Ruşen Çakır yorumladı: Erdoğan’ın halefi kim?

Ruşen Çakır, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın halefi tartışmalarını ele aldı ve Bilal Erdoğan, Selçuk Bayraktar, Berat Albayrak ile Hakan Fidan gibi isimlerin konuşulduğunu belirtti. Ancak bu isimlerin hiçbirinin iktidarı garanti edebilecek profilde olmadığını vurguladı. Erdoğan’ın artık eskisi kadar popüler olmadığını söyleyen Çakır, veliaht tartışmalarının anlamsız olduğunu söyledi.

Ruşen Çakır, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın muhtemel halefini mercek altına aldı ve gündemde olan veliaht tartışmalarının anlamsız olduğunu söyledi.

Çakır, Gökhan Bacık’ın “Başkanlık monarşisi” yazısına atıfta bulunarak dünyada Azerbaycan, Suriye ve Togo gibi örneklerde iktidarın babadan oğula geçtiğini hatırlattı ancak Türkiye’de bu durumun farklı olduğunu vurguladı.

“NTV muhabirinin kazası veliaht tartışmalarını alevlendirdi”

Çakır, tartışmaların NTV’nin eski Washington temsilcisi Hüseyin Günay’ın başına gelen kazayla alevlendiğini anlattı. Günay’ın Erdoğan’ın Beyaz Saray ziyareti sırasında bir kameramanla sohbet ederken üç ismin yarıştığını söylediğini ve bunun üzerine işini kaybettiğini belirtti. Bu isimler Bilal Erdoğan, Selçuk Bayraktar ve Hakan Fidan olarak öne çıkıyor.

Çakır, eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın da yeniden kendini hatırlatmaya çalıştığını kaydetti ancak en çok konuşulan ismin Bilal Erdoğan olduğunu söyledi.

Çakır sözlerine şöyle devam etti:

“Oğul Bilal Erdoğan değişik vesilelerle gündeme geliyor. Erdoğan’la çok önemli toplantılara, açılışlara katılıyor ve AKP iktidarının gençlik içerisindeki örgütlenmesini de büyük ölçüde Bilal Erdoğan yürütüyor.”

Selçuk Bayraktar’ın insansız hava araçları üretimiyle öne çıktığını belirten Çakır, damat adayının büyük mali imkanlara sahip olduğunu vurguladı. Çakır, “Selçuk Bayraktar’da çok büyük bir maddi imkanları var ve anladığımız kadarıyla son dönemde çok fazla sözü ediliyor” diye konuştu.

Hakan Fidan ise astsubaylıktan MİT Başkanlığı’na oradan da Dışişleri Bakanlığı’na yükseldi. Çakır, dört isimden üçünün İstanbul doğumlu olduğunu söyledi ve Berat Albayrak, Selçuk Bayraktar ile Bilal Erdoğan’ın İstanbul’da dünyaya geldiğini aktardı.

Ruşen Çakır yorumladı: Erdoğan'ın halefi kim?
Ruşen Çakır yorumladı: Erdoğan’ın halefi kim?

“Sandık Erdoğan’ı işaret etmiyor”

Çakır, sandık ve seçimin varlığına dikkat çekerek kritik bir tespit yaptı, “Sandık an itibarıyla Erdoğan’ı işaret etmiyor. Ve Erdoğan’ın karşısında da yine bir başka Karadenizli Ekrem İmamoğlu var. O da Trabzonlu. Böyle bir durumla karşı karşıyayız” dedi.

Erdoğan’ın oğlunu veya başka birini göstermesinin ülkeyi yönetmeyi garanti etmediğini söyleyen Çakır, durumun ciddiyetini vurguladı, “Çünkü ortada çok ciddi bir sorun var. Erdoğan artık eskisi kadar popüler değil. Partisi eskisi kadar popüler değil” diye konuştu.

Çakır, Erdoğan’ın yerini alacak kişinin AKP’yi ve siyasi iktidarı bulunduğu krizden kurtarabilmesi gerektiğini vurguladı ancak adı geçen isimlerde böyle bir popülerliğin olmadığını belirtti.

“Yenilikçi hareket dönemi farklıydı”

Çakır, bu isimlerin Refah Partisi içindeki yenilikçi hareketin Tayyip Erdoğan figürüne benzemediğini söyledi:

“Orada çünkü çok önemli bir şey vardı. Tıkanan bir yer vardı. Yaşlıların tıkadığı bir yer vardı. Daha genç, orta yaşlı, eğitimli kesimin başını çektiği bir yenilikçi hareket vardı ve bir ekip vardı. Erdoğan o ekip içerisinde eşitler arasında birinciydi, liderdi ama diğer isimlerin de belli bir anlamı vardı.”

“Bugün böyle bir şey yok” diyen Çakır, konuşulan isimlerin Erdoğan’ın bıraktığı yerden devam etme misyonuna sahip olabileceğini söyledi ancak sorunun tam orada olduğunu vurguladı:

“Erdoğan’ın bıraktığı yer iktidar vadetmiyor. Dolayısıyla bu tür yapılan tartışmaların -son derece anlamsız demeyeyim- ama bizi bir yere götüreceğini hiç düşünmüyorum.”

Önce CHP ve İmamoğlu meselesi hallolmalı

Çakır, kim belirlenirse belirlensin bu isimlerin iktidarı garanti edemeyeceğini söyledi ve Erdoğan’ın bunu halledemediğini ve zorlandığını belirterek davalara girilecek olmasına dikkat çekti:

“Sonuçta Erdoğan yerine birisini bırakacak olursa, işaret edecek olursa da ona çok büyük bir miras bırakacağı benzemiyor.”

Videonun deşifresi:

Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Bugün, ‘‘Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın halefi kim olacak?’’ sorusu etrafında bir şeyler söylemek istiyorum. ‘‘Veliaht’’ diyorlar. ‘‘Veliaht’’ diye de bahsediyorlar, ‘‘halef’’ diye de bahsediyorlar. Ben ‘‘halef’’i tercih ediyorum çünkü veliaht bir saltanat anlamına geliyor. Tabii dün Profesör Gökhan Bacık’ın bizde, Medyascope‘ta çıkan bir yazısı var: “Başkanlık Monarşisi” (Presidential Monarchy). Bu, dünyada çok olan bir husus. Malum, Azerbaycan’da var. Mesela bir ara Suriye’de vardı; Esad, Hafız Esad yerine oğlu geçti. Azerbaycan’da Haydar Aliyev yerine İlham Aliyev geçti. Togo gibi ülkelerde var. Dünyanın değişik yerlerinde yaşanan böyle örnekler var ve buralarda bir saltanat gibi değil ama seçimle babadan oğula ya da kıza geçen yönetimler var. Türkiye’de böyle mi olacak? Erdoğan’ın yerine kim geçecek?

Şimdi, geçenlerde Erdoğan Beyaz Saray’a gittiğinde, o sırada NTV‘nin Amerikan temsilcisi, Washington temsilcisi olan Hüseyin Günay, genç meslektaşımızın başına çok ciddi bir kaza geldi biliyorsunuz ve işini kaybetti. Çünkü o sırada bir kameramanla, yine bir Türk kameramanla sohbet ederken ona, üç kişinin Erdoğan sonrası için yarıştığını anlatıyor. Bunlardan birisini Bilal Erdoğan, yani Erdoğan’ın oğlu; bir diğerini Selçuk Bayraktar, yani Erdoğan’ın kızı Sümeyye ile evli olan bu insansız hava araçları üreten şirketin önde gelen ismi; bir diğerini de Hakan Fidan olarak söyledi, Dışişleri Bakanı. Bunlar zaten bir şekilde dolaşıyordu ama bir zamanlar en çok adı geçen isim bir diğer damat, ki kendisi Enerji Bakanlığı da yapmıştı ve en son ekonomiden sorumlu bakandı: Berat Albayrak. O da Erdoğan’ın bir başka kızı Esra ile evli biliyorsunuz ama istifa etti. Çekildi diye biliyorduk. Kardeşi Serhat Albayrak Sabah Grubu’nun başında, bir güçleri var. Sanki Berat Albayrak da tekrar kendini hatırlatmaya çalışıyor denebilir. Fakat en çok konuşulan isim oğul Bilal Erdoğan.

Oğul Bilal Erdoğan değişik vesilelerle gündeme geliyor. Erdoğan’la çok önemli toplantılara, açılışlara katılıyor ve AKP iktidarının gençlik içerisindeki örgütlenmesini de büyük ölçüde Bilal Erdoğan yürütüyor. Bilal Erdoğan adı bunun için çok zikrediliyor. Hatta geçenlerde Serdar Akinan, ki kendisi yurt dışında biliyorsunuz, çok iddialı bir şekilde dedi ki: “Evet, karar verildi Bilal Erdoğan’a.” Neye istinaden bunu söyledi diye dinlemeye başladım. ‘‘Birtakım kaynaklar’’ diyor, ki yani çok bana inandırıcı gelmedi. Yani inandırıcı gelmedi derken Bilal Erdoğan’ı tercih etmiyor anlamında söylemiyorum ama Erdoğan’ın bir karar verip o kararı yurt dışındaki muhalif bilinen bir gazetecinin öğrenip haberleştirebilmesi bana açıkçası gerçekçi gelmiyor.

Bir diğer isim tabii ki Selçuk Bayraktar. O işte görüyorsunuz, Kızılelma Bayraktar; abisiyle beraber onu yürütüyor. Babalarının, Özdemir Bayraktar’ın ölümünden sonra onu yürütüyorlar ve Erdoğan’ın kızı Sümeyye ile evli. En son evlenen çocuk Sümeyye oldu, Sümeyye Erdoğan oldu ve Selçuk Bayraktar’ın da çok büyük maddi imkanları var ve anladığımız kadarıyla son dönemde çok fazla sözü ediliyor. Bir medya faaliyeti içerisinde olduğu söyleniyor. En son olarak da Hakan Fidan. Hakan Fidan’ın öyküsünü biliyoruz. Astsubaylıktan gelip MİT Başkanlığı’na, müsteşarlık ve sonra başkanlık ve nihayet Dışişleri Bakanlığı’na.

Şimdi, bu isimlerin, dört ismin üçünün ortak özelliği Karadenizli olması. Daha doğrusu Berat Albayrak, Selçuk Bayraktar, Bilal Erdoğan İstanbul doğumlular. Recep Tayyip Erdoğan da İstanbul doğumlu ama biz onu Rizeli olarak kabul ediyoruz. Dolayısıyla oğlunu da Rizeli olarak kabul edebiliriz. Berat Albayrak İslami kesimin bir zamanlar çok popüler olan yazarlarından, gazeteci Sadık Albayrak’ın oğlu. O da Trabzonlu. Selçuk Bayraktar’ın babası İstanbul Sarıyer’de doğmuş ama aslen onlar da Trabzon Sürmeneli ve İstanbul Sarıyer’de doğmuş, büyümüşler. Selçuk Bayraktar da öyle. Bir tek Hakan Fidan’ın durumu değişik. Hakan Fidan Ankara doğumlu ama onun babasının Vanlı ve Kürt olduğu, annesinin de Denizlili olduğu söyleniyor. Yani üç Karadenizlinin dışında bir Kürt diyelim hadi. Böyle bir şey var. Bunlardan hangisi olacak?

Şimdi, öncelikle şunu söylemek lazım: Bence hiçbirisi olmayacak. Çünkü sizin istemenizle bu iş olmuyor. Erdoğan’ın herhangi birisini seçmesiyle bu iş olmuyor. Çünkü Türkiye’de saltanat yok ve Türkiye’de ne kadar birileri bunu deforme etmeye çalışırsa çalışsın bir seçim var, sandık var ve sandık an itibarıyla Erdoğan’ı işaret etmiyor ve Erdoğan’ın karşısında da yine bir başka Karadenizli Ekrem İmamoğlu var. O da Trabzonlu. Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Bu kişilerden herhangi birisinin, diyelim ki Erdoğan oğlunu yerine gösterdi, bu, Bilal Erdoğan’ın ülkeyi yöneteceği anlamına gelmez ya da Hakan Fidan’ı gösterdi, onun olacağı anlamına gelmez. Çünkü ortada çok ciddi bir sorun var. Erdoğan artık eskisi kadar popüler değil. Partisi eskisi kadar popüler değil.

Yani Erdoğan diyelim ki 2010’larda yapmış olsaydı böyle bir şeyi, o zaman %50 civarında oy alan bir parti vardı ve onun başına diyelim ki herhangi bir istediği kişiyi getirseydi onunla devam etme ihtimali belki olurdu. Ama bugün Erdoğan’ın yerini alacak olan kişinin öncelikle bu AK Parti’nin ve siyasi iktidarın içinde bulunduğu krizden kurtarabilmesi lazım. Burada baktığımız zaman bunların hiçbirisinde öyle bir popülerlik yok. Tamam, Selçuk Bayraktar’ın gençler arasında belli bir popülaritesi var. Düzenlediği fuarlarla, şunlarla, bunlarla yapıyor. Bilal Erdoğan birtakım spor faaliyetleri, gençlik örgütlenmeleriyle etkili falan. Ama bunların hiçbirisi mesela yıllar önce yenilikçi hareketin, Millî Görüş içerisinde yenilikçi hareketin başını çeken Tayyip Erdoğan figürüne benzemiyorlar. Hiçbirisi benzemiyor.

Orada çünkü çok önemli bir şey vardı: Tıkanan bir yer vardı, yaşlıların tıkadığı bir yer vardı ve daha genç, orta yaşlı, eğitimli kesimin başını çektiği bir yenilikçi hareket vardı ve bir ekip vardı. Erdoğan o ekip içerisinde eşitler arasında birinciydi, liderdi. Ama diğer isimlerin de belli bir anlamı vardı. Bugün böyle bir şey yok. AK Parti’yi düşünün, o zamanların Refah Partisi o kadar Erbakan ağırlığına rağmen içinden böyle bir hareketi çıkarabilmişti. Ama şu hâliyle baktığımız zaman konuştuğumuz isimlerin hepsi, belki Hakan Fidan biraz istisna olabilir, hepsi Erdoğan’ın bıraktığı yerden devam etme gibi bir misyona sahip olabilir. Ama sorun da tam burada. Erdoğan’ın bıraktığı yer iktidar vadetmiyor. Dolayısıyla bu tür yapılan tartışmaların hepsinin, nasıl söyleyeyim, anlamsız demeyeyim ama bizi bir yere götüreceğini hiç düşünmüyorum.

Bugünden bu tartışmaların başlıyor olmasının ilginç olduğunu kabul ediyorum. Evet, böyle bir şey var. Demek ki bir şeylerin değişme vaktinin geldiği düşünülüyor. Ama bu isimlerin hiçbirisi AK Parti’nin ihtiyacı olduğu kesin olan değişimi gerçekleştirebilecek bir profile sahip değil. Zaten üç tanesi akrabalık yoluyla Erdoğan çizgisinin devamcısı ve bu anlamda ‘‘veliaht’’ lafı belki uyabilir. Bir tek istisna Hakan Fidan. Ama Hakan Fidan da siyasetçi olarak, şu ana kadar gördük, MİT’i bıraktıktan sonra Dışişleri Bakanı olarak arada sırada yaptığı birtakım bence başarısız çıkışları saymazsak siyasetçi, popüler bir siyasetçi olma ışığını vermiyor ya da veriyorsa da ben görmüyorum.

Sonuçta kim belirlenirse belirlensin, bu isimlerin hiçbirisi bu hareketin iktidarını garantileyebilecek şeyler değil. Öncelikle Erdoğan’ın CHP meselesini halletmesi lazım. CHP meselesini ve Ekrem İmamoğlu meselesini halletmesi lazım. Bunu halledemiyor, zorlanıyor. Şimdi davalar başlayacak. Oralarda tekrar bir gaza basacaklar ama şu ana kadarki performansları bunu başarabileceklermiş gibi düşündürtmüyor. Sonuçta Erdoğan yerine birisini bırakacak olursa, işaret edecek olursa da ona çok büyük bir miras bırakacağa bence benzemiyor.

Evet, bugünün ithafına gelince, hep Karadenizlilerden bahsettik. Benim hayatımda çok önemli bir yeri olan bir başka Karadenizliyi, bir Trabzonluyu anmak istiyorum. Daha önce hayatımda önemli bir yeri olan rahmetli kayınpederim Profesör Altan İplikçi’yi bir Trabzonlu olarak anmıştım. Ama bundan çok daha önce, çok erken yaşta tanıdığım bir Trabzonlu, Beşikdüzü doğumlu Sinan Kukul’dan bahsetmek istiyorum. Sinan Kukul benden altı yaş büyük. Biz Galatasaray Lisesi’nin orta son sınıfındayken, yani galiba 76 yılında, ben 14-15 yaşındaydım, o zaman tanıştım. Devrimci, Devrimci Gençlik Hareketi’nin önde gelen isimlerinden birisiydi Sinan. Çok değişik birisiydi. Çok büyük bir hareketin içerisinde çok sayıda insanla tanışma imkanım oldu. Ama Sinan bunların içerisinde en sıcak, en bizimle eşit ilişki kuran, çok farklı birisiydi. Hepimiz gibi o da hapse girdi. Tabii çok daha büyük suçlamalarla yargılandı. 90 yılı başında Sağmalcılar Cezaevinden kaçtı. Nasıl yaptığını bilmiyorum, açıkçası merak da ediyorum ama öğrenebileceğimizi sanmıyorum. Sonra da 16 Nisan 1992’de Çiftehavuzlar’da bir çatışmada hayatını kaybetti Sinan. Çok değişik birisiydi. Hâlâ adının anıldığını biliyorum ve esas önemli olan, özellikle Karadeniz’de, solun değişik kesimlerinin, hatta merkez sol denebilecek kişilerin bile adını hayırla andığı çok farklı birisiydi Sinan Kukul. Kendisini sevgiyle ve rahmetle anıyorum.

Bitirmeden Medyascope‘a destek olmanızı, varsa desteklerinizi sürdürmenizi rica ediyorum. Patreon‘dan, YouTube ‘‘Katıl’’dan üye olabilirsiniz. Medyascope web sayfasına abone olabilirsiniz. Sizler sayesinde bağımsız gazeteciliğimizi sürdürmemiz mümkün. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.