Medyascope okurları yazıyor – Eşit olmayanların cumhuriyeti: Öcalan’ın Demokratik Cumhuriyet tezinin açmazı

Okurlarımızı, takipçilerimizi, izleyicilerimizi ve tüm destekçilerimizi görüşlerini Medyascope’ta dile getirmeye davet ediyoruz. Yazınız editoryal ilkelerimize uyar ve Yayın Kurulumuz tarafından da uygun görülürse, web sitemizde imzanızla yayınlanacaktır. Konuşan, tartışan, farklı fikirlerin dile getirildiği bir Türkiye istiyoruz. Prof. Dr. Kenan Engin, “Eşit olmayanların cumhuriyeti: Öcalan’ın Demokratik Cumhuriyet tezinin açmazı” başlıklı yazıyı kaleme aldı.

Öcalan Kürtlere, Çözüm sürecinin kaderi
Medyascope okurları yazıyor – Eşit olmayanların cumhuriyeti: Öcalan’ın Demokratik Cumhuriyet tezinin açmazı

Abdullah Öcalan’ın Kürt meselesine ilişkin geliştirdiği son dönem temel siyasal tez, Demokratik Cumhuriyet düşüncesidir.

Bu modelde Kürtler ve Türkler aynı siyasal yapı içinde yaşamaya devam edecek. Bu yaklaşım ile Öcalan, ulus-devlet paradigmasını aştığını ve eşit yurttaşlık ile sorunun aşılabileceğini savunuyor. Bu yaklaşım, nasıl bir toplum olması gerektiği konusunda güçlü bir normatif çerçeve sunarken, tarihsel olarak eşit olmayan iki ulusal topluluğun aynı siyasal yapı içerisinde nasıl kalıcı biçimde eşit kalacağını yeterince açıklayamamaktadır.

Peki Öcalan’ın temel açmazları nerededir?

Birinci açmaz: Ulus-devleti reddetmek, ulusal güç ilişkilerini ortadan kaldırmaz

Öcalan’ın yaklaşımındaki ilk sorun, ulus-devlet ile ulus arasındaki ilişkinin ele alınış biçimidir.

Ulus-devlet tarihsel bir siyasal örgütlenme biçimidir ve değiştirilebilir. Ancak devlet biçiminin değişmesi, ulusal kimliklerin de ortadan kalkacağı anlamına gelmez ve ortak hafıza ile donanmış bu olgunun önemini azaltmaz.

Benedict Anderson’ın “hayali cemaat” kavramı burada önemlidir. Ulusun hayal edilmiş olması onun gerçek olmadığı anlamına gelmez. Dil, tarih, kültür ve kolektif hafıza üzerinden kurulan aidiyetler güçlü toplumsal gerçeklikler üretir.

Dolayısıyla ulus-devletin aşılması, uluslar arasında tarihsel olarak oluşmuş güç farklarını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Demokratik Cumhuriyet tezinin açıklaması gereken temel meselelerden biri budur.

İkinci açmaz: Demokratikleşen devlet, kültürel olarak tarafsız devlet değildir

Modern toplum, eğitim, bürokrasi, ekonomi ve ortak iletişim alanları üzerinden belirli bir kültürel standartlaşma üretir. Bu nedenle modern devlet hiçbir zaman tamamen kültürel olarak nötr değildir.

Türkiye’de Türkçe yalnızca Türklerin konuştuğu bir dil değildir. Aynı zamanda devletin, hukukun, bürokrasinin, yükseköğretimin ve ülke çapındaki ekonomik hareketliliğin baskın dilidir.

Devlet demokratikleşse, Kürt kimliği üzerindeki baskılar ortadan kalksa ve açık asimilasyon politikaları terk edilse bile Türkçenin tarihsel olarak oluşmuş kurumsal üstünlüğü kendiliğinden ortadan kalkmaz.

Devletin demokratikleşmesi ile kültürel olarak nötr hâle gelmesi aynı şey değildir.

Üçüncü açmaz: Eşit olmayan iki ulusa “ulus-devleti aşın” demenin eşitsizliği

Türkler ve Kürtler farklı uluslar olarak ayrı tarihsel koşulların eserleridir.

Türk ulusal kimliği yaklaşık bir yüzyıl boyunca (ki öncesi de var) devletin eğitim, bürokrasi, hukuk, tarih anlatısı ve sembolik düzeni içerisinde yeniden üretilmiştir. Kürtler ise kendi dil ve kimliklerini eşdeğer kurumlarla geliştirme imkânına sahip olmamıştır.

Bu nedenle iki topluma aynı anda “ulus-devleti aşalım” demek biçimsel olarak eşit görünse de sosyolojik olarak eşit değildir. Bir taraf uluslaşmanın modern kurumsal araçlarından uzun süre yararlanıp kendi ulusal mekanizmalarını ulus ve uluslararası düzlemde geliştirmişken, diğer taraf bu araçlardan büyük ölçüde mahrum kaldığı gibi, bu mekanizmaların geliştirilmesi de ağır baskılara uğramış ve oldukça güdük kalmıştır.

Bundan ötürü:

Dilsel, kültürel ve kurumsal varlığını eşit koşullarda geliştirme imkânı bulamamış bir toplumdan, ulus-sonrası bir aşamaya geçmesi nasıl beklenebilir?

Dördüncü açmaz: Devlet çoğunluğu kurumsallaştırırken azınlığa “Kendi kurumunu kendin kur” demek

Öcalan, neredeyse her açıklamasında Kürtlerin bütün hak ve kurumlarını devletten beklememesi, toplumun aşağıdan örgütlenerek kendi kültürel ve sosyal kurumlarını oluşturması gerektiğini söyler.

Bu düşünce teorik olarak olumlanabilir. Ancak bunun ciddi bir pratik karşılığının olmadığını kendisi de biliyor olmalı. Çünkü Kürtlerin kendi kurumlarını oluşturması beklenen alan, zaten başka bir dilin ve kültürün güçlü biçimde kurumsallaştığı bir alandır.

Türk ulusal kültürünün bugünkü kurumsal gücü yalnızca sivil toplumun ürünü değildir. Arkasında yaklaşık yüz yıllık devlet kapasitesi bulunmaktadır.

Bu durum ciddi bir asimetriyi ortaya çıkarmaktadır.

Bir tarafın dili ve kültürü devlet aracılığıyla güçlü biçimde kurumsallaştırılmışken, diğer taraftan kendi kurumlarını büyük ölçüde kendi toplumsal gücüyle oluşturması beklenmektedir. Bu yönüyle Öcalan, devleti Kürtlerin hak ve hukuku noktasında azat edip yükü Kürtlere yüklemektedir.

Bu durumda hukuki özgürlük sağlansa bile fiilî anlamda Kürtlerin bunu yapabilecek ne derece eşit koşullara sahip oldukları tartışmalıdır.

Besinci açmaz – Demokratik Cumhuriyet’in temel paradoksu: Özgürlük var, eşitliğin güvencesi yok

Öcalan, Kürtlerin ayrı bir kimliğe sahip olduğunu kabul eder, bu kimliğin korunmasını savunur; fakat bunun için ayrı bir Kürt ulus-devletini gerekli görmez. Bunun yerine ortak bir Demokratik Cumhuriyet ve aşağıdan toplumsal örgütlenme önerir.

Fakat burada temel bir soru cevapsız kalmaktadır:

Kürtlerin ayrı bir devleti olmayacaksa, ortak devlet Kürt kimliğinin yeniden üretimi için eşdeğer kurumlar oluşturmayacaksa ve Türk kimliğinin tarihsel kurumsal avantajları devam edecekse, Kürt kimliğinin uzun vadeli eşitliğini hangi mekanizma güvence altına alacaktır?

Modern toplum kültürel olarak nötr değildir. Okul, üniversite, bürokrasi, ekonomi ve medya belirli dilleri ve kültürel kodları sürekli yeniden üretir. Devlet ulus-devlet anlayışından uzaklaşsa bile geçmişten devralınan kültürel güç ilişkileri kendiliğinden ortadan kalkmaz.

Demokratik Cumhuriyet’in cevapsız bıraktığı asıl soru

Demokratik Cumhuriyet tezinin temel varsayımı, Kürt meselesini zorunlu olarak yeni sınırlar, yeni devletler ve karşılıklı milliyetçilikler üzerinden düşünmemesidir.

Ancak teorinin temel zayıflığı, özgürlüğün hangi kurumsal mekanizmalar sayesinde eşitliğe dönüşeceğini yeterince açıklamamasıdır.

Demokratikleşme baskıyı azaltabilir; fakat tarihsel güç asimetrisini otomatik olarak ortadan kaldırmaz. Devlet asimilasyondan vazgeçebilir; fakat baskın dilin ekonomik ve kurumsal üstünlüğü devam edebilir. Kürtler kendi kurumlarını kurmakta özgür olabilir; fakat bu kurumların uzun süre devlet desteğiyle oluşmuş kurumlarla eşit güce ulaşması kendiliğinden gerçekleşmez.

Dolayısıyla Demokratik Cumhuriyet tezinin temel çelişkisi şudur:

Devletin ulusal karakterinin zayıflaması ile uluslar arasındaki tarihsel güç asimetrisinin zayıflaması aynı şey değildir.

Bu nedenle asıl soru Türklerin ve Kürtlerin aynı cumhuriyet içinde birlikte yaşayıp yaşayamayacağı değildir. Asıl soru şudur:

Aynı cumhuriyet içerisinde Kürtlerin dili, kültürü, tarihsel hafızası ve kolektif kimliği, Türk kimliği karşısında yalnızca özgür değil, nasıl kurumsal olarak eşit hâle gelecektir?

Demokratik Cumhuriyet tezinin ikna edici bir birlikte yaşama modeline dönüşebilmesi, esas olarak bu soruya vereceği cevaba bağlıdır.

Şu ana kadar Öcalan buna ikna edici bir cevap verememiştir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş