İstanbul’a set kurdular: Türk dizileri Arap dünyasına uyarlanıyor

İSTANBUL (Medyascope, Abir Naeseh Bilgin) – Kiralık Aşk, Binbir Gece, İstanbullu Gelin, Ufak Tefek Cinayetler, Güllerin Savaşı… Türk dizilerine artık sadece Arapça dublaj yapılmıyor. Türk ve Arap ortak yapımlarında senaryolar baştan yazılıyor. İstanbul’da kurulan setlerde Türk yönetmenler, Suriyeli ve Lübnanlı oyuncularla buluşuyor. Kara Sevda dizisi de çekimi devam eden Arap uyarlamalarından biri

Türk dizi sektörü, uzun süredir Türkiye’nin önemli kültürel ihracat alanlarından biri. Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre, Türk dizileri bugün yaklaşık 170 ülkede yayınlanıyor, 1 milyara yakın izleyiciye ulaşıyor ve 1 milyar doların üzerinde ihracat geliri elde ediyor.

Dublajdan ortak yapıma

Türk dizilerinin önemli alıcılarından biri Arap dünyası. Çalıkuşu, Muhteşem Yüzyıl, Kuzey Güney, Aşk-ı Memnu ve daha birçok yapım dublajlı olarak Arap izleyiciyle buluştu.
Bu ilgi ikinci bir boyuta taşınıyor.

Türk dizileri için artık sadece Arapça dublaj yapılmıyor. Senaryolar yeniden yazılıyor, Arapçaya uyarlanıyor. Arap oyuncu kadrolarıyla yeniden çekiliyor.

Kamera arkasında çokkültürlü ekipler

Farklı ülkelerden gelen yaratıcı ekipler, İstanbul’da kurulan setlerde buluşuyor. Türk yönetmenler, görüntü yönetmenleri ve teknik ekipler; Suriyeli, Lübnanlı ve diğer Arap ülkelerinden oyuncularla birlikte çalışıyor. Yapımlar ise Türk ve Arap yapım şirketlerinin ortaklığıyla hayata geçiriliyor.

Türkiye tarafında Ay Yapım, Medyapım ve O3 Medya gibi şirketler bu yapımların geliştirilmesi ve üretiminde öne çıkıyor. Arap tarafındaki yapım sürecini büyük ölçüde MBC Grubu üstleniyor. Uyarlamaların önemli bir bölümü MBC grubunun dijital platformu Shahid’de izleyiciyle buluşuyor.

Kiralık Aşk, Binbir Gece, İstanbullu Gelin, Ufak Tefek Cinayetler, Güllerin Savaşı ve daha birçok Türk dizisinin Arapça versiyonuna yenileri ekleniyor.

Kara Sevda dizisinin Arap uyarlamasının çekimleri devam ediyor. Türk, Suriyeli, Lübnanlı ve farklı Arap ülkelerden gelen oyuncular, yönetmenler ve teknik ekip; bu ortak üretimin kendileri için ne anlama geldiğini anlatıyor…

“Başta aynı dili konuşamıyorduk”

Türk yapımcı Derya Nurhat, projenin ilk günlerinde iletişim konusunda ciddi kaygılar yaşadıklarını anlatıyor. Türkçe ve Arapça bilmeyen ekiplerin aynı sette nasıl çalışacağını sorguladıklarını söyleyen Nurhat, zamanla beden dili, karşılıklı öğrenilen kelimeler ve birlikte geçirilen uzun saatler sayesinde bu engellerin aşıldığını belirtiyor.

“Başta çok tedirgindim. Onlar Türkçe bilmiyor, biz Arapça bilmiyoruz diye düşündüm. Ama zamanla birbirimize alıştık. Şimdi onlar Arapça konuşurken biz anlıyoruz, biz Türkçe konuşurken onlar bizi anlıyor. Üçüncü dil olarak İngilizceyi de kullanıyoruz. Setimiz üç dilin konuşulduğu bir yer hâline geldi.”

Benzer bir deneyimi yönetmen Serdar Gözelekli de paylaşıyor. Gözelekli, ortak bir dil olmamasına rağmen zamanla ekip içinde güçlü bir iletişim kurulduğunu söylüyor.

“Birbirimizi tanıdıkça bütün bu sorunların üstesinden geldik. Hatta karakter kurulumunda en az zorlandığım işlerden biri bu oldu.”

Projede uygulayıcı yönetmen olarak görev yapan İbrahim Arafa da altı ay süren çalışma sonunda iletişimin doğal bir hâl aldığını ifade ediyor.

“Başta iletişim kurmakta zorlanıyorduk. Bugün ise oyuncular Arapça konuşurken Türk yönetmen ne dediklerini anlayabiliyor.”

“Bu proje önyargılarımı değiştirdi”

Ortak yapımın yalnızca teknik bir iş birliği olmadığını söyleyen yönetmen Serdar Gözelekli, ekipte birlikte çalışmanın kendisinde önemli bir değişim yarattığını ifade ediyor.

“Ortadoğu’yla ilgili bütün algılarımı değiştirdiler. Hem oyunculuk açısından hem insanlık açısından hem de vizyonlarıyla beni çok şaşırttılar.”

Yapımcı Derya Nurhat da set ortamını yalnızca profesyonel bir çalışma alanı olarak görmediğini söylüyor.

“Aynı jenerikte benim ismim Türkçe, arkadaşımın ismi Arapça yer alacak. Bu bizi tek vücut yapan çok önemli bir duygu.”

Nurhat’a göre ortak yapım süreci, yalnızca profesyonel bir iş birliği değil, aynı zamanda kültürel bir yakınlaşma deneyimi. Arap ekip arkadaşlarının misafirperverliğini ve sıcak ilişkilerini vurgulayan Nurhat, birlikte çalıştıkça iki toplum arasındaki benzerlikleri daha yakından görme fırsatı bulduklarını ifade ediyor. “Çok bize benziyorlar. Aynı misafirperverlik, aynı cömertlik var. Birlikte çalıştıkça birbirimizi daha iyi tanıdık.” diyor.

“Sanat ortak bir dil oluşturuyor”

Lübnanlı oyuncu Nehla Davut, farklı diller konuşulmasına rağmen sette iletişim sorunu yaşamadıklarını anlatıyor:

“Yönetmen ne istediğini çok iyi biliyor, biz de karakterlerimizi iyi tanıyoruz. Ayrıca çevirmenler sayesinde hiçbir iletişim sorunu yaşamadık. Kendimizi yabancı hissetmedik. Sanatın birleştirici gücü işte.”

Suriyeli oyuncu Liyn Ğerra ise ikinci kez Türkiye’de çalıştığını belirterek, ilk deneyiminde yabancı bir ülkede, farklı çalışma yöntemlerine alışmanın zor olduğunu, ancak zamanla ekibin adeta bir aileye dönüştüğünü söylüyor:

“Birlikte çok zaman geçiriyoruz. Bazen ekip dışında kimseyle görüşmüyoruz. Bu da aramızda samimi bir bağ oluşturuyor.”

Türkiye’nin sektör kültürü dikkat çekiyor

Suriyeli kast direktörü Nagam Naise, Türkiye’deki yapım sisteminin kendisi için önemli bir mesleki deneyim olduğunu belirtiyor:

“Türk oyunculuk ekolünü ve profesyonel çalışma sistemini yakından görmek benim için çok değerliydi. Kullandıkları teknikler üst düzeyde. Ayrıca ekip ruhu ve işe bağlılık konusunda çok iyiler.”

Suriyeli oyuncu Abdul-Hekim Kteyfan ise bu ortak yapımların yalnızca ekranlarda değil, sektörün teknik gelişiminde de etkili olacağını düşünüyor:

“Türkiye’de köklü bir sektör geleneği var. Çalışma düzeni, meslek birlikleri ve üretim sistemi bize göre çok daha kurumsal. Bu deneyim bizim için büyük bir öğrenme alanı.”

Abir Naeseh Bilgin kimdir?

2012’den bu yana Türkiye’de yaşayan Suriyeli bağımsız gazeteci. Şam Üniversitesi Gazetecilik Bölümü mezunu, Ankara Üniversitesi Gazetecilik Anabilim Dalı yüksek lisans mezunu. Türkçe ve Arapça dillerinde haber, röportaj ve video içerikleri üretiyor.

Proje hakkında

“Medya Özgürlüğüne Destek – Güçlü Dayanışma, Güçlü Medya” projesi Avrupa Birliği tarafından finanse edilmekte ve Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Gazeteciler Cemiyeti (GC) ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti (IGC) tarafından yürütülmektedir. Programın genel amacı, “Türkiye’de medya çoğulculuğunun ve özgür basının güçlendirilmesine” katkıda bulunmaktır.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş