DQyWtuxV4AAde_S

Putin bizi kandırıyor olabilir mi?

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba, iyi günler. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin yine Türkiye’deydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’la Rusya lideri Putin arasında çok yoğun görüşmeler oluyor ve öteden beri dile getirilen, Türkiye’nin Batı’dan uzaklaşıp Doğu’ya, özellikle de Rusya’ya yöneldiği iddialarını güçlendirecek şekilde gelişmeler oluyor.
Öncelikle şuna bakmak lazım: Putin ilk olarak Suriye’ye gitti, Suriye’de Esad’la görüştü, Esad’ı ayağına getirdi, kendi askeri tesisine, Suriye’deki üssüne Esad’ı çağırdı, hatta orada birtakım görüntüler yayınlandı, görenler olmuştur Esad’ın Putin’in yanına gitmesine Rus subaylarının izin vermediği görüntüler oldu; yani Suriye topraklarında oranın esas sahibi Esad değil de kendisiymiş gibi. Bunu çok net bir şekilde gördük. Ardından Mısır’a geçti, Mısır’da Sisi’yle görüştü ve daha sonra Türkiye’ye geldi. Türkiye’de de Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüştü, birçok konu konuşuldu: Kudüs, Suriye, S-400’ler vs..

Önce Esad, sonra Sisi ve nihayet Erdoğan

Şimdi şunu bir görelim: Putin’in Türkiye’ye gelmeden önce bir gün içerisinde ziyaret ettiği iki yer de Cumhurbaşkanı Erdoğan için ve Ankara için en hoşlanılmayan, sevilmeyen liderler. Bunu net bir şekilde biliyoruz. Esad’ı devirmek için Türkiye bayağı bir uğraştı, bayağı bir yatırım yaptı ve hüsranla sonuçlandı, Mısır’da da başından itibaren devrik cumhurbaşkanı, Müslüman Kardeşler’den Mursi’nin yanında ve Sisi’nin karşısında oldu; bölgenin bu önemli gücüyle ilişkilerini kopardı Türkiye; herhalde şu anda en alt düzeyde seyrediyor ve bu konuda da bir anlamda yalnız kaldığı söylenebilir. Hemen hemen herkes, Türkiye’nin müttefikleri de başta olmak üzere herkes Sisi’yle ilişkilerini sürdürüyor. Ama Türkiye’nin Mısır’la ilişkileri bayağı kötü bir durumda. Düzelir mi? Belli değil.
Burada bir gün içerisinde Putin’in yaptığı bu ziyaretler onun Ortadoğu’da giderek daha da artan bir etkiye sahip olduğunu gösteriyor. Birbirinden farklı yerlere gidip birbirleriyle hasım olan liderlerle görüşüp hepsiyle birtakım ilişkiler geliştiriyor, birtakım taahhütler altına giriyor ya da taahhütler alıyor. Putin açısından rahatsız olunacak bir durum yok, Putin her geçen gün Ortadoğu’da daha güçlü bir pozisyona sahip oluyor, Ortadoğu’nun tüm önemli aktörleriyle ilişkisi var, İsrail dahil, İran’la zaten biliyoruz, Suriye’de zaten biliyoruz, Mısır’ı görüyoruz, diğer ülkelerin hemen hemen hepsiyle, Suudi Arabistan’la da, Körfez ülkeleriyle de ilişkileri var; ama Türkiye, bölgesindeki ülkelerin birçoğuyla çok ciddi sorunlar yaşıyor, bazılarıyla hiç görüşmüyor, bazılarıyla çok ciddi sorunları var.

Kim kimin peşinden gidiyor?

Buradan neyi görebiliriz? İlk olarak, Türkiye’nin o bir zamanlar çok dile getirilen, bölgesel güç olma, oyun kurucu olma özelliğini çoktan yitirmiş olduğunu görüyoruz. İkincisi, Türkiye’nin Batı’dan uzaklaştıkça Rusya’ya yakınlaştığını görüyoruz. Peki, Rusya’yla yakınlaşma Türkiye’nin ne derece hayrına? Bu gerçekten çok ciddi bir soru işareti. Rusya’nın zamanı geldiğinde ne kadar acımasız olduğunu Ukrayna’da, Gürcistan’da, birçok yerde gördük ve hâlâ Rusya’dan gelebilecek tehdit korkusuyla Baltık ülkelerinin, Finlandiya’nın ve birçok ülkenin ne kadar tedirgin olduklarını da biliyoruz. Yani Rusya’nın gücü, Rusya’nın askerî müdahale kapasitesi ve alışkanlığı ortada. Türkiye’ye yönelik olarak Rusya’nın talepleri şu aşamada yok; ileride olur mu? Bilmiyorum. Çok eskiden beri dile getirilen, özellikle Soğuk Savaş döneminde dile getirilen Rusya’nın öteden beri Türkiye’den birtakım talepleri olduğu vurgusu uzun bir süredir çok fazla dillendirilmiyor. Şunu görüyoruz ki Türkiye şu anda büyük ölçüde Rusya’yla birlikte hareket etmeye çalışıyor; ama burada Rusya’nın Türkiye’nin adımlarına değil, Türkiye’nin Rusya’nın adımlarına göre hareket ettiğini söylemek daha gerçekçi olacaktır.
Açıkçası, konuşulan konuların hemen hemen birçoğunda Rusya’nın Türkiye’nin kaygılarını gözettiği, beklentilerini karşılayacağı yolunda çok ciddi işaretler yok. Örneğin Suriye konusunda Ankara’nın Washington’dan uzaklaşmasının en önemli nedenlerinden birisi –belki de birincisi–, orada YPG-PYD’yle Amerikan yönetiminin kurduğu işbirliği. Buna karşılık Rusya’yla kurduğu ilişkisinde, Rusya’yla ilişkilerinin yoğunlaştırılmasında bunun birinci derecede etkili olduğunu biliyoruz; ancak Rusya da aynı güçlerle işbirliği içerisine gidiyor; hatta onu da biliyoruz ki Rusya, ABD’den farklı olarak, YPG’nin ötesinde PKK’yı da terör örgütü olarak tanımlayan bir ülke değil. Ya da bakıyoruz Kudüs meselesinde dün yapılan açıklamada neyi gördük? “Kudüs konusunda aynı sayfadayız, aynı düşünüyoruz” dendi; ama bu aynılığın ne anlama geldiği çok belli değil. Şurası muhakkak: Moskova, Washington’ın yaptığı gibi büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyacak hali yok, en azından şu aşamada yok, bunu görüyoruz; ama bu bir kazanım falan değil. Erdoğan-Putin görüşmesinden ABD’nin bu adımını bertaraf edecek, hatta gerekirse onu oradan caydırabilecek bir şeyin çıkmadığı çok belli; çıksaydı herhalde saatler boyunca devletin medyası, hükümetin medyası bunu bize duyurur olurdu.

Riskli bir hamle

Peki, Türkiye de buralardan ne kazanıyor? Rusya’yla ilişkilerinden ne kazanıyor? Mesela S-400 füze savunma sistemi meselesi var, başlı başına çok büyük bir konu. Hem Batı’yla bu konuda çok ciddi sorunlar yaşıyor Türkiye, NATO içerisindeki müttefikleriyle; ama diğer yandan da hâlâ bu olayın olup olmayacağı meselesi çok net değil. Dün Cumhurbaşkanı bunun bu hafta içerisinde taraflar tarafından sonuçlandırılacağını söyledi; ama bu defalarca böyle, ertelene ertelene geldi. Kaldı ki S-400’lerin konuşlandırılmasının Türkiye’nin ne kadar çıkarına, Rusya’nın ne kadar çıkarına olduğu hesapları da ayrı bir tartışma konusu.
Sonuç olarak baktığımız zaman çok ilginç bir şeye tanık oluyoruz: Türkiye yanı başında tekrardan süper güç olma yolunda ilerleyen Rusya’yla çok yakın ilişkiler geliştirirken, geleceği çok fazla hesaba katmıyor gibi geliyor bana. Yani Türkiye’yle Rusya ilişkilerinde doğacak herhangi bir sıkıntıdan, bundan bir fatura çıkacaksa, bu faturayı ödeyecek olan tarafın ilk olarak Türkiye olacağını düşünmemiz için çok neden var. Çünkü Türkiye Rusya’yla ilişkilerini geliştirirken geleneksel olarak çok iyi ilişkilere sahip olduğu Batı’yla olan ilişkilerini de zayıflatıyor, böyle bir duruma gidiyor. Riskli bir hamle yaptığı kanısındayım Türkiye’nin Rusya’yla ilişkilerinde.
Tabii ki Ankara’nın Rusya’yla ilişkilerine eleştirel bir şekilde baktığınız zaman hemen size Amerikancılık vs. gibi suçlamalar getiriliyor, böyle bir şey yok. Şu anda zaten Türkiye’nin istese de Amerikancı olma şansı yok; çünkü Washington’da doğru dürüst net bir politika da yok. Zaten Putin’in özellikle bizim bölgemizde bu kadar rahat hareket edebiliyor olmasının en önemli nedenlerinden birisi büyük ölçüde Trump yönetiminin bu konuda Ortadoğu’da meydanı büyük ölçüde Rusya’ya bırakmış olması.

Rusya demokrasi ve özgürlükler sunmuyor

Şunu özellikle vurgulamak lazım — ki birçok yayında bunun altını çizmeye çalışıyorum: Rusya Türkiye’ye en fazla stratejik bir şeyler önerebilir, askerî birtakım şeyler önerebilir, ekonomik bir şeyler önerebilir; ama Türkiye’nin en çok ihtiyacı olan değerler konusunda –ki bunların başında demokrasi, temel hak ve özgürlükler geliyor– Rusya’nın Türkiye’ye önerebileceği hiçbir şey yok; hatta tam tersine bu anlamda Putin Rusya’sı dünyada otoriterlik anlamında ilk akla gelen örneklerden biri. Dolayısıyla Rusya’yla kurulacak olan ya da kurulmakta olan ittifakın Türkiye’yi daha özgür, daha demokratik kılmayacağı çok açık. Tabii ki şu anda ülkeyi yönetenlerin tercihi böyle olabilir; yani onların tercihi ellerindeki otoriteyi, iktidarı korumak, daha da güçlendirmek olabilir; ama iktidar geçicidir. Bu toplum, Türkiye, Türkiyeli insanlar, halk kalıcıdır. Şu anda kurulmakta olan ilişkilerin Türkiye’ye orta ve uzun vadede bir hayrı olacağını sanmıyorum, hayrı olacak olsaydı Rusya’nın etkisi altındaki bölgelere olurdu — ki bunların hemen hemen hepsinin temel hak ve özgürlükler konusunda, demokrasi konusunda çok ciddi sıkıntılar yaşadığını biliyoruz.

Türk sağının Rusya düşmanlığından muhipliğine savrulması

Burada çok ilginç bir durum var, yaşı genç olanlar bunları bilmeyebilir, ama benim gibi artık yaşı 50’yi aşmış olanlar çok iyi bilir: Türkiye’de Rusya uzun bir süre Türk sağının korku objesiydi ve o dönemde Amerikan karşıtlığı yapan sola karşı hep kabaca… hatta onun bir esprili şarkısı vardı, “Amerika gitsin Rusya mı gelsin?” diye söylenirdi. Yıllar sonra Türkiye sağının devamı olan yapıların bu şekilde bir Rusya muhibi olması –ki Rusya’nın ideolojik yönü gidip eski imparatorluk yönü öne çıkıyor son dönemde; bu bağlamda Putin’e ikinci Lenin ya da Stalin denmiyor; Yeni Çar deniyor, yani çarlığa gönderme yapılıyor–, Türk sağının, Türkiye’de sağın Putin üzerinden yeni Rusya’yı ya da Yeni Çarlık Rusya’sını diyelim biraz abartarak da olsa söyleyelim ki çok benzerlikler var… kendine bu kadar müttefik olarak benimsiyor olması tabii çok ilginç — ki bu süreçte Erdoğan’a en büyük desteği verenin de zamanında Amerikan karşıtlığı yerine Rus karşıtlığını çıkartmış olan, öne sürmüş olan, Türkiye’deki o dönemin Maocu hareketinin bugünkü devamı olan Vatan Partisi –ki lideri o zaman da Doğu Perinçek’ti–, onun işbirliği yapıyor olması Erdoğan’la bu konuda, Rusyacılık konusunda işbirliği yapıyor olması da ayrı bir gariplik. 70’li yıllarda Türkiye’de Rusya’yı her türlü kötülüğün birinci derecede sorumlusu olarak tanımlayan gelenekler bugün, Rusya’yla birlikte hareket etmenin en büyük savunucusu haline geldiler.

Rusya uçağı unuttu mu?

Bir başka önemli not tabii ki Kasım 2015’te Suriye’de bir Rus uçağının düşürüldüğünü çok çabuk unuttuk; ama böyle bir olayı yaşadık ve o tarihte bugün ülkeyi yönetenlerin önemli bir kısmı o tarihte de –tabii ki başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere– ülkenin yönetimindeydiler ve o dönemde ettikleriyle bundan yaklaşık altı-yedi ay sonra 2016 Haziran ayında nasıl geri döndüklerini unutmuyoruz. Ve şunu da özellikle vurgulamak istiyorum; Putin’in o uçak düşürülme olayını unutmuş olduğunu açıkçası sanmıyorum. Ne zaman bunun faturası önümüze çıkarılacak? Bilmiyorum. Belki de Haziran 2016’dan beri Rusya’yla kurulan ilişkiler, geliştirilen ilişkilerle beraber biz belki de faturayı ödemekteyizdir, onu da kestirmek mümkün değil; ama şunu çok net bir şekilde söyleyebiliriz ki; Türkiye’nin Rusya’yla kurduğu ilişki hiçbir zaman eşit bir ilişki olabilecek gibi değil ve şu haliyle Türkiye’nin Rusya’yla ve Erdoğan’ın Putin’le bu kadar yakın bir şekilde hareket ediyor görüntüsü, Rusya’ya herhangi bir şekilde zarar verecek bir görüntü değil; ama Türkiye’ye verebileceği zararları peş peşe sıralamak mümkün. Sonuçta buradan nasıl dönülür? Bilmiyorum.
Yayın için başlık olarak “Putin bizi kandırıyor olabilir mi?” dedim. Putin kimseyi kandırmıyor, ama biz galiba kendimiz kandırıyoruz, Rusya’yla eşit bir ilişki kurabileceğimiz ve buradan Türkiye’nin Rusya’yla beraber önünün açılabileceğini düşünüyoruz. Yarın öbür gün bunun böyle olmadığını çok kritik bir anda çok net bir şekilde görebiliriz, o zaman da herhalde alıştığımız şekilde “Putin bizi kandırmış” şeklinde yorumlara tanık olabiliriz.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.