İSTANBUL (Medyascope) – Göksel Göksu’nun konukları Seda Demiralp, Edgar Şar ve Can Kakışım, Mansur Yavaş’ın CHP’den istifa ederek siyasi yoluna bağımsız devam etme kararının cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmasına etkisini ve Yavaş’ın önündeki seçenekleri değerlendirdi.
Edgar Şar: “Mansur Yavaş’ın istifası bir kırılma değil”
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın CHP’den istifası için “Bugüne kadarki siyasi çizgisinden kopuş olarak değerlendirilemez” diyen Edgar Şar, Yavaş’ın temel yaklaşımının seçeneklerini açık tutmak olduğunu söyledi:
“Attığı adım herhangi bir konuda bir kırılma değil. Bunu böyle okumanın da hiçbir anlamı yok diye düşünüyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesini de bir kırılma olarak görmüyorum açıkçası. O olabildiğince seçeneklerini açık tutmaya çalışıyor. Bu seçeneklerden bir tanesi siyasetten çekilmek ise 2024 seçimlerinden önce son kez Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olduğunu söylemişti; dolayısıyla ‘Ben zaten böyle demiştim, bir dönem daha yaptım, çekiliyorum’ diyerek siyasetten uzaklaşabilir.”
Yavaş’ın tartışmalı konulara girmekten kaçındığını, CHP’ye mutlak butlan atandığında, CHP Genel Merkezi’ne polis baskını düzenlendiğinde olduğu gibi sadece seçenekleri açık tutmak için gereken, minimum siyasal tutum sergilediğini hatırlatan Edgar Şar, Yavaş’ın cumhurbaşkanlığı adaylığı ihtimalinin tamamen ortadan kalkmadığı görüşünde:
“Son zamanlarda CHP Genel Merkezi’nin ve sözcüsünün kendisini sıkıştıran ifadeleri karşısında Mansur Yavaş, seçeneklerini açık tutmak için atması gereken adımı attı. Bu, bir hafta, bir ay ya da bir yıl sonra da olabilirdi. Ancak gerekli minimuma dün ulaşıldığı için bu adımı dün atmış oldu. Bildiğimiz, seçeneklerini açık tutan Mansur Yavaş profili. Profilinden bir uzaklaşma görmüyorum. Hâlâ muhalefetin genel adayı olma seçeneğinin kendi kafasında olmadığını düşünmüyorum. Ancak bunu, kamuoyu başka şeyleri tartışırken büyük bir stratejinin son adımı olarak gizlice yürüttüğü şeklinde yorumlamak bana anlamlı gelmiyor.”
Seda Demiralp: “Asıl mesele seçmenin değişimin mümkün olduğuna inanması”
Seda Demiralp ise Yavaş’ın istifasının tek başına adaylık konusunda bir sinyal niteliği taşımadığını ancak önemli olduğunu söyledi. Böyle yorumların seçmende “alternatifsizlik” duygusunu güçlendirebileceğine dikkat çekti:
“CHP’den ayrılıp henüz YENİ Parti’ye geçmemesinin tek başına güçlü bir sinyal olduğunu düşünmüyorum. Ancak önemli bulduğum başka bir nokta var. İktidarın muhalefetin seçim kazanabilecek adaylarını birer birer bertaraf etmeye ya da oyun dışı bırakmaya çalıştığı doğru ya da yanlış, artık dolaşımda olan bir anlatı. Bu anlatı iki tarafı keskin bir bıçak gibi. Muhalefet seçmenine, seçimde karşı karşıya olduğu tehdidi hatırlatmak için kullanılabilir; ancak aynı zamanda öfkenin yanı sıra etkisizlik, alternatifsizlik ve seçeneksizlik duygusu da yaratabilir. Bu da tehlikeli bir sonuç doğurur.”
Mansur Yavaş’ın istifası için “sürpriz değil” Demiralp, “Yavaş artık muhalefet için bir seçenek değil, cumhurbaşkanı adaylığı ihtimali de ortadan kalktı” şeklindeki yorumların da muhalif seçmen psikolojisi üzerinde yol açacağı etki nedeniyle dikkatle ele alınması gerektiği uyarısında bulundu.
“Şu aşamada Mansur Yavaş’ın istifasının, istifa edip CHP’den YENİ Parti’ye geçmemesinin bir sinyal değeri olduğunu düşünmüyorum. Muhalefet adına bir cumhurbaşkanı adayı ya da YENİ Parti’nin destekleyeceği bir cumhurbaşkanı adayı olmayacağı, bu yarıştan çoktan vazgeçmiş olduğu anlamına geldiğini düşünmüyorum” diyen Demiralp’e göre seçim sürecinde belirleyici olan yalnızca seçmenin iktidardan memnun olup olmaması değil, değişimin mümkün olduğuna ve bunu kimin gerçekleştirebileceğine inanması olduğunu vurguladı:
“Seçmenin şu soruya cevabını izlememiz lazım: Sandık siyasetin sonucunu gerçekten değiştirebilir mi? Değişim olabilir mi? Bu inancın zayıflaması, zaman zaman muhalefetten de duysak bile, siyasi sistemin çok kapalı olduğu inancının yeniden üretilmesi iktidara yarayan bir durum.”
“Karamsar seçmen sorunları en sert biçimde çözebileceğini düşündüğü seçeneklere yönelebiliyor”
Demiralp, muhalif seçmenin öfkeli olmasının tek başına siyasi mobilizasyon yaratmayacağını vurguladı:
“Öfke, etkililik duygusuyla birleşmezse patlar, parlar ama bunu çok uzun süre taşıyamazsınız. Sonucu olmayacak bir öfkeyi seçmen taşımak istemeyecektir.”
Bu nedenle seçim atmosferinde umut duygusunun önemine dikkat çeken Demiralp, demokratik seçeneklerin seçmene değişimin mümkün olduğunu gösterebilmesi gerektiğini söyledi. Karamsar seçmenin davranış modelindeki riske dikkat çekti:
“Vatandaşın siyasete olan inancının zayıflaması ve siyasetten duygusal olarak uzaklaşması, yalnızca sandığa gidip gitmemesini değil, oy tercihlerini de etkiliyor. Demokratlar açısından burada zor bir durum var: Olumsuz tabloyu anlatırken seçmene aynı zamanda umut vermek gerekiyor. Çünkü karamsarlık içinde seçmen, en hızlı sonucu alabileceğini ve sorunları en sert biçimde çözebileceğini düşündüğü seçeneklere yönelebiliyor. Dolayısıyla demokratların görevi, tehlikeleri ve kaybedilmekte olanları anlatırken, değişimin hâlâ mümkün olduğunu ve bunun demokratik yollarla gerçekleştirilebileceğini göstermek.”
“Seçim zamanlamasında ekonomi ve muhalefetin durumu belirleyici”
Demiralp, seçim zamanlamasında ekonominin önemli bir faktör olacağını belirterek, seçmenin kendisini ekonomik olarak daha rahat hissettiği bir dönemin tercih edilebileceğini söyledi:
“İktidar, vatandaşın ekonomik anlamda görece daha rahat hissettiği, likidite bolluğunun sağlanabildiği bir zamana seçimi denk getirmeye çalışacaktır. Burada makroekonomik anlamda ne kadar zengin olduğumuzdan çok, vatandaşın kendini eli bol hissetmesi, ‘işler iyi, para daha bol’ duygusunun oluşması önemli.”
Demiralp’e göre muhalefetin örgütsel durumu ve toplumsal mobilizasyon da zamanlamada önem taşıyor:
“İktidar, muhalefetin en birleşik, en inançlı olduğu zamanı tercih etmeyecektir. ‘Seçeneklerin kalmadığı, alternatiflerin kalmadığı, muhalefette seçim kazanabilecek aktör kalmadığı’ anlatısının güçlü olduğu bir zamanı yakalamaya çalışacaktır.”
Toplumsal mobilizasyon açısından ise kritik sorunun seçmenin öfkeli olup olmaması değil, değişim inancıyla harekete geçip geçememesi olduğunu belirtti:
“Seçmen değişim istiyor olabilir, öfkeli olabilir. İktidar açısından bu problem değil ama bir araya gelip bir değişimin inancıyla mobilize olabiliyor mu, olamıyor mu bunu izliyor olacaktır.”
“İktidarın hâlâ toslayacağı bir duvar var: Seçmen”
Edgar Şar ise seçim koşullarının değişebileceğini kabul etmek gerektiğini ancak bunun seçmenin etkisini ortadan kaldırmadığını vurguladı:
“Bir dahaki seçimler bizim beklediğimiz gibi bir seçim olmayacak, bambaşka bir şekilde bir seçim hazırlığı var şeklinde analizimizi yapmak zorundayız. Ama bu, ‘Artık yapacak bir şey kalmadı’ demek değil. Çünkü iktidarın elindeki bütün imkânlara rağmen hâlâ toslayacağı bir duvar var. O duvar halktır, seçmendir.”
Şar, seçmenin sandıkta vereceği tepkinin belirleyiciliğine dikkat çekerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Seçmenin bunu kabul etmeyerek hâlâ sandıkta, özellikle sandıkta vereceği bir tepki var. Günün sonunda o tepkiye karşı iktidarın da boynu kıldan ince. Bunu kendileri de biliyor.”
Kakışım: “Belirleyici olan seçim zamanı alacağı tutum”
Can Kakışım ise Yavaş’ın bugünkü konumunun, onun temkinli siyasi tarzıyla uyumlu olduğunu belirterek asıl belirleyici sorunun seçim zamanı geldiğinde adaylık konusunda nasıl bir tutum alacağı olduğunu söyledi:
“Mansur Yavaş’ın son noktaya gelindiğinde aday olmak yönünde bir irade gösterecek mi göstermeyecek mi? Ben bu konuda şu anda Mansur Yavaş’ın da çok net olduğunu düşünmüyorum. Muhtemelen o da bu süreçte nasıl bir siyasi konjonktür oluşacağını izlemeye gayret edecek.”
Kakışım’a göre Yavaş’ın adaylık konusunda nihai kararını seçim sürecinin son aşamasında vermesi, seçmenin beklentisi açısından da önem taşıyacak:
“Önemli olan son noktaya geldiğinde o adaylığı gösterecek feraseti ortaya koyabilmek. Sayın Mansur Yavaş’ın gerçekten kitleleri motive etmesinin ve siyasi etiğe uygun davranılmasının da anahtarı bu olacak.”








