İktidarlar sandıkta kaybeder; ama onları ayakta tutan zihniyetler çoğu zaman sahneden hemen çekilmez.

Macaristan’da 16 yıllık Viktor Orbán iktidarının sona ermesi, sıradan bir seçim sonucu olarak okunamaz. Péter Magyar liderliğinde ortaya çıkan tablo, yalnızca bir lider değişimini değil; Avrupa’da uzun süredir tartışılan otoriter/popülist modelin sınırlarına gelindiğini gösteriyor. Ancak bu sonucu sadece “demokrasi kazandı” diye okumak, gerçeğin yarısını görmek olur. Çünkü sahnede sadece Macaristan yok; daha geniş bir güç dengesi mücadelesi var.
Orbán, yıllarca kendisini Batı’ya direnen, ulusal egemenliği savunan bir lider olarak sundu. Avrupa Birliği ile gerilimler yaşadı, liberal değerleri hedef aldı, içeride güçlü bir liderlik inşa etti. Fakat bu anlatının arka planında daha karmaşık bir tablo vardı. Orbán’ın siyaseti, ilkesel bir anti-emperyalizm değil; daha çok dengeler üzerinden yürüyen bir iktidar stratejisiydi. Bu strateji içinde İsrail ile kurulan yakın ilişkiler, ABD ile kopmayan bağlar ve AB ile sürdürülen gerilimli ama bağımlı ilişki aynı anda var oldu. Yani ortada bir direniş değil, kontrollü bir manevra alanı vardı.
Zamanla bu manevra alanı daraldı. İktidarın dili sertleşti, kurumlar zayıfladı, medya alanı daraldı ve siyaset giderek tek merkezli bir yapıya dönüştü. Başlangıçta “istikrar” olarak sunulan şey, toplum nezdinde “kontrol” ve “kapanma” olarak algılanmaya başladı. İşte bu noktada seçmen, sadece bir lideri değil, bir yönetim biçimini sorgulamaya yöneldi. Sandık, bu sorgulamanın ifadesi oldu.

Bu seçimle birlikte ortaya çıkan yeni yönelim, Macaristan’ın yeniden NATO ve AB eksenine daha açık biçimde yerleşeceğini gösteriyor. Bu yönüyle bakıldığında yüzeyde “AB hattı kazandı” demek mümkündür. Ancak bu tespit eksiktir. Çünkü bu değişim, aynı zamanda ABD merkezli küresel sistemin yeniden tahkim edilmesi anlamına da gelir. Daha uyumlu, daha öngörülebilir ve daha az itiraz eden bir yönetim modeli, sadece Brüksel’in değil; Washington’un ve onunla birlikte hareket eden İsrail siyasetinin de tercihidir.
Tam da bu noktada dikkat çekici bir başka gelişme yaşandı. Son dönemde kamusal alanda, özellikle sanatçılar ve geniş halk kitleleri üzerinden Filistin dayanışmasının daha görünür hale gelmesi, ilk bakışta ahlaki bir duyarlılığın yükselişi olarak okunabilir. Ancak bu tabloyu yüzeyde bırakmak yanıltıcı olur. Çünkü Filistin meselesi, son yıllarda birçok siyaset için gerçek bir politik duruştan çok, sembolik bir meşruiyet aracına dönüşmüş durumda. Toplumun ve kültürel alanın taşıdığı bu duyarlılığın, siyaset tarafından ne ölçüde sahiplenileceği ise hâlâ belirsizdir. Bu nedenle Macaristan’da ortaya çıkan bu görünüm, doğrudan bir politik kırılmadan ziyade, toplumsal refleks ile siyasal yönelim arasındaki mesafenin de bir göstergesi olarak okunmalıdır.
- Twitter hesabı açan Macaristan Başbakanı Orbán: “Dostum Trump nerede?”
- Macaristan’da OHAL ilan edildi: Gerekçe, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali
- 16 yıllık “tek adam” yönetimi hezimetle son bulan Viktor Orbán kimdir?
- Macaristan’da kader seçimi (2): Orbán ve Fidesz ile bir dört yıl daha mı?
- Açık Oturum Özel: Macaristan seçimleri Türkiye’de muhalefete ne söylüyor?
Bu tabloyu daha geniş bir çerçevede okumak gerekir. Çünkü Macaristan’da yaşananlar, yalnızca bu ülkeye özgü bir kırılma değildir. Son yıllarda farklı coğrafyalarda benzer şekilde güç yoğunlaştıran, kurumları zayıflatan ve “milli irade” söylemiyle meşruiyet üreten yönetimlerin karşı karşıya kaldığı sınırların bir yansımasıdır. Bu yönüyle mesele bir ülkenin değil, bir siyasal modelin sürdürülebilir olup olmadığı meselesidir.
Dolayısıyla asıl soru şudur: Orbán’ın kaybı, gerçekten bir zihniyet değişimini mi ifade ediyor; yoksa aynı küresel sistemin daha uyumlu bir versiyonuna geçişi mi?
“Değişen şey sistem değil, aktörler olur”

Eğer yeni iktidar, sadece daha Batıcı bir çizgiye yerleşerek ABD/İsrail ekseniyle daha sorunsuz bir ilişki kuracaksa, ortada köklü bir dönüşümden söz etmek zorlaşır. Bu durumda değişen şey sistem değil, aktörler olur. Ve bu, modern siyasetin en sık karşılaşılan yanılsamasıdır: Değişim görüntüsü altında süreklilik.
Sonuçta bugün Macaristan’da bir dönem kapanmıştır. Ama asıl mesele şudur: Kapanan sadece bir lider dönemi midir, yoksa onun temsil ettiği siyaset anlayışı da tarihe mi karışmaktadır?
Eğer siyaset hâlâ aynı güç eksenlerinin etrafında dönüyorsa, sandık sadece iktidarı değiştirir; düzeni değil. Ve düzen değişmediği sürece, kazananın kim olduğu değil, kimin kazandığının zannedildiği konuşulur.














