumhur İttifakı dışındaki seçenekleri de düşünebiliyor MHP seçmeni. Bunu özellikle not etmek lâzım ve Zafer Partisi’ne, Büyük Birlik Partisi hadi neyse, o da Cumhur İttifakı içerisinde, ama Zafer Partisi’ne yönelik ilgiyi ciddî bir şekilde not etmek lâzım.

Tabii ki araştırmada soru sorulan değişik partilerden kişilerin yaklaşık beşte biri, yüzde 20 civarında, “İkinci parti diye bir şey yok” demiş, “böyle bir tercihim yok” demiş; yani çok sâbit bir şekilde tek bir partisi var. Bu noktada İYİ Parti seçmeninin tek partide ısrârının bayağı bir düştüğü görülüyor. Bu da İYİ Parti’nin yeni yeni kimliğini oluşturmasıyla açıklanabilir. Şimdi, Cumhur İttifakı böyleyken, Millet İttifakı’na bakıyoruz: Burada da İYİ Parti’nin ikinci sırada olması, ikinci parti tercihinde ikinci sırada olmasının en önemli nedeni CHP seçmeninin ikinci partisi olması. Aynı AKP-MHP ilişkisi, burada CHP-İYİ Parti ilişkisinde var. CHP seçmeninin neredeyse yarısı, ikinci parti olarak İYİ Parti’yi göstermiş. Bu da çok önemli. Birisini solda, birisini sağda diye biliyoruz; ama Millet İttifakı’nın mayasının büyük ölçüde tuttuğunu gösteriyor bu bize. İYİ Parti seçmeninin de yüzde 42’si CHP’yi kendi ikinci partisi olarak görmüş. Yani burada ilginç bir bulgu var. İYİ Parti seçmeninin yüzde 11,9’u DEVA Partisi’ni ikinci parti olarak telaffuz etmiş. Bunu da not etmek lâzım. Bu tablo bize Cumhur İttifakı’nın iki partisiyle Millet İttifakı’nın iki partisinin kendi aralarında çok ciddî bir ilişki olduğunu, yakınlık olduğunu –örgütlerde nedir bilmiyorum ama–, tabanlarda karşılıklı bir sempati olduğunu gösteriyor.

Burada bir başka bakmamız gereken yer HDP: HDP seçmeninin yüzde 44,5’i ikinci parti olarak CHP’yi söylüyor. Bunun özellikle altını çizmemiz gerekiyor. Bölgede çalışma yapan araştırmacılar bunu bize uzun süredir söylüyorlar. Özellikle Ravest’in araştırmalarında bu çok çıkıyor. Roj Girasun olsun, Reha Ruhavioğlu olsun bizim yayınlarımızda da yazdıkları yazılarda da bunu söylüyorlar. CHP’nin Güneydoğu’da tekrar kendini gösterdiği, ikinci parti olduğu… Tabii ikinci parti olması çok yüksek oy alacağı anlamına gelmiyor, fakat özellikle cumhurbaşkanlığı seçiminde ikinci tura kalmasında, hattâ uygun bir aday olur ve HDP aday çıkartmazsa, birinci turda oy vermede CHP’li bir ismin şansının yüksek olduğunu gösteriyor. Bu yüzde 44,5’in çok ciddî bir şekilde not edilmesi gerektiği kanısındayım.

HDP seçmeninin yüzde 21’i ikinci parti yok demiş, 44’ü CHP demiş, yüzde 4,7’si de Türkiye İşçi Partisi (TİP) demiş ki bu da anlaşılır bir şey. Zâten milletvekillerinin üçü HDP’den seçilmiş ve sonra TİP’e katılmışlardı, birisi CHP’den geldi. Bu yakınlık, özellikle TİP ve HDP’nin sol kimliği anlamında yakınlık önemli; ama TİP’den daha çok, DEVA Partisi’ne yönelik HDP seçmeninde bir ilgi var. Şöyle bir olay vardı: Bir dönem, özellikle AKP’nin ilk yıllarında Güneydoğu’da, AKP ile HDP ya da daha önceki partiler arasında bayağı bir yakınlaşma vardı ve orada kitlelerin iç içe geçme halleri vardı; ama zamanla HDP hareketi sadece yasal olan değil, yasadışı olan Kürt hareketi de dinle olan sorunlarını aşmaya başladıkça, AKP ya da Millî Görüş partilerinden –Saadet de dahil– bayağı bir kesimi kendine çekmeyi başardı ve AKP’nin bölgede giderek etkisinin azaldığını görüyoruz.

Şu anda baktığımda, AKP’li seçmenin ikinci parti olarak HDP tercihi yüzde 1,3 gözüküyor bu araştırmada. HDP seçmeninin ikinci parti olarak AKP tercihi de yüzde 3,8 olarak gözüküyor. Elimde bir bulgu falan yok; ama bölgede o târihlerde çok bulunmuş bir gazeteci olarak, diyelim ki bu olay, benzer bir araştırma 2007, 2008, 2010 öyle bir tarihte yapılsaydı, 2011,2012… her iki partinin de seçmeninin ikinci parti tercihlerinin karşılıklı olacağını, hattâ şu anda bizim MHP ve AKP için, hattâ CHP ve İYİ Parti için söylediğimize yakın olacağını tahmin ediyorum. Buna îtiraz edenler olabilir; ama bayağı bir yakınlık vardı. Fakat aradan geçen zaman içerisinde, özellikle 2015 Haziran seçimlerinin ardından çok ciddi bir mesâfenin açıldığını, bölgede AKP ile HDP tabanları arasında bayağı bir kopuşun olduğunu düşünüyorum.

Şimdi, Zafer Partisi olayı var. Zafer Partisi olayı hakîkaten bir olay; çünkü kısa zaman içerisinde belli bir şey yakaladı. Bunu akşam Hatem Ete’yle de konuşacağız, geniş bir şekilde konuşmayı düşünüyorum. Burada, araştırmada çok çarpıcı bir şeydi, onu Hatem’e de soracağım zaten: Zafer Partililer’in çok ezici bir çoğunluğu erkek. Bütün partilerde kadın oranı üç aşağı beş yukarı yakın, biraz fazla biraz azken, Zafer Partisi’nde ezici bir çoğunluğun erkek olması çok şaşırtıcı geldi bana; ama bir taraftan da neden öyle olduğunu az buçuk çıkartabiliyorum. Zafer Partisi, meselâ hangi partilerden insanların ikinci partisi: Aslında çok fazla yok, kendi seçmenini kendisi yaratmış gibi gözüküyor. MHP’nin yüzde 3’ü, İYİ Parti’nin yüzde 2’si, halbuki Ümit Özdağ İYİ Parti’den koptu, normal şartlarda İYİ Parti seçmeninin önemli bir kısmının ikinci partisi olması beklenebilirdi, ama en azından bu araştırmada öyle gözükmüyor. Daha çok, kendi seçmenini yaratmış gibi gözüküyor.

Şimdi, bu tablolara baktığımız zaman aslında çok ilginç birtakım veriler de geliyor. Bir yandan Türkiye’de kimlik siyâseti çok önemli, her zaman çok önemli; ama bir yerden sonra kurulan bu ittifaklar nedeniyle, meselâ Cumhur ve Millet ittifakları nedeniyle kimlik siyâsetinin bir şekilde geri planda kaldığını görüyoruz. Sonuçta, her ne kadar birbirlerine yakın olsalar da, milliyetçilik ve muhâfazakârlık iki ayrı ve bayağı rakip akımken, Cumhur İttifakı’nda bayağı bir yakınlaşmanın tabanlarda da olduğunu görüyoruz. Aynı şekilde İYİ Parti’yle CHP her ne kadar farklı yönetimlerle ittifak ediyor olsalar da, tabanlarının birbirlerine mesâfeli olmaları beklenirken, çünkü iki ayrı siyâsî gelenekten ve Türkiye’de hasım olmuş iki ayrı siyâsî gelenekten geliyorlar ve bakıyoruz ki bayağı bir yakınlık var. Üstelik Altılı Masa’yı katacak olursak, bunların içerisine Saadet Partisi, Gelecek, DEVA gibi partiler de giriyor. Dolayısıyla Altılı Masa zâten kimlik siyâsetinin aşıldığının bir göstergesi; fakat aynı zamanda masanın çok da fazla dinamik olmamasında da hâlâ herkesin, her partinin bagajlarının dolu olmasının da etkisi var.

Burada, Yeniden Refah Partisi çok fazla karşımıza çıkan bir parti değil; ama AKP, MHP ve İYİ Parti’den çok düşük oranda da olsa seçmenlerin bâzılarının ikinci partisi olduğunu görüyorum, bunu da bir not olarak düşmek isterim. Aslında AKP’nin geldiği nokta –20 yıldır iktidarda, kuruluşu daha eski–, serüveninin nasıl bir yere savrulduğunu da bize gösteriyor. Normal şartlarda AKP, özellikle ilk yıllarında ve belli bir târihe kadar kendini hep MHP’nin ötekisi olarak tanımlamıştı. Bunu yaptıkça başarılı olmuştu. Şimdi, bir aynılaşma süreci yaşanıyor ve oy olarak bakıldığı zaman anketlerde MHP’nin bundan kaybı daha çarpıcı olarak gözüküyor; ama sonuçta MHP köklü bir parti, köklü bir hareket. Ne olursa olsun hep iniş çıkışları oldu, barajın altında kaldı, sonra çok büyük çıkış yaşadı vs.. MHP varlığını hep bir şekilde sürdürecektir; ama AKP belli bir târihten îtibâren çok fazla iktidar odaklı bir parti hâline geldi. İktidârı kaybetmesi durumunda AKP’de çok ciddî çözülmeler olabilir. İşte o zaman bu tür tablolar çok daha değerli olacaktır.

Bitirmeden, bugün birçok kişi dikkat çekti, bir de ben dikkat çekeyim: Kemal Kılıçdaroğlu’na alenen saldıran insanların aldığı komik cezâlar –“cezâ” demeye insanın dili varmıyor–, ama aynı zamanda CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun sırf tweet attı diye –ki fi tarihindeki tweet’leri nedeniyle– aldığı ağır cezâlarla bugünün ağır bilançosuna baktığımız zaman, Canan Kaftancıoğlu teslim olmaya gitti, ama muhtemelen şartlı tahliye kapsamında çıkacak — öyle bekleniyor. Şu âna kadar, ben yayına girene kadar henüz çıkmamıştı; ama en kısa zamanda çıkmasını bekliyor partililer. Umarım öyle olur. Bu da bize, Türkiye’nin nasıl hukuk devletinden uzak olduğunu bir kere daha gösterdi. Aynı günde olması başlı başına çok çarpıcı oldu. Evet, bugün saat 8’de Hatem Ete’yle ikinci parti dışındaki bulguları uzun uzun konuşacağız, ona da bekleriz. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus