John Kiriakou: “CIA’in işkence yaptığını ortaya çıkardığım için hapse girdim; işkenceyi örtmeye çalışan Gina Haspel ise CIA Başkanı oldu”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

John Kiriakou, CIA’in eski Terörle Mücadele görevlisi ve Senato Dış İlişkiler Komitesi’nin eski kıdemli müfettişi. Aynı zamanda Rus Hükûmeti tarafından finanse edilen Sputnik Radyosu’nda “Loud and Clear” programının yorumcularından biri. 15 Mart 2018’de Washington Post’ta yayınlanan yazısını Oğul Tuna çevirdi.

John Kiriakou
John Kiriakou

11 Eylül 2001 günü CIA’in Langley, Virginia’daki genel merkezindeydim. Tüm Amerikalılar gibi ben de travma geçirmiştim ve El Kaide’nin liderlerini adalet önüne getirmek için okyanus ötesine gitmeye gönüllü oldum. Ocak – Mayıs 2002 arasında Pakistan’daki terörle mücadele operasyonlarını yönettim. Ekibim onlarca El Kaide savaşçısını ele geçirdi ki bunların arasında kıdemli eğitim kampı komutanları da vardı. Yakalanmasında benim de payım olan savaşçılardan biri Ebu Zübeyde’ydi. O zamanlar hatalı bir biçimde örgütün üç numaralı ismi olduğuna inanılıyordu.
Mayıs ayında CIA, Ebu Zübeyde’ye işkence yapmaya karar vermişti. O vakitler CIA genel merkezine döndüğümde, Terörle Mücadele Merkezi’ndeki üst düzey çalışanlardan biri bana, “geliştirilmiş sorgulama teknikleri alanında eğitilmek” isteyip istemediğimi sordu. Bu kavramı daha önce duymamıştım, ben de bunun ne anlama geldiğini sordum. Kısa bir açıklamadan sonra reddettim. İşkenceyle ahlâkî ve etik sorunlarım olduğunu söyledim ve — Adalet Bakanlığı’nın bu konudaki hükmüne rağmen — bunun yasadışı olduğunu düşünüyordum.
Maalesef, ABD hükûmetinde işkence uygulanmasının devamına izin vermeye gönüllü pek çok kişi vardı. Bunlardan biri de Gina Haspel’di, kendisi Başkan Trump tarafından geçtiğimiz salı CIA’in yeni direktörü olarak atandı.
Gina Harpel’i CIA’in başına getirmek, teşkilatın — ve ulusun — işkenceyi engellemek adına attığı tüm adımları geri almak demek olacaktır. Bu atamanın, CIA çalışanlarına vereceği mesaj basit: Savaş suçu, insanlığa karşı suç işleyebilirsiniz; böylece terfi edebilirsiniz. Kanunlar hakkında endişelenmeyin. Etiği boş verin. Ahlâkı takmayın ya da işkencenin hiçbir işe yaramadığı hususundaki gerçekleri umursamayın. Devam edin ve ne olursa olsun, işkence edin. Yaptıklarınızı örteceğiz. Bu arada kanıtları da yok edebilirsiniz.

Bizler için, o “Kanlı Gina”

Medya tarafından “yıllanmış istihbarahat kurdu” olarak tasvir edilen Gina Haspel; hem genel merkez, hem de denizaşırı operasyonlardaki kıdemli pozisyonlar dahil, CIA’de tam 33 yıldır çalışıyor. Şimdilik CIA’in direktör yardımcısı olan Haspel, halkın gözlerinden uzak kalmak için çok uğraşmıştı. Görevden ayrılacak CIA direktörü ve yeni atanmış Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Haspel’i “işini başarmakta olağanüstü yetenekli ve çevresindekilere ilham veren” biri olarak övmüştü. Bu sözlerin kimileri için doğru olduğunu biliyorum. Ama Haspel’i tanıyan ve CIA’de onunla çalışmış geriye kalan bizler için, o “Kanlı Gina”.
CIA, Haspel’in özgeçmişini veya çalışmalarının teşkilatın işkence programına ne kadar da uygun olduğu hakkında genişçe hazırlanmış raporları tekrarlamama izin vermeyecektir. Bundaki detayların “halihazırda ve özenlice sınıflandırılmış” olduğunu söyleyecektir. Ancak ben Haspel’in; CIA’in kötü şöhretli eski operasyonlar direktör yardımcısı ve eski Terörle Mücadele Merkezi müdürü Jose Rodriguez’in himayesinde ve ekibinin başında olduğunu
söyleyebilirim. Ayrıca Rodriguez’in Haspel’e, Ebu Zübeyde’nin yapılan işkencenin video kanıtlarını yok etme emri verdiğini de ifade edebilirim. Adalet Bakanlığı bu olayı soruşturduysa da neticede hiç kimse vakayla ilişkili olarak suçlu bulunmadı.
CIA görevlileri ve sözleşmeli psikologlar, Ebu Zübeyde’ye işkence etmeye 1 Ağustos 2002 tarihinde başladılar. İşkence tekniklerinin, avuçla karın ya da yüz tokatlamadan başlayarak, artımlı olması gerekiyordu. Ebu Zübeyde’nin tutulduğu yerdeki ajanlarsa en sert yöntemle başlamaya karar verdiler. 83 kere su tahtası tekniği uyguladılar. Sonrasında onu uykusuz bıraktılar; ardından haftalarca genişçe bir köpek kafesine kilitlediler, bundan sonra tabut büyüklüğünde bir kutuya kapattılar. Ebu Zübeyde’nin böceklerden olağanüstü korkusunu bildiklerinden, kutuya böcek de koydular.
Rodriguez, yapılanların ertesinde raportörlere işkencenin işe yaradığını ve Ebu Zübeyde’nin saldırılara son verecek ve Amerikan halkının hayatını kurtaracak istihbarî bilgiler sağladığını söyleyecekti. Senato İstihbarat Komitesi’nin CIA İşkence Raporu ve FBI müfettişi Ali Soufan’ın kişisel tanıklığı sayesinde, bunların yanlış olduğunu biliyoruz.

İşkenceyi ifşa ve yaşananlar

Aynı vakitlerdeki CIA operasyonları pozisyonumdan, Ebu Zübeyde’ye neler olduğunu biliyordum. CIA’i 2004’te terk ettikten sonra dahi bu konuda ağzımı kapattım. Ama 2007’de benim için bardaktaki son damla taştı.
Başkan George W. Bush Amerikan halkına, kararlı bir biçimde, bir işkence programının olduğunu inkar ediyordu. Bunun yalan olduğunu biliyordum. Aynı zamanda da kanunsuz olduğunu. Böylece 2007 Aralık’ta, ABC News’e CIA’in tutuklulara işkence uyguladığına, işkencenin ABD Hükûmetinin resmî politikası olduğuna ve bu politikanın Başkan tarafından bizzat onaylandığına dair bir röportaj verdim. FBI hemen benimle ilgili soruşturma başlattı.
Bir yıl sonra, Adalet Bakanlığı suç işlemediğime hükmetti. Fakat CIA liderleri, kirli çamaşırlarını ortaya çıkardığım için hâlâ kızgınlardı. CIA, Obama döneminde Adalet Bakanlığı’na davayı yeniden açmak için başvurdu. Dava tekrar ele alındı ve üç yıl sonra, ABD News ve onu takiben New York Times’a verdiğim röportajlar için, üçü casusluk olmak üzere beş ayrı ağır suçtan hüküm giydim. Elbette casusluk yapmamıştım ve nihayetinde suçlamalar düştü; ancak ben daha hafif bir cezayı kabul ettikten sonra. 23 ay boyunca hapis yattım.
Yine de her gününe değdi. Çünkü CIA’in yönetimi açığa çıktı, Kongre özellikle su tahtasını ve teşkilatın gizli mekanlarda uyguladığı diğer işkence yöntemlerini yasakladı. İşkence yasağı şimdi mülkün temelindeydi.
Fakat ben işkence programını ortaya çıkardığım için hapse girerken; Haspel, işkencecilikle bağına rağmen terfi almak üzere. Trump’ın bu hareketi, işkencenin yanlış olduğunu düşünen CIA çalışanlarının ahlâk anlayışını yaralıyor. Ve de teşkilatta “geliştirilmiş sorgulama”nın kabul edilebilir görenleri rahatlatıyor. Geçtiğimiz hafta kıdemli bir görevliyle konuştum, “Bir şeyler değiştikçe, aslında daha çok aynı kalıyorlar.” dedi. İşkencenin muhaliflerinde bir tür yenilgi havası hakim.
Bu kararın, dost ve müttefiklerimize (ve Dışişleri Bakanlığının yıllık insan hakları raporunda eleştirdiği ülkelere) verdiği mesaj ise şu şekilde: Biz, tepenin üzerinde parlayan şehriz; insan haklarına saygının, sivil haklar ile özgürlüklerin ve hukukun üstünlüğünün sembolüyüz. Ancak gerçekteyse, tüm bunlar safsata. Tüm bunları çıkarımıza uygun geldiğinde söylüyoruz.

Kendimizi iyi hissetmek için dillendiriyoruz. Ancak iş sıkıya geldiğinde, uluslararası hukuku hiçe sayıp istediğimizi yapıyoruz.
Haspel’in atanması düşmanlarımız için de bir anlam teşkil ediyor. İşkence programı ve Irak’taki askerî hapishanelerde uygulanan benzeri suistimaller; El Kaide, IŞİD ve diğer kötü aktörlerin elindeki en güçlü militan temin etme aracıydı. Bilirkişiler, ABD’li kanun koyucular ve hatta militanların kendileri bile böyle düşünüyordu. Bu suistimaller, örgütlere güç verdi ve karşısında harekete geçilebilecek bir şeyler sundu. Örgütlerin içinde Birleşik Devletlere karşı daha kuvvetli nefret tohumları ekti. Bu örgütlerin saflarını kalabalıklaştırdı. IŞİD’in, tutuklularının boynunu vurmadan önce onları kameralar önünde (Guantanamo Körfezi’nde alıkonanlar gibi) turuncu tulumlarla sergilemesi tesadüf değildi. Haspel ile işkence programını tasarlayan ve gözetleyen CIA’deki diğer çalışanlar, kısmen bile olsa, bunun sorumlularıdırlar. Çünkü dünyaya Birleşik Devletlerin tutsaklarına bazı zamanlarda nasıl muamele ettiğini göstermiş oldular.
Peki biz Amerikalılar; Kuzey Kore, Çin ve İran gibi, insanlara işkence eden bir ulus olarak kalmak mı istiyoruz? İnsanların bir ülkeden kaçırılıp bir diğerine gizli hapishanelerde sorgulanmak üzere gönderildiği bir dönemle gurur mu duyuyoruz? İnsan haklarını alay edercesine telkin ederken, aynı insan haklarını kimsenin bakmadığını düşündüğümüz zamanlarda ihlal eden bir ülke mi olmak istiyoruz?
Ülkemiz buna katlanamaz. Gözümüzü kapatamayız. İşkencecileri ödüllendiremeyiz. Gina Haspel’in CIA’i yönetmekle bir ilgisi olamaz.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus