Timothy Garton Ash: “Trump ile küresel bir cepheleşme dönemine giriyoruz”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

The Guardian

Çeviri: İlker Kocael

Kendini beğenmiş bir kabadayı, karşısında en az kendisi kadar tehlikeli milliyetçi liderleri bulacak. Çin ile girilecek doğrudan bir çatışma ihtimaline karşı gardınızı alın.

Donald Trump’ın Beyaz Saray’a çıkışı aslında daha geniş bir hâdisenin yansıması: yeni milliyetçilik çağının. Şimdi Trump da; Rusya’dan Vladimir Putin, Hindistan’dan Narendra Modi, Çin’den Şi Cinping ve Türkiye’den Recep Tayyip Erdoğan’ın ve tüm dünyadan diğer milliyetçi liderlerin saflarına katılıyor.

Theresa May’i milliyetçi olarak nitelemek her ne kadar hakkaniyetle bağdaşmasa da, Brexit lehine yaptığı sivri çıkışlar, İngiliz sağının üzerindeki milliyetçilik baskısının ne denli güçlü olduğunu gösteriyor; bu da diğer aktörlerin de milliyetçiliğe sürüklenmesine neden olabilir. Tabii milliyetçilik çağı dediğimiz şeyi tarihte ilk defa yaşayanlar bizler değiliz. Ancak geçmiş tecrübelerimizden biliyoruz ki; bu çağ genellikle büyük umutlarla açılmasına rağmen gözyaşlarıyla son buluyor.

Şimdilik farklı ülkelerin milliyetçileri birbirlerine mavi boncuklar dağıtmakla meşgul. UKIP lideri Paul Nuttall, Trump’ın başarısı dolayısıyla “müthiş heyecanlandığını” söylüyor; bunun karşılığında Trump, Times’tan Michael Gove’a Brexit’in “harika sonuçlanacağını” müjdeliyor. Birlikte verdikleri ibretlik fotoğrafta; Brexit yanlısı Gove, Trump’a yaltaklanarak onunla birlikte baş parmak işareti yapıyor. Yüzündeki sersem ifadeye bakarsak, Gove’un on dakika öncesinde Patrick Stewart’la karşılaşmış yeni yetme bir Star Trek hayranı olduğunu düşünebiliriz. Fransa’nın Ulusal Cephe partisinin başkan yardımcısı da May’in Brexit konuşmasını “Fransa’nın bağımsızlığı da yakındır” sözleriyle yorumladı. Benzer birçok örnek bulmak mümkün.

Birbirini güçlendiren milliyetçilikler çağının dünyasında Batı’nın nispi gücü ve iç tutarlılığı Atlantik’in her iki tarafında da eriyor. ABD’nin Avrupa’ya yönelik NATO güvenlik garantisinin caydırıcılık etkisi Washington’un kendisi tarafından örseleniyor.

Bu sırada; Rusya, Türkiye ve İran liderlerinin Suriye meselesini –kendi çıkarları doğrultusunda- çözümlemek üzere yaptıkları toplantı seyre değerdi. Erdoğan destekçisi Türk yorumcular; ABD ve Avrupa’nın masada bile bulunmamasına pek keyiflendiler.

Üç liderin el sıkışma fotoğrafına bakınca, David Low’un meşhur Hitler ve Stalin’i 1939 Eylül’de selamlaşırken resmeden karikatürü aklıma geldi.

davidlowrendezvous

Karikatürde ölü bir askerin etrafında karşılıklı şapka çıkarıyorlardı ve Hitler “Ayak takımı, sanırım?” diyor; Stalin de “İşçilerin kanlı katili, zannedersem?” diye karşılık veriyordu.

Tabii Hitler’i çok fazla zikrederseniz, abartı tuzağına düşme riskiniz artar. Bugün ulusların karşılıklı bağımlılığı ve liberal düzen 1930’larda olduğundan çok daha sağlam temellere dayanıyor. Bu yüzden Leninist milliyetçi Şi Cinping, Davos’ta açık ve küreselleşmiş bir uluslararası ekonomi taraftarı bir konuşma yaptı. Biliyor ki kendi ülkesinin ekonomik performansı –dolayısıyla da rejiminin istikrarı- buna bağlı.

Bu ülkelerin temsilcilerinin uluslararası ilişkiler ile ilgili konuşma biçimleri; kendi ulusal çıkarlarını önceleyen egemen büyük güçlerin on dokuzuncu yüzyıldaki dünyalarından kalma. Bu yazıyı Hindistan’dan yazıyorum; Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar’ın bu durumu çok iyi örnekleyen bir açıklamasına denk geldim. Trump Amerikasının Putin Rusyasıyla içli dışlı olma ihtimalini göz önünde bulunduran bakan şunları söylüyordu: “Hindistan’ın Rusya ile ilişkileri son iki yılda, liderlerimiz arasındaki yakınlığa bakarsak, çok hızlı bir şekilde gelişti. Dolayısıyla ABD-Rusya yakınlaşması Hindistan’ın ulusal çıkarlarına aykırı olmayacaktır.” Bu daha dengeli ve gerçekçi türden bir milliyetçilik.

Ancak kendilerine içkin doğaları dolayısıyla, milliyetçilikler er ya da geç birbirleriyle çatışmaya girecektir. May’in Avrupa ortak pazarından çıkma konusundaki ısrarı, onu İskoç milliyetçileri ile karşı karşıya getiriyor; çünkü İskoçlar Brexit referandumunda büyük oranda AB’de –ve dolayısıyla ortak pazarda- kalma yönünde oy kullanmışlardı. Ayrıca yirmi birinci yüzyıl milliyetçiliği; Bismarck, Disraeli ve Rus çarını korkutacak derecede yoğun bir medya ve kamu denetimiyle başa çıkmak zorunda. Putin ve Xi gibi otoriter liderler bile bu zorluklardan muaf değil.

En muhtemel çarpışma Çin ve ABD arasında olacak gibi görünüyor. Senato onay sürecinde Trump’ın yeni Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Çin’in Güney Çin Denizi’nde uygulamaya koyduğu yapay ada programını Rusya’nın Kırım’ı işgaline benzetti ve yeni yönetimin Pekin’e “Bu adalara hakim olmanıza izin vermeyeceğiz” diyeceğini söyledi.

Bu sırada Hindistan’da ABD Pasifik Komutanlığı Komutanı Amiral Harry Harris şu uyarıda bulundu: “Hindistan, bölgede yükselen Çin etkisinden endişe duymalı. Eğer bölgedeki toplam etkinin sabit olduğunu düşünürseniz; Çin’in sahip olduğu etki, Hindistan’ın sahip olamadığı etki demektir.” Anlıyoruz ki bu sıfır toplamlı bir oyun.

Bir anlamda büyük güçlerin birbirlerini ve üçüncü tarafları etkilemek için girdikleri tanıdık bir yarışla karşı karşıyayız. Ancak Güneyde ya da Doğu Çin Denizinde bir yerlerde, denizde ya da havada ABD ve Çin’in bir şekilde karşı karşıya gelme riski yabana atılmamalı. Bu durumda sorulması gereken soru şu olacak: Trump ve Xi, uçurumun kenarından dönmek için yeterli ferasete, siyasi birikime, sağlam düşünme yeteneğine ve iç siyasette manevra kabiliyetine sahip mi?

İşte bu noktada Trump’ın çabuk parlayan, külhani ve kendini beğenmiş karakteri bir yük olarak ortaya çıkabilir. Diğer taraftan; karakteri daha durağan olan Xi, meşruiyetini Çin’in parti-devletinin lideri olarak “Çin rüyası”na (yani Çin’i yeniden harika yapmaya) o kadar bağladı ki, geri adım atması onun için de zor olabilir. Psikolojik, siyasi ya da her ikisi birden; sebebi ne olursa olsun sözde güçlü adamlar herhangi bir durumda zayıflık göstermemeleri gerektiğini düşünüyorlar.

Hayır, üçüncü dünya savaşı kehanetinde bulunmuyorum. Peki ya Küba füze krizinin yirmi birinci yüzyıl versiyonu? İşte bu olası. O yüzden hayal kurmayalım. Davos’un büyülü dağlarının zirvesinde, Trump’ın tatlı dilli sözcüsü Anthony Scaramucci bizi her şeyin güzel olacağına ikna etmeye çalışıyor. Diyor ki “Dünyanın küreselleşmesinin yolu Amerikalı işçilerden geçiyor, ve Trump’ın ‘yıkıcı değişimi’ hayatlarımızı olumlu yönde etkileyecek.”

Aldatılmayın, Scaramouche’lardan (İtalyan Commedia dell’arte tiyatrosunun soytarı tipi) uzak durun! Gelecek birkaç yılda tehlikeli ve sert bir yola giriyoruz, hazırlıklı olsak iyi olur.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus