İkonik “Anıtsal Klasikler” Ronde van Vlaanderen ve Paris-Roubaix’nin koşulduğu iki pazar arası, bisikletin en sevilen haftalarından biridir. Medyascope Spor’dan Ceyda Akbulut, görkemli iki yarış arasında izleme deneyimini kaleme aldı.
Bisiklette Kuzeyin Cehennemi’ne doğru: İzleme deneyimi
Bisiklet izleme deneyiminin herkesçe farklı olduğunu düşünüyorum. Bisikleti akılalmaz manzaraları için izleyebilirsiniz. Tarih kokan yerleri yine tarih dolu seslerden dinlemek hoşunuza gidebilir. Kendi sürdüğünüz kilometrelere bir de ekranda tanık olmak zevkli bir etkinlik olabilir. Kalabalık peloton içinde favori sürücünüzü aramaya çalışmak ve onu baştan sona takip etmek de izleme deneyimi olarak aktarmak için yeterli ve haklı bir sebep bence… Ya da ekrandan uzakta, iki tekere bel bağlamış vücutlara daha yakında olup promil seviyesi yüksek deli ruhlardan biri olabilirsiniz. Aklıma gelmeyen daha nicesi var, tercih sizin.
Benim izleme deneyimim, yerinden takip etmediğim için tutkuyu farklı yerlerde arayıp bulmaktan geçiyor. Bisiklet yarışlarını takip etme alışkanlığım farklı bölümlerden oluşuyor. Önce bakıyorum, bakmak tabii ki ilk adım. Pelotonun mükemmel ahengine, her zerresinde emek taşıdığını bildiğim bacaklara ve kilometrelerin ardından tükenen ama tatmin olmuş yüzlere tanık olmak paha biçilmez. Hele ki bunları kameranın en güzel açılarıyla ekrana aktarmış bir yayın ekibi varsa eğer… Yeni yeni denenen drone çekimlerinden bahsetmiyorum bile.
İkinci bölüm yarış sırasında içine daldığım iletişim ağıyla ilgili. Eğer doğru kurgulanmış bir zaman akışınız varsa yarışı Twitter üzerinden (sanırım X demeliyim) takip etmek pek tabii mümkün. Ekranla paralel ilerleyen duygu akışları, azılı tartışmalar, görmediğinizi gören insanlar ya da aklınızdakiyle aynı noktada ilerleyen yorumlar izleme deneyiminize katbekat hareket katabilir. O sırada sadece bisiklet takip ettiğim için ağıma düşen mesajlar ve onlara özenle verdiğim cevaplar da bahsettiğim deneyimin gerçekten haz veren bir başka parçası.
Üçüncü ve benim de en sevdiğim bölüm ise her şeyin bittiği noktada başlıyor. Yarış sonunda yerinden takip edenler çoğu kez keyifli ama yorgun şekilde alandan ayrılırken dijital ortamdaki hareket yavaş yavaş bulanıklaşıyor. Aradan kısa bir zaman geçmesini bekliyorsunuz ve işte tamam, son aşamaya geldik! Uzun yazılar, özenle seçilmiş kelimelerle bütünleşmiş yorumlar ve bol bol deneyim aktarımı.
Okumak, bisiklet izleme deneyimimin en vazgeçilmez parçası. Didik didik aradığım uzun yorumlar, bisikletçilerin -çoğunlukla yorgunluktan olsa gerek- yarış sonu verdiği sıradan demeçlerinden bile çıkarabildiğim anlamlar, bazen iki teker ustalarından mental seviyenin akılalmaz noktalarına dair duyduğum ve beni mest eden sözler… Bunlara dahil olmanın sınırı yok.
Bazen yarıştan günler hatta haftalar sonra bile yeni yazılı içerikler bulmak insanı mutlu edebiliyor. Bisiklet haberleri diye okumaya başladığım, sonra her seferinde Taylor Swift yorumlarıyla biten bir bültenim bile var! Dediğim gibi, dahil olmanın ve zihninizi uzun kilometreler koşmuş bacaklar adına yazılan paragraflara adamanın herhangi bir sınırı yok. Zaten ben de bu yüzden başladım yazmaya, okumayı sevdiğim için.
Artık başlıkta da belirttiğim gibi “Kuzeyin Cehennemi’ne doğru” kısmına gelsem iyi olacak. Bisikletin belki de en güzel haftası Ronde van Vlaanderen ile başlayıp Paris-Roubaix çılgınlığıyla bitiyor.

Geçtiğimiz sene bisiklet gazetecisi Adam Becket, seyircilerin erkekler yarışının ardından Kwaremont’tan telaşla ayrılma çabalarının onu şoke ettiğini yazmıştı. O telaşın arasında Lotte Kopecky ikinci Flanders Turu’nu kazanıyordu. Durumun sinir bozuculuğu ve üzücülüğü beni kahretmişken kadınlar yarışının farklı bir günde düzenlenmesi gerektiği görüşlerine de katılmıştım o sırada.
Bu seneyse durumlar farklıydı. Seyirciler her iki yarışta da oldukça kalabalık kalmıştı. Sanırım herkes izlenecek ikinci yarışta vadedilenlerin farkındaydı.
Mathieu van der Poel’un üçüncü Flanders zaferini aldığı güç gösterisinin ardından yayına bağlanan kadınlar yarışına, çamur dolu suratların ve kaos anlarının tam ortasında dahil olduk. Komple beyaz dünya şampiyonluğu mayosuyla görkemli görünen (buraya sonra geleceğim) Lotte Kopecky’yi ıslak parke taşları üstünde bisikletten inmiş, yayan halde tırmanırken izledik. O sırada Üsküdar çoktan geçilmişti!
Geçtiğimiz ayların dominant ekibi SD Worx’ün parçalandığı dakikalarda, pelotonun galibiyete aç diğer yıldızları zafer için atak üstüne atak yapıyordu. En sonunda Hollandalı yaşıtları Fem van Empel ve Puck Pieterse’nin yanında cyclocross parkurlarını mütevazı şekilde koştuğunu gördüğümüz Lidl-Trek’li Shirin van Anrooij, Ronde’de asfalttaki meziyetlerini konuşturmaya başladı. Onun arkasından gelen takım lideri Elisa Longo Borghini ve beraberinde taşıdığı Kasia Niewiadoma ile birlikte, çizgiyi ilk önce kimin geçeceğine karar vermek için son sprinte hazırlandı.
Dokuz yıl aradan sonra bir kez daha kollarını açarak sevindiği bitiş çizgisinde kazanan Longo Borghini’ydi. Polonyalı Niewiadoma sprintte kaybetmiş, Van Anrooij ise lideri için sevinirken galibiyet karesine girmişti. Geçtiğimiz seneki gibi alandan ayrılan seyirciler yoktu, yoğun yağmura rağmen herkes inanılmaz biten yarışın zevkini sonuna kadar çıkarmıştı. Ekran başında olanlar için de paha biçilmez bir deneyimdi.
Şu an heyecanlı haftanın tam ortasındayız. Kuzeyin Cehennemi’nin ilk gününe çok az kaldı. Kadınlar ve erkeklerin ayrı günlerde koştuğu ilk ve tek anıtsal klasik olan Paris-Roubaix için nefeslerimizi tuttuk. Lotte Kopecky muhtemelen üçüncü Flanders zaferinden ziyade ilk Roubaix galibiyetini almanın hayallerini kuruyor. Mathieu van der Poel ise akılalmaz seviyede geçirdiği son bir senede artık kaçıncı olduğunu sayamadığımız şampiyonluğunun peşinde. İkisi de görevin inanılmaz zorlu olduğunun ve Paris-Roubaix’nin doğası gereği biraz da şansa ihtiyaç duyacaklarının farkında. Ne de olsa bisiklet her şeyin yanında biraz da bilinmezlerin sporu…
Yazıyı daha önce bahsettiğim “bembeyaz dünya şampiyonu mayosu” konusuyla kapatmak iyi olabilir. Çünkü bu olay, anlatılması güç ancak bisikletseverlerin izleme deneyimlerinin ikonik ve cesur bir parçası. Cesur diyorum çünkü dünya şampiyonları bunu çok nadir yapıyor. Beyaz mayo – beyaz şort kombini… Özellikle yağmurlu ve büyük yarışları seçmekten de çekinmiyorlar. Mathieu van der Poel’un çamur dolu cyclocross yarışlarında ve belirli yol yarışlarında bunu yaptığını gördük. Geçtiğimiz sene Remco Evenepoel yağmurlu bir günde ikinci Liege zaferini alırken yine beyaz şortluydu. Geçmiş senelerde Julian Alaphilippe de o ikonik görüntüyü vermekten çekinmemişti. Dağ bisikleti efsanesi Pauline Ferrand-Prevot bu kervana katılanlardan bir başkasıydı. Son olarak da Lotte Kopecky, yarışların belki de en büyüğü Ronde van Vlaanderen’da beyaz mayo beyaz şort kombinini denedi. Zamanlamanın mükemmelliğinde ise akıllara tek bir soru geldi: Kaos ve kir garantili Kuzeyin Cehennemi’nde buna cesaret edecek biri var mı?
Yazan: Ceyda Akbulut
Editör: Doğa Üründül






