Gilles Kepel: “Türkiye, artık IŞİD’in birincil hedeflerinden biri”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Gülener Kırnalı

 

Cumartesi gecesi, İstanbul – Ortaköy’de, bir gece kulübünde IŞİD tarafından bir saldırı gerçekleştirildi. Saldırıda 39 kişi öldü ve çok sayıda yaralı var. Yılbaşı kutlamalarına yönelik, oldukça dikkat çekici bir saldırı oldu. Kurbanların çoğu yabancı, çoğunlukla da Suudi Arabistanlı ve Lübnanlı Araplar. Bugün IŞİD’i, Türkiye’yi ve Ortadoğu’yu, siyasal İslam uzmanı ve siyaset bilimci Sayın Gilles Kepel ile tartışacağız. Sayın Gilles Kepel diyorum ama Gilles ile yıllardır arkadaşız aslında. Merhaba Gilles!

Merhaba, iyi günler Ruşen

Sana ilk olarak İstanbul’daki son saldırının haberini duyduğunda neler hissettiğini sormak istiyorum. İstanbul’u, Türkiye’yi çok iyi biliyorsun. Siyasal İslam’ı da çok iyi biliyorsun. Hatta belki Reina gece kulübünü de biliyorsundur. Neler hissettin? İlk refleksin ne oldu?

Tabii ki, ilk olarak Berlin’de ve Nice’de yaşananlar aklıma geldi. Bu üç olayda da, IŞİD’in nefret ettiği kutlama sembollerinin hedef alındığını görüyoruz. Nice’de Fransızların ulusal bayramı olan ve bir manada, sadece cihatçıların değil aynı zamanda Selefilerin de nefret ettiği aydınlanmanın ve aklın, batıl inanç karşısındaki zaferinin kutlanması olan 14 Temmuz hedef alınmıştı. Berlin’deki hedef, Hıristiyanların kutladığı Noel bayramıydı. İstanbul’daysa hedef IŞİD’in söylediği biçimiyle “Hıristiyanların yılbaşıydı”.

Öte yandan bu, Batılı toplumun yaşam tarzına yönelik bir saldırıydı. Nice’deki saldırı ise, Fransa’nın ve dünyanın en ünlü meydanlarından biri olan Promenade des Anglais cadddesinde, insanların çıplak ya da yarı-çıplak –cihatçılar için tabii ki çıplak- bir şekilde denize girdiği bir yerde yapıldı. Ve ardından burka olayı oldu. İslami inanç içerisinde tamamen örtünen kadınlar plajlara geldiler. Bu, operasyonun ikinci dalgası gibiydi. Berlin’de, Noel Bayramı’nda pazara saldırdılar ve bu, Almanya toplumunu derinden etkiledi.

İstanbul’daysa diskoya gitmek gibi IŞİD’in düşmanı olduğu Batılı yaşam tarzı hedef alındı. Bu hem Batılılaşmış Türkiye toplumuna yönelikti, ama aynı zamanda, senin de söylediğin gibi, saldırıda ölenlerin çoğu Arap ülkelerinden gelen yabancılar. Buradaki paradoks şu: Çoğu Selefilik’in bayrak taşıyıcısı olan Suudi Arabistan’dan. Kendi ülkelerindeki Selefi baskısından kaçıp yeni yılı kutlamak ve dans etmek için prensipte Müslüman olan bir ülkeye gelen insanlar.

Bunun IŞİD tarafından özellikle seçilen bir hedef olduğu çok açık. Bu operasyon, aynı zamanda, Arap sistemi içerisinde “dinden dönmüş”, “mürted” olarak görülen kişilere yönelikti.

Bir karşılaştırma yaptın. Paris’te, Bataclan Konser Salonu’nda da bir saldırı olmuştu. İstanbul’daki son saldırının yöntemi biraz Bataclan saldırısına benziyor, öyle değil mi?

Evet. Çünkü 13 Kasım 2015’te Bataclan’daki saldırıya ilişkin IŞİD’in yaptığı Arapça açıklamada, bir konser olduğu için bunun bir “fahişelik ve seks partisi kutlaması” olduğu söylenmişti. Aslında mantık aynı. Ama Bataclan’da bahsettiğim bu çift boyutluluk yoktu. İstanbul, Berlin ve Nice’teki saldırılar, hem bir tür resmi bayrama; 14 Temmuz’a, yılbaşına ya da Noel’e, hem de toplumun yaşam tarzına yönelikti. Bataclan ise sadece toplumun yaşam tarzına yönelikti. Bataclan’da ve Nice’te asıl çarpıcı olan Fransa’da yaşayan birçok Arap’ın da öldürülmesiydi. Bu IŞİD’in vermek istediği bir mesaj: Gerçek Selefi olmayan kişileri cezalandırabilirim. Ama bu aynı zamanda onlar için siyasi bir sorun. Müslümanları hem seferber etmek istiyorlar hem de onları öldürüyorlar. Bu manada “başarılı” bir operasyon mu bilemiyorum. Bana kalırsa, İstanbul’da yaşananlar da aynı şekilde çünkü Rus büyükelçisinin Türk bir polis tarafından öldürülmesinin ve Ortadoğu’daki gelişmelerin hemen ardından oldu.

Rusya, İran ve Türkiye arasındaki ittifak ve Halep’in Rus bombardımanı ile düşüşü sonrasında birçok radikal islamcı Türkiye’nin tavrının değişmiş olmasına kızgın. Ama aynı zamanda Halep’teki muhaliflere Türkiye’nin verdiği desteğin eskisi kadar olmamasına da kızgınlar. Ve bu, Türkiye’yi terörizmin öncelikli hedeflerinden biri haline getiriyor. Tabii ki, bu terörizm birçok farklı şekilde yorumlanabilir. Zira özellikle Ortadoğu’daki mevcut terörizm, gizli servislerin faliyetleriyle içiçe. Soruşturma, failleri, azmettiricileri ve suçluları kesin bir şekilde ortaya koyamayacağı için, her türlü komplo teorisine müsait bir zemin oluşturacaktır ki gördüğüm kadarıyla bugün, Türk basınında bu komplo teorileri çoktan yapıldı.

Sana Türkiye’deki şu meşhur soruyu sormak istiyorum: Türkiye’de PKK’nın, IŞİD’in vs. yaptığı birçok terör saldırısı, birçok katliam yaşadık ancak Batı kamuoyundan yeterli tepkiyi alamadık. Öte yandan, biliyoruz ki, Paris, Nice ya da Berlin’deki saldırılardan sonra uluslararası -ya da küresel- bir hassasiyet oluşmuştu. Senin de çok iyi bildiğini düşünüyorum, burada Batı’nın ihanet ettiğine, Batı’daki terörizm ile Müslüman ülkelerdeki terörizmin farklı olduğuna dair bir hissiyat var. Sence böyle bir fark var mı?

Terörizmin kurbanları, ister Müslüman olsun ister Batılı, terörizmin kurbanıdır. Bugün Batı’da, mesela Fransa’da, bu kurbanların birçoğu Müslüman. Mesela Nice’de ölen 86 kişiden 30’u Müslüman ismine sahipti. Ancak ne yazık ki, Batı’daki büyük medya kuruluşlarının konuya bakışında bir farklılık olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Müslümanlar Müslümanları öldürdüğünde kimse bir şey anlamıyor ve bunların kendileri arasında bir savaş olduğuna dair bir hissiyat oluşuyor. Ancak IŞİD, Batılıları, Avrupalıları, Avrupa’da öldürüğünde ya da tutsak ettiğindeyse bu, İslam ve Batı arasındaki büyük bir medeniyet çatışmasının hikayesine dönüşüyor.

Bugünkü durum Türkler için daha karmaşık. Türkiye toplumunun bir kısmı Avrupalı olduklarını ve Avrupa tarafından bir şekilde ihanete uğradıklarını düşünüyorlar. Aynı zamanda toplumun diğer bir kısmı Avrupalıları duymak dahi istemiyorlar ki bu ulusal ya da dini kimliklerinin bir sonucu. Bana göre, bugün, Türk kimliği içerisindeki müphemlik, iktidardaki partinin yeniden biçimlendirdiği Türk kimliği ile daha da şiddetleniyor ve bu da içinde bulunduğumuz durumu açıklıyor.

Suriye özelinde Türkiye, Rusya ve İran arasındaki ittifaktan söz ettin. Sana şunu sormak istiyorum; ne düşünüyorsun bu ittifak hakkında? Bu ittifak yürür mü, bir şeyleri çözebilecek mi? Yoksa Suriye krizini çözmekten ziyade stratejik bir manevradan mı ibaret?

Bu çok acayip çünkü 2016’nın sonunda oldu. Bu demektir ki hiç sevilmeyen Sykes-Picot’nun tam olarak 100 yıl sonrasında. Sayın Davutoğlu ile başbakanken İstanbul’da Sykes-Picot üzerine tartıştığımızı ve Davutoğlu’nun Sykes-Picot’ya veryansın etttiğini hatırlıyorum. Bugün Sykes-Picot, Erdoğan-Putin-Hamaney’e dönüştü. Bu oldukça şaşırtıcı zira bugün Avrupa sadece Rusya’dan ibaret; ABD yok, AB yok. Ortadoğu ise Türkler’den yani eski Osmanlılardan ve eski Safevilerden ibaret. Ancak Araplar da süreç içerisinde kayboldu. Bu Ortadoğu’da yakın geçmişe göre tamamen değişmiş olan güç dengesinin yeni düzenlenişi. Ancak bu stratejik bir değişimden çok taktiksel bir değişim. Ruslar, ABD’lilerin zayıflamasından faydalandı; Başkan Obama’nın döneminin sona ermesi ve onlar için daha iyi olacak olan Donald Trump’ın seçilmesiyle hamle yapmaları için daha uygun bir ortam oluştu.

Rusya, savaşı uzun süre yönetemez. Savaşı ani vuruşlarla sürdürüyorlar ve ileri seviyede bir altyapıları yok. Gayri safi yurt içi hasılaları İspanya ile İtalya’nın arasında. Birliklerin moralini yükseltmek için Kızıl Ordu Korosu’nu getirecek olan uçak düştü çünkü 1983 yapımı eski bir uçaktı. Rusya’nın bugün içinde olduğu durum bu. Bu yüzden, bana göre, taktik kazanımlar elde etmeye çalışıyorlar. Bu kazanımlar, çok az kaynakla, zekice işlenen Rus diplomasisinin ürünü. Sayın Lavrov da bu anlayışta ve bugün Ortadoğu’nun Talleyrand’ı (Charles Maurice de Talleyrand-Périgord, Fransız Devrimi ve Napolyon dönemi Fransa Dışişleri Bakanı. Yürüttüğü başarılı diplomasi nedeniyle 1815 Viyana Kongresi’nin mimarı olarak görülmektedir) konumunda.

Türkiye ve İran’a gelecek olursak; darbe girişimi ve Ankara’nın ABD’yi bu darbe girişiminde Fethullah Gülen’i desteklemekle suçlaması sonrasında Türk-Amerikan ilişkilerinin nispeten bozulması ile, tabii ki Rusya, Türkiye’yle ayrıcaklıklı bir ilişki kurmak için bu durumdan faydalandı. Bu ayrıcalıklı ilişki, Kürt İrredentizmi’nin gelişmesini engellemeyi öngörüyordu. Zira Kürtler, Moskova’dan bir ölçüde destek alıyordu ancak bugün gelinen durum farklı. Bugün biliyoruz ki; Ocak ayında Astana’da, Rusya, Türkiye ve İran liderliğinde yapılacak barış görüşmelerine hiçbir Kürt temsilci çağrılmayacak.

Gilles sana zor bir soru soracağım: IŞİD karşısında ne yapmak lazım? Türkiye için soruyorum; dünya genelinde ya da Fransa için değil. Fransa özelinde çok düşündüğünü biliyorum ama Türkiye’yi de iyi bilen birisisin. Tabii ki güvenlik önlemleri var; güvenlik açısından sormuyorum. Ancak siyasi, dini ya da ideolojik olarak Türkiye IŞİD’le mücadelede neler yapabilir?

Bana göre bir dönüşüm oldu. Türkiye ile Suriye arasındaki geçişler bir süre boyunca çok kolaylaştırılmıştı; IŞİD’e gidenler sınırı rahatlıkla geçebiliyordu ve bu, bir tür belirsizlik yaratıyordu. Bugün, Türkiye hükümetinin politikaları bu belirsizlikleri ortadan kaldıramazsa, IŞİD’i ortadan kaldırmak için bir şey yapamaz. Aynı zamanda, Türkiye’de IŞİD’i desteklemek hususunda teşvik edilen birçok insanın bugün Rusya ile olan ittifakla kendilerine ihanet edildiğini düşündüklerini unutmamak lazım. Bunun sadece Türkiye’yi ilgilendiren bir mesele olduğunu düşünmüyorum; şu an adeta kaynayan ve önümüzdeki aylarda da kaynamaya devam edecek gibi görünen Ortadoğu’daki tüm gelişmeleri ilgilendiriyor. Hâlâ çözülmemiş birçok sorun var. Ancak bana öyle geliyor ki; Türkiye, IŞİD’in birincil hedeflerinden biri haline geldi. Sayın Davutoğlu’nun bölgenin koruyuculuğunu içeren “sıfır sorun” politikası, geri tepti. Çünkü Türkiye, gücünü bölgeye taşımak yerine, komşu ülkelerdeki çatışmaların bir şekilde içine düşmüş oldu. Bu yalnızca Türkiye değil; Fransa da, Avrupa da aynı durumda. Vaktiyle, Fransa ve İngiltere, öyle ya da böyle Ortadoğu’daki hayatı şekillendiriyordu, Ortadoğu’nun aktif özneleriydiler. Ancak bugün, Ortadoğu, Fransa’ya, Almanya’ya girip terörist faaliyetler yapıyor ve bu ülkelerdeki seçimlerde dahi etkili oluyor. Nisan-Mayıs aylarında Fransa’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi ve sonbaharda Almanya Şansölyesi’nin yeniden seçilmesinde kısmen de olsa terörizm ve Oradoğu’daki gelişmeler etkili olacak.

Gilles, son olarak, cevaplamak istersen sana kişisel bir soru sormak istiyorum. IŞİD’den tehditler aldığını duydum, bu doğru mu?

Evet doğru. Benimle birlikte birçok Fransız, Suriye ve Irak’ta bulunan IŞİD’in yöneticilerinden ölüm tehdidi aldı ve bazılarımız maalesef polis koruması altında. Belirli bir davanın savunucusu değil; bir analist, bir profesör olsam da; maalesef Türkiye’de çok iyi biliyorsunuz ki; profesörler ciddi ölçüde tehdit ediliyor. Bu da Avrupa’nın Ortadoğu’daki dramın içine nasıl çekildiğini gösteriyor. Ve tabii ki, bu sabah seninle büyük bir zevkle konuştuğumuz gibi, ben ve meslektaşlarım yaptığımız işe devam etmekten vazgeçmiyoruz.

Çok teşekkürler Gilles, kendine dikkat et. Umarım önümüzdeki günlerde seninle tekrar konuşuruz ancak umalım ki bu sefer sadece terör saldırılarını değil başka şeyleri konuşalım. Tekrar teşekkürler.

Zevkle. Allahaısmarladık.

Siyasal İslam uzmanı Gilles Kepel ile İstanbul’da Reina’da yapılan son saldırıyı konuştuk. Gille Kepel bize IŞİD’in dinamiklerini anlattı ve İstanbul’daki son saldırıyı Berlin ve Nice’teki saldırılarla karşılaştırdı. Gilles Kepel’e katıldığı için, sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkür ediyorum.

 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus