Ruqaya Izzidien: Artık İngiliz okullarında sömürgecilik tarihini öğretme zamanı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Irak asıllı Britanyalı serbest gazeteci, fotoğrafçı ve yazar Ruqaya Izzidien’in 30 Ağustos 2018’de aljazeera.com’da çıkan yazısını Okan Yücel çevirdi.

Ruqaya Izzidien

Britanya’da büyüyen birisi olarak, Britanya İmparatorluğu’nun Iraklı atalarıma karşı işledikleri suçlar hakkında hiçbir şey bilmiyordum.
Eğer siz de benim gibi Britanya’da doğup büyüdüyseniz muhtemelen okullarda Britanya’nın sömürgecilik tarihi ile ilgili kayda değer bilgiler verildiğini anımsamayacaksınız.
Britanya müfredatı başkalarının gösterdiği şiddete büyük bir önem göstermiştir – Nazi Almanyası veya Amerikan İç Savaşı gibi – ve Victoria dönemi öncesi ile ortaçağdaki birkaç olay detaylarıyla işlenirken – veba veya büyük Londra yangını veya Kral 8. Henry gibi – size Britanya’nın sömürgecilik vahşeti ile ilgili hiçbir şey öğretilmez.
Boer Savaşı’ndaki toplama kampları, 1943 Bengal Kıtlığı veya 1950’lerde Kenya’daki katliamlarla ilgili bize hiçbir şey söylenmedi.
Okulda Britanya’nın Iraklı atalarıma karşı düzenledikleri onlarca suçla ilgili hiçbir şey duymadım. Hiçbir ders kitabı bir kahraman ve muhteşem bir devlet adamı olarak saygı gösterilen Winston Churchill’in Iraklı siviller İngiltere’den bağımsızlıklarını talep etikleri zaman onlara kimyasal saldırı uygulanmasını açıkça onayladığından bahsetmedi.
Britanya müfredatı bana Britanya’nın Iraklı liderleri müzakere için çağırdığını – aslında sadece onları alıkoymak için çağırılmışlardı – vergi ödemeyi reddettikleri zaman da sivilleri bombaladıklarını veya ayaklanmaları bastırmak için köyleri yakıp şehirleri yıktıklarını öğretmedi.

İmparatorluğun suçlarının üstü örtülmeye çalışılıyor

Ben okulu bıraktığımdan beri geçen 13 yılda bu durum neredeyse hiç değişmedi. 2010’da Britanya hükümeti müfredatı gözden geçirmeye karar verdiği zaman, dönemin eğitim bakanı Michael Gove imparatorluğun savunucusu olarak tarihçi Niall Ferguson’dan yardım istedi. Sonuç olarak Britanya ders kitapları hâlâ imparatorluğun suçlarının üstünü örtmeye çalışıyor. Sömürgeciliğin üzerine kurulduğu yapıyı göstermek veya sömürgeleştirilen insanlar üzerinde halâ etkilerini devam ettiren emperyal politikalarla yüzleşmek için somut bir adım atmıyorlar.
Sadece, penceresinden Bağdat’a baktığında İngiliz marşını anımsayan babamdan duyduklarım Britanya İmparatorluğu’na ait okullarda öğrendiklerimden daha fazla şey anlatıyor.
Bunları bilmememin yarattığı rahatsızlık hissi beni Britanya ve Irak tarihiyle ilgili daha kapsamlı araştırmalar yapmaya itti ve bu da bana Mezopotamya’nın sömürgeleştirilme dönemiyle ilgili bir dizi roman yazmam için ilham kaynağı oldu. Bana göre kapsamlı araştırmalar yapacak seviyeye geldiğiniz zaman İngiltere’de anlatılan tek yanlı hikâyeler yerine sömürgeleştirilen ülkelerin geçmişlerini anlatmak için sizi harekete geçiren bir motivasyon oluşuyor.

Sömürgeciliğe özlem

Yine de Britanya tarihinin en egemen aklama anlatısı Britanya’nın kodlarına iyice yerleşmiş görünüyor. Bugün bir araştırma şirketi YouGov’un verilerine göre Britanya’nın yüzde 49’u hâlâ Britanya İmparatorluğu’nun iyileştirici bir güç olduğunu ve sömürge ülkelerinde yaşayan halkların yaşam kalitelerini yükselttiğini düşünüyor. Yalnızca yüzde 15’i sömürge ülkelerini daha kötü duruma soktukları kanısında.
Aynı zamanda öyle görünüyor ki sömürgeci geçmişe yönelik kalıcı bir nostalji mevcut. Gerçek şu ki bugünün Britanyasında sömürgecilik iş yapıyor. Britanyalılar hâlâ kendilerine bu nostaljiyi anımsatan eşyalar satın alıyorlar ve hâlâ zengin beyaz adamın sömürge ülkelerindeki maceralarını televizyonda izlemekten keyif alıyorlar.
Hâlâ sinemalara gidip Abdul ve Victoria’nın resmedildiği, Victoria’nın sanki hiçbir şekilde Hintlerin baskı altında kalmasından ve sömürgeleştirilmesinden faydalanmıyormuş gibi Hint hizmetçiyle kurduğu sıcak ve merhametli ilişkiyi izliyorlar. Veya Çöl Kraliçesi filmini izleyerek oryantalist bir Britanyalı diplomat olan Gertrude Bell’in kendi yetkilerini kolayca aşarak Irak devletinin sınırlarını yapay olarak nasıl çizdiğini izliyorlar.

Ünlü İngiliz casus Gertrude Bell

Oxford ve Cambridge

Kolonyalizmin metalaştırılması yüksek öğretimde bile kendisine yer bulmuş durumda. 2015 yılında sömürgeciliğin mirası ve savaş tazminatları tartışılırken Oxford Birliği (Oxford Union) “kolonyal geri dönüş” adında bir içki servis etmenin iyi bir fikir olduğuna karar verdi.
Aslında, Oxford, Britanya’nın siyasî elitlerinin yarısını yetiştiren kurum olarak (diğer yarısını da Cambridge yetiştiriyor) kendi sömürgecilik tarihine karşı büyük bir geri tepme tecrübe ediyor. Öğrenciler Oxford müfredatının “sömürgesizleştirilmesini” istiyorlar çünkü bunun Avrupa merkezli (Eurocentric) olduğunu ve kadınlar ile ten rengi farklı insanların katkılarını dışladığını iddia ediyorlar.
Aynı zamanda “Rhodes düşmek zorunda” (Rhodes Must Fall) adını verdikleri bir kampanya başlatarak zamanında resmî olarak Britanya’nın sömürgecilik politikalarıyla ilgilenmiş ve Güney Afrika’daki ırkçılığın ve ayrımcılığın atası olarak kabul edilen Cecil Rhodes’un üniversite yerleşkesindeki heykelinin kaldırılmasını talep ediyorlar. Onların bu mücadeleleri Oxford’a yaptıkları bağışı kesmekle tehdit eden zenginler tarafından baskı altına alınıyor.
Bugün hâlâ Oxford ve pek çok farklı muhafazakâr kurumda tarihi aklamaya ve saptırmaya yönelik faaliyetler destek buluyor. Geçtiğimiz yıl The Times için yazı kaleme alan bir Oxford profesörünün Britanya halkına seslenerek “Bizim sömürgeci tarihimizle ilgili kendinizi suçlu hissetmeyin” demesi hiç de şaşırtıcı değildi.
Bu yaklaşım pek çok Britanyalı siyasî elit tarafından da benimseniyor. 2013 yılında, dönemin İngiltere başbakanı David Cameron’a 1919 yılında Britanya birliklerinin yüzlerce Hinti öldürdükleri Amristar Katliamı ile ilgili özür dilenip dilenmeyeceği sorulduğunda Cameron şöyle yanıt vermişti: “Bence tarihe dönüp özür dilememiz gereken olaylar bulmaya çalışmak doğru değil.”
Cameron’ın cümlesiyle ilgili sorun şu: Sömürgecilik sadece tarihe indirgenemez, affedilemez ve unutulamaz. Mirası eski sömürge ülkelerini dezavantajlı konumda tutmaya devam ediyor. Buralarda hâlâ yapay sınırlar, kaynakların eşitsiz dağıtımı, çatışmalar, azgelişmişlik ve yoksulluk hüküm sürüyor.
Mantığı bugün hâlâ Britanya’daki ve diğer ülkelerdeki siyaseti ve dış politikayı etkilemeye devam ediyor. Tony Blair’a 2003 yılında Irak’ı işgal ettiren, ekonomisini ve güvenliğini paramparça edip binlerce Iraklı’yı öldürten de sömürgeci zihniyetti.
Sömürgeciliğin vahşeti hakkında da bir şeyler öğreten, dürüst okumalar içeren bir Britanya tarihi anlatacak yeni bir eğitim müfredatına ihtiyacımız var. Bu müfredat çocuklara ülkelerinin sömürgecilik dönemindeki yağmacılıklarının sonucu olarak nasıl bir ekonomik, politik ve sosyal avantaj sağladıklarını öğretmeli.
Geçmişte işlediğimiz suçları kabul etmekle hiçbir şey kaybetmeyiz. Hatalarımızı tekrar etmemeyi öğrenmenin en iyi yolu tarihten ders çıkartmaktır.
Hint bir politikacı ve yazar olan Dr. Shashi Tharoor’un da belirttiği gibi: “Bu ülkede sömürgecilik tarihi hakkında hiçbir şey bilmeden Tarih alanında en üst seviyeye çıkabiliyor olmanız bir parça utanç verici.”
Şimdi bunu değiştirmenin zamanı.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus