İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı’na yeniden getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamasını değerlendirdi. Çakır’a göre Kılıçdaroğlu “ahlak” söylemini öne çıkararak yaşananların siyasi boyutunu ve iktidara yaslanmış konumunu görünmez kılmaya çalışıyor.
Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Ruşen Çakır, Kılıçdaroğlu’nun ‘ahlak’ söylemini siyasi durumu gizlemek için kullandığını belirtti.
- Kılıçdaroğlu’nun yeniden CHP Başkanlığına atanması, bağımsız yargının olmadığı bir ortamda gerçekleşti.
- Çakır, Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarında ‘ahlak’ kavramının sıkça geçtiğini ama siyasetin bu şekilde yapılmaması gerektiğini vurguladı.
- Kılıçdaroğlu’nun hedef gösterdiği isimlerin çoğu kendi döneminde öne çıkan kişilerdi.
- Çakır, CHP’nin iç sorunlarının iktidara bırakıldığına dikkat çekerek, Kılıçdaroğlu’nun iktidara dayandığını ifade etti.
Bilmeniz gerekenler
Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, pazar günkü yayınında CHP’deki son gelişmeleri ele aldı. Çakır, gündemin “mutlak butlan” kararıyla birlikte tamamen CHP üzerine yoğunlaştığını, hatta İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin kapatılması gibi büyük bir gelişmenin bile geri planda kaldığını söyledi.
Çakır, 2023’te hem cumhurbaşkanlığı seçimini hem de ardından gelen CHP kurultayını kaybeden Kemal Kılıçdaroğlu’nun, mahkeme kararıyla yeniden parti genel başkanlığına atandığını hatırlattı. Çakır, “Türkiye’de bağımsız, tarafsız bir yargıdan bahsedemiyorsak bunu adalet yürüyüşü yapmış olan Kemal Kılıçdaroğlu herhalde daha iyi biliyordur. Burada bir bağımsız yargı kararından falan bahsetmek söz konusu değil. Siyasi bir operasyon var” dedi.
Çakır, Kılıçdaroğlu’nun atamadan bir gün önce paylaştığı videoda iki kavramın öne çıktığını belirtti. Bunlardan biri “iktidar yürüyüşü”, diğeri ise “ahlak kavgası” oldu. Çakır, videoda “iktidar yürüyüşü” ifadesinin iki kez geçtiğini ancak bunun nasıl gerçekleştirileceğine dair hiçbir bilgi verilmediğini aktardı.
Çakır, Kılıçdaroğlu’nun atamanın ardından kameralar karşısında yaptığı sözlü açıklamanın tam transkriptini incelediğini ve metinde “ahlak” kavramının sekiz kez geçtiğini söyledi. Çakır, Kılıçdaroğlu’nun “CHP köklü bir partidir, köklerimize ve ahlakımıza sahip çıkmak zorundayız” mealindeki ifadesini hatırlatarak, bir siyasetçinin esas meselesinin ahlak üzerinden konuşmak olmaması gerektiğini vurguladı.

Kılıçdaroğlu’nun hedefindeki isimleri kendisi getirmişti
Çakır, Kılıçdaroğlu’nun isim vermeden CHP’yi “ahlak dışı yerlere taşıdığını” ima ettiği isimlerin büyük kısmının kendi genel başkanlığı döneminde öne çıkan kişiler olduğuna dikkat çekti. Çakır’a göre bu ifadelerin en büyük muhatabı, yargılanan Ekrem İmamoğlu ve diğer belediye başkanları ile bürokratlar.
Çakır, “Burada Kılıçdaroğlu bu yapılan operasyonun siyasi yönünü geri plana itip bu kişileri bir anlamda şüpheli olarak görüyor. Olabilir. Ama süren bir mahkeme var. Daha ortada kanıtlanmış bir şey yok” dedi.
Çakır, Kılıçdaroğlu’nun bu isimlerin parti üyeliklerinin askıya alınmasını talep ettiğini, ilk aşamada bu adımın atılacağının konuşulduğunu aktardı. Çakır, İmamoğlu’nu Beylikdüzü Belediye Başkanlığı’ndan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığına taşıyan, ardından cumhurbaşkanı yardımcılığı için de gösteren ismin yine Kılıçdaroğlu olduğunu hatırlattı.

İpler iktidara bırakılmış durumda
Çakır, CHP tarihinde her zaman iç kavgalar, yolsuzluk iddiaları ve bölünmeler yaşandığını, ancak partinin bu sorunları genellikle kendi içinde çözmeye çalıştığını belirtti. Çakır, mevcut durumdaki temel sorunun, CHP içindeki meselede iplerin iktidara bırakılmış olması olduğunu söyledi. Çakır’a göre Kılıçdaroğlu ve destekçileri sırtını iktidara dayayarak bir “ahlak çıkışı” yapıyor.
Çakır, Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerden Barış Yarkadaş’ın “Özgür Özel genel başkanım diyorsa çalışanların maaşlarını bayramdan önce banka yoluyla ödesin bakalım nasıl ödeyecek” sözlerini hatırlatarak, ahlak söyleminin etrafında toplanan isimler konusunda da ciddi soru işaretleri bulunduğunu vurguladı.

“Halka ne söyleyecekler?”
Çakır’a göre mutlak butlan kararına kadar CHP, ana muhalefetlikten birinci partiliğe geçiş sürecini yaşıyor, mitingler düzenliyor, yeni programlar ve söylemler geliştiriyordu. Çakır, bu sürecin artık kesintiye uğradığını ve herkesin genel merkezde toplanarak orayı korumaya çalıştığını ifade etti.
Çakır, Kılıçdaroğlu’nun girilecek bir seçimde halka ne söyleyeceğini sorguladı:
“Bizim partimizi ahlaksızlar ele geçirmişti, biz onları ayıkladık. Nasıl ayıkladılar? Tabii ki devletin yardımıyla ayıkladık. Şimdi bizim bunları ayıklamamıza yardım eden kişiyi bize oy verin devirelim, diyecek.”
Çakır, omurgasına ahlakı koyarak yapılan işin aslında siyaset olduğunu ve Kılıçdaroğlu’nun en azından bir süreliğine sırtını Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dayadığını vurguladı.
- CHP için mutlak butlan çıktı
- Kılıçdaroğlu’nun görevden aldığı avukat Çağlar Çağlayan: “Demokrasi mücadelesini avukat sıfatımız olmadan da sürdürürüz”
- CHP’li Murat Emir, Göksel Göksu’nun sorularını yanıtladı: “Bir daha sandık göremeyeceksiniz”
- Kılıçdaroğlu ile Özel telefonda görüştü
- Özgür Özel: “En kısa zamanda kurultay istiyoruz, sandık istiyoruz”
Video deşifresi
“Bay Kemal”in “ahlâk kavgası” ne kadar inandırıcı? Ruşen Çakır yorumladı
Hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Tabii ki Türkiye’nin gündeminde Cumhuriyet Halk Partisi var. Mutlak butlanla beraber birçok şeyi geri plana ittik. Bu arada İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin kapatılması gibi büyük bir olay bile bayağı geri planda kaldı. Hak ettiği ilgiyi, tepkiyi göremiyor. Gözler Ankara’da, öncelikle CHP Genel Merkezi’nde ve tabii ki Kemal Kılıçdaroğlu’nun evi ya da çalışma ofisinde. Bir yanda seçilmiş bir genel başkan var. Birçok kez seçilmiş bir genel başkan var; Özgür Özel. Özgür Özel onun öncesinde de 2023’te milletvekili olarak da seçildi. Diğer yanda 2023’te cumhurbaşkanı olarak seçilememiş, hemen ardından CHP kurultayında da seçilememiş bir Kemal Kılıçdaroğlu var ve Kemal Kılıçdaroğlu nihayet beklediği, umduğu gibi, hazırlığını yaptığı gibi – ki o anlaşılıyor – partinin başına mahkeme tarafından — ben mahkeme diyorum ama siz bunu siyasi iktidar olarak da anlayabilirsiniz, Erdoğan olarak da anlayabilirsiniz — CHP’nin genel başkanı olarak atandı. Sonuçta Türkiye’de bağımsız, tarafsız bir yargıdan bahsedemiyorsak bunu ‘‘Adalet Yürüyüşü’’ yapmış olan Kemal Kılıçdaroğlu herhâlde daha iyi biliyordur. Burada bir bağımsız yargı kararından falan bahsetmek söz konusu değil, siyasi bir operasyon var. İktidar, Erdoğan, CHP’nin başına — ne kadar sürer belli değil — genel başkan olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nu uygun gördü.
Kılıçdaroğlu peki ne yapıyor? Bu mutlak butlandan bir gün önce yaptığı video vardı, malum biliyorsunuz. O videoda ben iki kavramı öne çıkartmış ve bir yayın yapmıştım; birisi ‘‘iktidar yürüyüşü’’, diğeri ‘‘ahlâk kavgası’’ diye. İktidar yürüyüşü lafı videoda iki kere yanılmıyorsam geçiyordu ama bunu nasıl yapacağı konusunda hiçbir şey yoktu. Esas vurgu ahlâk kavgasıydı. Nitekim dün atandıktan sonra yaptığı ilk açıklamada, yazılı açıklama değil, sözlü olarak kameraların karşısına geçtiğinde ki kameraların büyük kısmının iktidar yanlısı medya olduğunu da gördük; bir zamanlar Gürsel Tekin’in İstanbul’a kayyum atanmasında olduğu gibi. Orada kısa bir konuşma yaptı, soru almadı ve onun metnini, tam transkriptini aldım ve taradım. Sekiz kere karşımıza ahlâk kavramı çıkıyor. Kılıçdaroğlu’nun söylediği şeyler dönüp dolaşıp ahlâka geliyor ve diyor ki, “Köklü bir partiyiz, köklerimize ve ahlâkımıza sahip çıkmak zorundayız.” diyor.
Şimdi burada söylenecek çok şey var ama sırayla gidelim. Bir kere siyasette ahlâk önemli olabilir, tabii ki önemlidir ama bir siyasetçinin esas meselesi ahlâk üzerinden konuşmak değildir, onu bir kere vurgulamak lazım. Birincisi o. İkincisi, CHP’nin uzun yıllar yönetiminde olan Kemal Kılıçdaroğlu döneminde bu ahlâk meselesi ile ilgili elimizde nasıl veriler var? Ama daha da çarpıcısı bugün Kılıçdaroğlu, CHP’yi ahlâk dışılığa, ahlâk dışı yerlere taşıdığını ima etti, isim vermiyor tabii. İsimlerin büyük bir kısmı zaten Kılıçdaroğlu yönetimi zamanında ortaya çıkmış kişiler. Şimdi tabii ki en büyük kastı Ekrem İmamoğlu ve yargılanan diğer belediye başkanları ve bürokratlar. Burada Kılıçdaroğlu bu yapılan operasyonun siyasi yönünü geri plana itip bu kişileri bir anlamda şüpheli olarak görüyor. Olabilir, ama süren bir mahkeme var, daha ortada kanıtlanmış bir şey yok ve öğrendiğimiz kadarıyla da bu kişilerin üyeliklerinin askıya alınmasını istiyor ve ilk aşamada bunu yapacak deniyor.
Ama biliyoruz ki Ekrem İmamoğlu’nu Beylikdüzü’nden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığına getiren kendisi. Hatta birçok kişi şaşırdı, itiraz da etti. Daha sonra cumhurbaşkanı yardımcısı olarak gösteren de kendisi, aday olarak tabii ki gösteren de kendisi. Söz konusu olan şu andaki CHP yönetiminin içinde Özgür Özel başta olmak üzere isimlerin büyük bir kısmı zaten Kılıçdaroğlu döneminde de önemli yerlerde bulunmuş kişilerdi; grup başkan vekili, genel başkan yardımcısı, parti meclis üyesi vesaire. Bunlar 2023 yenilgisinden sonra Ekrem İmamoğlu’nun değişim çağrısına uyup Kılıçdaroğlu’nu terk eden insanlar. Yani buradaki sorun aslında Kılıçdaroğlu’nu terk etmiş olmaları. Yoksa “Kılıçdaroğlu döneminde ahlâklıydılar, sonra ahlâksız oldular” diye bir şey söylemek ne derece gerçekçi? Onu bir kenara bırakalım.
Bir diğer husus da Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihinde hep bir kavgalar, dövüşler, yolsuzluk iddiaları, şunlar bunlar olmuştur ve CHP’nin doğası zaten böyledir. Ve bunları da genellikle ya kendi içlerinde halletmişlerdir ya da yeni partiler çıkmıştır, şu olmuştur, bu olmuştur. CHP’nin bu anlamda kendi iç sorunlarını çözme konusunda çok ciddi bir pratiği var, tarihi var. Yani hepsi iyi sonuçlanmamıştır belki ama kendi içinde yapmıştır. Buradaki sorun CHP’nin içindeki meselede iplerin iktidara bırakılmış olması ve Kılıçdaroğlu’nun ve destekçilerinin sırtını iktidara dayayarak bir ahlâk çıkışı yapıyor olmaları. Bunu özellikle vurgulamak lazım. Bakın birisi dün yanılmıyorsam ya da önceki gün şöyle diyor; Kılıçdaroğlu’nun en hâlis muhlis elemanlarından birisi, Barış Yarkadaş tabii ki, diyor ki: ‘‘Özgür Özel ‘genel başkanım’ diyorsa çalışanların maaşlarını bayramdan önce banka yoluyla ödesin bakalım, nasıl ödeyecek?’’ diyor.
Şimdi böyle insanları yanınıza toplayıp, ki bu en yakın ve belki de en hafif örneklerden birisi, ahlâkla ilişkileri zaten çok ciddi bir şekilde sorunlu olan birçok insanı – ki bunların içerisinde eski belediye başkanları var, birtakım isimler var, şimdi isimler saymayalım ama bir şekilde CHP’yi bilenler biliyor – bu tür insanları alıp ya da belediye davasında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında birtakım iddiaları tanık sıfatıyla oralara boca eden, savcılarla iş birliği yapan insanları yanınıza alıp ahlâk diyorsunuz. Burada da çok ciddi bir sorun var. Bir diğer sorun, ama en önemli sorun da şu: Diyelim ki tamam, ahlâklı oldunuz, her şey çok güzel vesaire. Bütün ahlâksızları temizlediniz ve en ahlâklı unsurları partinin kilit noktalarına yerleştirdiniz. Peki nasıl yürüyeceksiniz iktidara? Ne diyeceksiniz?
Biliyoruz ki bu olaya kadar, mutlak butlana kadar, 19 Mart sürecine rağmen Cumhuriyet Halk Partisi çok ciddi bir şekilde bir ana muhalefetlikten birinci partiliğe terfi etme süreci yaşıyordu ve buna uygun mekanizmalar hayata geçirmeye çalışıyordu. Mitingler yapıyordu, yeni yeni programlar, yeni yeni söylemler, vaatler, kapı kapı dolaşmalar gibi şeyler yapıyorlardı. Şimdi bunların hepsi kesildi, herkes genel merkezde toplandı ve orayı kendilerince korumaya çalışıyorlar. Peki Kılıçdaroğlu bize ne söylüyor? “Ben ahlâklıyım.” diyor. Bunu hiçbir şekilde tartıştırtmıyor. Yani Kılıçdaroğlu’nun ahlâklı olduğu konusu sanki herkesin zaten kabul ettiği bir veriymiş gibi söylüyor. Zaten videosunda da o vardı, “haram lokma girmedi” vesaire falan diye, ki bunları herkes söyleyebilir, çok rahat bir şekilde söyleyebilir. Tamam, diyelim bunların hepsi doğru, en ahlâklı insanları yanına topladı. Sonra ne olacak? Gireceği bir seçimde onun liderliğinde diyelim ki ya da onun, hani o şimdi atandı, onun atayacağı bir başka genel başkan liderliğinde Cumhuriyet Halk Partisi halka ne söyleyecek ve halktan nasıl oy alacak? Şunu mu diyecek? ‘‘Bizim partimizi ahlâksızlar ele geçirmişti, biz onları ayıkladık.’’ Nasıl ayıkladılar? Tabii ki ‘‘Devletin yardımıyla ayıkladık. Şimdi bizim bunları ayıklamamıza yardım eden kişiyi, bize oy verin devirelim.’’
Evet, burada noktayı koyayım. Yani bunun, yaşananların içerisine, omurgasına ahlâkı koyarak yapılan işin siyaset olduğunu ve burada siyasette sırtını en azından bir süreliğine Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dayadığını görmemizi engellemek isteyen bir Kılıçdaroğlu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Ne kadar ahlâklı olursa olsun bu gerçek ortada duruyor. Eğer Cumhurbaşkanı Erdoğan bu kararın çıkmasını istemeseydi Kılıçdaroğlu geri dönemeyecekti. Şimdi geri döndü, bakalım ne olacak. Ama diyelim ki partinin başında kaldı; Erdoğan’ın o çizdiği sınırın birazcık dışına çıkmaya kalktığında başına neler gelebileceğini herhâlde kendisi de biliyordur.
Bugünün ithafı bir büyük şairimize, Ece Ayhan’a, İkinci Yeni’nin büyük ismi. ‘‘Deli şair’’, öyle deniyormuş. 1931’de Datça’da doğmuş, zaten hep adı Datça’yla anılan bir isimdir. Bir diğer Datça kimdi? Tabii ki Can Yücel’di, ondan daha önce bahsetmiştik. Ece Ayhan’ın ilginç bir özelliği var; Mülkiye mezunu ve bir süre kaymakamlık gibi görevler yapmış. Hatta belediye başkanlığı yapıyor. O zamanlar belediye başkanlarının atanmış olduğu dönemlerde de uzun bir süre yapıp ondan sonra bıkıp her şeyi bırakıp İstanbul’a yerleşiyor ve edebiyat çevrelerinde yazıyor, çiziyor, dergilerde çalışıyor, şiirler yazıyor. O edebiyat çevrelerinde kendini gösteriyor ve belli bir yerden sonra, eşini kaybettikten sonra kendisi de beyninde bir tümörle yaşıyor. Onunla bayağı bir uğraşıyor.
Bütün bu süreç içerisinde yazmaya, çizmeye devam etmeye çalışıyor. Fakat bir yerden sonra tıkanıyor, öyle söyleyelim ve yoksulluk içerisinde yardımlar alarak hayatını sürdürüyor. Belediyelerin destekleriyle, bazen mesela Çanakkale Belediyesi’nin yardımıyla yapıyor, birtakım yazarların yardımıyla yapıyor. Ondan sonra huzurevinde kalıyor. Ecevit bir ara onun arkadaşıymış, Ecevit’in başbakanlığı döneminde ondan birtakım yardımlar alıyor. Fakat hayatı böyle geçiyor, yoksulluk ve yoksunluk içinde geçiyor ki bu da çok acı bir örnek. Ece Ayhan gibi bir isim… Ve sonra kendisini 12 Temmuz 2002’de kaybettik ve şu anda Çanakkale’de gömülü. Onun şiirleri zor şiirler. ‘‘Yort Savul’’, ‘‘Devlet ve Tabiat’’ en çarpıcı şiirlerinden, ‘‘Zambaklı Padişah’’, ‘‘Çok Eski Adıyladır’’ gibi şiir kitapları var. Adı hâlâ var ama Türkiye’nin gerçek anlamda sahip çıkamadığı çok büyük bir değeriydi Ece Ayhan. Kendisini saygıyla, hürmetle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








