Cemal Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz: “Trump beni davet etti. Ancak çelişkili açıklamalarından dolayı bu davetin kamuoyu sempatisi için olduğunu düşündüm”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Suudi Arabistan İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz, Habertürk’te katıldığı canlı yayında açıklamalarda bulundu. Cengiz, ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray davetiyle ilgili “Çelişkili açıklamalarından ötürü bu davetin sadece kamuoyu sempatisi için olduğunu düşündüm. (Dışişleri Bakanı) Pompeo’ya da Beyaz Saray’a ancak, durumun çözülmesine katkı sağladıkları takdirde gidebileceğimi söyledim. Amerikan siyasetinde konuyla ilgili vicdani bir yöneliş olacak mı? Gidip gitmemem buna bağlı’’ dedi.

Cengiz’in açıklamalarından satır başları şöyle:

‘‘Hastalandığı bir gün, Cemal Bey’e Türkiye’de herhangi bir şey olursa kiminle irtibata geçmemin doğru olacağını düşündüm. Ona, bu konuda bir nasihati olur mu diye sordum; bana ‘Yasin (Aktay, AK Parti Genel Başkan Danışmanı) Hoca’yı arayabilirsin, eski dostumdur’ dedi, ama bana konsolosluğa girerken bu konuda bir tembihte bulunmadı. Sıkı sıkıya tembih etmiş olsaydı isimleri, ciddi anlamda endişesi var ve ben birilerini aramakta çok geç kalmışım anlamına gelirdi.’’

‘‘2 Ekim gerçekten çok zor bir gün. Anlatmanın zor olduğu, hâlâ cevabını veremediğim çok sorunun olduğu bir gün. Bir yerde acaba bir şeyi mi atladık dediğim bir gün.’’

‘‘İçeride sohbet ortamı var diye düşündüm. Beni böyle düşünmeye iten, onun tamamen rahat bir hissiyatla içeri girmiş olmasıydı. Suudi yetkililerin böyle bir plan, böyle bir kumpas içinde olduğuna dair endişem olsaydı, her şeyi göze alıp kapıya koşardım. Uzun bir süre bekledim orada, aman kağıdı versinler de sohbet etsinler, geciktirsinler diye düşündüm, aklıma başka bir şey zerre kadar gelmedi.’’

‘‘Konsolosluğun çalışma saatinin 15.30’da bittiğini kardeşimden öğrenince çok büyük bir korku yaşadım. İnanılmaz büyük bir endişe ve bağırma ihtiyacı hissettim. En yakın arkadaşımı arayıp hemen gelmesini istedim. Konsolosluğun kapısına koştum ve oradaki Türk yetkiliye Cemal Bey’in çıkmadığını söyledim. O anda çok kötü şeyler geldi aklıma; aklıma gelenleri hiçbir zaman unutmayacağım. Türk yetkili içerideki herkesin çıktığını söyledi. Hemen konsolosluğu aradım. Cemal Bey’in çıkmadığını ve kapıda olduğumu söyledim. Genç bir yetkili içeride kimsenin olmadığını söyledi. Burada beklemenin hiçbir anlamı yok, dedi. Büyük bir korku yaşadım ve sonra Yasin Aktay’ı aradım.’’

‘‘Suudi Arabistan’dan uçakların Türkiye’ye geldiğinin medyada yer bulmasının ardından, benim sandığımdan çok daha ileri bir hadisenin olduğunu anladım. Konsolosluğa gitmeyi o gün bıraktım, bunun faydalı olmayacağını düşündüm; çünkü işin içine siyaset girdi.’’

‘‘Trump, sürecin ilk günlerinde beni ABD’ye davet etti, ancak konuyla ilgili çelişkili açıklamalarından ötürü bu davetin sadece kamuoyu sempatisi için olduğunu düşündüm. Trump’ın davetinden birkaç gün sonra Pompeo (ABD Dışişleri Bakanı) aradı; ona da Beyaz Saray’a ancak durumun çözülmesine katkı sağladıkları takdirde gidebileceğimi söyledim. Amerikan siyasetinde konuyla ilgili vicdani bir yöneliş olacak mı? Gidip gitmemem buna bağlı.’’

‘‘Cemal Bey’in en yakın arkadaşları Suudi Arabistan’da şu an içeride. Onlar için aldığı bir manevi sorumluluğu vardı. Arkadaşlarının yazamadıklarını yaptığını söylüyordu. Bundan dolayı çok da büyük bir yalnızlık yaşıyordu.’’

‘‘Cemal Bey’in duruşunu muhalif olarak değerlendirmek ne kadar doğru olur bilmiyorum. Ülkesinde bir değişim süreci yaşanıyor ve bu süreçte eleştirdiği ve doğru bulduğu bazı noktalar vardı. Bu süreçle beraber değişen yapıyı, endişe ve heyecanla takip ediyordu.’’

‘‘Türkiye’de hukuksal olarak çokeşliliğe izin vermeyen bir yapı olduğundan, yabancı bir kişinin evlenebilmesi için, evli olmadığını gösteren bir evraka ihtiyacı oluyor. Konsoloslukla alakalı birtakım sıkıntılar olabileceğinden bahsetti, bunları nasıl aşabileceğine dair düşünceleri olduğunu kaydetti. Gerçekten ben Cemal Bey’in, ABD’de böyle bir belgeyi istediğini bilmiyorum. Spekülasyonun çoğu bu yönde, bu evrakın kendilerine verilmediğini ve Türkiye’ye yönlendirildiğini söylüyorlar, ancak böyle olsaydı bana bunu mutlaka söylerdi.’’

‘‘Konsolosluğa gitmek istemiyordu tabii ki, çünkü yazıları ile ilgili bazen olumlu bazen olumsuz tepkiler alıyordu. Çok duygusal ve narin bir insan olduğu için, orada gerginlik çıkmasından rahatsızlık duyuyordu. Konsoloslukta beklemediği bazı olayların olmasından dolayı kaygı duyuyordu. Sorgu ya da baskı gibi birtakım olaylar yaşamak istemiyordu.’’

‘‘Bu kâğıdı yine dünyadaki herhangi bir Suudi Arabistan konsolosluğundan alması gerektiğini öğrenince Türkiye’deki yerel networkü iyi olduğu için ve Türkiye’nin güvenli bir ülke olması dolayısıyla alıkonulma ya da istenmeyen bir hadisenin başına gelmesi takdirinde bunun halledilebileceğini düşündü. Ona gerçekten neden korktuğunu soruyordum. Çünkü endişeleniyordu, yüzünden anlayabiliyordunuz. Türkiye’de uluslarası anlamda böyle bir olayın olmayacağını, Türkiye ve Suudi Arabistan arasında ilişkilerin iyi olduğunu düşünüyordu. ‘Gidelim’ diye konuştuk o gün de.’’

‘‘Konsolosluğa giderken gündelik hayata dair şeylerden konuştuk. İkinci kez konsolosluğa giderken hiç endişeli değildi. Aldığımız bazı beyaz eşyaları beğenmemişti, neden beğenmediğini anlatıyordu. Konsolosluk önünde hiç beklemedik. Prosedürü biliyorduk. Telefonları bana bıraktı. Ve o uzun bekleyiş başladı.’’

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus