İhsan Umun yazdı: Avrupa Birliği çöküyor mu? 

Avrupa Birliği’nin Hindistan ile imzaladığı serbest ticaret ve yatırım anlaşması, küresel siyasette AB için önemli bir dönüm noktasıdır. Bu anlaşma, sadece ekonomik bir ortaklık değil, aynı zamanda AB’nin dünya sahnesindeki rolünü yeniden tanımlayan stratejik bir hamle olarak da değerlendirilebilir. Ancak bu gelişme, Batı medyasında sıkça duyulan “Avrupa Birliği çöküyor” söylemini sorgulamayı da zorunlu kılıyor.

Gerçekten de AB son yıllarda ekonomik durgunluk, enerji krizi, göç sorunları, aşırı sağın yükselişi ve üye ülkeler arasındaki uyumsuzluklar nedeniyle zorlu bir dönemden geçiyor. Almanya’nın sanayi üretimindeki düşüş, Fransa’daki siyasi krizler ve Brexit sonrası yaşanan adaptasyon zorlukları, Birliğin hızını kesmesine neden oldu. Ancak bu yavaşlamayı çöküş olarak nitelendirmek ciddi bir yanlış algıdır. Tarihsel perspektiften bakıldığında, AB daha önce de benzer krizlerden geçti ve her seferinde kendini yeniden inşa ederek güçlenerek çıktı. Euro krizi, mülteci krizi ve Brexit gibi travmatik deneyimler, Birliği esnek ve dönüşüme açık bir modele dönüştürüyor.

İhsan Umun yazdı: Avrupa Birliği çöküyor mu? 
İhsan Umun yazdı: Avrupa Birliği çöküyor mu? 

Hindistan ile yapılan anlaşma, işte bu dönüşümün somut bir göstergesi niteliğinde. Yaklaşık on yıl süren müzakereler sonunda varılan uzlaşma, AB’nin stratejik vizyonundaki değişikliği gösteriyor. Birlik, artık sadece kendi iç pazarına odaklanan bir ekonomik blok olmaktan çıkıp, küresel ölçekte ortaklıklar kuran ve kurallar koyan bir aktöre dönüşüyor. Hindistan gibi yükselen bir ekonomiyle kurduğu bu köprü, AB’nin giderek agresifleşen büyük güçler arasında kendine bir çıkış bulma ya da bir boşluk yaratma arayışında olduğunu gösteriyor.

AB’nin en ayırt edici özelliği, regülasyon gücünü küresel bir etki alanına dönüştürmesidir. Birlik, askerî veya ekonomik baskı yerine, standartlar ve kurallar koyarak dünya politikasını şekillendirmeye çalışıyor. GDPR ile veri koruma standartlarını, Yeşil Mutabakat ile iklim politikalarını, Dijital Piyasalar Yasası ile teknoloji şirketlerinin faaliyet koşullarını belirleyerek, küresel normları değiştiren bir güç hâline geldi. Bu yaklaşımın en büyük artısı, kalıcı ve yapısal dönüşümler yaratmasıdır. Brüksel’de alınan bir karar, Silikon Vadisi’ndeki bir teknoloji devinin iş modelini, Şanghay’daki bir fabrikanın üretim sürecini ve Bangalore’deki bir veri merkezinin işleyişini doğrudan etkiliyor.

AB çöküyor mitinin ardında küresel siyasi sistemin tanımladığı güç ile ilgili kritik bir sorun var. Dünyanın güç tanımı hâlâ eski paradigmalara sıkışmış durumda. Güç, hâlâ askerî yığınak, ekonomik yaptırımlar ve agresif dış politika hamleleriyle ölçülüyor. AB’nin normatif ve regülatif gücü, geleneksel güç metriklerinde görünmez kalıyor. Bu durum, Birliğin küresel sahnedeki etkisinin sistematik olarak hafife alınmasına yol açıyor. Uluslararası politik ekosistem, AB’nin uzun vadeli, yapısal dönüşümlerini yeterince ödüllendirmiyor. Bir ülkenin askerî müdahale yapması veya ticari ambargo uygulaması hemen haber olurken, AB’nin onlarca ülkede çevre standartlarını yükseltmesi veya tüketici haklarını güçlendirmesi yahut refah politikalarını standartlaştırması neredeyse göz ardı ediliyor.

İhsan Umun yazdı: Avrupa Birliği çöküyor mu? 
İhsan Umun yazdı: Avrupa Birliği çöküyor mu? 

Bu hafife alma, özellikle mevcut küresel konjonktürde büyük bir paradoks yaratıyor. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı ve artan otoriterliği, Çin’in iç ve dış politikalarında sertleşen tutumu ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Trump’ın yeniden başkanlığa gelmesiyle birlikte daha katı ve öngörülemez bir güç politikasına yönelmesi, dünyayı istikrarsızlaştırıyor. Eski yumuşak güç paradigması ve kurallara dayalı küresel siyasi sistem sallanıyor. Bu ortamda AB, istikrar, öngörülebilirlik ve çok taraflılık sunan neredeyse yegâne büyük aktöre dönüşmüş durumda. Birlik, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları gibi modern değerlere olan bağlılığını vurgularken (her ne kadar pragmatist pozisyonunu koruyarak da olsa), büyük güçler uluslararası siyasi sistemin normlarına açıkça meydan okuyor. Bu ortamda AB, küresel düzende güvenilir bir ortak arayışında olan ülkeler için doğal bir partner hâline geliyor.

Hindistan anlaşması tam da bu bağlamda anlam kazanıyor. Delhi, ne Pekin’in otoriter modelini ne Moskova’nın izolasyonist yaklaşımını ne de Washington’ın dalgalı politikalarını tam olarak benimsemiş değil. Hindistan, egemen ve çok taraflı bir dış politika izliyor ve AB gibi değer temelli ama pragmatik bir ortakla iş birliği yapma konusunda istekli. Bu anlaşma, AB’nin yumuşak gücünün ve normatif çekiciliğinin somut bir kazanımı olarak görülebilir. Elbette bu model, AB’nin iç siyasi bölünmeleri ve karar alma süreçlerindeki yavaşlık nedeniyle her zaman hızlı sonuçlar üretememektedir.

Türkiye’nin bu tablodaki konumu

Cüneyt Özdemir’in ortaya attığı gibi mültecileri silah olarak kullanarak AB-Hindistan anlaşmasını yıpratmaya çalışmanın bir fark yaratacağı kanısında değilim. Bu çeşit irrasyonel tepkiler kısa vadede bir anlaşma koparmaya yarasa da, uzun vadeli güvenilir ortaklık inşa etme arayışında olan bir ülke için ciddi sonuçlar doğurabilir.

Jeostratejik konumu, dinamik ekonomisi ve NATO üyeliğiyle Türkiye, AB ile ilişkilerini derinleştirerek kritik bir rol oynayabilir. Şu anda Ankara, hem Doğu hem Batı ile karmaşık ilişkiler yürütüyor. Ancak Çin, Rusya ve ABD’nin küresel güç mücadelesindeki artan agresifliği düşünüldüğünde, Türkiye’nin AB ile güçlü bir stratejik ortaklık geliştirmesi, bölgesel ve küresel istikrar için kritik önem taşıyor.

Türkiye’nin AB ile yakınlaşması, sadece kendi ulusal çıkarlarına değil, daha geniş bir jeopolitik dengeye de hizmet edebilir. Avrupa Birliği’nin normatif gücü ve Türkiye’nin bölgesel etki alanı bir araya geldiğinde, ortaya çıkan sentez, tek kutuplu hegemonya arayışlarına ve otoriter genişlemeye karşı dengeleyici bir unsur oluşturabilir. Özellikle Orta Doğu, Kafkaslar ve Orta Asya gibi kritik bölgelerde, AB-Türkiye iş birliği, istikrar ve çok taraflılığı teşvik edebilir. Bu da bu bölgelerde Rusya ve Çin etkisiyle rekabet hâlinde olan Türkiye için önemli bir stratejik avantaj yaratabilir.

İhsan Umun yazdı: Avrupa Birliği çöküyor mu? 
İhsan Umun yazdı: Avrupa Birliği çöküyor mu? 

Sonuç olarak, Avrupa Birliği çökmüyor, dönüşüyor. Bu dönüşüm sancılı ve yavaş olabilir, ancak tarihsel bir perspektifle bakıldığında, AB’nin uyum kapasitesi ve yenilenme yeteneği etkileyicidir. Hindistan anlaşması, bu dönüşümün sembolik bir ifadesidir. Birlik, askerî güçten ziyade normatif çekicilik, ekonomik yaptırımlardan ziyade yapıcı ortaklıklar ve agresif genişlemeden ziyade kural koyucu liderlik yoluyla küresel sahnedeki varlığını sürdürüyor. Ayrıca AB’nin güvenlik politikalarını revize etmesi ve askerî geliştirme sürecine ağırlık vermesi, bu model için güvenlik politikaları açısından destekleyici bir avantaj sağlayabilir.

Elbette bu model, AB’nin iç siyasi bölünmeleri ve karar alma süreçlerindeki yavaşlık nedeniyle her zaman hızlı sonuçlar üretmeyebilir. Ayrıca uluslararası sistemin bu yeni güç modelini tanıması ve ödüllendirmesi de zaman alabilir; ancak alternatif modellerin yarattığı kaos ve istikrarsızlık arttıkça, AB’nin yaklaşımının değeri daha net görülecektir. Türkiye gibi köprü ülkelerin de bu süreçte aktif rol alması, hem kendi geleceği hem de küresel denge açısından hayati önem taşımaktadır.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.