Öner Günçavdı yazdı: Nasıl bir ekonomi yönetimi?

İzninizle bu haftayı seçim sonrasında Türkiye ekonomisini bekleyen ekonomik sorunların halledilmesi için nasıl bir yönetim tarzının benimsenmesi gerektiğini yazmaya ayırdım. Zaten bu konu kamuoyunun zaman zaman merak ettiği ve bazen de muhalefet partilerine yönelttiği soruların başında geliyor.

Gazetecilere bakılırsa, kamuoyunun böyle bir merakı var. Dahası özellikle bu konularda yeterince aktif olmadığı söylenerek, muhalefetin ülke yönetimine hazır olmadığı bile ima ediyor.

Ama öte yandan aynı kamuoyunun diğer bileşenleri bugün iktidarın ve uyguladığı politikaların yanında olan meslek örgütlerinin yönetimlerini seçmeye devam ediyor ve bu şekilde bugünkü uygulamaların da yanında olduğunu gösteriyor.

Kanımca bu kamuoyunun kafa karışıklığının, belki de “ikiyüzlülüğünün” bir göstergesi. Belli ki, bugün uygulanan ekonomik politikalar her ne kadar sürdürülebilir olmasa bile, iktisadın “sözüm ona profesyoneli” olan meslek örgütlerinin bu konularda yeterince tepki göstermemesi, onların kısa vadeci, hatta çıkarcı ve samimiyetten uzak davrandıklarının bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Hele bir de çok da uzun olmayacak bir zamanda ülkenin zararına olacak bu politikalara verdikleri desteği “beka” söylemlerinin arkasına saklanarak ifade etmeleri de onların içine düştükleri çelişkili durumun bir başka göstergesidir.

Nihai olarak kendilerinin ve ülkenin kaybedeceği politikaların parçası olmuşken, muhalefetten son derecede rasyonel ve tutarlı politika beklentisi içine girmiş olmaları da bir diğer tuhaf durumdur.

Şimdilik bunu bir kenarda bırakalım ve asıl konumuza odaklanalım. Daha sonra bunun sebeplerinin de tartışılmasında yarar olduğunu belirteyim ve konuyu şimdilik burada bırakayım.

Kamuoyunun ekonomi konusunda bir şeyler beklediği ima edilip duruyor. En azından bir kısmı böyle bir beklenti içinde sanırım.

Ne zaman muhalif partilerinden bir iktisatçı bulunsa hemen soruluyor, “Faizleri siz arttıracak mısınız” diye. Sanki kamuoyunun tek endişesi faizler gibi. Belki de meslek örgütlerinde iktidar yanlısı grupların yönetimde kalma başarısı bundandır. Yani hükümetin uyguladığı düşük faiz politikasından yararlanabilme umudu.

Öncelikle şunu belirtmemde yarar var. Faizlerin arttırılması para politikasının yönetiminde “normale” dönüş anlamına gelir. Ne kadar arttırılacağından bağımsız olarak, politika yapımında normale dönmek yine de önemli bir gelişmedir. İkinci olarak bu yöndeki davranışın önemli bir mesajı da, TCMB’nin para politikasının dünyadaki diğer merkez bankaları ile koordineli bir hale geleceğinin ifade edilmiş olacağıdır.

Tüm bunlar Türkiye ekonomisindeki yönetim risklerinin azalması anlamına gelir ki yapılması gerekli olanlar bunlardır. Ancak yeterli değildir.

Son yıllarda iktidarın ekonomiyi yönetme tarzı sistemde büyük tahribatlara ve beraberinde belirsizlikle yol açtı. Hangi kararın neye dayanarak ve nasıl bir sonuç beklenerek alındığı anlaşılamaz hale geldi. İktisat biliminin sınırlarını zorlayarak yapılan uygulamalarla, alışılagelmiş politikalardan köklü bir kopuş sergilendiği ise bizzat ekonomiden sorumlu olan bakan tarafından kamuoyuna ilan edildi. Ama bu kopuşla birlikte, yönetimin tahmin edilebilirliğini sağlayacak yeni iktisadi ilişkiler ve tutarlılığı olan yeni bir model ortaya konulamadı. Bu da belirsizliği daha çok arttırırken, uygulamalara olan güvenin azalmasına yol açtı.

Seçimlerden sonra iktidara kim gelirse gelsin, önceliği bu belirsizliğin azaltılmasına vermesi kaçınılmaz. Zira bu belirsizlik yönetimin tahmin edilebilirliğini azaltırken, yatırımcıların beklenti oluşturabilmelerine de mani olmaktadır. Bu izlenecek faiz politikası kadar önemli bir husustur.

Peki, bu belirsizlik nasıl azaltılacak?

Elbette sınırları sadece politika faizinin belirlenmesine bağlı olmayan bir yönetim anlayışının benimsenmesiyle azaltılacaktır. Böyle bir yönetim modelinin temel özellikleri ise bugünkü politika uygulamalarının yaptığı tahribatları gidermeyi de amaçlayan, dünya ile uyumlu birtakım prensipleri içermesidir.

Öncelikle yeni dönemde ekonomi yönetiminden beklenilen ve ekonomideki riskleri azaltan özellikler şunlardır:

Öncelikle demokratik ve katılımcı bir yönetim olmalı bu. Dolayısıyla Meclis denetimine tabi, sadece geniş kesimlerin kamu kaynaklarına ve piyasalarına erişimini sağlamakla kalmayan, aynı zamanda katılımcılar arasında adaleti korumaya özen gösteren bir yönetim tarzı olmalı. Elde edilen refah ve büyümenin nimetlerini geniş halk kesimlerinin hizmetine sunan bir yönetim kast edilen.

Hesap verilebilirlik ilkesi de bu yönetim tarzının bir diğer önemli prensibi olmalı. Burada kast edilen, yapılan uygulamaların sonuçları bakımından kamuoyuna veya onu temsil eden kurullara hesap vermektir. Örneğin TCMB’nin, hedeflediği enflasyon konusunda tutmayan hedefleri hakkında Meclis’e hesap vermesi gibi. Hatta gerekli olduğunda kurum başkanının başarısızlık gerekçelerini açıkladıktan sonda istifa etmesi gibi.

Yönetimde şeffaflık bir diğer koşuldur. Bu sadece merkez bankası politikaları için değil, tüm ekonomi ile ilgili politikalar için gerekli bir koşuldur. Son yıllarda özellikle kamu bankaları ve TCMB uygulamalarının gerekçeleri, hatta uygulamaları konusunda kamuoyu tam bir bilgiye sahip olamamaktadır. Hatta alınan kararların bile bankada mı, yoksa siyasi olarak başka makamlar tarafından mı alındığı kamuoyunda kafa karışıklığı yaratmaktadır.

Güçlü ve etkin bir iletişim mekanizmasının kurulması da önemli bir diğer husustur. Özellikle Merkez Bankası’nın politikalarının inanılırlığını sağlamak için şeffaflık ile birlikte iyi bir iletişime ihtiyaç vardır. Bankanın uygulamaları konusunda kamuoyu ile sürekli temas halinde olması ve politikalarını ilgilendiren konularda kamuoyunu bilgilendirmesi son derecede önemlidir. İyi iletişim, piyasalarda inanırlık sağlamak ve kamuoyu beklentilerini yönetebilmek için zaruridir.

Son olarak yönetimin tahmin edilebilirliğinin de sağlanması gerekmektedir. Bu prensip, iktisadi birimlerin politika sonuçlarını önden kestirebilmeleri bakımından ve bu şekilde politikaların inanılırlığını sağlamak için önemlidir. Şu anda iktidarın yönetim tarzı tahmin edilebilirliği ortadan kaldırdığı gibi, buna bağlı olarak beklenti oluşumunu da zora sokan bir tarzdır. Bu da yönetim risklerini ortaya çıkaran önemli faktörlerden bir diğeridir.

Para politikasını belirleyen Merkez Bankası’nın kurumsal bağımsızlığı bir diğer önem arz eden konudur. Bu ilkeyi benimseyen bir ekonomi yönetimi, faizlerle ilgili kararların siyasiler tarafından değil de içinde bulunulan ekonomik şartlara göre, bağımsızlığı siyasilerce kabul edilmiş kurum ve kurullar tarafından alınacağını da kabul etmiş sayılır. Dolayısıyla kamuoyunun merak edeceği bir faiz kararının muhatabı siyasiler olamaz. Bu kararı ekonomik ihtiyaçlara göre Merkez Bankası’nın ilgili kurulları alır ve bu konudaki gerekçelerini de etkin bir iletişim ile kamuoyu ile paylaşır.

Siyasetçiler sadece kendilerini ilgilendiren sınırlar içinde kalmaya özel göstererek, faiz gibi operasyonel düzeydeki kararlara müdahale etmekten kaçınırlar; kaçınmalılar.

Aksine görevleri bu tip kararın alınabilmesi için gerekli genel yönetim prensiplerini belirlemek ve bu şekilde alınan kararların sonuçlarını kamuoyunun tahmin edebilmesini sağlamaktır. Unutulmamalıdır ki, kurumsal düzeyde belli bir olgunluğa ulaşmış Türkiye gibi bir ekonomide yapılması gereken, ekonomik kararların sonuçlarının tahmin edilebilirliğini sağlamak ve ekonomik kararlarda aktif rol oynayan kurumların kamuoyu nezdinde “inanılırlıklarını” sağlamaktır. Bu da ortaya konulacak yönetim tarzı ve ilkeleri ile sağlanacaktır.

Bugün benim siyasilerden beklentim faizlerin ne olacağına cevap vermeleri değildir. Aksine kendi yönetimleri altında benimseyecekleri yönetim tarzının genel ilkelerini kamuoyuna açıklamalarıdır. Sanırım bu konuda iktidar bugünkü uygulamalarıyla kendi yönetim tarzını ortaya koymuştur. Muhtelif vesilelerle muhalif partilerden temsilciler de özelliklerini yukarıda ifade etmeye çalıştığım yönetim tarzını benimsediklerini kamuoyu ile paylaşmışlardır.

Şimdi sıra ülke ekonomisinin gerçek “bekası” için kamuoyunun bu iki tarz arasında yapacağı seçimdedir. Ya miyop davranıp, kısa vadeli menfaatler uğruna, sürdürülebilirliği olmayan ve ekonomiyi ciddi tahribatla karşı karşıya bırakacak bir yönetim anlayışı tercih edilecek, ya da daha demokratik ve katılımcı ama daha da önemlisi, sorumluluğu olan ve ülke ekonomisinin uzun dönemde menfaatine olacak bir yönetim tarzını seçecektir.

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus