TUNCELİ (Medyascope, Sevim Kahramanoğlu) – Tunceli’de 1990’lı yıllardaki köy boşaltmalarının üzerinden 30 yılı aşkın süre geçti. Son yıllarda bazı aileler yeniden köylerine dönmeye başladı. Ancak elektrikten yola, sudan üretim altyapısına kadar uzanan eksiklikler nedeniyle geri dönenler köylerinde kalıcı bir hayat kuramıyorlar. İksor ve Zağge köylerinde yaşayanların tanıklıkları, zorunlu göçün yol açtığı mağduriyetlerin günümüzde de devam ettiğini ortaya koyuyor.
1937-38’de yaşanan askeri harekât ve zorunlu iskân politikalarının ardından Tunceli uzun yıllar göç, sürgün ve nüfus kaybıyla anıldı. Bölge halkı, 1990’lı yıllarda çatışmalı süreçte yaşanan köy boşaltmalarını ise çoğu zaman “ikinci 38” olarak tanımladı. Çünkü bu dönemde de binlerce kişi yaşadığı köyleri terk etmek zorunda kaldı; üretim durdu, yerleşimler boşaldı ve yaşam kesintiye uğradı.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Tunceli Şubesi’nin paylaştığı verilere göre toplamda yaklaşık 41 bin kişi göç etmek zorunda kaldı, 183 köy ve 823 mezra boşaltıldı.
Aradan otuz yılı aşkın süre geçmesine rağmen zorunlu göçün etkileri hâlâ birçok köyde hissedildi. Bu yerleşimlerden biri de resmi adı Gözen, yöre halkının ise hâlâ eski adıyla İksor dediği köydü. Tunceli merkeze bağlı köyde bugün yalnızca 3-5 hane yaşamını sürdürdü. Hemen yanı başındaki Zağge’de de benzer bir tablo vardı. Köylüler baharla birlikte köylerine döndü, ancak altyapı eksiklikleri nedeniyle kış aylarında yeniden kente gitmek zorunda kaldı.
“30 yıl başkalarının köylerinde yaşadık”
İksor’da yaşayan Ane Yıldırım’ın köyü de 1990’lı yıllarda boşaltıldı. O günleri hâlâ unutamadı:
“Evlerimizi bombaladılar. Bir haftadan fazla mağarada kaldık. Sonra ‘bir hafta içinde köyü boşaltın dediler’. Kaçan kaçana… Hiç kimse kalmadı…”
Zorunlu göçün ardından yaklaşık otuz yıl boyunca farklı köylerde hayvancılık yaparak yaşamını sürdüren Yıldırım, yıllar sonra yeniden kendi köyüne dönebildi. Ancak elektriği ve araç ulaşımına uygun yolu olmayan köyde yeni bir yaşam kurmanın kolay olmadığını belirten Yıldırım “Güneş paneliyle idare ediyoruz ama yetmiyor. Hayvancılık olmasa yaşayamayız. Önce elektrik, sonra yol ve internet istiyoruz” dedi.

Dönüş var, kalıcı yaşam yok
Yaklaşık 40 yıl yurt dışında yaşayan Mehmet Güler de emekliliğinin ardından doğduğu köye dönenlerdendi. İksor’un yalnızca doğal güzellikleriyle değil, ziyaret yerleri ve inanç merkezleriyle de önemli bir kültürel mirasa sahip olduğunu anlatan Güler’e göre birçok kişi dönmek istedi ancak temel altyapı sorunları buna engel oldu:
“Ben buraya keyif için gelmiyorum. Tarımla uğraşmak, hayvancılık yapmak istiyorum. Elektrik, yol ve köprü yapılmadan burada kalıcı yaşam kurmak mümkün değil.”
1985’te Bursa’ya göç eden Celal Borcan ise geçen yıl köyüne ev yaparak çocukluk hayalini gerçekleştirdiğini söyledi. Köy yolunun çok kötü durumda olduğunu belirten Borcan, elektriği de güneş panelleri aracılığıyla sağladığını aktardı.
İksor’un hemen yanındaki Zağge’de yaşayan Leylan Yıldız ve Kezban Demir ise yıllardır mayınlı alanların temizlenmesini bekledi. Mayın nedeniyle hayvanlarını korku içinde otlattıklarını söyleyen Yıldız ve Kezban gibi Hüseyin Demir de özellikle elektriğin olmadığı şartlarda yaşamın zorluğuna dikkat çekti.

“Temel yaşam koşulları yok”
İnsan Hakları Derneği (İHD) Tunceli Şube Eş Başkanı Özgür Ateş, köylerin yeniden iskâna açılmış görünmesine rağmen birçok yerde temel yaşam koşullarının oluşturulmadığını söyledi. Ateş’e göre elektrik, yol ve su gibi altyapı hizmetlerinin eksikliği, güvenlik gerekçesiyle erişilemeyen alanlar ve mayınlı bölgeler nedeniyle köylüler kendi imkânlarıyla yaşam kurmaya çalıştı.
1990’lı yıllarda Tunceli’de yaşanan köy boşaltmalarını resmi belgeler, raporlar ve tanıklıklarla ele aldığı “1990’larda Tunceli: Belgeler, Raporlar, Tanıklıklar” kitabını hazırlayan araştırmacı-yazar Selman Yeşilgöz ise bugün yaşanan tabloyu geçmişten bağımsız değerlendirmenin mümkün olmadığına işaret etti.
Yeşilgöz’e göre aradan 30 yılı aşkın süre geçmesine rağmen köylerine dönen birçok kişi yılın yalnızca birkaç ayını burada geçirebildi:
“Gerçek anlamda bir köye dönüş politikası uygulanmıyor. İnsanlar köylerine dönüyor ama temel hizmetler sağlanmadığı için kalıcı bir yaşam kuramıyor.”
Yeşilgöz, köylerde yeniden üretimin ve yaşamın kurulabilmesi için yalnızca bireysel çabanın değil, kamusal altyapı yatırımlarının da gerekli olduğunu vurguladı.
Bugün İksor’da ve Zağge’de yeniden yükselen birkaç ev, köylülerin doğdukları topraklara dönme iradesini gösterdi. Ancak görüştüğümüz tüm köylülerin ortak talebi aynı: Elektrik, yol, su ve üretim için gerekli altyapının sağlanması.

Sevim Kahraman kimdir?
Serbest gazeteciyim. Yerel sahadan beslenen, insan hikayelerine odaklanan haberler üretiyorum. Özellikle zorunlu göç, kültürel hafıza, inanç pratikleri, ekoloji ve köy yaşamı üzerine çalışıyor; görünmeyen ya da yeterince yer bulamayan hikayeleri kayıt altına almayı hedefliyorum.
Proje hakkında
“Medya Özgürlüğüne Destek – Güçlü Dayanışma, Güçlü Medya” projesi Avrupa Birliği tarafından finanse edilmekte ve Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Gazeteciler Cemiyeti (GC) ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti (IGC) tarafından yürütülmektedir. Programın genel amacı, “Türkiye’de medya çoğulculuğunun ve özgür basının güçlendirilmesine” katkıda bulunmaktır.








