18 Haziran’da “Özgür Özel yeni parti kurana dek bağımsız kalacağım, başka partiye gitmem söz konusu değil” dedi, CHP’den istifa etti.
23 Temmuz’da, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’la görüştü, kentsel dönüşüm konuştuklarını söyledi… “E, adam CHP’li olmayınca bir umut İzmir’e devlet desteği sağlayacak” diyen de oldu, AKP’ye geçecek diyen de…
24 Temmuz’da Özel, YENİ Parti’yi kurdu ama o ‘bağ’ımsızlığından vazgeçmedi.
Hâl böyle olunca AKP’ye geçeceği iddiaları ayyuka çıktı. Ben de dedikodulara pabuç bırakmam deyip, işin aslını bizzat kendisine sordum. Sordum ama kapı duvar!

Tarih 29 Temmuz’du. Sorulara da cevap vermedi.
Cevabı tam 70 gün sonra, 7 Ekim’de AKP’ye geçtiğinde, dolaylı yoldan almış oldum.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni, siyasi tarihi boyunca kazanamayan AKP, Cemil Tugay’ın kendi tabiriyle “ateşten gömlek” giymesiyle tereyağından kıl çeker gibi aldı.
At ve fillerle zaten köşeye sıkıştırılan veziri devirmek için, bir piyon hamlesi yetti…
Bu hamlenin CHP’ye verdiği başta psikolojik olmak üzere, siyasi ve ekonomik yıkım başlı başına tartışma konusu olmakla birlikte, bu yazının konusu o değil; bu yazının konusu Cemil Tugay özelinde vücut bulan yeni tip siyasetçi modeli…
Şüphesiz siyaset bilimcilerin her zeminde dillendirdiği gerçeklerin Cemil Tugay da farkında…
O da biliyor 31 Mart seçimlerinde CHP değil de AKP’den aday gösterilmiş olsa, o koltuğa oturmasının ihtimal dâhilinde bile olmadığını,
O da biliyor AKP’nin adayı Hamza Dağ’dan daha güçlü olduğu için değil, CHP’den aday olduğu için -üstelik oy kaybettirmesine rağmen- başkanlık koltuğuna oturabildiğini…
Kim bilir o bile bilmiyordur belki de…
İşin bu kısmı aday gösterildiği CHP ve şimdiki YENİ Parti’nin sorunu ve apayrı bir tartışma konusu… Ancak görünen o ki, cevabını da hesabını da vermek kolay olmayacak.
Bir başka tartışma konusu da demokratik bir seçim ortamında, halkın oylarıyla elde edilen kazanımın, sebebi her ne olursa olsun halka rağmen bir başka partiye armağan edilmesinin yol açtığı sancılı durum. Mesele kimin, hangi iradeyle, hangi siyasi partide yola devam edeceği meselesi değil, halkın verdiği yetkinin amacı dışında kullanılması, toplumsal iradenin hiçe sayılması… Cemil Tugay o iradeyi hiçe sayan ne ilk ne de sonuncu isim olmayacak elbette… Ona gelene dek CHP’de iki dönem milletvekilliği ve Grup Başkanvekilliği yapan Burcu Köksal’ın Afyon halkının, yine CHP’de iki dönem milletvekilliği ve Parti Meclisi üyeliği yapan Özlem Çerçioğlu’nun kendisini üç kez üst üste belediye başkanı seçen Aydın halkının iradesini hiçe sayması dikkate alındığında, Cemil Tugay son dönemde AKP’ye geçen 36 isimden yalnızca biri. Gelin görün ki Tugay’ın kendisinden çok sosyal demokrasinin kalesi olarak görülen İzmir söz konusu olduğundan, bu gidiş İzmir’in düşmesi anlamına geldi ve siyasi etkisi deprem niteliğinde oldu.
Evet, İzmir düştü! O düşüş AKP hesaplarından bir gün önce duyuruldu. Üstelik İzmir marşı eşliğinde, İzmir’in çöple kaplı dağlarında çiçekler açtıran bir video paylaşımıyla… Tugay’ın bu yüzden söylemediği muhakkak olsa da, o video Tugay için ateşten gömlek niteliğinde…
Öyle ya! O çöplerin sorumlusu da bizzat kendisi, AKP’ye geçip çiçek açtıracak olan da…
“Neden daha önce temizlemedin?” sorusuna CHP’deyken devlet imkânlarından mahrum olduğu cevabını verecek olsa, “Bunu bilerek aday oldun” diyecekler; devlet imkânlarının İzmirlilere sunulması ise iktidarın hizmette ayrımcılık yaptığı savını tescilleyecek…
Buna karşın gerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından törenle rozet takılırken, gerek Tarihi Şato’nun kapılarını AKP’nin öncü kadrolarına açarkenki hâl ve hareketlerine bakıldığında, Tugay hiç de ateşten gömlek giydiği izlenimi vermiyor.
Tam aksine tıpkı daha önce gönülden bağ kurduğu farklı siyasi figürlerle olduğu gibi, rahat, samimi ve aidiyet dolu tavırları öne çıkıyor; onlar gibi davranıyor, onlar gibi gülümsüyor hatta onlar gibi demeç veriyor…
Bu tutumun beden dilinde bir karşılığı var… Karşınızdaki kişinin hareketlerini, jest ve mimiklerini farkında olmadan taklit etmeye, beden dilinde “aynalama” etkisi deniliyor. Bu tutum bilinçaltının bir tezahürü olarak hepimizde var ve farkında olmadan öyle davrandığımızda, karşıdakine sözsüz olarak çok şey anlatıyoruz… Çünkü karşıdakini desteklediğinizde, ona güvendiğinizde, saygı duyduğunuzda veya onu etkilemek istediğinizde bilinçaltı otomatik olarak karşı tarafın hareketlerini kopyalamaya başlıyor.
Cemil Tugay’daki aynalama/kopyalama da böyle; siyasi figürler ile yan yana geldiğinde belirginleşiyor ve dikkat çekiyor… Öyle ki bu kopyalama Tunç Soyer’in İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı, kendisinin Karşıyaka Belediye Başkanı olduğu döneme dek dayanıyor… O dönem çekilen fotolarda, Tunç Soyer nasıl bir ruh hâli sergiliyorsa Cemil Tugay’ın da aynısını sergilediği dikkat çekiyor.

Gelelim 2020’ye… O dönemin yükselen yıldızı Ekrem İmamoğlu ve Cemil Tugay bu kez de İmamoğlu’nun yanında… Ekrem İmamoğlu’nun yüzünde hangi ifade varsa Tugay’ın yüzündeki ifade de aynı, hatta ellerinin duruşu bile aynı.

Yalnız onlar değil, Cemil Tugay siyaseten kendisini bir yere konumlandıran ve/veya beklenti içinde olduğu Kemal Kılıçdaroğlu ile yan yana geldiğinde Kılıçdaroğlu’nun davranışlarını birebir kopyalıyor, Özgür Özel ile yan yana geldiğinde ise Özel’in davranışlarını…


Bireyler karşıdaki kişiye duyduğu hayranlığı, verdiği desteği, duyduğu güven ve saygıyı jest ve mimiklerine paralel olarak söze de döküyor…
Cemil Tugay da öyle… Daha dün büyük bir hayranlıkla Ekrem İmamoğlu’na verdiği desteği, bugün Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a veriyor. Dün İmamoğlu “cesur yürek, büyük lider, devrimci”ydi, 7 Ekim’deki katılım törenindeki konuşmasından anlaşıldığı üzere bugün en büyük lider olarak Erdoğan’ı benimsiyor ve ona güveniyor…

Daha dün yönetim anlayışını kendi dünya görüşüyle bağdaşmadığı gerekçesiyle eleştirdiği AKP’ye geçeceği iddialarını “Sadece tek bir kişiye sorarak icraat yapan bir partide bunlar nasıl olabilir? Dünya görüşümüzle uyuşmaz” diyerek sert bir dille reddeden Tugay, bugün aynı AKP’nin “kimsesizlerin kimsesi” olduğunu söylüyor.
Oysa daha dün iddiaları reddediyordu. Önce reddetti, sonra suskunluğa gömüldü, sonunda da iddialar doğrulandı ve AKP’ye geçti. Yazının girişinde de belirttiğim gibi iddialar gündeme geldiğinde daha önce “Başka bir partiye gitmem asla söz konusu değil” demesi nedeniyle 29 Temmuz’da Cemil Tugay’a bir dizi soru yöneltmiştim.
Demiştim ki:
- Belediye başkanlığı görevinize bağımsız olarak devam edeceğinizi, siyasi belirsizliklerin İzmir’deki belediye hizmetlerine olumsuz yansımalarından uzak durmaya çalıştığınızı söylediniz ancak kamuoyunda ısrarla AKP’ye geçeceğiniz iddia ediliyor, hatta tarih de verilerek 14 Ağustos’ta kuruluş yıl dönümünde AKP’ye geçeceğiniz konuşuluyor. İddialar doğru mu, AKP’ye geçecek misiniz?
- Eğer cevabınız “Evet” ise, uzun zamandır AKP’ye geçmek için girişimde bulunduğunuz ancak talebinizin karşılık bulmadığı iddiası doğru mu?
- Eğer cevabınız “Evet” ise, neden AKP’ye geçmeye karar verdiniz, CHP’li belediyelere dönük operasyonların verdiğiniz kararda etkisi var mı?
- Eğer cevabınız “Evet” ise, sosyal demokrasinin kalesi olarak görülen bir kentte, sizi belediye başkanlığı makamına seçenler için yapacağınız tercih irade gaspı olarak nitelenebilir mi?
- Eğer cevabınız “Hayır” ise, daha önce verdiğiniz yeni kurulacak partiye geçme kararından sizi caydıran ne oldu? Çünkü CHP’den “mutlak butlan” sürecini gerekçe göstererek istifa ettiğinizde, 18 Haziran’da Özgür Özel grubuyla hareket edeceğinizi ve parti kurulması hâlinde geçeceğinizi söylemiştiniz.
- İnişli çıkışlı bir siyasi tutum sergilediğiniz yönündeki eleştirilere katılıyor musunuz?
- Türkiye’de simgesel olarak sosyal demokrasinin kalesi olarak görülen İzmir seçmenine ne söylemek istersiniz?
Aldığım cevap “Başkan bu sorulara cevap vermeyecek” oldu. Vermedi de…
Sükûtun ikrardan geldiği, o AKP’ye geçtikten sonra anlaşıldı.
Meğer Cemil Tugay soruları göndermemden 6 gün önce, yani 23 Temmuz’da, zaten AKP’ye geçişin ilk adımını atmış… Yani Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’la yaptığı görüşmenin gündemi, kentsel dönüşümden ziyade, (AKP’ye geçtikten sonra aktardığı üzere) kendi dönüşümü ile ilgiliymiş. Aslında perşembenin gelişi çarşambadan belliymiş.
Nitekim AKP, kuruluşundan bu yana İzmirli seçmenin desteğini alamamış olsa da Cemil Tugay, CHP’ye verilen oyları ve seçmenin iradesini hiçe sayarak, bu desteği tek kalemde AKP’ye aktardı… Özne İzmir olunca, kimse “Tıpkı Özlem Çerçioğlu, tıpkı Burcu Köksal gibi, o da CHP’den AKP’ye geçen 36 belediye başkanından biri” diyemedi, tepkinin boyutu da ona göre şekillendi.
Böylelikle AKP sosyal demokrasinin kalesi, laikliğin simgesi olarak kabul edilen İzmir’de, kaleyi içten fethetti; Büyükşehir Belediye Başkanlığı AKP’ye altın tepside sunulmuş oldu. Yine böylelikle psikolojik bir eşik aşıldı ve yalnız İzmir’den değil muhalif seçmenden de rövanş alındı…
Yeni dönem siyasetinde Cemil Tugay modellemesi
Cemil Tugay örneğinden hareketle son dönemin popüler siyasetçi tiplemesinin ortak özelliğinin pragmatist yaklaşımlarla günü kurtarmak olduğunu söylemek pekâlâ mümkün. Ortada ne AKP’nin ilk yıllarında olduğu gibi uğruna baş koyacak bir dava var ne de ideolojik bir ortak payda… Cemil Tugay örneğinden devam edecek olursak o pragmatist tutum, ikbal uğruna dün Tunç Soyer’e, Kemal Kılıçdaroğlu’na, Ekrem İmamoğlu’na, Özgür Özel’e bel bağlamıştı, bugün Tayyip Erdoğan’a hatta Murat Kurum’a bel bağladı…
Örnek mi? Dün CHP’den, mutlak butlan yönetimini ve yönetimin aldığı kararları gerekçe göstererek ayrılan da; yoluna bağımsız olarak devam edeceğini, Özgür Özel’in yeni bir parti kurması hâlinde bu oluşuma katılacağını söyleyen de o, “Özgür Özel ve arkadaşlarının kuracağı parti dışında başka bir partiye gitmem asla söz konusu değil” diyen de…
Önceki sözlerinin tedavülde ne kadar kaldığına bakarak, bugün “Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a dizdiği methiyelere ömür biçmek mümkün mü?” sorusu bir yana, Cemil Tugay’ın tedavüldeki sözleri yürürlükten kalkana dek AKP’li olduğu, su götürmez bir gerçek…
Özgür Özel, dilediği kadar Cemil Tugay’ın İzmirlilerin iradesine ihanet ettiğini, partisi ile İzmir arasına kimsenin giremeyeceğini ve ilk seçimde kentte 31’de 31 yaparak rekor kıracaklarını söyleyedursun; İzmir Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla şantiyeye çevrilecek…
Hem fiziken hem de psikolojik olarak şantiyeye dönecek İzmir…














