Ruşen Çakır yorumladı: Türk solundan geriye ne kaldı?

Gazeteci Ruşen Çakır, Kızıldere olayının yıldönümünde Türk solunun geçmişini ve bugününü değerlendirdiği yayınında sol içindeki dağınıklık ve örgütsel sorunlara dikkat çekti. Ruşen Çakır bu videoda, Türkiye’deki sol hareketin tarihsel birikimi ile güncel etkisizliği arasındaki makası analiz ediyor. İşte “Türk solundan geriye ne kaldı?” sorusuna Ruşen Çakır’ın cevabı…

1. Tarihsel miras vs. güncel durum

Çakır, Türk solunun 60’lı ve 70’li yıllardaki kitleselliğinden ve toplumsal heyecanından bugün çok uzak olduğunu vurguluyor. Eskiden solu besleyen “sınıf temelli” siyasetin ve “dünyayı değiştirme” iddiasının yerini, bugün daha çok savunmacı bir pozisyonun aldığını belirtiyor.

2. “Sol” kavramının daralması

Videoda öne çıkan en önemli tespitlerden biri, solun artık geniş kitlelere ulaşan bir projeden ziyade, belli bir “kültürel kimliğe” sıkışmış olması:

  • Solun artık işçi sınıfı veya kırsal kesimden ziyade, şehirli orta sınıf ve belli entelektüel çevrelerle sınırlı kaldığına dikkat çekiyor.
  • Sekülerizm (laiklik) hassasiyetinin, sosyal adaletin ve ekonomik paylaşımın önüne geçtiğini savunuyor.

3. Kürt hareketi ile ilişki

Çakır, Türk solunun bugün yaşadığı en büyük açmazlardan birinin Kürt siyasi hareketiyle kurduğu (veya kuramadığı) ilişki olduğunu söylüyor. Solun bir kanadının tamamen bu hareketin yörüngesine girdiğini, diğer kanadının ise “ulusalcı” bir reflekse bürünerek evrensel sol değerlerden uzaklaştığını analiz ediyor.

4. CHP ve solun temsili

Videonun kritik noktalarından biri de CHP’nin konumlanışı. Çakır’a göre CHP, Türkiye’de “sol” olarak kodlansa da, partinin gerçek anlamda bir sol program uygulamaktan ziyade, iktidar karşıtlığı üzerinden bir “şemsiye” görevi gördüğünü; bunun da gerçek sol partilerin (TİP, Sol Parti vb.) alanını daralttığını belirtiyor.

5. “Geriye ne kaldı?” sorusunun yanıtı

Ruşen Çakır’a göre geriye kalan; güçlü bir yapı veya iktidar alternatifi değil, daha çok bir “vicdan” ve “itiraz” geleneği. Ancak bu geleneğin, günümüz Türkiyesi’nin muhafazakar ve milliyetçi baskın siyasi ikliminde yeni bir dil kurmakta zorlandığının altını çiziyor.

Sonuç: Ruşen Çakır, Türk solunun entelektüel olarak hala bir “referans noktası” olduğunu ancak siyaseten “felç” durumunda olduğunu, özeleştiri yapmadan ve toplumun geniş kesimlerine dokunacak yeni bir ekonomi-politik dil kurmadan bu durumdan çıkışın zor olduğunu ifade ediyor.


Gazeteci Ruşen Çakır, 30 Mart 1972’de yaşanan Kızıldere olayının yıldönümünde Türk solunun geçmişini ve bugünkü durumunu değerlendirdi. Çakır, Kızıldere’nin yalnızca tarihsel bir kırılma değil, aynı zamanda sol hareketin kolektif hafızasında güçlü bir sembol olduğunu vurguladı.

Çakır, Mahir Çayan ve arkadaşlarının, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamını engellemek amacıyla başlattıkları eylemin Türkiye siyasi tarihine damga vurduğunu belirtti. Olayda hayatını kaybeden 10 devrimcinin isimlerinin yıllardır anıldığını hatırlatan Çakır, Kızıldere’nin özellikle 1970’ler ve 12 Eylül sonrası dönemde solun kimliğini şekillendiren başlıca referanslardan biri haline geldiğini ifade etti.

Türk solundan geriye
Türk solundan geriye ne kaldı?

“Türk solu Kürt hareketinin gölgesinde kaldı”

Ruşen Çakır’a göre, 12 Eylül darbesi sonrasında Türk solunun yaşadığı gerilemede birden fazla faktör etkili oldu. Bunların başında, Kürt siyasi hareketinin yükselişi geliyor. Çakır, Abdullah Öcalan’ın da Türk solundan etkilendiğini ifade ettiğini hatırlatarak, buna rağmen Türk solunun zamanla bu hareketin gerisinde kaldığını söyledi.

Sol içindeki dağınıklık ve örgütsel sorunlara dikkat çeken Çakır, şu örnekleri verdi:

  • Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin umut veren başlangıcına rağmen zamanla eriyerek Sol Parti’ye dönüşmesi,
  • Türkiye İşçi Partisi gibi parlamentoda temsil edilen yapılar olsa da solun ortak bir zemin kuramaması,
  • Sürekli yaşanan iç bölünmeler ve küçük fraksiyonlara ayrılma eğilimi.

Çakır, en kritik sorunun ise sol içindeki “birisi farklı bir şey yaptığında onu aşağı çekme” refleksi olduğunu belirterek bunun yenilenmenin önündeki en büyük engellerden biri olduğunu söyledi.

“Bağımsız bir hat kurulamıyor”

Çakır, günümüz Türkiye siyasetinde iki ana eksen olarak Kürt hareketi ve Cumhuriyet Halk Partisi’ni işaret etti. Türk solunun bu iki yapıdan bağımsız bir siyasi hat oluşturamadığını vurgulayan Çakır, solun giderek bu aktörlerin çevresinde konumlanan “yardımcı” bir role sıkıştığını dile getirdi.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından dünya genelinde sol hareketlerin zayıfladığını belirten Çakır, buna rağmen bazı ülkelerde solun hâlâ güçlü ve etkili olabildiğini hatırlattı. Bu durumun, “solun tamamen bittiği” tezini geçersiz kıldığını ancak Türkiye’de solun kendini yenileme kapasitesini büyük ölçüde kaybettiğini gösterdiğini söyledi.

Çakır, mevcut tabloya dair karamsar bir değerlendirme yaparak kısa vadede bu kısır döngünün aşılacağına dair güçlü işaretler görmediğini ifade etti. Buna rağmen bireysel düzeyde sol bir duruşu korumanın dahi önemli olduğunu vurguladı.


Deşifre: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve tabii ki iyi sabahlar. Bugün ithafı başa alıyorum. Çünkü bugün 30 Mart Kızıldere’nin yıl dönümü. 30 Mart 1972’de 10 genç devrimci orada NATO üssünde çalışan üç teknisyeni kaçırmışlardı Deniz Gezmişlerin idamlarını engelleyebilmek için ve bir çatışma sonucu içlerinden 10’u öldü, bir tek Ertuğrul Kürkçü sağ çıktı. Ve bu tarih 30 Mart 1972 Türkiye’nin Cumhuriyet tarihinin önemli anlarından birisi oldu. Ama en önemlisi de Türkiye’de sol hareketin, sosyalist hareketin büyük, önemli anlarından birisi; tıpkı 6 Mayıs’ta Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının asılması olayında olduğu gibi. Evet görüyorsunuz, “Şakiler ölü ele geçtiler” diye vermiş Hürriyet gazetesi. Ve o günden bugüne özellikle 70’li yıllarda 12 Eylül’e kadar ve 12 Eylül’ün ilk yıllarında 30 Mart hep anıldı, anılmaya da devam ediyor ve o slogan Mahir Çayan’ın adının geçtiği Ulaş Bardakçı’yla beraber – ki Ulaş Bardakçı başka bir yerde öldürülmüştü, İstanbul’da öldürülmüştü – tarihte çok önemli bir yer tutuyor.

Benim açımdan da Kızıldere hep kendimi bildim bileli önemlidir. Kızıldere yaşandığında 10 yaşındaydım. Tam olarak ne olduğunu anlamak tam mümkün olmamıştı. Deniz Gezmişlerin idamını daha iyi anlamıştık o yaşta ama sonra ortaokula gidince ve belli bir siyasallaşmayla birlikte ilk tanıştığımız gerçeklerden birisi buydu, Kızıldere gerçeğiydi ve Mahir Çayan ve arkadaşlarının dünyaya bakışıydı. Aradan geçen 72’den bu yana 54 yıl olmasına rağmen hâlâ bu olay konuşuluyorsa, hâlâ Mahir Çayan’ın adı anılıyorsa, hâlâ bazı aileler çocuklarına Mahir’in ya da Ulaş’ın adını veriyorsa bu gerçekten önemli bir tarih olduğunu bize gösteriyor. Kimler orada öldü? Mahir Çayan, Hüdai Arıkan, Cihan Alptekin ki Cihan Alptekin benim gibi bir Lazdır, Nihat Yılmaz, Ertan Saruhan, Ahmet Atasoy, Sinan Kazım Özüdoğru, Sabahattin Kurt, Ömer Ayna, Saffet Alp öldüler. Bir tek Ertuğrul Kürkçü sağ olarak yakalandı. Yıllarca hapis yattı biliyorsunuz. Bütün hepsini saygıyla anıyorum.

Ve bugün buradan da hareketle ‘‘Türk solundan ne kaldı?’’ sorusuna kendimce cevap vermek istiyorum. Ben bu konuya çok fazla giren birisi değilim. Sol hareketten gelmeme ve kendimi hâlâ solda görmeme rağmen genellikle işte ülkücü hareket, İslami hareket, Kürt hareketi gibi konular üzerine bir gazeteci olarak çalışmayı tercih ediyorum. Onlar üzerinde konuşmayı tercih ediyorum. Sol üzerine çok az yazdım, çizdim ama 30 Mart’ın yıl dönümünde biraz bir şeylerden konuşmak iyi olur diye düşündüm. Yakında yaşanan bir acayip tartışma oldu biliyorsunuz, Ertuğrul Kürkçü ve Oğuzhan Müftüoğlu tartışması. Hiçbir şekilde beni ilgilendirmedi. Sadece tartışmanın olduğunu biliyorum ve hâlâ artık 80 yaşına gelmiş kişilerin o tarihteki birtakım detaylar üzerinden polemik yapıyor olmaları bile Türkiye’de solun çok parlak bir durumda olmadığını gösteriyor. Buna karşılık çok önemli bir şey var. Türkiye’de sol 80’li yıllardan itibaren, özellikle 12 Eylül’de yediği büyük darbenin ardından itibaren Kürt hareketinin gölgesinde kaldı.

Ben bunu yıllar öncesinde ‘‘yoktan var olan Kürt hareketi ve vardan yok oluşa doğru giden Türk solu’’ diye formüle etmeye çalışmıştım. Ve şunu da biliyoruz ki, Abdullah Öcalan bunu sık sık söylüyor, ilham kaynağı aslında Türk solu, Türkiye’deki devrimci hareket, ondan esinlendiğini söylüyor ve oradan hareketle içinde bazı Türklerin de olduğu – ki hâlâ varlar, mesela Duran Kalkan – bu hareket bir şekilde güçlendi ama Türkiye’de sosyalist hareket her geçen gün iyice azaldı. Bir ara ÖDP çıkışı oldu. Onunla bir şeyler değişecekmiş gibi oldu ama sürmedi. ÖDP zamanla eridi ve zaten adı da değişti, artık Sol Parti adını taşıyor. Solda yasal alanda çok sayıda parti var. Bunlardan en dikkat çekeni Türkiye İşçi Partisi tabii ki. Milletvekili de çıkarttı, dört milletvekili, birisi gasbedildi biliyorsunuz Can Atalay’ın milletvekilliği. Onun dışında irili ufaklı çok sol parti var ve bunlar bir araya gelmekte bile zorlanıyorlar. Birbirlerini sol olarak görmeyen de çok var. Bir de tabii ki şunu özellikle vurgulamak lazım. Kürt hareketiyle irtibatlı birtakım sol partiler, gruplar var ve onların kontenjanından milletvekili seçilen bazı sosyalist isimler var. Ve şu haliyle baktığımız zaman Türkiye’de sosyalist hareket, sol sosyalist hareket bir güç olarak kendini gösteremiyor.

Bunun tek nedeni 12 Eylül’de yenilmiş olan o büyük darbe olamaz. Onu hep beraber yaşadık. Çok büyük bir darbe oldu. Ama darbenin ardından yine belli bir dinamizm yakalanır gibi olmuştu. 80’li yılların ortalarına doğru hatta 90’ların başlarına kadar yakalanır olmuştu. Ondan sonra adım adım bir erime yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Bunun birçok nedeni var. Birincisi tabii ki darbe ama değişen koşullara ayak uydurmadaki zorluk, bir araya gelememek; bir araya gelememek olduğu kadar da sürekli bölünmek, sürekli kendi içerisinden yeni grupların, her grubun kendi içerisinde yeni gruplar çıkması ve bunların özellikle daha böyle yasa dışı gibi olan yapıların içerisine çok ciddi bir şekilde sızmaların olması ve bunların da tetiklediği birtakım yanlış işler, bölünmeler vesaire ve böyle gelen bir olay. Ve tabii ki bu arada dünya ve Türkiye çok değişiyor ve bunlara cevap vermekte çok ciddi şekilde zorlanıyor Türkiye’de sol, Türk solu diyelim Kürt hareketinden ayırmak için, çok ciddi bir şekilde zorlanıyor.

Aslında bu tüm dünyada solun yaşadığı bir sorun. Özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla beraber daha da alenileşen bir olay. Ama yine de dünyanın değişik yerlerinde sol hareketlerin belli bir güce sahip olabildiklerini, gündem belirleyebildiklerini görüyoruz. En son her ne kadar daha merkezde yer alsa da İspanya’daki sosyalistlerin, iktidardaki sosyalistlerin gerek Gazze gerek İran savaşı konusunda yapabildikleri çok önemli mesela. Dünyada herkesin dikkatini çeken çıkışlar yapabiliyorlar. Yani şunu söylemeye çalışıyorum. Olay “sağ sol bitti, solculuk bitti de ondan oluyor” değil. Sol bitmiyor, bitmeyecek ama kendisini yenilemesi gerekiyor ve bu anlamda Türkiye’de sol bunu yapabilme gücünü büyük ölçüde kaybetmiş durumda. Bunu yapabilecek yeni figürler, yeni politik isimler çıkartmakta çok zorlanıyor ve tabii ki en önemli husus tekrar olacak ama sola en büyük kötülük yine kendinden geliyor. Birisi biraz farklı bir şey yapmaya başladığı zaman hemen başkaları tarafından alaşağı edilmeye çalışılıyor. Böyle bir kısır döngü içerisinde gidiyoruz.

Bütün bunlar tabii ki insanı, yani kendini solda gören insanları rahatsız ediyor, karamsarlığa sevk ediyor. Ama şunu özellikle vurgulamak lazım: Günümüz Türkiye’sinde ve günümüz dünyasında sol duruşu bireysel olarak dahi olsa muhafaza edebilmek bile çok değerli. Örgütlü olabilmek tabii ki önemli ama bunun Türkiye’de güçlü bir örgütlülük olabileceğine dair ben açıkçası şu aşamada pek bir işaret göremiyorum. Son döneme bakalım mesela Türkiye’de, iki tane temel aktör var. Birisi Kürt hareketi, Öcalan’ın liderliğindeki, diğeri CHP. İkisinin de ayrı kendi gündemleri var. Ve bu gündemlerin tabii hepimizi ilgilendiren boyutları var. Ama Türkiye’de gerek Kürt hareketiyle gerek CHP ile mesafesini koruyarak onların mücadelelerine de katkı verecek ama onlardan kendisine de birtakım katkılar alabilecek bir sol mecra yok. Sol bir atmosfer yok. Dolayısıyla ne oluyor? Birtakım gruplar CHP mitinglerine katılıyor. Birtakım gruplar Kürt hareketiyle kendini ilişkilendiriyor ve böylece varlığını sürdürmeye çalışıyor. Halbuki güçlü, bağımsız bir sol hareketin olması hem CHP’ye hem de Kürt hareketine daha yararlı olacak. Fakat şu haliyle sol kendisi kendi başına bir aktör olamadığı için başka aktörlerin çeperinde yer alan bir yapıya dönüşmüş durumda. Umarım bu kısır döngü aşılır ama şu an itibariyle bu konuda çok fazla bir işaret gördüğümü açıkçası söyleyemem. Evet, tekrar Kızıldere’de hayatını kaybeden 10 gence – ki yaşasalardı en az 80 yaşında olacaklardı bugün – saygılarımı, sevgilerimi iletiyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.