Ruşen Çakır yorumladı: Siyasi iktidar laik-İslamcı çatışması arzuluyor

Türkiye’de laikliği savunan bir bildirinin yayımlanması ve iktidarın bu bildiriye verdiği sert tepkilerle bu konuyu ülke gündeminde kutuplaştırıcı bir tartışmaya dönüştürme çabasını Ruşen Çakır, “Siyasi iktidar laik-İslamcı çatışması arzuluyor” başlıklı yayında yorumladı.

168 akademisyen, gazeteci, sanatçı ve sivil toplum kuruluşu temsilcisi tarafından “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” başlığıyla bir bildiri yayımlandı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bildiriyi imzalayan 168 kişiyi “toplasanız bir insan bile etmezler” sözleriyle eleştirdi ve “alayınız karanlıksınız” dedi. Allah’a iman etmenin gericilikse kendilerinin “bal gibi buz gibi gerici” olduğunu ifade etti.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin de bildiriye imza atanlar hakkında dava açıldığını duyurdu.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bildiriyi “laiklik elden gidiyor şarkısı söyleyen, zehir saçan, baştan aşağı millete nefret kusan” bir metin olarak tanımladı. İmzacılarının alkol, uyuşturucu gibi konulara duyarsız olduğunu iddia etti.

Siyasi iktidar laik-İslamcı çatışması arzuluyor | Ruşen Çakır yorumluyor

“AKP başarısız kaldı”

Ruşen Çakır, “Siyasi iktidar laik-İslamcı çatışması arzuluyor” başlıklı yayında, iktidarın normalde medyada geniş yer bulmayan bu bildiriyi kasıtlı olarak büyütmeye ve bir “kavga” çıkarmaya çalıştığını söyledi.

Çakır asıl amacın, AKP iktidarında dindarlık ve dini pratiklerde yaşanan ciddi gerilemeyi ve devlet eliyle yürütülen İslamileşme politikalarının başarısızlığını örtbas etmek olduğunu söyledi:

“AKP dindar nesil ve kindar nesil yetiştirme iddiasıyla çıktığı yolda büyük ölçüde başarısız kaldı, havlu atıyor. Ve bu anlamda baktığımız zaman olayı örtbas etmek için, gerçek hayatta yaşanan dine mesafe koyma, uzaklaşma, dine karşı kayıtsız olma olaylarını örtmek için bu tür kutuplaştırıcı şeylere bel bağlıyorlar.”

“Gizlemek istedikleri bir realite var” diyen Çakır, gerekçelerini, “O da devlet eliyle yapılan, ne kadar yapılırsa yapılsın, yukarıdan aşağıya İslamileştirme politikaları artık yürümüyor” diyerek anlattı.

“AKP bir şeyi kaçırdı”

Dindar ailelerin çocuklarının fikir değiştirdiğini söyleyen Çakır, “Burada bir şeyi kaçırdı AKP, çok ciddi bir şekilde kaçırdı. O kaçırdığı şeyle yüzleşmek kolay değil ve işine gelmiyor” dedi.

Okullarda dini faaliyetin önünün sonuna kadar açılmış olmasının birtakım yan etkilerinin de yaşandığını ifade eden Ruşen Çakır, “Özellikle birtakım yerlerde, Selefi grupların okullarda açık açık faaliyetler yürüttüğü söyleniyor. Şimdi Selefi gruplar ne olacak? ‘Erdoğan ya da var olan rejim bundan niye rahatsız olsun’ demeyin. Çünkü Selefilik birçok şeyi reddediyor; cemaatleri, tarikatları reddediyor. Hele biraz daha radikal bir Selefilikse devlet karşıtı söylemler yapıyor. Bu arada işte gördüğünüz gibi dine alan açalım derken birtakım kendilerini de tehdit edebilecek radikal birtakım unsurlara da alan açma ihtimallerini de bir not almak gerek” diye konuştu.


Deşifre: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Önce salı günü Devlet Bahçeli topa girdi ve 168 kişi tarafından imzalanan “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisi hakkında çok sert sözler söyledi. Dedi ki: “Bana sorarsanız bu 168 kişiyi yan yana üst üste koyup toplasanız bir insan bile etmezler, edemezler.” dedi. “Alayınız karanlıksınız. Alayınız karanlıktasınız, haberiniz yok.” dedi. Ve dedi ki: “Allah’a iman etmek gericilikse biz de bal gibi buz gibi gericiyiz.” dedi. Çok mutlu olmuş bu bildiriden. Bildiri “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” başlığıyla 168 imzacıyla başladı. Başkaları da sonra ekleniyor bildiğim kadarıyla. İmzacıların önemli bir kısmı akademisyen, gazeteci, sanatçı, birtakım meslek kuruluşları, sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri. Önemli bir kısmını ismen biliyorum. Bazılarını şahsen tanıyorum. Dolayısıyla Bahçeli’nin dediği “Toplasanız bir kişi etmez” sözü hiçbir şekilde gerçeği yansıtmıyor. Her birinin bulundukları alanda önemli yapıp ettikleri var, kitapları var, eserleri var, duruşları var ve kaygıları var. Türkiye’nin şeriatçı dayatmalara karşı karanlığa teslim edilmek istendiğini söylüyorlar. Olay böyle midir? Bu tartışılır ama Türkiye’de laikliğin bir şekilde tehdit altında olduğu zaten yıllardan beri bilinen bir husus.

Burada bu açıklamayı, bu bildiriyi tetikleyenin Milli Eğitim Bakanlığı’nın Ramazan genelgesi olduğu söyleniyor ya da Bakan Yusuf Tekin böyle üstüne alınmış ve dava açtı. Önce Bahçeli’ye teşekkür etti. Sonra dava açtı. “Kim gericiymiş bakalım görelim.” dedi. Ve tabii ki Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan da dünkü grup toplantısında bu konuya geniş bir yer ayırdı. “Laiklik Elden Gidiyor şarkısını söyleyen, zehir saçan, baştan aşağı millete nefret kusan o malum bildiri…” dedi. “Cadılar Bayramı kılıfı altında saçmalıklar sahnelenirken rahatsız olmazlar. Çocuklarımızı alkol, uyuşturucu, sigaraya özendiren her türlü sapkınlık şarkılarından rahatsız olmazlar.” dedi. Ki bu kişilerin bunlardan Cadılar Bayramı’nı bilmiyorum, öyle bir olay Türkiye’de cidden yaşandı mı onu da bilmiyorum ama diğer hususlar; alkol, uyuşturucu vesaire konusunda bu kişilerin benzer hassasiyette olduklarını kestirmek zor değil.

Burada şunu görüyoruz: İktidar bu olayı köpürtmek istiyor. Normal şartlarda bu bildiri çok geniş bir yer de tutmadı medyada, çok fazla tartışılmadı da. Bir zamanların cumhuriyet mitinglerini falan düşünürsek AKP’nin ilk yıllarında, şimdiki 168 imzalı kısa bir bildiriyle bu kadar bütün iktidarın ortaklarının ve bakanlarının bir alarm vermesi gibi bir olay hiç de gerçeği yansıtmıyor. Burada ne var? İstiyorlar ki buradan bir sorun çıksın, buradan bir kavga çıksın. Çünkü geçmişteki örneklerde şöyle bir deneyim var: Ne zaman din eksenli bir tartışma çıkarsa ülkede, bu ülkenin büyük bir çoğunluğu dindar olduğu için dindarların ve onların yakın olduğu siyasi partilerin işine yarıyor gibi bir yaklaşım var. Bu zaman zaman gerçekten böyle oldu. Bugün böyle olur mu, bilmiyoruz. Bunu bilemiyoruz. Ama şunu biliyoruz ki yapılan değişik araştırmalarda Türkiye’de dine duyulan ilgi, dini pratikleri yerine getirme hususlarında AKP iktidarıyla beraber çok ciddi bir gerileme var. Yani AKP ‘‘dindar nesil’’ ve ‘‘kindar nesil’’ yetiştirme iddiasıyla çıktığı yolda büyük ölçüde başarısız kaldı, havlu atıyor. Ve bu anlamda baktığımız zaman olayı örtbas etmek için, yani gerçek hayatta yaşanan dine mesafe koyma, uzaklaşma, dine karşı kayıtsız olma olaylarını örtmek için bu tür kutuplaştırıcı şeylere bel bağlıyorlar.

Ama burada ilginç bir şey oldu. Şu ana kadar en azından CHP’nin bu topa girdiğini ben görmedim. Yani bunu bir kavgaya dönüştürmüyor. Şu anda bakıyoruz ki Erdoğan, Bahçeli, Yusuf Tekin ve başkaları, eminim iktidar medyasında sürekli bu konu işlenmeye başlanmıştır. Çünkü işaret fişeği çakıldı. Ama bu tartışmanın kendileri çalıp kendileri oynayacağı bir tartışma olacağını kestirmek hiç de zor değil. Esas şimdi ne olacak? Dava açılacak herhalde. Ne demiş Akın Gürlek, Alican Uludağ sorulduğu zaman, ‘‘Önce neden İstanbul’da yargılanıyor?’’ deyince bir yasa maddesi, TCK’nın bir maddesi gereği olduğunu söylüyor. Bunun üzerine orada bir meslektaşımız diyor ki “Ama o maddeden yargılanmıyor, şu maddeden yargılanıyor.” deyince bu sefer diyor ki “Türkiye’de yargı bağımsızdır, ben bilemem.” diyor. Halbuki doğrudan kendisinin organizasyonuyla yaşanmış bir olay.

Burada da şimdi ne olacak? 168 kişi yargılanacak mı? Yargılama sürecinde ne olacak? Eşit bir yargılama mı olacak? Bunları göreceğiz. Ama bunu köpürtmek istiyorlar. Çünkü gizlemek istedikleri bir realite var. O da devlet eliyle ne kadar yapılırsa yapılsın yukarıdan aşağı İslamileştirme politikaları artık yürümüyor. Yürümediği gibi var olan İslami olanın aşınmasına tanık oluyoruz. Özellikle nerede tanık oluyoruz? Dindar ailelerin, muhafazakâr ailelerin çocuklarında oluyoruz. Hatta yakın zamana kadar dini gereklerini yerine getiren, hatta siyasi olarak İslamcı çizgide olan birçok kişinin pozisyon değiştirdiğini, fikir değiştirdiğini, hatta inanç değiştirdiğini görüyoruz. Dinden çıkanlar olduğunu duyuyoruz. Burada bir şeyi kaçırdı AKP, bir şeyi çok ciddi bir şekilde kaçırdı. O kaçırdığı şeyle yüzleşmek kolay değil ve işine gelmiyor. Dolayısıyla hep bir tehdit üzerinden dinin etrafında bir kenetlenme, İslamiyet etrafında bir kenetlenme yapmaya çalışıyor. Çok becerebilecekleri bir olay olduğunu sanmıyorum.

Tabii böyle bir olay ülkedeki diğer bütün meselelerin de konuşulmasını engellemeye hizmet eder. Bir dönem Türkiye’de biliyorsunuz yatıp kalkıp bu konuları konuştuk. Türkiye’nin başka hiçbir konusu gündeme gelmedi. Yatıp kalkıp bu konuları konuştuk. Şimdi istedikleri yine böyle bir şey. Hele Ramazan’da, Ramazan ayında insanların dine karşı ilgilerinin daha da arttığı varsayılan ayda bunu yaparak buradan alabildikleri kadar şeyi almak ve karşı tarafı, muhalefeti halktan kopukmuş gibi göstermek istiyorlar. Bu oyunun tutacağını açıkçası sanmıyorum. Şu ana kadarki yaşananlar bunu gösteriyor. Bakalım daha ne kadar sürdürecekler. Bu arada bir not düşeyim: Bu okullarda dini faaliyetlerin önünün sonuna kadar açılmış olmasının birtakım yan etkileri de yaşanıyor. Özellikle birtakım yerlerde Selefi grupların da okullarda açık açık faaliyetler yürüttüğü söyleniyor. Şimdi Selefi gruplar ne olacak? ‘‘Erdoğan ya da var olan rejim bundan niye rahatsız olsun?’’ demeyin. Çünkü Selefilik birçok şeyi reddediyor. Cemaatleri reddediyor, tarikatları reddediyor. Hele biraz daha radikal bir Selefilikse devlet karşıtı söylemler yapıyor. Bu arada işte gördüğünüz gibi ‘‘dine alan açalım’’ derken kendilerini de tehdit edebilecek radikal birtakım unsurlara da alan açma ihtimallerini de bir not olarak düşelim.

Peki, bugünün ithafı… Dün adını andık bugün hemen gecikmeden söyleyelim: Jessica Lange. Nereden adını andık? Uzun süre, 27 yıl mı ne birlikte oldukları Sam Shepard’dan bahsederken andık. Ama şunu söyleyeyim; benim Jessica Lange’i bilmem Sam Shepard’dan öncedir. Birçok kişi için de böyle olabilir. İlk filmi çok garip, ‘‘King Kong’’. O canavarın elindeki kadın. İlk filmi, bununla başlıyor ama sonra çok çarpıcı filmlerde oynadı. Çok sayıda ödül almış; bir yardımcı kadın oyuncu Oscar’ı, bir de kadın oyuncu Oscar’ı almış. Bunlardan birisi ‘‘Tootsie’’, birisi de hangisiydi şimdi bulamadım, ‘‘All That Jazz’’ olabilir. ‘‘Postacı Kapıyı İki Kere Çalar’’ filmi, Jack Nicholson’la olağanüstü çarpıcı bir filmdi. Orada Jessica Lange’in oyunculuğu hiç de Jack Nicholson’dan aşağı değildi. Uzun süre tartışılan sahneleri vardı. Çok çarpıcı bir filmdi ‘‘Postacı Kapıyı İki Kere Çalar’’. Çok sayıda filmi var. Hâlâ bir şeyler yapıyor, çünkü yaşı bayağı oldu. Özellikle tiyatroya yoğunlaşmış durumda son yıllarında. Ama çok çarpıcı bir bilgi, bilmiyordum, şaşırdım; ama bir taraftan da şaşırmadım. Fotoğrafçıymış kendisi ya da ne denir, fotoğraf sanatçısı. Beş fotoğraf albümü yayınlamış birisi Jessica Lange. Ve dün söyledim, Sam Shepard’dan iki çocuğu var ama bir de kızı var. Mikhail Baryshnikov, Rus asıllı balet, çok meşhur bir isimdi; ondan da bir çocuğu var. Her şeyi yapan; sinemayı, tiyatroyu, fotoğrafı, sanatı yapan ve dik duran bir kadın oyuncu olarak Jessica Lange’i saygıyla selamlayalım. Kendisine çok teşekkür edelim. Sizlere de teşekkür ediyorum Medyascope‘a destekleriniz nedeniyle. Lütfen bunları sürdürün ki bağımsız haberciliği devam ettirebilelim. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.