Dünya peşi sıra gelen yoğun gelişmelerin aynı hızla cereyan ettiği tuhaf bir dönemeçte. Zehir zemberek bir ocak ayını nihayet sonlandırıyoruz. Tabii önümüzdeki günler ve haftalar da -umarım olmaz ama- daha da sert ve acılı gelişmelere gebe görünüyor. Fakat geride bıraktığımız 2026 Ocak ayında kafamızı Trump’ın yaptıklarını, yapacaklarını ve akla ziyan açıklamalarını takip etmekten kaldıramadık. Dahası İran, dahası Suriye, dahası Orta Doğu’nun giderek sürüklendiği krizler silsilesi…
Ama biz bunları konuşurken dünyadaki küresel dengelerin dönüşümüne dair bir dizi çarpıcı gelişme olmaya devam ediyor. Trump özellikle Venezuela’dan Grönland’a, ABD’den Avrupa’ya Batı yarımküreyi karıştırırken Doğu’da çok önemli yeni ittifaklar ve ilişki ağları kuruluyor. Bu sefer dengeleri etkileyen gelişmeler savaş, askeri operasyon, sert güç siyaseti değil ekonomik ve ticari iş birliği. Ve bu yeni ittifakların perçinlediği küresel eksen kaymasının temelinde Doğu’nun en büyük iki gücü ve küresel düzenin yeni patronları var: Çin ve Hindistan.

Çin-İngiltere: Ekonomik zorunlulukların zaferi
Geçtiğimiz günlerde İngiltere Başbakanı Keir Starmer çok önemli bir Çin ziyareti gerçekleştirdi. 28 Ocak’ta gittiği üç günlük kapsamlı Çin ziyaretinde Starmer’a iş dünyası ve kültür dünyasından temsilcilerden oluşan yaklaşık 60 kişilik üst düzey bir heyet eşlik etti. Sosyal medyayı aktif şekilde kullanan Starmer, ziyaret öncesi ve sonrasında bu ziyaretin önemine dair birbirinde heyecanlı ve coşkulu videolar paylaştı. Bu heyecan içerisinde Starmer’ın şu beyanatı bu Çin çıkarmasının Londra nezdindeki değerinin özeti niteliğinde: “Dünyanın en büyük ekonomik aktörlerinden biri olarak, Çin ile stratejik ve tutarlı bir ilişki kurmak ulusal çıkarlarımız açısından büyük önem taşıyor.”
Evet mesele, Birleşik Krallık için ulusal çıkarları önceleyen bir öneme sahip. Nitekim, iki ülke arasında son dönemde hız kazanan ticaret ve yatırım görüşmeleri, ideolojik yakınlıktan ziyade çıplak ekonomik zorunlulukların ürünü. Brexit sonrasında AB pazarından kopan Londra, “küresel Britanya” söylemini sürdürebilmek için ABD dışındaki büyük ekonomilerle ilişkilerini derinleştirmek zorunda kaldı.
Çin, hâlihazırda İngiltere’nin ticaretinde üçüncü sırada yer alıyor. Birleşik Krallık hükümetiyse kırılganlaşan ekonomik ilişkiler portföyü içerisinde, Pekin ile daha yakın ticari bağlar kurmak istiyor. Görüşmelerin odağında özellikle Çin’e vizesiz seyahat, finansal hizmetler, yeşil enerji yatırımları, altyapı finansmanı ve teknoloji girişimleri bulunuyor. Öte yandan Londra’nın küresel finans merkezi olma iddiası, Çin sermayesi için hâlâ kritik önemde. Çin açısından ise İngiltere, ABD ile yaşanan gerilimler karşısında Batı içinde stratejik bir ekonomik kapı işlevi görüyor.
Nitekim ABD’nin en kadim ve büyük müttefikinin yeni çağdaki nemesisiyle olan bu yakınlaşması, ABD Başkanı Donald Trump’ı tahmin edebileceğiniz gibi çok öfkelendirdi ancak şimdilik bu ilişkilerin “çok tehlikeli” olduğunu söyleyerek klasik tehdit kozuna işaret etti.
AB-Hindistan: Son zamanların en büyük ticari anlaşması
Gelelim Avrupa Birliği ile Hindistan arasında imzalanan ve son yılların en önemli jeo-ekonomik hamlelerinden biri olarak değerlendirilen ticaret anlaşmasına. Karşılıklı pragmatizme dayanan bu majör hamlenin alametifarikası; AB’nin, hem Çin’e aşırı bağımlılığı azaltmak hem de ABD merkezli ticaret gerilimlerinden kaçınmak için Hindistan’ı stratejik bir ortak olarak konumlandırması.
AB ile Hindistan arasında serbest ticaret anlaşması, yıllar süren pazarlıkların ardından 27 Ocak günü imzalandı. 2007 yılında başlayan görüşmelere 2013’te ara verilmiş ve 2022’de yeniden başlatılmıştı. Dünyanın her yerinden katılımcıların olduğu büyük bir törenle imzalanan bu anlaşma, küresel ticari düzende belirsizliklerin arttığı bir dönemde iki tarafın iş dünyasında da çok olumlu bir hava yarattı. Von der Leyen’in imza töreninde yaptığı konuşmada “İçinde bulunduğumuz küresel sınavlara karşı en iyi yanıtın iş birliği olduğunu” söylemesi bu anlaşmanın özünü ortaya koymakla birlikte ABD ve Çin kaynaklı engellere karşı serbest ticaretin önemine vurgu yaptı.
Bu kapsamlı anlaşma, sanayi ve tarım ürünlerinde gümrük vergilerinin kademeli olarak düşürülmesini, dijital ticaret ve veri akışına ilişkin kuralların netleştirilmesini, temiz enerji ve yeşil dönüşüm başta olmak üzere sürdürülebilir altyapı yatırımlarının teşvik edilmesini içeriyor. Anlaşma sayesinde Avrupa şirketlerinin Hindistan pazarına erişimi önemli ölçüde kolaylaşırken, Hindistan da AB’den ithal edilen malların yaklaşık yüzde 30’unda gümrük vergilerini sıfırlamayı, toplam ithalatın yüzde 90’ı aşan bölümünde ise indirim ya da muafiyet uygulamayı taahhüt ediyor.
AB ve Hindistan, toplam 2 milyarlık nüfusla dünya gayri safi iç hasılasının dörtte birini oluşturuyor. 2024 yılı verilerine göre 120 milyar euroluk ticaret ve yüzde 11,5’lik payla AB, Hindistan’ın Çin’den sonra en büyük ticaret ortağı konumunda. Ve AB bu serbest ticaret anlaşması sayesinde Hindistan’a yönelik ihracatını 2032’ye kadar ikiye katlamayı hedefliyor.
Hindistan açısındansa bu anlaşma, küresel tedarik zincirlerinde alternatif üretim merkezi olma iddiasını güçlendiriyor Nüfusu 1,5 milyara dayanan Hindistan’ın 2030 yılına kadar Çin ve ABD’nin ardından dünyanın en büyük üçüncü ekonomisi haline gelmesi bekleniyor. Hindistan’ın hedefi ise, şu an AB toplam ithalatında yüzde 2,5 olan payını artırmak.
Çin’in dünyanın dört ucuna yayılan iş birliği yelpazesi: Kanada, Güney Kore ve Şili
Son haftalarda Çin’in Kanada, Güney Kore ve Şili ile yürüttüğü temaslar, Pekin’in ABD merkezli ekonomik baskılara karşı geliştirdiği çok yönlü ve esnek ticaret stratejisinin parçası olarak okunmalı. Bu görüşmelerin ortak paydasını serbest ticaret anlaşmalarının güncellenmesi, kritik mineraller ve enerji başta olmak üzere uzun vadeli tedarik güvencelerinin yanı sıra Asya-Pasifik merkezli ticaret ağlarının güçlendirilmesi oluşturuyor. Bu ticari ağlar dahlinde; Güney Kore ile yarı iletkenler ve ileri teknoloji tedarik zincirleri, Şili ile lityum ve enerji, Kanada ile ise tarım ve doğal kaynaklar öne çıkıyor.
Bu ülkeler içinde Kanada’nın varlığının ayrı bir önemi olduğuna kuşku yok. Çünkü bu hat ve bu fiili yakınlaşma Trump’ın sert uyarılarının doğrudan hedefinde. Trump, Birleşik Krallık’ı Çin’le ilişkileri konusunda uyarmasının hemen sonrasında Kanada için bu tür bir yakınlaşmanın “çok daha tehlikeli” olacağını dile getirdi. “Kanada iyi durumda değil. Çok kötü gidiyorlar ve çözüm olarak Çin’e bakamazsınız” diyen Trump, daha önce de Çin ile bir ticaret anlaşması imzalanması halinde Kanada’dan ithal edilen mallara yüzde 100 gümrük vergisi uygulanacağını söylemişti. Buna rağmen Kanada Başbakanı Mark Carney’nin Davos’ta yaptığı çok ses getiren konuşmasında Trump’a meydan okuması ve Kanada’nın çok taraflı ticarete bağlılığını vurgulamasının ardından Çin’e yönelmesi, bu küresel yeniden konumlanmanın ne kadar yüksek siyasi maliyetler göze alınarak ilerlediğini gösteriyor.
Asya’nın iki devi arasında jeopolitik kütleçekimi: Hindistan ve Çin dengeli bir rekabete dönüyor
Şimdi, gelelim muazzam güçleriyle beraber ticari ve ekonomik nüfuz alanlarını genişleten iki Asya devinin birbirleri arasındaki istikrar ve kontrollü rekabet ilişkisine. Uzun süredir sınır gerilimleri ve stratejik rekabetle anılan Hindistan – Çin ilişkilerinde son dönemde dikkat çekici bir yumuşama gözleniyor. 2020’de Galwan Vadisi’nde yaşanan çatışmanın ardından Çin ile Hindistan arasındaki ilişkiler uzun süre askerî gerginlik ve diplomatik donukluk içinde seyretti. 2025 yılında ise taraflar, sınır hattında tansiyonu düşürmeye ve doğrudan temas kanallarını yeniden açmaya yönelik adımlar atarak kontrollü bir normalleşme sürecine girdi. Beş yıl aradan sonra doğrudan uçuşların yeniden başlatılması kararı da bu sürecin yalnızca güvenlik değil, ekonomik ve toplumsal boyutları olduğunu gösteriyor.
Bu siyasal yumuşama, ekonomik ilişkilerde kopuş yerine kırılgan bir yeniden dengeleme yarattı. Tabii bu dengelenme, iki dev arasındaki ticari ilişkinin Hindistan aleyhine asimetrik olan doğası üzerine bina edilmiş durumda. Buna rağmen Çin’in bazı stratejik ürünlerde ihracat kısıtlarını gevşetmesi ve Hindistan’ın Çin menşeli dijital platformlar ile yatırımlara yönelik sınırlamaları yeniden değerlendirmeye başlaması, karşılıklı ekonomik bağımlılığın ağır bastığını gösteriyor. Bu sürecin sembolik tamamlayıcısı ise Ocak ayında Xi Jinping’in Hindistan Cumhuriyet Günü vesilesiyle gönderdiği ve iki ülkeyi “iyi komşular, arkadaşlar ve ortaklar” olarak tanımlayan mesaj oldu. Bu çıkış, yeni bir anlaşma ilan etmese de birçok analiste göre Pekin ve Yeni Delhi’nin rekabet içinde kontrollü iş birliği çizgisini benimsediğini ortaya koydu ve önümüzdeki dönemde daha somut iş birlikleri söz konusu.
Küresel güç ekseni hızla Doğu’ya kayarken
Bitsin diye gözünün içine baktığımız bu berbat Ocak ayı bize çok şey gösterdi. Uzun zamandır her yerde suratımıza çarpan çoklu krizlerle birlikte küresel güç dengelerinin değiştiğini, yerleşik dünya düzeninin aşındığını konuşuyorduk. Ve 2026 Ocak’ının geride bıraktığı fikirlerden biri de Trump’ın dış politikalarının, bu süreci hızlandıran bir katalizör işlevi gördüğü oldu.
Bu başlıkların tamamı şunu gösteriyor: Küresel eksen tek bir noktaya kaymıyor; ABD merkezli düzen çözülürken, Doğu merkezli ama çok aktörlü bir denge alanı genişliyor. Asıl mesele, tek bir merkezin yer değiştirmesi değil; küresel merkezin parçalanması. Trump da bu eksen kaymasını başlatmadı ama hızlandırdığını öne sürebiliriz. ABD, müttefiklerine güven vermek yerine bedel hatırlattıkça; Avrupa stratejik özerklik aradıkça; Trump ABD’sinin siyasetinden yaka silken irili ufaklı aktörler yeni iş birliklerine kulak kabarttıkça; eşyanın tabiatı ağır basıyor: Hindistan ve Çin’in kütleçekimi sebebiyle yörüngede hizalanmanın kaçınılmazlığı. Tabii bu geçici denklemlerin geçiciliği, jeopolitiğin ve hard core askeri gücün katsayısı ve çarpan etkisinin dışarıda bırakıldığı “gayri safi bir muhasebe” ile alakalı.
Bu yeni ittifak ve iş birliği arayışlarının ardında yatan nedenlerden biri de, Trump’ın muhataplarının onunla “Trump’ın anladığı dilden” konuşma çabası. Nitekim son Davos Zirvesi, bu yaklaşımın sergilendiği sert bir güç gösterisine dönüştü. Mesaj netti: Sürekli gümrük vergileriyle tehdit eden bir ABD’ye karşı, rakiplerle serbest ticaret ve ekonomik iş birliği anlaşmaları masaya konuyor. Özetle, bu aktörler, “sen misin her fırsatta temcit pilavı gibi gümrük vergilerini önümüze süren; al sana rakiplerinle serbest ticaret ve ekonomik iş birliği anlaşmaları” diyor. Bu tablo, Trump’ın dalgalı ve öngörülemez politikasının orta ve uzun vadede ABD’nin hegemonik konumunu pekiştirmekten çok, onu aşındıran yeni bir küresel denklemi hızlandırıyor olabileceğini düşündürüyor.
- Türkiye’nin dolar yerine milli para ile ticaret yapma planlarına Rusya’dan destek
- Kanada, İran Devrim Muhafızları’nı terör örgütü ilan etti
- Kanada, Pfizer-BioNTech’in ürettiği koronavirüs aşısının kullanımını onayladı
- Kanada hükümeti, ayrımcılığa maruz kalan yerli halka 20 milyar dolar tazminat ödeyecek












