İSTANBUL (Medyascope) – Lionel Messi, 2026 Dünya Kupası’nda attığı gollerle Miroslav Klose’yi geride bırakarak turnuva tarihinin en golcü futbolcusu oldu. Barcelona’da 11 yıl birlikte oynadığı Lionel Messi’yi “futbolun Michael Jordan’ı” sözleriyle anlatan Xavi, Arjantinli yıldızın 16 yaşındaki ilk antrenmanından Dünya Kupası’nda rekorları yeniden yazdığı günlere uzanan yolculuğunu kaleme aldı. Gelin, Messi’yi bu kez en yakın tanıklarından Xavi’den dinleyelim.
Yazının özeti:
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Xavi, Lionel Messi’nin adını ilk kez 20 yaşındayken Barcelona altyapı antrenörlerinden duyduğunu yazdı.
- Messi’nin 16 yaşında A takımla çıktığı ilk antrenmanda Puyol, Valdes, Deco ve Ronaldinho dahil herkesin şaşkına döndüğünü anlattı.
- Xavi’ye göre Messi, sahada sessiz ama çok güçlü bir liderdi; zamanla hem Barcelona’da hem Arjantin Milli Takımı’nda tartışmasız bir lidere dönüştü.
- Xavi, Messi’nin oyun zekâsını anlatırken onun sürekli etrafına baktığını, boş alanı ve rakip savunmanın pozisyonunu herkesten önce gördüğünü söyledi.
- Messi’yi “futbolun Michael Jordan’ı” diye tanımlayan Xavi, “Onun gibi bir futbolcuyu bir daha göreceğimize inanmıyorum” ifadelerini kullandı.
Lionel Messi’nin adını ilk duyduğumda 20 yaşındaydım.
Barcelona’nın altyapı antrenörlerinden biri bana Arjantin’den gelen, akademiye katılacak bir çocuktan söz etmiş ve daha önce onun gibisini hiç görmediğini söylemişti. Açıkçası şüpheyle yaklaşmıştım çünkü Barcelona altyapısından çok sayıda gelecek vadeden çocuk geçer. Benim bakışım şuydu: Bir oyuncu ancak A takıma çıktığında gerçekten değerlendirilebilir.
Bana, “Xavi, bu çocuk farklı” dedi.
Sonraki yıllarda Messi’nin görüntülerini Barcelona’nın kulüp içi televizyon kanalında izlediğimi hatırlıyorum. Yaptığı hareketler, çalımlar, goller.. Dört-beş savunmacıyı geçip kaleciyi de çalımladığı o pozisyonlar. Olağanüstü bir yetenek gibi görünüyordu ama birçok genç oyuncu da öyle görünürdü. Sonuçta kulüp kanalında sadece en iyi anlarını yayımlıyorlardı.

2004’te aynı antrenör bana bir mesaj attı: “Sana anlattığım o Arjantinli yarın sizinle antrenmana çıkıyor.”
“Tamam” diye düşündüm. Bu çocuğun gerçekten nasıl biri olduğunu görme zamanı gelmişti.
O ilk antrenmanı hâlâ hatırlıyorum. Topu kontrol edişini, çalım atışını, pas verişini, takım arkadaşlarıyla kurduğu bağlantıyı… Her şeyi yapabiliyordu. Olağanüstü bir yetenekti.
Gördüklerime inanamıyordum. Diğer tecrübeli oyuncular da inanamıyordu: Carles Puyol, Victor Valdes, Deco, Ronaldinho… Birbirimize bakıp duruyorduk. Sanki hepimiz aynı şeyi söylüyorduk: “Bu normal değil.”
Leo sadece 16 yaşındaydı ve daha ilk anda neredeyse kulübün en iyi oyuncusuydu.
Çok çalışkan bir çocuktu. Topla da topsuz da inanılmaz agresifti, çok açtı. İleri çıktığında gösteriş yapmazdı, süslü hareketlere kaçmazdı; doğrudan giderdi, aklında tek bir şey olurdu. Topu alıp kaleye yöneldiğinde durdurulması neredeyse imkânsızdı. O yaşta böylesine keskin bir hücum içgüdüsü çok nadir görülür. Barcelona’da bile böyle bir yeteneğe kolay kolay rastlanmaz.
Leo, futbolun dışında utangaç ve içine kapanık biriydi. A takıma katıldıktan kısa süre sonra, Asya turunda onunla aynı odayı paylaşmıştım. Televizyonu açmak için bile benden izin isterdi. Ona, “Rahat ol, sorun yok, bana hesap vermek zorunda değilsin” derdim. Onu rahatlatmaya, kendini iyi hissetmesini sağlamaya çalışırdım.

Sahada ise sürekli konuşurduk. Bana, “Maki, bu adam bana çok yakın oynuyor, beni arkaya kaçır” derdi, sonra derin bir koşuyla markajdan kurtulurdu. Bazen topa yeterince dokunamadığı için huzursuzlandığını görürdüm. Ona, “Geri gel, geri gel” derdim. O da bana, Andres Iniesta’ya, Busi’ye, yani Sergio Busquets’e, oyunun aktığı bölgeye yaklaşırdı.
Leo topa ne kadar çok dokunursa, takım bundan o kadar çok fayda görürdü. Onun mutlu hissetmesini ve oyunun içinde olmasını isterdik.
Onunla oynamak kolaydı. Çok kolaydı. Messi’yle paslaşamıyorsanız futbol oynayamıyorsunuz demektir, bu kadar basit. Leo’ya pas verdiğinizde, size topu tam zamanında ve kusursuz biçimde geri verir. Üstelik her zaman doğru ayağınıza.
Pas vermeyi her zaman çok seven biri olarak onunla oynamak benim için ayrıcalıktı. Leo beni daha iyi bir futbolcu yaptı. Ben de onun için elimden geleni yapmaya çalıştım.
Harika bir takım arkadaşıydı. Başlangıçta sessiz bir liderdi. Sahada her zaman topu ister, her zaman karakterini gösterirdi. Zamanla daha fazla sorumluluk almaya başladı. Ben 2015’te Barça’dan ayrıldığımda, maçlardan önce takım arkadaşlarını cesaretlendiren, iletişimi çok güçlü bir oyuncuya dönüşmüştü bile.
Bugün Arjantin Milli Takımı’nda, hem sözleriyle hem de yaptıklarıyla onun tartışmasız lider olduğunu görebiliyorsunuz. İçinden doğal olarak çıkıyor bu: Kazanmaya yönelik sönmeyen bir arzu. Messi’yi bir maça hazır değilken asla göremezsiniz. Futbola koyduğu tutku çok Arjantinli, çok rekabetçi. Bundan kaçış yok.

Aklımda kalan o kadar çok Messi performansı var ki… Ama birini seçmem gerekirse, 2011’de Real Madrid’e karşı oynadığımız Şampiyonlar Ligi yarı finalini seçerim. İlk maçtı, Bernabeu’daydık. Jose Mourinho bizi çok uzun çimlerin olduğu bir sahada oynatıyordu; golsüz beraberliğe oynadıklarını görebiliyorduk.
Leo ilk golü attı. Sonra Maradona tarzı bir koşuya çıktı, rakiplerini tek tek çalımladı. Lassana Diarra’ya, Xabi Alonso’ya, Raul Albiol’e, Sergio Ramos’a karşı tek başınaydı ve hepsini geçmeyi başardı.
O gün futbol oynamadık aslında. Hiçbir şey olmuyordu. Sonra Messi çıktı sahneye.
Onun yapabildiği şey buydu. Takım oyunumuz aksayabilirdi ama elimizde tarihin en iyi oyuncusu gibi bir koz vardı. Messi bizim için maçları tek başına kazanırdı.
— FC Barcelona (@FCBarcelona_es) March 30, 2020
Onu şimdi izlerken duygulanıyorum. Ben 39 yaşıma kadar oynadım ama o sırada Katar ligindeydim ve yıllar önce İspanya Milli Takımı’nı bırakmıştım. Leo şimdi o yaşlarda ama ona baktığınızda hâlâ tamamen aynı. Değişmedi.
Ayaklarının hâlâ nasıl hareket ettiğine bakın: tık, tık, tık. Başka biri 2022’de Dünya Kupası’nı kazandıktan sonra futbolu bırakırdı. Ama o öyle rekabetçi biri ki… Bir kez daha kazanabileceğine inanıyor.
Arjantin’in turnuvanın son aşamalarına ulaşacağından hiç şüphem yok. Ve Messi’nin en iyi halini göreceğiz. Birçok kişi fiziksel olarak iyi durumda olmadığını, artık aynı oyuncu olmadığını söylese de o zihinsel olarak kendini buna hazırladı. Sonra sahaya çıkıp hat-trick yaptı.
Cezayir’e attığı ilk gol saf Leo tarzıydı. Rodrigo De Paul başını kaldırdığında, Leo topu almak için tam doğru yerdeydi, kusursuz noktadaydı. Sonra üç kez arkasına baktı. Bu onun sırlarından biri. Sürekli bakar, sürekli etrafında ne olduğunu değerlendirir. Her şey kafasının içindedir.
Çoğu zaman sadece yürür ama yürürken etrafını inceler. Takım arkadaşları kendi aralarında paslaşırken o, rakibin ön liberosunun ne yaptığını, stoperin ne yaptığını, boş alanın nerede olduğunu hesaplar. Oyunu kavrayışı en üst düzeyde.
Barcelona’da çok fazla zihinsel egzersiz yapardık. Boş alanı ya da boşta kalan oyuncuyu bulmanız gereken çalışmalar olurdu. Leo bu çalışmaların ustasıydı. Abartmıyorum: Iniesta’nın pozisyonunda da oynayabilirdi, Busquets’in pozisyonunda da, Puyol’un pozisyonunda da, benim pozisyonumda da… Her pozisyondaki en iyi oyuncu kadar iyi yapabilirdi her şeyi. Bugün hâlâ aynı şey geçerli.
Cezayir maçından sonra Leo’ya mesaj attım. Ona bunun şaka gibi olduğunu, yaptığı şeyi görünce sadece gülebildiğimi söyledim. Çılgınca, gerçekten çılgınca şeylerdi. Ama Leo böyle biri. Tam doğru anda, her zaman sahneye çıkar.
Benim için onunla kimse kıyaslanamaz. Kimse. Neredeyse insanüstü.

Onun futbolun Michael Jordan’ı olduğunu söylemeyi seviyorum. Futbolda onunla kıyaslanabilecek kimse yok. Uzun ömürlülüğü sayesinde geçmişin büyüklerini geride bıraktı. Çünkü son 20 yılın en iyisi oydu. Bunca zamandan sonra bile sahaya çıkıp bunu bize yeniden gösteriyor.
Zihniyeti olağanüstü. Benim için onu ayıran şey de bu. Kaybetmeye tahammül edemez. Futbol için kusursuz bir mizaca ve kusursuz bir fiziğe sahip. Bedeni bu oyun için yaratılmış gibi.
Cezayir’e attığı golleri bir kenara bırakın; oyununun bütününe, fiziksel durumuna, sahaya koyduğu arzuya ve hırsa bakın. O, eşi benzeri olmayacak bir şampiyonluk zihniyetine sahip.

16 yaşındayken onun olağanüstü bir yetenek olduğunu görebiliyordum. Ama bu kadar uzun süre en tepede kalabilmesi gerçekten hayranlık verici. Leo’yla oynadığım, tarihin aynı döneminde onunla kesiştiğim için minnettarım.
Onun gibi bir futbolcuyu bir daha göreceğimize inanmıyorum.





