Kemal Derviş: “Macron: ‘Ne sağda ne solda’dan ‘hem sağda hem solda’ya”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Kemal Derviş’in 10 Mayıs 2018’de project-syndicate.org’da çıkan yazısını Oğul Tuna çevirdi.

derviş
Kemal Derviş

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Nisan ayında ABD’ye gerçekleştirdiği devlet ziyaretiyle ortaya bir tezat çıktı. Dostça tutumlarına karşın, Macron’un gündemi ve söylemi ABD Başkanı Donal Trump’ınkinin neredeyse tam tersiydi. Fakat Macron’un liderliği çok daha temel bir soruna tâbi; bu meseleyi çözme şekli de liberal demokratik siyaset için yol gösterici olabilir.
Amerikan Kongresi’nde yaptığı İngilizce konuşmasında, Macron açık ve kesin bir dille uluslararasıcı dünya görüşünü dile getirdi. Daha güçlü uluslararası kurumlar için çağrıda bulundu, kurallara dayalı bir uluslararası ticaret sistemini tekrar masaya yatırdı ve küreselleşmeyi kucakladı. İran’la ilgili olarak, Trump’ın yeni çekildiği 2015 nükleer anlaşmasının korunması gerekliliğini yineledi. Ancak mevcut anlaşmanın ele almadığı konular üzerinde tamamlayıcı mutabakatların yapılması çağrısında bulundu.
Macron ayrıca 2019 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Avrupa Birliği yanlısı bir kampanya yürüteceğine işaret etti. Bir demokrat olarak, Macron, Avrupa Birliğinin güçlenmesinin gerçek bir Avrupalı siyasal alanın gelişimiyle birlikte ilerlemesi gerektiğine inanıyor.

180424101633-05-trump-macron-0424-full-169

Dikkate değer bir duruş

Liberalizmin çöküşü, sosyal demokrasinin geleceği, milliyetçiliğin yükselişi ve küreselleşmenin geri tepmesi üzerinde bir birlikteliğin olduğu zamanda; Macron’un uslanmaz uluslararasıcı duruşu dikkate değer. Aslında Macron Batı’nın bilinmeyen “yeni politika”sına doğru bir hamle yaptı. “Yeni politika” artık tümüyle büyük merkez sağ ve merkez sol partileri arasındaki rekabetle tanımlanmayan bir alanı oluşturuyor. Fakat siyaset gerçekten de geleneksel sağ-sol ayrımı konusunda yeni bir sayfa açıyor mu?
Sabık Cumhurbaşkanı François Hollande’ın sosyalist hükûmetinde bakan olarak görev almış Macron’u basitçe merkezci olarak tanımlamak yanlış olacaktır. Merkeze kaymasına rağmen, küçük geleneksel merkez partilerden birine katılmadı. Bunun yerine kendi “hareket”ini kurdu.
Başlarda Macron – En Marche! ismini verdiği – hareketi “ne sağda ne solda” olarak tanımlamış, “merkezci” teriminden sakınmıştı. Şimdi, “hem sağda hem solda” olduğu söyleyip geleneksel merkez sol ve merkez sağ seçmenini kazanma arzusuna işaret ediyor.

Geleneksel sol-sağ ayrımı bulanıklaşıyor ama ortadan kaybolmuyor

Eğer geleneksel sol-sağ ayrımı bulanıklaşıyorsa, soru, bunun yerini neyin alacağıdır. Çoğu ülkede siyasal tartışmaların merkezindeki küreselleşmeyle, cevabın, kozmopolit ve dar görüşlü güçler arasındaki bir ayrışma olduğu görülmektedir.
Bu yoruma göre, Macron Fransa’nın küreselleşmeci (ve Avrupa Birliği yanlısı) hareketine yön veriyor ve sağdan ya da soldan, ona karşı çıkanlar ortak bir dışa açıklık karşıtlığında buluşuyor. Ve hakikaten de aşırı sağ ve aşırı sol benzer ekonomik mesajlarda birleşiyor.
Bu arada – Fransa’da ve Batı’nın geri kalanında – hâlihazırdaki merkez sol ve merkez sağ partiler, uluslararası odaklı gruplar ve küreselleşmeye şüpheci yaklaşanlardan oluşmaya eğilimli. Eğer küreselleşme, Batı ülkelerinde ana seçim eksenini oluşturacaksa, mantıken, bu iki odağın bölünüp yeni siyasal aileleri meydana getirmesi muhtemeldir.
Yine de bu doğrultuda bazı hareketlerin olacağına inansam da geleneksel sol-sağ ayrımının ortadan kaybolması olası gözükmüyor. Geleneksel partiler; vergi sistemlerinin kademelenmesi, sosyal politikanın hedefleri ve kapsamını içeren gelir dağılımıyla ilgili konuları tartışmaya devam edecek. Küreselleşme “platormu”ysa tek başına büyük bir siyasal partiyi tanımlayacak kadar yeterli olmayacaktır.

Sosyal dayanışma

Bunun anlamı, Macron’un gelecek yıllarda kendisini merkez sağ veya merkez sol ile aynı çizgiye çekmesi olacaktır. 2017’deki seçim zaferine yol açan özel şartların – itibarını kaybetmiş bir merkez sağın ve skandal sonucunda elenmiş bir merkez sol adayın varlığı – tekrarı mümkün olmayacak. Macron, enternasyonalist bir sol eğilimli ya da sağ eğilimli lider olmak zorunda kalacak.
Bunlardansa yalnızca biri makul seçenek. Merkez sağın geleneksel politikaları, güçlü bir uluslararasıcı eğilime kolaylıkla uyumlu sağlamayacaktır. Eğer farklı boyutlarıyla birlikte küreselleşme, halkın çoğunluğunca desteklenirse; buna ihtiyaç duyanlara etkin yardım sağlayan modern sosyal politikaların eşlik etmesi gerekecektir. Sürekli ekonomik bozulmalar çağında, bu politikalar daha da önemli olacak.
Dışa açıklık sosyal dayanışmayı gerektirir. Bu durum, belli meslekleri ticarî rekabetten ya da teknolojik inovasyondan korumak anlamına gelmez. Onun yerine; tüm yurttaşlara eğitim, ulaşılabilir sağlık hizmetleri ve ulaşım desteği gibi gerekli kaynakları tedarik ederek, sürekli değişime insanların uyum sağlamasına yardımcı olmak demektir. Kısacası halkçı, küreselleşme yanlısı bir duruşa; kamu kaynaklarınca desteklenen ve geniş bir çoğunluğa hitap eden yeni bir toplum sözleşmesi eşlik etmelidir. Aksi takdirde neo-nasyonalizmin baştan çıkaran şarkısına direnmek zor olacaktır.
Macron çoktan giriştiği gerekli vergi ve işgücü reformlarını tamamlarken, bu sorunu da ele almalıdır. Güncel siyasal paradigma değişiminde dışa açıklıktan yana olanlar, toplumsal dayanışma hakkında çağdaş bir yaklaşımı benimseyerek milliyetçi tek taraflılığı gölgede bırakacaklar.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus