Terörle nasıl mücadele edilir? Konuk: Murat Yetkin

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

[soundcloud url=”https://api.soundcloud.com/tracks/297545760″ params=”color=ff5500&auto_play=false&hide_related=false&show_comments=true&show_user=true&show_reposts=false” width=”100%” height=”166″ iframe=”true” /]

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. Cumartesi akşamı yaşanan terör saldırısı Türkiye’de yeni bir şok yaşattı. Ve bu şoku tam atlatabilmiş değiliz, kolay kolay da atlatılabilecek gibi gözükmüyor maalesef. Bu konuyu konuşacağız. Ve bu konuyu Hürriyet gazetesi yazarı ve Hürriyet Daily News gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Yetkin’le bugünkü yazısından hareketle kendisiyle telefonla konuşacağız. Murat merhaba.

Merhaba Ruşen.

Yazının başlığını, “Terörle böyle mücadele edilmez” diye, çok net bir eleştiriyle koymuşsun. Biz bu yayınını “Terörle nasıl mücadele edilir?” diye koyduk. Dolayısıyla sana önce yapılan hatalardan ziyade, öncelikle yıllardır yaşanan –sen de bunu, ikimiz de yıllardır gazeteci olarak takip ediyoruz bütün bu süreçleri– inişli çıkışlı süreçler. Şu geldiğimiz noktada gerçekten bir model var mı? Terörle mücadele modeli gerçekten var mı, görebiliyor musun?

Ruşen, öncelikle bu saldırıya iki kelime değinmek istiyorum. Gerçekten kanımızı donduran bir saldırı daha. Ben Beşiktaşlıyım ve maçlara da gidebildiğim kadar gidiyorum. Ben de olabilirdim orada. Hani o gün programım başkaydı, gidemedim. Ama ben de olabilirdim. Her gün herkesin gelip geçtiği bir yer. Bu gerçekten canice bir planla yapılmış. Ve o ikinci intihar eylemcisi oraya en fazla canı almak için gönderilmiş. Plan orada ilk patlama olduktan sonra yardıma koşan insanların arasına girip bir patlama daha yapmak. Ve çok daha fazla can almak. Polisler fark ediyor, “dur” diyorlar, orada kendini patlatıyor. Ve etrafındaki 4 polis şehit oluyor, bir sivil aynı şekilde katlediliyor. Yani bir kere burada bir tereddüt olmaması lazım. Benim burada “Terörle böyle mücadele edilmez” deyişim iğneyi kendimize batıralım anlamında biraz. Yoksa çuvaldızın batırılacağı yer belli. Artık halkın canına kasteden bu terörizmin kesinlikle son bulması lazım. Bu katlanılabilir bir şey değil. Çünkü her bir terör saldırısı daha fazla güvenlik önlemi demek. Daha fazla güvenlik önlemi neredeyse siyasi atmosferi Polis Devleti’ne doğru yaklaştıran bir duruma artık gelmeye başladı. Kişi hak ve özgürlükleri ister istemez kısıtlanıyor. Yani şu ortama bir bakın. Dolayısıyla bu terör eylemlerinin mutlaka son bulması lazım. Benim terörle böyle mücadele edilmez deyişim, 40 yıldır hepimiz bıktık aynı lafları duymaktan. Yok beli kırılacak, işte efendim kökü kazındı, kazınacak, kanı yerde kalmayacak… Bunları diye diye her gün daha fazla şehit, daha fazla kayıp yaşıyoruz. Tabii yaralananlar, ömrü boyunca bunu çekmek zorunda kalan vatandaşlarımız da cabası. Bunun artık bir strateji çerçevesinde gitmesi lazım. Beni bu yazıyı yazmaya sevk eden İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu’nun “Önceliğimiz intikam” demesi oldu. Bir strateji olmadığını daha net nasıl anlatabilir bir devlet yetkilisi? Bana kalırsa 2012-2015 arası, 2015 seçimlerine kadar olan bu diyalog süreci bir stratejinin olduğu bir süreçti. Burada bir plan vardı. Katılın katılmayın, beğenin beğenmeyin ama bir plan vardı. Yani vatandaşlar da önünü görmeye çalışıyordu en azından, “Şöyle olacak işte, bu sonuçlandığı zaman şuraya doğru gidecek.” PKK bunu inanılmaz bir şekilde istismar etti. Tuttu bu çatışmasızlık sürecini bütün şehirleri, kasabaları, her şeyi bir cephane deposuna dönüştürmek için kullandı. Ve maalesef bunda –kabul edelim etmeyelim, madem gerçekleri, kitabın ortasından konuşmaya başladık– burada belediyeleri de istismar etti, kullandı. Ve sonucunu da işte hep beraber görüyoruz, nasıl bir yıkımın içine girdik. Türkiye dünyada şu anda en fazla terör eylemine maruz kalan ülkeler arasında. Suriye’deki, Irak’taki savaş ortamını bir yana bırakırsak gerçekten çok üzüntü verici, utanç verici bir durumla karşı karşıyayız.

Murat, bir ara ver. Şöyle bir soru sormak istiyorum: Benim de büyük ölçüde katıldığım bir değerlendirme var. O da Türkiye’de yaşanan bütün bu şiddetin, çatışmaların, terör eylemlerinin eninde sonunda Suriye’yle çok doğrudan bağlantılı olduğu. Suriye’de yapılamayan savaşın Türkiye’ye taşındığı. Ki bunun çok büyük bir IŞİD boyutu var, ama IŞİD boyutunu bir kenara bırakalım şimdi, PKK boyutuna bakalım. Sen de katılır mısın buna? Ve dolayısıyla Suriye’de bir çözüm olma ihtimali olmadan Türkiye’de güvenlikli bir hayat sürme –herkes için, vatandaşlar için– pek mümkün gözükmüyor yorumuna iştirak eder misin?

Tam olarak değil. Kısmen iştirak ederim, ama tam olarak değil. Şu yönüne iştirak ederim: Evet Türkiye’de şu an olan biten her şey Türkiye’nin Suriye’deki iç savaşa çok fazla dahil olması sonucu artmıştır. Ama ben Türkiye’deki bu meselenin, Türkiye’deki terörizm meselesinin, Türkiye’de Kürt sorunundan kaynaklanan terörizm meselesinin, daha açık konuşursak PKK meselesinin, sadece Suriye’deki işler düzelirse düzeleceğine falan inanmıyorum. Türkiye gibi bir ülke, bu kadar tarihe, bu kadar tecrübeye sahip bir ülke ve devlet. Sadece bir komşu ülkede olan bir kargaşanın akıbetine göre kendi akıbetini belirleyemez. Bu son derece yanlış. Orada izlenen yanlış politikaların buraya azdırıcı etkisi –öyle diyelim– olmuştur. Ama Suriye düzelirse Türkiye’de iş biter, sorunlar biter, ben buna katılmıyorum. Türkiye’nin kendi demokrasisini de güçlendirecek bir şekilde bu terör meselesine kendisinin çözüm bulması lazım.

Burada dönüp dolaşıp herhalde aynı meseleye geliyoruz. Malum, Kürt sorunuyla PKK sorununu birbirinden ayırmak, ayırmamak, birlikte ele almak ya da ayrı ayrı ele almak, hatta Cumhurbaşkanı uzun zamandır zaten Türkiye’de Kürt sorununun kalmadığını da iddia etmişti. Son günlerde pek söylemiyor ama bir ara çok ciddi bir şekilde, vurgulu bir şekilde bunu söylemişti. Şimdi bu yapılan, yapılmak istenen çıkışlar sanki tamamen yine aynı şekilde gelişiyor. Bunu tamamen Kürt sorunundan bağımsız bir şekilde ele alma ve tamamen askeri yöntemle yapmaya çalışma gibi gözüküyor. Tekrar ikisini birlikte ele alma şansını Türkiye kaçırdı mı sence?

Valla bu tür, tarih perspektifinde baktığımızda hiçbir şey için hiçbir zaman çok geç değildir. Yani zararın neresinden dönülse kârdır. En büyük felaketlere de böyle bir umut perspektifiyle bakmak lazım. Çünkü elimizdeki her şeyi kaybederiz umudu da kaybettiğimiz zaman; yani bunun düzelme ihtimali vardır, imkânı vardır. Yani biraz serinkanlı, biraz heyecana kapılmadan, tabii bu da çok zor. Bu kadar katliam karşısında heyecana kapılmamak da çok zor. Ama işte liderlik burada toplumun heyecanının peşinden sürüklenmek ya da onun peşine takılmaktansa onu olumlu yönde, geleceğe doğru yönlendirmekten geçiyor. Tabii şimdi bu söylemlerin, yani “Kürt sorunu yoktur” söylemlerinin ya da “belini kıracağız, kökünü kazıyacağız” gibi kırk yıldır söylenen ve ne işe yaradığı ortada olan bu söylemlerin şey boyutunu, yani bu Anayasa değişikliği, başkanlık sistemine geçiş, dolayısıyla MHP’yle iyi geçinme ya da MHP tabanının gönlünü çelme boyutunun olmadığını ben söyleyemiyorum. Bunun da bir payı olduğunu düşünüyorum.

Peki saldırganların, teröristlerin bunu yapmasının, Cumartesi akşamı yapmasının bu siyasi gelişmelerle bir ilişkisi olabilir mi? Malum, zamanlama manidar lafı son dönemde Türkiye’de çok kullanılan bir şey. Cuma günü Meclis’e teklif getirildi, Cumartesi akşamı bomba patladı. Bunlar tamamen… Sen tabii istihbarat konularını da çok iyi bilen birisin.

Ruşen, böyle günübirlik, dün oldu hemen bu akşam yapalım gibi değil. Bu tür eylemler –sen de biliyorsun, benden iyi biliyorsun, çok araştırdın zamanında– yarım saat içinde “hadi yapalım” şeyleri değil. Uzun sürer.

Ama tabii o süreçlere doğrudan etkisi oluyor. Zamanı özel olarak seçmeseler bile…

Aynen öyle. Ama doğrudan, bir gün önce şu oldu, bir gün sonra da bu oldu… Mesela Allah korusun bir tanesi tabancayı eline alsa gitse bir şey yapsa onu şey yaparız. Ama bu belli ki çok uzun süredir planlanmış. Aracı almışlar, içine 400 kiloya yakın patlayıcı yerleştirmişler. Bütün bunlar ne zaman oluyor bir de biliyor musun? Daha o gün erken saatlerde İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü açıklamış ki, 40 bin polisin katılımıyla İstanbul’da Huzur Operasyonu yapılmış. Yapılmış hali bu.

Sen orada yazında istihbarat meselesine yine değinmişsin. Sen istihbarat konusuna yıllardan beri biliyorum, çok özel bir hobi gibi ilgin de var, istihbarat tarihi vs. bu konulara. Şimdi o meşhur zaaf meselesi, istihbarat zaafı var mı yok mu? Zafiyet meselesi…

Zaafı yokmuş ki işte var, istihbarat verilmiş. İstihbarat zaafı yok burada, uygulama zaafı var. Yani İçişleri Bakanı’nın kendisi de söylüyor, elinde istihbarat varmış Emniyet’in. Ne kadar zamandır İstanbul’da PKK’nın çok önemli, acımasız bir eylem daha yapacağına dair istihbaratları varmış. İstihbaratta bir eksiklik yok ki. İstihbarat “bu yapılacak” diye almış, vermiş.

Burada son olarak şunu sormak istiyorum Murat. Türkiye’de bir süredir yaşanan saldırıların ardından…, öyle saldırılar oluyor ki, kimin yapmış olabileceğini…, eskiden biliyorsun bazı eylemler, terör eylemlerinin saldırı türleri markalaşmıştı. Görür görmez “şu yapmıştır” derdik. Ve büyük bir ihtimalle de isabet kaydederdik. Şimdi bu tür saldırılar her ne kadar Çevik Kuvvet’e yönelik olması nedeniyle PKK, TAK adı altında PKK’nın daha önce yapmış olması nedeniyle akla ilk bu geliyor ama, mesela araba kullanma, arabayla intihar eylemi falan, bunlar IŞİD gibi yapılardan apartma eylemler. Çok acayip bir durum değil mi? Mesela bir yığın saldırıda, Beyoğlu saldırısı, Sultanahmet saldırısı, Ankara saldırıları, hatta Cumartesi günkü olayın arkasından IŞİD çıkmış olsaydı da çok şaşırmayabilecektik. Yani ilk akla gelen tabii ki PKK ama. Bu işi çok daha acayipleştirmiyor mu, çok daha zorlaştırmıyor mu?

Kendi adıma konuşayım, bu eylemin yapıldığını duyar duymaz ben bunun bir PKK eylemi olduğunu tahmin ettim. Öyle de çıktı, üstlendiler. Ne kadar iyi tahmin etmişim diye söylemiyorum bunu. Şu yüzden söylüyorum: O şeyin bir yerde meşrulaştırılması gibi görüyorum. Efendim PKK sadece polise saldırarak iyi bir şey mi yapar yani? Bu mantığı da artık bir değiştirmek lazım. Sokağın ortasında, Beşiktaş’ta, tam maçın dağılması…

Aslında Ankara Güvenpark’taki de böyleydi biliyorsun, Laleli de böyleydi.

Kabul edemiyorum ben bunu. Senin için söylemiyorum. Bunu kabul edemiyorum. Hangisi o zaman kabul edilebilir bir PKK eylemi, IŞİD eylemi, her neyse olacak? Terörizme bu açıdan bir mantık aranmasına, arkasına herhangi bir şu yüzden, bu yüzden… Tamam kendilerince bir mantıkları vardır herhalde, ama onu biz kabul etmek zorunda değiliz ki. Biraz huzur içerisinde yaşamak istiyoruz. Bu kadar basit bir şey. Uygar bir ülkede, demokratik bir ülkede huzur içinde yaşamak istiyoruz. Hiç kimse hiçbir işini yapamaz halde. Bir yerde bir şey patlayınca herkes bir yakınını arıyor, “Ne oldu, sağ mısın, salim misin?” diye. Bu gerçekten artık son bulması gereken bir durum. Demokrasi içinde yapmamız lazım bunu. Meşhur bir laf vardır: “Daha fazla güvenlik sizi güvenli kılmaz”. Biz daha fazla güvenlikle güvenli olmaya çalışıyoruz, olamıyoruz ama, maalesef.

Sonuç olarak bunlar polisi hedeflediği iddiasıyla hareket eden ama aslında tüm toplumu hedef alan saldırılar olunca, tüm toplum da bunun üzerine demokrasi, temel hak ve özgürlükler gibi hususlarla mücadeleyi birlikte yürütme önermelerine çok da fazla itibar etmiyor. Ve doğrudan kendilerini tehdit altında hissettikleri için güvenlik devletine daha fazla yatkın oluyorlar. Bu çok net bir şekilde, dün ben mesela bizim Galatasaray maçında gördüm. Çok açık bir şekilde bunun işaretlerini her türlü kendi halinde insanda görüyoruz. Artık yaratılmak istenen herhalde şöyle bir şey, bilmiyorum katılır mısın. Böyle bir şekilde halkı da içine alacak şekilde terör eylemleri yapıp halkın da “Artık bunlarla ne yapacaksanız yapın” demesini bekliyorlar. Ama tam tersi bir etki yaratıyor.

Vallahi, çünkü artık yeni bir şey söylemek lazım Ruşen. Gerçekten artık bu şeyler, sadece usanmakla kalsak, usanırsan usan der birisi. Ama can gidiyor, canlar gidiyor. Bakın bu katledilen, öldürülenlerden bir tanesi bizim Beşiktaş camiasının da çok iyi tanıdığı Emniyet Amiri, bizim mahalle arkadaşımız Ereğli’den. Artık çember daralıyor. Etrafımıza, tanıdıklarımıza, herkese değmeye başlıyor. Bir yerde bir şey patlıyor, Allah bilir tüp patladı belki, ama herkes bir yakınını arıyor, “Ne oldu, iyi misin, sağ mısın?” diye. Artık bu ortamın böyle hamasi demeçlerle düzelmeyeceği ortada. Yeni bir şey yapmak lazım, bunu da demokrasi içinde kalarak yapmak lazım.

Kim yapacak peki Murat?

Hep beraber yapacağız canım. Hep beraber yapacağız. Başta hükümettedir sorumluluk. Hep beraber yapılacak bir şeyler. Uyarı görevinin de bizim gazeteciler olarak, basın olarak usturupluca şey yapmamız lazım. İlla bağırıp çağırıp kışkırtarak değil, ama hakikaten bir şeylerin yolunda gitmediğini de olabildiğince söylemek lazım.

Evet Murat, çok teşekkürler bu sağduyulu, serinkanlı değerlendirmelerin için. Evet Hürriyet gazetesi yazarı ve Hürriyet Daily News gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Yetkin’le Cumartesi saldırısı ve “Terörle nasıl mücadele etmeli” konusunu konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus