Ruşen Çakır, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) yapılan ve Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) adayı Tufan Erhürman’ın açık farkla kazandığı seçimleri değerlendirdi. Çakır’a göre Kıbrıs halkı, tüm dış etkilere rağmen demokrasisine sahip çıkıyor.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) halk, kendilerini 5 yıl süre ile yönetmesi için yeni liderini seçmek üzere sandık başına gitti ve sandıktan Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin (CTP) lideri Tufan Erhürman çıktı. Resmi sonuçlara göre Erhürman oyların yüzde 62,76’sını, Ersin Tatar ise oyların yüzde 35,81’ini aldı.
Ruşen Çakır, “KKTC dersleri: Seçimle gelen seçimle gider” başlıklı yayında Erhürman’ın seçim zaferini değerlendirdi. Erhürman’ın, Türkiye’deki Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) yakın, “kardeş parti” konumundaki CTP’nin adayı olduğunu vurgulayan Çakır, “Bu sonuç CHP’de memnuniyet yarattı” dedi. Eski cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın ise yüzde 35 oy alabildiğini, 37 bin farkın Kıbrıs gibi küçük bir seçmen kitlesinde büyük bir uçurum anlamına geldiğini belirtti.
Seçimlerin ardından Devlet Bahçeli’nin sonuçları “Kıbrıs Türklerini yansıtmıyor” diyerek eleştirdiğini hatırlatan Çakır, Erdoğan’ın ise daha temkinli ve demokratik bir tutumla tebrik mesajı gönderdiğini ifade etti. Çakır’a göre “iktidar tabanında bu serinkanlılık görülmedi; kimi çevreler sonucu dış güçlerin zaferi olarak göstermeye çalıştı.”
KKTC dersleri: “Kıbrıs’ta demokrasi işliyor”
Ruşen Çakır, Kıbrıs’ta yıllardır süren demokratik geleneğe dikkat çekti:
“Kıbrıs halkı bir dönem sağdan, bir dönem soldan birini seçiyor. Beğenmediğini indiriyor, umudunu başkasına bağlıyor. İşleyen bir demokrasinin en güzel örneği bu.”
Kıbrıslı Türklerin Ankara’nın yoğun etkisine rağmen kendi kaderlerini tayin etme iradesini koruduğunu belirten Çakır, “Kıbrıs’ı Türkiye’ye benzetmekten uzak durmakta yarar var” dedi.
Kıbrıs’ın gerçeğini Kıbrıslılar biliyor
Yayının sonunda Çakır, “Kıbrıs’ın gerçeğini en iyi Kıbrıslılar bilir” diyerek, seçim sonucuna yönelik dışarıdan yapılan yorumların önyargılı olduğunu vurguladı ve “Bu seçim gayrimeşru diyenler, kendilerini kaybedenlerin yanına koyuyor” ifadelerini kullandı.
Videonun deşifresi:
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yapılan seçimler pazar günü Türkiye’nin de gündemine oturdu ve ilginç bir tartışma da başladı. Burada seçim sonuçları, çok net bir şekilde Tufan Erhürman, Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin adayı, %62,76 oy alarak kazandı. Kendisi Türkiye’de Cumhuriyet Halk Partisi’ne yakın, kardeş bir partinin adayı. Dolayısıyla bir anlamda buradan Türkiye’de Cumhuriyet Halk Partisi sevindi. Öte yandan bağımsız giren Ersin Tatar, bağımsız ama Ulusal Birlik Partisi’nin adayıydı daha önce. Bağımsız girdi ve burada Türkiye’de iktidarın, Cumhur İttifakı’nın, artı Cumhur İttifakı dışında mesela Zafer Partisi’nin de tercih ettiği bir isimdi. O da ikinci kez cumhurbaşkanı olmak için girdi ama %35 oy alabildi. Kıbrıs’ta seçmen sayısı çok yüksek değil. 150.000 civarı galiba bir seçmen var. Aradaki fark 37.000 oy farkı ama 37.000 oy farkı Kıbrıs’ta bayağı yüksek bir oy farkı oluyor. Yani 27 puanlık bir fark. Birisi neredeyse oyların üçte ikisini almış, diğeri de üçte birini. Çok sayıda başka aday olmasına rağmen bu adayların hiçbirisi etkili bir sonuç alamadı. İki adaylı bir yarış oldu.
Burada, Kıbrıs’ta gözler tabii ki seçime bir şekilde çevrilmişti ve kimin kazanacağı belli değil gibi bir hava vardı. Daha önceki seçim ikinci turda sonuçlanmıştı. Burada Mustafa Akıncı’ya, bir önceki cumhurbaşkanına karşı yarışan Ersin Tatar ikinci turda kazanmıştı. Bu sefer de öyle mi olacak acaba diye bir beklenti vardı. Çünkü kamuoyu araştırmalarının büyük bir kısmı başa baş ya da az farklı ama kimisi Ersin Tatar’ı, kimisi Tufan Erhürman’ı kazanıyor gösteriyordu. Bu kadar açık bir farkı kimse göremedi. Bu da tabii ki bu kamuoyu araştırma şirketleri konusundaki güvensizliği bir kere daha gösteriyor. Ve sonuçta sandık açıldı. Net bir şekilde bu sonuç ortaya çıktı ve gözler Türkiye’ye çevrildi. İlk açıklama Devlet Bahçeli’den geldi. Devlet Bahçeli bunun Kıbrıs Türklerini yansıtmadığını söyledi. Seçime az katılım olduğunu söyledi, ki katılım oranında pek bir değişiklik yok. Hatta aldığı oy olarak bakarsak 87.000 oy almış. Bir önceki seçimde Ersin Tatar’ın ikinci turda aldığı oy 67.000. Ve Kuzey Kıbrıs Meclisi’nin bir karar alarak Türkiye’ye bağlanmasını, bu kararı almasını söyledi ve ardından biraz gecikmeli de olsa iktidarın büyük ortağından gayet sakin, Kıbrıs’taki demokrasiye saygı mesajları geldi, tebrik mesajları geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan da Bahçeli’nin yaptığından çok farklı bir şekilde, serinkanlı bir şekilde mesaj verdi.
Ama tabanda böyle olduğu söylenemez. Özellikle sosyal medyada bunu bir “yandı bitti kül oldu” şeklinde vermeye çalışanlar var. Bunu bir İsrail’in, Yunanistan’ın, Güney Kıbrıs’ın, Amerika’nın şunun bunun zaferi olarak ilan edenler var. Hâlbuki birazcık Kuzey Kıbrıs’taki siyaseti bilenler Tufan Erhürman’ın Filistin meselesinde çok net bir şekilde Gazze halkının yanında olduğunu bilir. Tabii ki bunun bir anlamı yok. Bu şöyle bir şey: Türkiye’deki kutuplaşmayı Kıbrıs’a taşıma. Bunun dün yayında Kadri de özellikle altını çizdi. Türkiye’deki kutuplaşmayı Kıbrıs’a yansıtma çabası. Şimdi Türkiye’den Kıbrıs seçimine özellikle iktidar kanadından müdahale konusunda çok çaba sarf edildiğini biliyoruz, yıllardır böyle. Son seçimde, bir önceki seçimde doğrudan, özellikle ikinci tur öncesi doğrudan müdahaleler olduğunu da biliyoruz. Ama Kıbrıs’ta halkın bir demokrasi geleneği var. Çok ilginç bir gelenek. Beş yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılıyor. Bir soldan bir sağdan seçiyor Kıbrıs halkı. 2005’te Mehmet Ali Talat seçiliyor. O zamanlar Annan Planı vesaire bütün bunlar vardı ve karşısında Denktaş’ın takipçisi Derviş Eroğlu vardı. Çok bariz bir şekilde geçmişti onu Mehmet Ali Talat. Ama Annan Planı’na güneyde Rumlar uymayınca işin rengi değişti. Beş yıl sonra bu sefer Derviş Eroğlu kazandı. Mehmet Ali Talat kazanamadı. Yani sağın eline geçti diyelim. Kıbrıs açısından diyoruz tabii ki sağ ve solu.
2015’te bu sefer yine bayağı açık arayla bu sefer Mustafa Akıncı kazandı, yine soldan bir isim. Derviş Eroğlu ikinci kez seçilemedi. Çok büyük bir fark yedi. Ve bir sonraki seçimde bu sefer Mustafa Akıncı seçilemedi. İkinci turda da olsa kaybetti. Akıncı bu seçimin adil bir seçim olmadığını söylüyor. Fakat hiçbir anlamı yok bunların. Ersin Tatar kazandı. Ve şimdi de beş yıl sonra Mustafa Akıncı’nın aldığı oyun çok üstünde bir oyla, Mustafa Akıncı’nın devamcısı gibi görebileceğimiz Tufan Erhürman kazanıyor. Burada görüyoruz ki bir demokrasi geleneği var. Kıbrıs’a gittiniz mi bilmiyorum, Kuzey Kıbrıs’a. Ben çok gittim. Orada Müge ile birlikte Girne’de tatil de yaptık. Onun dışında birtakım konuşma yapmaya da gittim. Siyasi röportajlar da yaptım. Hatta bir keresinde yine Müge ile birlikte Güney Kıbrıs’a da gitmişliğimiz var. Gerçekten sakin, kendi hâlinde insanların, büyük ölçüde mutlu insanların yaşadığı bir yer. Öyle gözüküyor. Tabii ki herkesin çok sorunu var. Bir ada yaşantısı var. Ama burası, Kuzey Kıbrıs Türkiye’nin çok ciddi bir şekilde ablukası altında. Öyle söyleyelim. Birçok açıdan, bir kere siyasi açıdan ama ekonomik açıdan da öyle ve orada birtakım kumarhaneler var diyelim ya da oteller var. Otellerin hem bir tatil boyutu var ama aynı zamanda hepsi olmasa bile büyük bir kısmında kumarhaneler var. Ama onun dışında da son dönemde hep görüyoruz, bir tür kara para aklama yeri olarak Kuzey Kıbrıs geçiyor, adı anılıyor. Çok olay yaşanıyor. Yansıyanlar var, yansımayanlar var. Olay sadece kumarla ilgili değil. Başka birtakım yasa dışı bahis konusu var mesela. Bir iddiaya göre uyuşturucu da var. Değişik şeyler var. Ama bütün bunlara rağmen Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Türkleri ya da Türk Kıbrıslılar, ikisi de kullanılabiliyor, kendi kaderlerini kendileri seçmeyi çok seviyorlar, çok benimsiyorlar. Tabii ki Ankara’nın da etkisinde kalıyorlar. Türkiye’nin de etkisinde kalıyorlar. Fakat burada da görüyoruz ki büyük bir heyecanla seçtiklerini büyük bir hayal kırıklığıyla indirebiliyorlar ve yerine heyecanla bir başkasını seçiyorlar.
Tabii buradaki gidişata bakılırsa herhâlde bir sonraki seçimi de Tufan Erhürman’ın karşısına çıkacak olan sağcı aday kazanacak diyebiliriz. Çünkü şöyle bir şey oluyor; soldan gelen adayların birtakım iddiaları oluyor. Ama bu iddialarını gerçekleştirmek için, özellikle Akıncı’nın başına gelen bu oldu, Ankara’dan yeterli desteği alamıyorlar. Erdoğan iktidarından yeterli desteği alamıyorlar ve sonuçta bir hayal kırıklığı yaratıyorlar. Tabii burada Erdoğan’dan sonsuz bir destek almış olan Ersin Tatar’ın da halkı, Kıbrıs seçmenini memnun edemediğini görüyoruz. Sonuç itibarıyla baktığımız zaman Kuzey Kıbrıs’ta işler bir demokrasi geleneğinin yerleştiği bir ülkede nasıl işlemesi gerekiyorsa öyle işliyor ve bu da çok güzel bir şey. Kıbrıslıları, Kıbrıs Türklerini tebrik etmek lazım ve onların bu seçimini ‘‘gayrimeşru’’, ‘‘kabul edilemez’’, şu bu diye tanımlayanlara da gülüp geçmek lazım. Ve şunu da özellikle vurgulamak lazım: Bu seçimi kabul edilemez bulanlar kendilerini de seçimin kaybedenleri yanına yerleştirmiş oluyorlar. Hâlbuki buna hiç gerek yok. Kıbrıs halkı kendi kaderini kendisi tayin ediyor. Beğenmediğini indiriyor. Umut bağladığını yerine seçiyor. Belki ondan da hayal kırıklığına uğrayınca yenisini seçecek. Yani Kuzey Kıbrıs’ı kendimize benzetmekten uzak durmakta yarar var. Çok da fazla hakkında bilgi sahibi olunmayan bir yer, bir ülke Kuzey Kıbrıs. Burada birtakım efsanelerle giden, birtakım komplo teorileriyle giden değerlendirmeler yapmanın hiç âlemi yok. Kıbrıs’ın gerçeğini Kıbrıslılar biliyor ve ona göre oy kullanıyor. Dolayısıyla önceki seçimlerde ne kadar kendi kaderini tayin ederken isabetli davrandıysa bu seçimde de öyle davrandığını kabul edip Kıbrıslılara bu demokrasi ısrarı konusunda teşekkür edelim ve ondan sonra Kıbrıs’ın, Kuzey Kıbrıs’ın daha müreffeh, daha mutlu bir ülke olması için iyi niyetimizi dile getirelim derim.
İthafa geçmeden önce kısa bir not düşmek istiyorum. Konuyla alakası yok ama Fatih Altaylı biliyorsunuz yayın yapmayı kesti, ara verdi ve o zamandan beri çok fazla hakkında şeyler bilmiyoruz. Bir iki not aktarmak istiyorum. Ara verme gerekçesi olarak sağlık sorunlarını dile getirmişti Fatih. Fatih diyorum, kendisi çünkü Galatasaray Lisesi’nden beri yaklaşık 50 yıldır tanıdığım birisi ve meslektaşım. Bu konuda tetkikler yapılmış. Sonuçları bekleniyormuş. Ailesinden öğrendim. Morali yerindeymiş. Tahliye edilmemenin verdiği tabii ki bir burukluk olmuştu herhâlde ama morali yerindeymiş. Tahlillerin, tetkiklerin sonuçlarını bekliyorlar. İyi cevaplar almayı bekliyorlar. Birkaç ayrı tahlil ve tetkik yapılmış. Umarım sağlığında bir sorun olmaz ve ilk mahkemede, yanılmıyorsam 26 Kasım’dı, tahliyesini görürüz Fatih’in diyorum.
Ve ithafım bir kadın oyuncuya, Filiz Akın. Daha önce Türkan Hanım’dan bahsetmiştim. Dört kadın birlikte anılırdı: Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik ve Filiz Akın. Bunlardan Türkan Şoray’a ithaf etmiştim. Filiz Akın, nasıl söyleyeyim, hep böyle genellikle bizim çocukluğumuzda, gençliğimizde diğerleriyle beraber öne çıkan bir isimdi. Genellikle böyle bir sol jargonla “burjuva kadını”, “şımarık kadın”, “zengin aile kızı” rollerinde çıkardı. Ama daha sonra daha ağır basan filmlerde de oynadı. Çok filmde oynadı, televizyonlarda programlar yaptı. Ama onu şuradan hatırlıyoruz bir de; 2000’li yılların başlarında kanserle mücadele etti ve yendi. Hatta bunu bir kitapla, “Hayata Merhaba” diye bir kitapla da taçlandırdı Filiz Akın.
Benim için Filiz Akın, çok filmini seyrettim, ama hep aklımda kalan filmi “Umutsuzlar”, 1971. Yılmaz Güney yönetmişti o filmi. Yılmaz Güney ile iki film çevirmişler. Birisi 1964’teymiş. Onu hatırlayamadım. İllaki seyretmişimdir. Yani çekildiğinde iki yaşındaydım ama bizim çocukluğumuzda filmler, benim oturduğum Çağlayan’da özellikle pazar günleri üç film devamlı oynardı ve eski filmler de oynardı. Ama “Umutsuzlar”ı hiç unutamam. Orada yine zengin bir ailenin balerin kızı ile bir mafya yani bir tetikçi gibi ya da kabadayı, artık ne dersiniz, onların hikayesi anlatılıyordu. Tetikçi bugünün lafı, o zamanlar bu yoktu. Fırat’mış filmdeki adı, tam Yılmaz Güney’in film adlarından. Filiz Akın’ın da Çiğdem’miş. Evet, unutmam onu. Böyle kocaman bir fotoğrafını asmıştı Yılmaz Güney, Filiz Akın o filmde. Onu da ilk defa görmüştük. Böyle büyük bir fotoğraf asılmış bir evin duvarına falan. Çok etkilenmiştim, çok iyi hatırlıyorum. Filiz Akın’ı daha sonra büyükelçi ve bir dönem MİT Müsteşarlığı yapmış olan Sönmez Bey’in eşi olarak da gördük ve Sönmez Köksal onu kaybetmenin acısını yaşadı. Kendisine bir kere daha başsağlığı diliyorum, ama tabii ki tüm Filiz Akın sevenlere de. Onu bir şekilde sevmemek mümkün değildi. Gerçekten bizimle, hepimizle, Türkiye ile özdeşleşmiş bir isimdi. Kendisini sevgiyle ve saygıyla anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








