Pulitzer ödüllü ABD’li gazeteci Thomas Friedman: “Suriye’yi onarma sorumluluğunu kimse üstlenmek istemiyor; herkes kendi nüfuzunu kiralama peşinde”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Pulitzer ödüllü Amerikalı gazeteci ve yazar Thomas L. Friedman’ın 13 Şubat günü New York Times’ta yayımlanan “Suriye: Sahip olduğunu onar ya da kirala” başlıklı köşe yazısını Oğul Tuna çevirdi.

Thomas L. Friedman
Thomas L. Friedman

Suriye: Sahip olduğunu onar ya da kirala

İki hafta önce, Golan Tepelerindeki Suriye-İsrail sınırında oturmuş ve bu sınırın, günümüz dünyasında Kore Yarımadasından sonraki en tehlikeli savaş alanını oluşturduğuna dair bir köşe yazısı yazmıştım. Müsaadenizle ifademi gözden geçirip düzeltmek istiyorum.

Geçen hafta, Kış Olimpiyatlarının açılış töreninde Kuzey ve Güney Koreli atletlerin stadyumda hep birlikte, sevgi dolu geçişlerini izledikten ve ayrıca İsrail’in Suriye’de bir İran drone’unu düşürdüğünü ve üssünü bombaladığını, kendisinin bir F-16’sını Suriye’nin bir füzeyle vurduğunu; daha sonrasında Suriye’deki kuvvetlerimize çok yaklaşan bir grup Rus “sözleşmeli askerinin” ABD jetlerince öldürüldüğünü gördüm. Şimdi düşünüyorum da Suriye-İsrail-Lübnan sınırı dünyadaki en tehlikeli köşeyi oluşturuyor.

Suriyeli, Rus, Amerikan, İranlı ve Türk birliklerin ve danışmanların; Irak, Lübnan, Pakistan ve Afganistan’dan İran taraftarı Şii paralı askerlerin; Kuzey Suriye’deki ABD destekçisi Kürt savaşçıların; IŞİD kalıntılarının; çeşitli Suudi ve Ürdün yandaşı, rejim karşıtı Sünni isyancıların ve –bu benim uydurmam değil- rejimin yanında savaşırken Rus vatanını “çılgın barbarlara” karşı savunmak için Suriye’ye giden Rus Ortodoks Kazakların kavgaya tutuştuğu, birbiriyle sürtüştüğü daha başka neresini bulabilirsiniz ki?

The Washington Post’un değindiği gibi , Suriye’de “yalnızca bir tek haftalık süre içerisinde, geçen hafta, Rusya, Türkiye, İran ve İsrail düşman ateşiyle askerî hava taşıtı kaybetti.” “Barut fıçısı” deyimi bu coğrafya için icat edilmiş. Ve karmaşasını ifade etmek için “üç boyutlu savaş alanı” kifayetsiz kalıyor. Aslında bu savaş, çok boyutlu bir arazide geçiyor; sayısız aktörünü, değişken ittifaklar ve çatışma hatlarını çözümleyecek bir kuantum bilgisayarını gerektiriyor.

Fakat eğer bu hikâye sizi şaşırtıp ABD’nin izlemesi gereken yol hakkında kafanızı allak bullak ettiyse, izninizle olayı sizin için daha anlaşılır bir hâle getireyim. Suriye’deki savaş hakkındaki bilinecek iyi ve kötü şey, sahadaki tüm taraflara tek bir sarsılmaz kuralın kılavuzluk ettiği: Asla bu savaşı “sahiplenmek” istemezsiniz. Bu savaş, en üst seviyedeki bir kiralık savaş. Taraflar çıkarlarını artırırken, az sayıda askerini cepheye sürerek rakibin etkisini azaltmak istemekte. Amaçlarına ulaşmak için de havadan veya paralı askerler ve yerli isyancılarla savaşmayı seçmekte.

Bugün Suriye’de olduğu gibi, ebedi kural şudur: “Sana ait olan malı sen tamir edersin”

Hepsi bunu geçmişteki tecrübelerden öğrendi: Rusya, Afganistan’dan; İran, İran-Irak Savaşı’ndan; İsrail, Güney Lübnan’dan; ABD ise Irak’tan ve Afganistan’dan. Tüm bu devletler artık biliyor ki halkları, Ortadoğu’daki herhangi bir kara harekatının yol açacağı yüksek sayıdaki asker naaşını hoş görmeyecek.
Vladimir Putin, kendi halkına bir süper güç olarak “Rusya geri döndü”diyebilmek ve Suriye’de iktidar koltuğunu kendisinin sunduğunu gösterebilmek istiyor fakat bu amaç uğruna hiçbir Rus askerini tehlikeye atmıyor. Bunun yerine, sahadaki kuvvetlerini İran’dan ve savaşmakla (geçen gün ABD hava saldırısında olduğu gibi) ölmek üzere Wagner adlı özel askerî şirketten sağladığı Kazaklar gibi sözleşmeli askerlerden sağlıyor.
Henüz yeni, parasını Suriye yerine anavatana harcamasını isteyen halkının başkaldırısına tanıklık eden İran’sa, Rusya’nın kendisine bıraktığı kara savaşında başkalarını taşeron olarak kullanıyor : Hizbullah ile Irak, Pakistan ve Afganistan’dan gelen çeşitli Şii paralı askerler. Bu şekilde İran, Şam’ı kontrol edebilir ve İsrail üzerinde baskı kurmak üzere (“perakende” değil “toptan” satın alarak) Suriye’yi bir üs olarak kullanabilir.

ABD Özel Harekat Kuvvetleri, Kuzey Suriye’deki Kürt savaşçıları IŞİD’e karşı kara operasyonlarını sürdürmek için silahlandırıp onlara danışmanlık ediyor. Türkiye ise aynı Kürtlerle çarpışmaları için Sünni isyancıları kullanıyor. Suudi Arabistan, Katar ve Ürdün’ün hepsi birden farklı Sünni isyancıları İran taraftarı, Şii rejim kuvvetleriyle savaşmaları için kullanırken İsrail, kendi hava kuvvetlerinin uzun namlulu silahlarına başvuruyor.

2003’te yazdığım bir köşe yazısında , ABD Saddam Hüseyin’i devirir devirmez — ki bunu destekliyordum — uyarmıştım: “Irak işgalinin ilk kuralı, bir cam eşya mağazasındaki kuralla aynıdır: Zarar verdiğin mal, sana ait olur. Biz Irak’a zarar verdik, şimdi bizim üstümüze kaldı.” Bugün Suriye’de olduğu gibi, ebedi kural, “Sana ait olan malı sen tamir edersin.” Ve bugün Suriye’yi onarma sorumluluğunu, bu devasa projeyi, kimse istemediği için herkesin tek istediği, kendi nüfuzunu kiralamak.

Bu savaşta 21. yüzyıla has bir şeyler var

Fakat savaşla ilgili bu gerçek ıstırap verici. Hiçbir yerel taraf Suriye’yi sıfırdan istikrarlı hâle getirmek için gerekli güce, kaynaklara —veya uzlaşı isteğine— sahip değil. Ve hiçbir dış kuvvet de tepeden istikrar sağlamak için yeterli güç ve kaynak yatırımında bulunmaya hazır değil.

Bir çeşit “iyi haber” de Suriye’deki her aktör “kayıptan kaçındığı” için, hiçbiri gözünü karartmaya yakın değil. İranlılar ve Hizbullah İsrail’i dürtme oyununa devam edecek gibi; ancak bu dürtüşme İsrail’i yapmaya muktedir olduğu şeye, yani Hizbullah’ın Lübnan’daki her bir muhitini viran edip İran’ın kalbini roketlerle vurmaya sevk etmeyecek. Buna karşılık olarak, İsrail de biliyor ki kıyı düzlüğüne yayılmış yüksek teknolojili arazisi İran roketlerince enkaz haline getirilebilir.

Türkler Amerika’yla bir savaş istemiyor. Amerika Rusya’yla savaşmak istemezken Ruslar da kimseyle çarpışmadan Suriye’den hortumlayabileceği kadar petrolü, ülkeyi üs olarak kullanmayı ve egosunu şişirmeyi istiyor. Çünkü Ruslar, aslında göründüğünden daha zayıf. Belki de, en nihayetinde, oyuncular yorulacak ve Suriye’de güç paylaşımıyla sonuçlanacak bir anlaşmaya varacaklar; tıpkı 1989’da Lübnanlılar kendi iç savaşına son verdiğinde olduğu gibi. Ne yazık ki Lübnanlıların kendilerini toparlaması için 14 yıl gerekti. Öyleyse Suriye’den daha çok gelişme duymaya hazırlanın.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus