Owen Jones: “Liberaller neden savaş tamtamları çalan Trump’a amigoluk yapıyor?”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’ye füze saldırısı, kendisini sert bir şekilde eleştiren Amerikalı liberallerin hatırı sayılır bir kesimi tarafından alkışlanmıştı. İngiltere’nin öne çıkan genç kuşak köşe yazarlarından Owen Jones, 9 nisan 2017’de Guardian’da bu durumu sert bir şekilde eleştirdi. Makaleyi İlker Kocael çevirdi.

Yalnızca üç ay içinde, Başkan’a muhalif kalmaya ant içmiş olanlar onun çekimine kapılmışa benziyor. Suriye’deki füze saldırısına alkış tutmak, onu daha da ileriye gitmeye teşvik edecektir.

33 yaşında olmasına rağmen birçok kitabı bulunan Owen Jones, Guardian'dan önce Independent'ta yazıyordu
33 yaşında olmasına rağmen birçok kitabı bulunan Owen Jones, Guardian’dan önce Independent’ta yazıyordu

Dengesiz, bağnaz bir demagogun liberallerden alkış almak için ne yapması gerektiğini artık biliyoruz: birkaç füze saldırısı için anayasayı dolanmak. Halbuki Trump karşıtı cephede toplananlar arasında belli bir mutabakat varmış gibi görünüyordu. Bu adam ABD demokrasisine ve dünya barışına bir tehditti. Tıpkı arkalarında dehşetli hikâyeler bırakmış olan 1930’larda hüküm süren faşist liderleri gibi. Muhafazakâr yazar Andrew Sullivan, Trump’ın zaferinin arefesinde “Cumhuriyet ciddi bir tehlikenin içinde” diye yazıyordu. Müslümanları ülkeye sokmamakta kararlı bu eski TV yıldızı megalomanyak cinsel sapkının dünyanın en büyük ordusunu yönetecek olması tüyler ürperticiydi. Barack Obama’yla daha ilk günden köprüleri atan Cumhuriyetçilerin uzlaşmaz tavrı gibi, muhalefet asla taviz vermemeliydi.
Bu yanılsamaların tuzla buz olması için üç ay beklemek gerekiyormuş. Meğer faşizme göz kırptığı için sürekli eleştirilen bir adamın yasal prosedürü es geçip birkaç bomba atması yeterliymiş.
Trump’la ilgili şimdi ne söylendiğine bir bakalım. Onun “yalancılar topluluğu” ve “halk düşmanı” diye tanımladığı basın öyle ya da böyle Başkan’ın etkisi altına girdi. Bombardımanla ilgili olarak CNN yorumcusu Fareed Zakaria, “Donald Trump bence asıl şimdi ABD başkanı olmuştur” dedi. New York Times’tan Mark Sandler, Trump’ın “Suriye’deki masum çocukların ölümüne içten bir tepki verdiğini” söyledi. Yazının ilk başlığı “Suriye Saldırısında Trump Kalbiyle Hareket Etti” idi.
Demek ki ateşli dinleyicilerine, beş yaşındaki Suriyeli göçmenlerin yüzüne ABD’nin onların güvenliğini sağlayamayacağını söyleyebileceğini ifade etmiş biri bu sefer kalbiyle hareket etmiş. Pek dokunaklı! Washington Post’tan David Ignatius da “liderliğin ahlâki veçhesi”nin Trump’ın Oval Ofisi’ne girmeyi başardığını söyledi. MSNBC’den Brian Williams da füze saldırısını yorumlarken otuz saniye içinde üç kez “harika” kelimesini kullandı.

Sorgulamaya kalkanlar eleştiriliyor

Britanya’da, liberal ve muhafazakâr köşe yazarları, Tory’ler, Liberal Demokratlar ve İşçi Partisi’nden politikacılar saldırıya alkış tuttu. Trump işte şimdi liderliğini gösteriyormuş. Liderlik; a) dengesiz b) demagog ve c) otoriter olmasından korkulan bir adamın ülkesinin demokratik kurallarını hiçe sayarak bombardımana kalkışması ile gösteriliyormuş demek ki! İşçi Partisi’nden Jeremy Corbyn; Ortadoğu maceralarının tümü başarısızlıkla sonuçlanmışken, Trump’ın atıldığı bu maceranın ne kadar makul olduğunu sorgulayınca ağır bir biçimde eleştirildi.
Trump’ın Suriye’ye tek taraflı saldırısını eleştirenler, küçük çocuklar orada gazlanırken kılını bile kıpırdatmayan taş kalpli insanlar olarak betimlendi. Aynı Irak ve Libya savaşlarına karşı çıkanların Saddam Hüseyin ve Muammer Kaddafi’nin işkence ve katliamlarına kayıtsız kalan insanlar olarak şeytanlaştırılması gibi. Şunu net bir şekilde ortaya koyalım: Suriyeli çocukların gazlanmaları, kelimelerle ifade edilemeyecek derecede korkunç biçimde katledilmeleri aşağılık bir suçtur. Başkan Esad; varil bombaları ile sayısız Suriyelinin canını almış eli kanlı bir tirandır, hayatının geri kalanını bir hapishane hücresinde çürüyerek geçirmelidir. Vladimir Putin’in de elinde hem Suriyeli hem de Çeçen çocuklarının kanı vardır. Eğer Suriyeli çocukları kurtaracak kişinin Trump olduğunu düşünseydim, kendi durduğum yer üzerine bir kez daha düşünürdüm.
Batı’nın Arap dünyasına askeri müdahale tarihi, kanlı başarısızlıklarla dolu. Libya’yı düşünün, ve ülke İslamcı milislerin başını çektiği şiddet bataklığına düşmeden önce işlerin bu sefer neden farklı olacağını düşündüğünüzü bir sorgulayın. Son müdahaleyi alkışlayanlar dolaylı ya da doğrudan bu sefer işin farklı olduğunu söylüyor. Peki bu kez ABD’nin Arap dünyasına yönelik başarısız ve kanlı müdahale trendine kim dur diyecek? Trump.

Saldırının iki anlamı

Bu saldırının iki anlamı olabilir. İlk olarak, tamamen sembolik bir saldırı olabilir. Şimdilik bu daha yakın ihtimal gibi görünüyor. Yönetim Ruslara bilgi verdi, Ruslar da Esad güçlerine. Suriye ordusunda çok az can kaybı olduğu gibi hedef alınan askeri üsten yapılan bombardımanlar yeniden başladı. Buradan hareketle şu söylenebilir: bu yalnızca göstermelik bir saldırıydı ve başkanın anketlerde korkunç bir performans sergilediği bir dönemde Amerikan halkına ve iç siyasete yönelik bir hamleydi. İkinci bir ihtimal olarak ise bu hamleyi Amerika’nın Suriye’nin yatışmak bilmeyen iç savaşına müdahil olma derecesini artıran bir adım olarak yorumlayabiliriz.
Bazı liberaller Trump’ı övüyor, ama stratejisinin eksik olduğunu söylüyorlar. Suriye meselesi için bu doğru. Bu konu ile ilgili bir stratejisi yok. Ancak hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat Parti makinelerini alt eden adamın stratejisi olmadığını söylemeyelim lütfen. Trump, güç elde etme konusunda ne kadar mahir olduğunu gösterdi, şimdi daha da fazla güç toplamaya çalışacak; tabii herkesin alkışladığı askeri saldırılar yardımıyla.

Sırada daha fazla askeri harekat var

Trump şimdi daha da fazla cesaret topladı. Uzmanlar onu alkışlıyor, onu eleştirenler övüyor, anketlerde de mutlaka bir iyileşme olacaktır. Arkasından kesinlikle daha fazla askeri harekât –hem de savaş kurallarının ihlâli ile ilgili sürekli atıp tutan bir adam tarafından- gelecek. Bu sefer anayasayı dolandı, ve bu övgüyle karşılandı, gelecek sefer de neden aynısını yapmasın ki? Eğer Kuzey Kore ile savaşa girişilirse liberaller ne yapacak? Mesela bazıları yine amigoluk yapacak. “Kuzey Kore’de çekilen onca acıya bir gıdım şefkat göstermeyecek miyiz?” sözleriyle muhalefeti susturmaya çalışacaklar; aynı Irak ve Libya’da olduğu gibi. Eskiden Ronald Reagan Demokratları vardı, şimdi de Trump liberalleri zuhur edecek. Diğerleri de, “hayır, Suriye’deki bombardımanları destekledik, bu savaş farklı, bu kadar ileri gitmeyelim” diyecek.
Geçmiş olsun. Anayasayı es geçen askeri harekatı meşrulaştırmış olacakları için, devamındaki muhalefet zavallı ve ikiyüzlü bir girişim gibi görünecek. İşkenceyi savunan ve seleflerini Irak ve Suriye’den petrol çalmamakla suçlayan bir adama liberaller tarafından iade-i itibar yapılıyor: Obama’nın olamadığı kadar merhametli ve güçlü adam.

Hani Mussolini gibiydi?

Böylece Trump’ı önceleri Amerika’nın potansiyel Mussolinisi olmakla eleştiren liberallerin tezahüratları arasında savaşçı bir başkan ortaya çıkabilir. Eh zaten Mussolini’ye de anahtarları teslim eden liberal İtalya değil miydi? Tarih gösteriyor ki savaş; otoriter zihniyete sahip kişilere güç toplama, onu pekiştirme ve tek elde toplama açısından müthiş fırsatlar sunuyor. Ayrılıklar kolaylıkla ihanetle eş tutulabiliyor; ulusu şoven milliyetçilik ele geçiriyor, bu da yöneticinin popülerliğini artırıyor; muhalefet hizaya geliyor; ulusal bir kriz döneminde anayasal prensipler kolaylıkla rafa kaldırılabiliyor.
Suriye’de olanları Irak ve Yemen’de olanlardan ayrı düşünemeyiz. Musul’da Trumpçı bir bombardıman dolayısıyla yüz elli sivil hayatını kaybetti, bu da ABD’nin Irak işgalinden beri en fazla ölüme sebep olduğu saldırılarından biri oldu. Bu Esad’ın Han Şeyhun’daki gaz saldırısında hayatını kaybeden kişi sayısından daha fazla; her ne kadar saldırıyı gerçekleştiren Amerikan silahları yasal olsa da.
Geçtiğimiz ay Suriye’de bir okulda ABD’nin saldırısı dolayısıyla onlarca kişi hayatını kaybetti, bu ölümler Trump’ın yeni destekçileri tarafından kale alınmadı. Aynı şekilde Ocak ayında Yemen’de Trump’ın giriştiği başarısız bir saldırıda aralarında çocukların da olduğu otuz sivil yaşamını yitirdi. Biliyorsunuz, Yemen’de de çocuklar var ve Birleşik Krallık ve ABD’nin desteklediği Suudi savaş uçakları tarafından katlediliyorlar. Trump’ın liberal destekçileri onlar için ağlamaz, hatta onların varlığını bile kabul etmez: onlar başlarına Batı-destekli bombalar yağarken ayıcıklarına sarılan çocuklar değildir, onlar hiç kimsedir.
Bazılarımız ne kadar da safmış. Evet, bu liberallerden bazıları George W. Bush ülkeyi –hatta bölgeyi- kana bulayacak ve kaosa sürükleyecek Irak işgal planını açıklarken de alkış tuttular. Ama derslerini aldılar, değil mi? Demek istediğim, eli kanlı Bush bile Trump’ın yanında ahlâk abidesi kalır. Yani onun da savaş makinesini meşrulaştırmayacaklar ve onu göklere çıkarmayacaklar, değil mi?
Trump’a yönelik eleştirilerin en önemlilerinden biri, onun dengesizliği, fevriliği, otoriter içgüdüleri dolayısıyla anayasal prensipleri çiğneme ihtimaliydi. Bu eleştiriler haklı çıktı, ancak eleştirileri yapan kişiler şimdi Trump’ın bu yönünü alkışlamakla meşgul, Trump ise yola aynı şekilde devam etme cesaretini aldı. “Trump’a bayıldığım yok, ama…” kalıbı Trump’ı eskiden eleştiren, şimdi de alkışlayan kişilerin alametifarikası olacak. Suriye’de çocuklar ölmeye devam edecek; Yemen, Irak ve diğer ülkelerde ölmeye devam ettikleri gibi. Tarih şunu soracak: bu adam nasıl başkan olabildi? Ve başkan olduktan sonra gücünü nasıl muhafaza edebildi? Çelimsiz, zayıf, zavallı liberal “muhalefet”ten başka bir yanıt aramaya gerek yok. ABD daha iyisini hak ediyor, dünya da öyle.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus