İSTANBUL (Medyascope) – Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38’inci Olağan Kurultayı ile 21’inci Olağanüstü Kurultayı’nın iptali talebiyle açılan davada, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36’ncı Hukuk Dairesi, iki kurultay için de “mutlak butlan” hükmü verdi. Hilmi Hacaloğlu, Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’a değerlendirdi.
Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, CHP’nin olağan ve olağanüstü kurultaylarının iptali için ‘mutlak butlan’ kararı verdi.
- Hilmi Hacaloğlu, kararla birlikte CHP genel merkezinin ilgisinin azalabileceğini ancak insanların ilgisinin devam edeceğini belirtti.
- Kılıçdaroğlu’nun sert açıklamaları, CHP içindeki mevcut yönetimin kalma olasılığını zayıflatıyor.
- Hacaloğlu, hızlı bir kurultay yapılmazsa yeni bir parti oluşumunun kaçınılmaz olabileceğini ifade etti.
- Toplumun bir kesiminin CHP’ye bakışının sorunlu olduğunu vurguladı.
Bilmeniz gerekenler
İlgili haberler
- Cumhuriyet davası ve gazetecilik: Banu Güven, Kemal Can, Hilmi Hacaloğlu
- Açık Oturum (103): Erhan Keleşoğlu, İsmet Akça ve Görkem Doğan ile bölgesel gelişmeler ve Türkiye
- Açık Oturum (114): İbrahim Kaboğlu, Şebnem Korur Fincancı & Erol Önderoğlu: Akademisyenler ve gazeteciler yargılanıyor
- Açık Oturum (115): Mehmet Bekaroğlu, Işın Eliçin ve Alptekin Dursunoğlu ile Trump’ın Kudüs kararı
- Açık Oturum (109): Kemal Can ve Yüksel Taşkın ile AKP istifaları ve İyi Parti
Hilmi Hacaloğlu CHP’ye verilen mutlak butlan kararını değerlendirdi. Mutlak butlan kararının İBB davasının ilgisini azaltmayacağını söyleyen Hacaloğlu “Oradaki mağduriyetler devam ediyor. CHP genel merkezinin ilgisi azalabilir ama insanların ilgisi azalmaz. Ekrem İmamoğlu bugün ‘Özgür Özel benim genel başkanım, can yoldaşım onu çok seviyorum’ dedi. Ben bunu Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı açıklamaya cevap olduğunu düşünmüştüm fakat butlan kararı çıkınca şunu da düşündüm ‘Acaba CHP’liler de bu işten haberdar mıydı? Fatih Atik’in sahip olduğu bilgi CHP’lilerde de var mıydı?” diye konuştu.
Kararın ekonomik etkileri
Hilmi Hacaloğlu mutlak butlan kararının ekonomik etkilerine ilişkin şöyle konuştu:
“Mutlak butlan kararı sonrası 6 milyar dolar satıldığı söyleniyor, bunun 8–10 milyar dolara çıkmış olabileceği de ifade ediliyor, 19 Mart’ta da Türkiye benzer bir süreçten geçmişti. Borsada devre kesiciler devreye girdi, işlem durduruldu çünkü değer kaybı vardı, dolayısıyla yarın borsa yeniden açıldığında düşüşler olabilir ve yine devre kesiciler devreye sokulabilir. Biz gazeteci arkadaşlarla konuştuğumuzda şunu da anlayamadık, karar cuma akşamı saat 5’te alınsa en azından borsadaki bu sert düşüşler olmazdı. Zaten ülke 9 günlük resmî tatil içinde olacak, öğrenciler yok, okullar kapalı, insanlar şehirlerden köylerine gidiyor, bayram telaşı var. Böyle bir dönemde perşembe günü gündüz saatlerinde bu kararın alınmasını ben anlamadım.”

“Hızlı bir kurultay olmazsa yeni parti kaçınılmaz olur”
Hilmi Hacaloğlu, tartışmanın “seçime kimin nasıl gireceğiyle ilgili” olduğunu belirterek, Kemal Kılıçdaroğlu’nun son açıklamalarına işaret etti. Hacaloğlu, “Kılıçdaroğlu arınmadan bahsediyordu, ‘nankörlerden’ bahsediyordu, yani son videosu epeyce sert bir videoydu” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun çizdiği çerçeve içinde mevcut yönetimin CHP’de kalmasının çok mümkün görünmediğini ifade eden Hacaloğlu, “Eğer Kılıçdaroğlu daha önce yakın çevresine aktardığı ve bizim de onlardan duyduğumuz gibi ‘ben geleceğim, iki sene boyunca parti bende olacak, huzurlu bir şekilde seçimlere götüreceğim’ düşüncesindeyse, Cumhuriyet Halk Partisi içinde kalıp siyaset yapma seçeneği zayıflayacaktır” diye konuştu.
Hacaloğlu, Kılıçdaroğlu’nun hızlı bir şekilde kurultaya götürülememesi halinde yeni parti seçeneğinin gündeme gelebileceğini belirterek, “Maalesef Türkiye’de CHP’ye bakış toplumun bir kesimi için oldukça sorunlu. Elleri varmıyor CHP’ye” dedi.
Video deşifresi
Hilmi Hacaloğlu ile söyleşi: “Hızlı bir kurultay olmazsa yeni parti kaçınılmaz olur”
Hazırlayan: Gülden Özdemir
Ruşen Çakır: Ne diyorsun? Sen bugün yine Silivri’deydin. Gündemimiz 19 Mart’tı. İBB davasıydı. Oralarda yine galiba bir etkin pişman ifadesini mi çekmiş? Çok takip edemedim ama sen daha iyi biliyorsun. Her gün böyle haberler geliyor biliyorsun. İddianame büyük ölçüde butlan oluyor. Yani yok hükmünde oluyor. Bu olay davanın üzerine çok ciddi bir şekilde gölge düşürecek herhalde. Yani ilgiyi azaltacak, değil mi?
Hilmi Hacaloğlu: Yani bence gazeteci ilgisini, benim ilgimi azaltmaz. Önce öyle söyleyeyim. Oraya gelen izleyicilerin de ilgisini, çünkü yakınları orada hâlâ ve üstelik yeni tutuklular geliyor. 77’ydi bugün tutuklu sayısı. 9 kişi serbest bırakıldı. Demek ki 68’e düşmüş olması gerekiyor. Ama bu hafta içinde, geçen hafta İBB bağlantılı soruşturmalarda tutuklamalar oldu. Dolayısıyla buraya yeni insanlar gelecek. Yani oradaki mağduriyetler devam ediyor. Ben orada CHP genel merkezinin ilgisinin azalması, eğer bu genel merkez devri olacaksa ki herhalde bu gidişle olacak diye anlaşılıyor, bu ilgi azalabilir ama insanların ilgisi, benim ilgim azalmaz. Önce öyle söyleyeyim. Fakat şuraya getireceğim sözü: Ekrem İmamoğlu bugün şöyle bir şey söyledi: “Özgür Özel benim can yoldaşım, benim genel başkanım. Onu çok seviyorum.” dedi. Şimdi ben bunu Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı açıklamaya yanıt olarak algılamıştım ve öyle de yazdım. Kendim de öyle de anlatıyordum. Fakat sonra butlan kararı çıkınca böyle bir daha aklım, beynim proses etmeye başladı süreci. Acaba Cumhuriyet Halk Partililer de bu işten haberdar mıydı? Yani ‘‘Fatih Atik’in sahip olduğu bilgi acaba CHP’lilerde de var mı’’ diye düşünmeden edemedim. Sonra zaten Ekrem İmamoğlu yeni bir açıklama daha yaptı ve bu sürece dair itirazını ortaya koydu. Ama sanki bana kalırsa ya ona bir şeyler aktarıldı ya o anladı ama Ekrem İmamoğlu’nun Özgür Özel’le ilgili “can yoldaşım” demesi yalnızca Kemal Kılıçdaroğlu’nun çıkışıyla alakalı değil. Sanki bu butlan olacağı CHP çevrelerinde de bir bilgiymiş gibi geldi bana. Bilmiyorum, onu öğreneceğiz.
Ruşen Çakır: Şimdi bir haber vermek istiyorum: Finansal İstikrar Komitesi, Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek başkanlığında cuma günü saat 08.30’da toplanacaktır. Toplantıda finansal piyasalarda yaşanan güncel gelişmelerin ekonomiye etkileri ile piyasaların etkin, sağlıklı ve kesintisiz işleyişini sürdürmek amacıyla atılan ve atılabilecek adımların değerlendirilmesi planlanmaktadır. Malum ekonomi; hatta biliyorsun TGRT bu haberi ilk geçtiğinde, TGRT Haber’de Fatih Atik söylediğinde ne söylemişti? 9 günlük bayram tatilinin hemen öncesinde, cuma günü mesai saati bittiğinde açıklanacak ki piyasaları etkilemesin. Bir gün önce oldu ve piyasaları etkiledi. Ama çok ilginç bir husus var. Öner Günçavdı’yla konuştuk bu akşam yayında. O, Amerikan tahvillerinin elden çıkarılması olayını bu haberin önceden Merkez Bankası’na verilmesi ve hazırlık olarak görülebileceğini söyledi. Yani burada çok ciddi bir ekonomik riski alıyor ve hatta biliyorsun “butlan çıkar mı çıkmaz mı?” tartışmalarında en çok da bu söyleniyordu. Zaten ekonomi kötü ama bir de butlanla ekonomi daha da kötüleşsin istemezler deniyordu ama yaptı.
Hilmi Hacaloğlu: Şimdi yaklaşık bir saat önce Bloomberg bir haber yapmıştı ve kamu bankaları -artık satışı Merkez Bankası da yapmıyor- ‘‘Mutlak butlan kararı sonrası 6 milyar dolar sattı’’ şeklinde bir haber yapmıştı. Yani bunun 8-10 milyar dolara çıkmış olabileceği de söyleniyor. 19 Mart’ta da Türkiye benzer bir süreçten geçmişti. Bugün işte borsada devre kesiciler devreye girdi ve borsadaki akış durduruldu. Çünkü %6’dan fazla değer kaybı vardı. Dolayısıyla yarın yeniden borsa açıldığında piyasada herhalde düşüşler olacak ve yeniden bu devre kesiciler yürürlüğe sokulacak, devreye sokulacak. Fakat tabii anlaşılmayan nokta şu, yani biz de orada gazeteci arkadaşlarımızla konuştuğumuzda şunu anlayamadık: Cuma akşamını niye beklemiyorlar? Yani cuma akşamı saat 17.00’de yapılsa en azından borsadaki bu sert düşüşler olmaz. 9 gün işte zaten Türkiye resmi tatil içinde olacak. Öğrenciler yoklar ortalarda. Yani işte herkes evine, köyüne gitti. Okullar kapalı olacak. Zaten artık final dönemlerine giriliyor filan. İnsanlar zaten şehirlerden tatil yörelerine gidiyorlar, memleketlerine gidiyorlar. Bir bayram telaşı, kurban kesecekler vesaire. Bir sürü bir hikaye var. Fakat perşembe günü bu kararın üstelik de gündüz saatlerinde alınması hakikaten ben anlamadım. Yani niye böyle bir şeye tevessül ettiler? Kaldı ki ben yanlış bilmiyorsam – ki Timothy Ash de galiba onu doğruladı – Hazine Bakanı… Şimdi sen “08.30’da yarın toplantı yapacak” dedin ama Mehmet Şimşek benim bildiğim kadarıyla Londra’da fonlarla görüşecekti. İşte Türkiye’ye yatırım vesaire gibi bir şey vardı. Mesela burada “Türkiye’ye güvenin” diye bir sunum yapılıyor. Yani bize güvenin. Mehmet Şimşek orada, Fatih Karahan orada, Merkez Bankası Başkanı. Yani Türkiye’nin hukuk ve demokrasi içinde yürüyeceğini, öngörülebilir bir ülke olduğunu, krizlerinin artık geride kaldığını teminatını verirken bu kararın gelmesi bence ilginç. Bilmiyorum yani orada, Timothy Ash önce “İnsanlar ofislerine geçti” filan demişti. Sonra yeni bir tweet attı ve o tweet’te Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın NATO zirvesi zamanlamasıyla Türkiye’nin jeopolitik kaldıracının yükseldiğini ve Batı’nın Türkiye’yi desteksiz bırakmayacağını ifade eden başka bir tweet daha attı. Yani hâlâ yabancı yatırımcı için Şimşek, Karahan ve Türkiye kredibil bir noktada şeklinde başka bir paylaşımda bulundu. Fakat bundan borsanın da ekonominin de olumsuz etkilenmemesinin önünde hiçbir engel yok. Kesinlikle etkilenecek. Fakat niye cuma günü yine de bu karar alındı ben anlamadım yani. Acaba yarınki toplantıdan sonra Şimşek devam eder mi? Çünkü hep şu anlatılıyordu Ruşen; burada 19 Mart’ta İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atanmasını engelleyenler arasında Mehmet Şimşek de vardı. “Ekonomiyi şöyle tahribata sokar, böyle sıkıntıya sokar” şeklinde konuşmuştu. Şimdi burada bu kararın ani bir şekilde veriliyor olmasından şunu çıkartıyorum: Eğer bugün bu karar verileceği, yani Fatih Atik’in bildiği şeyi Mehmet Şimşek bilmiyor muydu? Birinci soru bu. Biliyor olsa Londra’ya gider mi? Ya düşünsenize, “Türkiye’ye güvenin” diye bir sunum yapıyorsunuz. Sonra orada bir haber geliyor, herkesin telefonuna bildirim düşüyor: Son dakika, son dakika Reuters’tan, Bloomberg’den filan. Bir bakıyorlar Türkiye’de ana muhalefet partisine kayyum atandı ya da ana muhalefet partisi butlan kararıyla eski yönetime, eski yönetim ne zaman? 3 sene önceki yönetime geri döndü. E şimdi yani Türkiye’ye bakış zaten hep böyle biraz şaşı bakma hali var uluslararası piyasalarda. E bir de böyle bir durum olunca hani Mehmet Şimşek bundan haberdar olsa herhalde gitmezdi diye düşünüyorum. Haberdar değilse o da ayrı bir problem şundan: Yani Fatih Atik’in bildiği, Kemal Kılıçdaroğlu’nun bildiği konuyu eğer Mehmet Şimşek bilmiyorsa o da acayip. Hepsinin acayibi şu: Sonuçta bu kararı bir mahkeme veriyor. Yani Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre mahkemeler bağımsızdır ve bağımsız kararlar verir. Bir bağımsız mahkeme kendi vereceği kararı bir gazeteciye duyurduysa, acaba o gazeteciden başka kimler bu kararı duydu? O da ayrı bir tartışma konusu ama bütün bunlar Türkiye’ye büyük zarar veriyor ve zarar verecek.
Ruşen Çakır: Peki sen 19 Mart sürecini çok yakından takip ettin gazeteci olarak. Mitingleri takip ettin, şimdi mahkemeleri takip ediyorsun. 19 Mart’ta CHP çok çarpıcı bir direnç gösterdi ama orada olay iktidarla baş başaydı. Yani iktidarın bir saldırısına karşı kendini koruyan bir CHP. Şimdi arada bir Kılıçdaroğlu ve onun destekçileri faktörü var. Yani şu anda CHP’nin karşısında sadece Erdoğan yok ya da sadece Erdoğan varmış gibi yapsalar bile önlerinde bir engel var. Ne bekliyorsun? Nasıl bir strateji bekliyorsun? İş sanki daha zor.
Hilmi Hacaloğlu: %100 daha zor. Fakat benim beklediğim reaksiyon gelmedi. Yani bu mesele aylardır gündemde. Özgür Özel’e sorulduğu zaman “A planı, B planı, C planı var” diyor. Yani ben mesela bunu CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’e de sordum. Hatta sen de o gün oralardaydın. Bilmiyorum sen bu konuşmaya dahil oldun mu ama Özgür Çelik de şunu söyledi: “Yani ben Cumhuriyet Halk Partisi’nin ne yapacağını bilmiyor olsam bile Mansur Yavaş’ın, Özgür Özel’in ve Ekrem İmamoğlu’nun birlikte üçünün Cumhuriyet Halk Partisi’nin ne yapacağını bildiğini düşünüyorum.” dedi. Şimdi bugün bizim gördüğümüz tabloda böyle bir mutabakat var mı? Çok emin değilim. Yani, CHP burada çok hızlı bir şekilde reaksiyon vermeliydi. Çünkü insanlar bakıyorlar. Yani Cumhuriyet Halk Partisi böyle bir hep suçlanır ya, dağınıktır vesaire. Yani derli toplu bir siyaset yapabiliyor mu, yapamıyor mu? Hatta şöyle bir gölge var Cumhuriyet Halk Partisi’nin üzerinde: Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’yi yönetebilir mi? Yani kadroları buna elverişli mi, kendi iç yapısı buna müsait mi diye. E şimdi burada net bir tutum şu ana kadar gelmedi. Bu bir kere ilk bakışta biraz eksi puan. Çünkü bu birden yoktan, gökten zembille inmedi. Bu zaten aylardır konuştuğumuz bir konuydu, geçen yazdan beri konuştuğumuz bir konuydu. Ben açıkçası bunun olacağını beklemiyordum. Benim için sürpriz oldu ama siyasi otorite, bir koltukta, bir makamda olanlar için bunun sürpriz olmaması lazım ve olduğunda da yapılacakların belirgin olması lazım. Yani herhalde orada bir rötuşlar yapılarak bir yol haritası ortaya konacak diye anlıyorum. CHP bir kere genel merkezde duracak. CHP yönetimi, bunu anlıyoruz. Çünkü zaten bunu Özgür Özel de söylemişti. Ama burada önlerinde çok bir seçenek yok. Yani ya Kemal Kılıçdaroğlu’nu çok hızlı bir şekilde kurultaya gitmeye ikna etmeleri gerekiyor. Eğer olmazsa o zaman başka bir parti seçeneği gündeme gelmek durumunda.
Ruşen Çakır: Tam onu soracaktım. Biliyorsun bugün Özgür Özel’le tam butlan kararı zamanında galiba röportaj randevuları varmış.
Hilmi Hacaloğlu: O söyleşi yaptı biliyorum.
Ruşen Çakır: “Yedek parti” diye sormuşlar. O da ‘‘Zaten bu hep söz konusuydu, daha önce de söylemiştim’’ demiş. ‘‘Yedekte bir parti olduğu doğru ama bunu mutlak butlan kararından önce de söylüyordum’’ demiş. Yedekte bir parti meselesi. Ama herhalde bunu tercih etmezler değil mi? Yani CHP içerisinde kalıp CHP altı okuyla, CHP’nin hazine yardımıyla vesaire seçime öyle girmek isterler artık.
Hilmi Hacaloğlu: Yani şöyle; bu seçime kimin nasıl gireceği ile alakalı, eğer Kemal Kılıçdaroğlu şimdi “arınmadan” bahsediyordu, “namuslulardan” bahsediyordu. Yani o son videosu epeyce sert bir videoydu. Şimdi Kemal Kılıçdaroğlu’nun çizdiği o çerçeve içinde bugünkü yönetimin kalması bence çok mümkün değil. Dolayısıyla eğer Kılıçdaroğlu daha önce yakın çevresine aktardığı ve bizim de onlardan duyduğumuz gibi, “Ben geleceğim, iki sene boyunca parti bende olacak, huzurlu bir şekilde seçimlere götüreceğim” düşüncesindeyse, burada bir Cumhuriyet Halk Partisi içinde kalıp siyaset yapma seçeneği bence zayıflayacaktır. Yani orada Kemal Kılıçdaroğlu’nu hızlı bir şekilde kurultaya götürmeye muvaffak olamazlarsa bence yeni parti seçeneği gündeme gelecek. Bir de bence şöyle de bir şey var: Yani maalesef Türkiye’de CHP’ye bakış toplumun bir kesimi için oldukça sorunlu. Yani elleri varmıyor CHP’ye. Mesela SHP öyle değildi ama CHP çok öyle. Yani işte Demokrat Parti dönemi, 27 Mayıs öncesindeki anlatılan hikayeler filan hep böyle bir hani Türkiye siyasetindeki Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi olmasına rağmen bir kötülükle, özellikle Türkiye sağı Cumhuriyet Halk Partisi’ni günah keçisi haline getirmek getiriyor. Dolayısıyla bundan çıkıp başka bir partiyle girmek de bir seçenek haline gelebilir. O zaman daha önce eli gitmeyen insanların da oy vermesi belki mümkün hale gelebilir. Yani burada çok fazla seçenek var bence ama özellikle Mansur Yavaş’ın işaret ettiği bir-iki ay içinde kurultaya gitme konusunda Kemal Kılıçdaroğlu ikna edilebilirse o zaman evet Cumhuriyet Halk Partisi içinde kalmak güçlü bir seçeneğe dönüşebilir ama öbür türlü bence yeni bir parti hiç de yabana atılacak bir konu olmaz.
Ruşen Çakır: Sen de baskın seçim bekliyor musun bu olaydan sonra?
Hilmi Hacaloğlu: Şöyle, şimdi bunu herkes çok dillendirdi ama Allah aşkına yani Türkiye ekonomisinin şu halinde 28.000 lira asgari ücret, 20.000 lira emekli maaşı. Çocukların, gençlerin işsiz olduğu bir Türkiye. Geniş tanımlı işsizliğe baktığın zaman toplumun %30’u işsiz çalışabilir nüfusun. Kadınların %39’u işsiz, gençlerin %36’sı işsiz. Bunlar hepimizin önünde duruyor. E şimdi burada neyi değiştirecekler de toplumsal rıza üretecekler? Ben onu anlamakta zorlanıyorum. Ha işte 7 Temmuz’da NATO toplantısı var, NATO zirvesi; işte biz orada efendim işte Trump’la poz veriyoruz, Türkiye dünya lideri, işte bu jeopolitiğin en güçlü aktörüyüz biz. Peki ama bu karın doyurmuyor ki. Yani buradan nasıl bir rıza devşirecekler? Ben bunu çok anlayamıyorum. Yani 45 gün içinde seçim, 60 gün içinde seçim… Yani hani ne bileyim işte Mayıs ayındayız. Meclis kapanmadan karar aldı diyelim, işte Haziran’da karar aldı, Eylül’de, Ekim’de sandığa mı gideceğiz? Ne zaman zam yapılacak? Bu insanların yaşadığı ekonomik sıkıntılar nasıl tamir edilecek de insanlar gidip oy verecekler? Bir de şöyle söyleyeyim: Bu yaşananlar çok görünür değil ama öfkeyi artırıyor. İnsanların yüzü asılıyor, moralleri bozuluyor, Türkiye’ye dair umutlarını kaybediyorlar. Şimdi bu olduktan sonra bu insanlar yeniden gidecekler de Cumhur İttifakı’na, Erdoğan’a oy verecekler, onu da anlayamıyorum ya. Onun da nasıl olacağını ben bilemiyorum ya. Bu oyun nasıl oynanıyor, neye murat ediliyor? Yani benim anladığım tek burada şu var: Yani Cumhuriyet Halk Partisi’ni karıştırmak. Ondan sonra bir taraf ne bileyim Mansur Yavaş’ı desteklesin, öbür taraf Özgür Özel’i desteklesin, Kemal Kılıçdaroğlu başka bir aday çıkarsın; muhalefet bölünsün. Diyelim böyle bir siyaset güdülüyor. Peki ya ikinci tura kim kalırsa kalsın Tayyip Erdoğan’ın karşısında yani geri kalan toplumsal muhalefet ona da yönelebilir. Yani bu böyle çantada keklik, tereyağından kıl çeker gibi çözülecek bir konu değil ama nasıl buna inanmışlar ben bunu anlamıyorum. Yani herhalde toplumu göz ardı ediyorlar diye düşünüyorum ya buradan. Çünkü hani bu kadar da her şeyi felç ettikten sonra nasıl buradan yeni bir hikaye, nasıl buradan yeni bir anlatı doğuracaklar ben anlayamıyorum. O yüzden de ben 45 gün içinde seçimi çok gerçekçi görmüyorum. Ha şunu söyleyeyim; ben bu sabah yayın yaptım, dün yayın yaptım, ‘‘Kesinlikle mutlak butlan olmaz’’ dedim bu arada. Benim kehanetlerimde biraz problem var ama…
Ruşen Çakır: Bunu baştan söyleseydin Hilmi ya seni almazdık yayına.
Hilmi Hacaloğlu: Hayır ama gerçekten çok… Sıfatı doğru seçemiyorum ama ya böyle bir çılgınlık yapılabilir mi ya? Ben bunu bir çılgınlık olarak görüyorum. Yani bu köprüden atlayıp aşağıya ‘‘ben buradan yüzerim karşıya’’ ya da işte atıyorum, ‘‘köprüden atlarım Beşiktaş’a da yüzerim’’ gibi bir şey bu. Vallahi köprüden atladılar. Allah herkesin sonunu hayır etsin.
Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Hilmi, “İşimiz Allah’a kaldı” diyorsun. Evet. Çok sağ ol.








