İSTANBUL (Medyascope) – Birleşmiş Milletler 12 Aralık 1997’de 26 Haziran’ı İşkence Mağdurlarına Destek Günü ilan etti. Eski Türk Tabipleri Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı işkencenin uluslararası hukukta mutlak olarak yasak olduğunu vurgulayarak, Türkiye’deki uygulamalar, cezasızlık politikaları ve işkencenin bireyler ile toplum üzerindeki etkilerini Gamze Elvan’a değerlendirdi.
Haberin özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- İşkence, uluslararası hukukta yasak, ancak Türkiye’de hâlâ ciddi bir sorun.
- Şebnem Korur Fincancı, işkencenin bireyler değil, topluma yönelik bir eylem olduğunu vurguladı.
- 2023 yılında Türkiye’de işkence suçlarından 4 bin 332 dava açıldı; 2024’te bu sayı 838’e düştü, ancak “görevini yaptırmamak için direnme” suçundan 26 bin 491 dava var.
- Çıplak arama, işkencenin eski bir yöntemi olarak gündeme geldi.
- İnsan haklarının öznesi olarak herkesin işkenceye karşı sesini yükseltmesi gerektiği ifade edildi.
Eski Türk Tabipleri Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı, işkencenin bireyler ve toplum üzerindeki etkilerini anlattı. Fincancı, son dönemde işkenceye ilişkin yaklaşımın geriye gittiğini söyledi. İnsan hakları mücadelesi açısından bu tür yayınların büyük önem taşıdığını belirten Fincancı, devletlerin insan haklarına dayalı rejim anlayışından uzaklaştığını ifade etti.
Uluslararası sözleşmeye göre işkence
Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı Metin Bakkalcı’nın sıkça dile getirdiği bir tespiti hatırlatan Fincancı, “Devletler, insan haklarına dayalı bir rejim fikrinden vazgeçti” değerlendirmesini aktardı. Dünyanın birçok yerinde benzer bir değişimin yaşandığını vurguladı:
“Bir eylemin işkence veya kötü muamele olarak değerlendirilebilmesi için kamu görevlileri tarafından ya da kamu görevlileri adına hareket eden kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olması gerekiyor. Bunun yanı sıra eylemin belirli bir amaç doğrultusunda ve kasıtlı olarak yapılması da işkence tanımı açısından temel unsurlar arasında yer alıyor. Sözleşme, ayrımcılığa dayalı nedenlerle baskı kurmak, korkutmak ve sindirmek amacıyla gerçekleştirilen eylemleri de işkence kapsamında değerlendiriyor. Kasıt unsuru ise kişinin bedensel ya da ruhsal olarak zarar görmesinin hedeflenmesini ifade ediyor. İşkenceyi bu çerçevede tanımlayabiliriz.”

“İşkence Türkiye’de her zaman ciddi bir sorun oldu”
Türkiye’de işkencenin özellikle son dönemde artıp artmadığını değerlendiren Fincancı, “Ne yazık ki böyle bir durum söz konusu değil. İşkence her zaman Türkiye’de çok ciddi bir sorun olarak karşımızda duruyor” diye konuştu. Fincancı, Adalet Bakanlığı istatistiklerine göre 2023 yılında işkence ve eziyet suçlarından açılan dava sayısının 4 bin 332, 2024 yılında ise 838 olduğunu söyledi. Gerçek tabloyu görmek için “görevini yaptırmamak için direnme” suçundan açılan davalara bakılması gerektiğini belirten Fincancı, 2024 yılında bu sayının 26 bin 491 olduğunu aktardı.
19 Mart sonrasında yeniden gündeme gelen çıplak arama uygulamalarına da değinen Fincancı, “Çıplak arama işkencesinin de ne yazık ki geçmişten beri sürdürülen işkence yöntemlerinden biri olduğunu biliyoruz” dedi.
İşkence yöntemleri neler?
İşkencenin yalnızca fiziksel şiddetten ibaret olmadığını belirten Fincancı, sözlerine şöyle devam etti:
“Temiz suya erişimin engellenmesi, yeterli gıdanın verilmemesi, kişinin uyumasının engellenmesi, bulunduğu ortamın ışığının sürekli açık bırakılması, havalandırmanın yetersiz olması ya da gün ışığından mahrum bırakılması işkence yöntemleri arasında yer alıyor. Tehdit ve hakaret, en yaygın kötü muamele biçimleri arasında yer alıyor. Tehditler, kişinin kendisine zarar verileceği yönünde olabileceği gibi, yakınlarını hedef alan tehditleri de içerebiliyor.”

“İşkence bireye değil, topluma yöneliktir”
İşkencenin etkilerinin yalnızca mağdurla sınırlı olmadığını ifade eden Fincancı, “İşkence bireye yönelik bir eylem değil aslında. İşkence topluma yönelik bir eylem.” dedi. Toplumun işkencenin varlığından haberdar olması halinde insanların davranışlarını ve söylemlerini sınırladığını belirten Fincancı, bunun bir otosansür mekanizması oluşturduğunu belirtti.
Şebnem Korur Fincancı işkenceyle mücadelede herkesin sorumluluk alması gerektiğini vurgulayarak “En önemlisi ayrımsız olarak herkesin insan haklarının öznesi olduğunu kabul etmek ve hiç kimseye işkence yapılamayacağını yüksek sesle dile getirmek” diye konuştu.








